RSS Feed for This Post

1915 olayları ve Yahudi lobisi

1915 olayları yine gündeme oturdu. Şimdiye kadar 1915 Ermeni tehciri konusunda Türk tezlerini destekleyen ABD’deki Yahudi Kuruluşu Anti-Defamation League (ADL-İftira va İnkarla Mücadele Birliği)’nin tutumunu değiştirerek, söz konusu soykırım iddialarını tanımaya karar vermesi ortalığı fena karıştırdı.

Her ne kadar ADL, ABD Temsilciler Meclisi’nde bekleyen 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını yansıtan tasarının geçmesine karşı olmayı sürdürdüğünü de bildirse de bu tavır değişikliği çok önem arzediyor.

Özellikle belirteyim, tarihe hamasetle bakmak gibi bir düşünceden kurtulalı epey zaman oldu. Bir sendikanın konu hakkında attığı slogandaki “Türk milleti asildir, soykırım yapmaz” gibi bir düşünceyişoven milliyetçilik olarak görürüm. Şoven milliyetçilik de en nefret ettiğim şeylerden birisi. Türkler de soykırım yapar, başka ırklar da. İnsandan sözediyoruz, hiçbir ırk ya da din müsebbibi “insan fıtratından” azade değil.
Bizim işimiz hamasetle değil, gerçekle ve bu bağlamda da hakkaniyetle olmalı.

1915’te ne olduğuna ilişkin olarak, geçen yıl ekim ayında, Fransa meclisinin “Ermeni soykırımının reddini suç sayan” yasa teklifini oylaması sıralarında bir yazı yazmıştım.

Önce oradaki düşüncelerime, güncelliği sebebi ile ve meseleye olan bakışımı özetlemesi açısından tekrar değinmek, sonrasında da ADL’nin duruş değişikliğine ilişkin birşeyler söylemek istiyorum.

1915′te ne oldu? Kısaca özetleyelim.

Osmanlı’nın sıkıntılarla dolu son yıllarında Ermeniler’in Osmanlı’ya karşı gönüllü kıt’alar oluşturdukları, çeteler kurarak köyleri basıp katliamlar yaptıkları, Osmanlı’nın bilfiil savaştıkları devletlerle işbirliğine gittikleri bir sır değil. Alev Alatlı “Hayır Diyebilmeli İnsan” da 1914′te Osmanlı’nın durumunu şöyle anlatır:

1914 Çanakkale’de İngiliz denizaltıları Osmanlı zırhlılarını torpillemeye koyulurlar, Irak cephesinde yine İngilizler Basra’yı işgal ederler, Sina-Filistin cephesinde savaş devam etmektedir. Kafkas cephesinde doksan bin asker donarak ölürken, Karadeniz’de Rus donanması Trabzon’u, Hopa’yı topa tutar. 1915′in 25 Nisan’ında müttefikler Çanakkale’ye asker çıkartır, 13 Nisan’ında Ermeni alayları destekli Rus orduları Van’a, Muş’a, Bitlis’e girerler.

İlk işlerinden birisi bölgeye bir Ermeni idare amiri atamaktır ki, varlık nedeni Amerikan Ermeni Gençlik Federasyonu’nun Daşnakların “en eşsiz yiğitliği” dediği 1894′ün “intikamını” almaktır. İzleyen katliamı betimlemeye kalem gitmez. Osmanlı yönetimi Azerileri hatırlatır bir tevazuuyla Ermeni Patriği’ne Müslüman kıyımına son verilmesi çağrısında bulunur, cevap gelmez.

Sonrasında 24 Nisan 1915′te ülkedeki Ermeni örgütleri kapatılır, yöneticileri tutuklanır; zaten bugün günümüzde “Ermeni Genocide” günü olarak anılıyor. Zaten var olan Ermeni isyanları ülkenin her yerine yayılmaya başlar. İttihat ve Terakki Hükümeti bu katliam ve arkadan vurmalara çareler arar ve yaklaşık bir ay sonra da meşhur “Muvakkat Kanunu” çıkartır

İki maddelik bu kanunun tam metni şöyle:

1) Vakt-i saferde ordu, kolordu ve fırka kumandanları ve bunların vekilleri ve müstakil mevki kumandanları ahali tarafından herhangi bir suretle evamir-i hükümete ve müdafaa-i memlekete ve muhafaza-i asayişe müteallik icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silahla tecavüz ve mukavemet görürlerse hemen kuvay-i askeriye ile en şiddetli surette tedibat yapmaya ve tecavüz ve mukavemeti esasından imha etmeye mezun ve mecburdurlar.

2) Ordu, kolordu ve fırka kumandanları icabat-ı askeriyeye mebni veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri karyeler ve kasabat ahalisini münferiden veya müctemian diğer mahallelere sevk ve iskan ettirebilirler.

Aslında kanun da “tehcir” kelimesi geçmediği gibi bir etnik grubun adı da geçmiyor. Ermeni Tehciri’nden önce Dahiliye Nazırı Talat Paşa’ya, Ermeniler’in savaşlarda askere alınarak cephe önlerine yerleştirilmesi teklif edilince, -ki bu birçok ülkede gözden çıkarılan etnik unsurlara yapılan bir şeydir- bu teklifi insanî bulmadığı için reddediyor ve mevcut şartların elverdiği nisbette tehcirin Ermenilere zarar vermeden yapılabilmesi için uğraşıyor.

Arşiv belgelerine göre göçmenlerin sevk, yerleştirme, geçim vb. ihtiyaçlarının karşılanması için tahsis edilen para, sadece 1915-1916 yılında 255 milyon kuruş gibi bir meblağ.

Alatlı’nın anlatımıyla cephede asker arpa yiyip, ordunun yegane ulaşım vasıtası katırlar açlıktan kolonlarını kemiriyorken, hükümetin nakledilen Ermenilerin can ve mal güvenliklerinin, iaşe, ibate ve güvenliklerinin sağlanmasına ilişkin emirlerinin çoğunlukla kağıt üstünde kalması da kaçınılmaz oluyor; kafileleri dönüp açlık vuruyor, dönüp yolların zor koşulları vuruyor, dönüp iklim şartları vuruyor, dönüp tifo, tifüs, çiçek vuruyor, dönüp Ermeni fedayilerinin yıllar yılı kan kusturduğu muhtelif aşiretler vuruyor..

Sonuç? Sonuç çok acı bir dram; ama BM’de tanımlandığı şekliyle bir soykırım değil.

Aynı konuda araştırmacı-yazar Mustafa Akyol’un “Ermeni Soykırımı’ Neden Soykırım Değildi?” başlıklı makalesi de çok önemli bilgiler içeriyor. Akyol yazısında Amerikalı tarihçi Günter Lewy’in ABD’de yayınlanan düşünce dergisi Commentary de 2005′in son ayında yayımladığı bir makalesinden hareketle Ermeni lobisinin “soykırım” tezlerinin yanlışlığını dile getiriyor.

Ermenilerin kayıpları hakkında çok çeşitli rakamlar var ama çok sayıda (kesin olmamakla birlikte sanırım bir milyona yakın) Ermeni maalesef bu tehcir sırasında yaşamını kaybediyor.

İttihatçılar bir karar alıyor ve bu faciaya sebep oluyorlar.

Durduk yere olmadı bu tehcir, ihanet var. Ermeni çetelerin buna sebep olmadaki rolleri küçümsenemez, birçok Türk köyünü basıp yaptıkları yürek dağlayan katliamlar halen anlatılır ve bunlar belgelerle de kanıtlanmıştır. Savaştığımız güçlerle işbirliğine gidip Doğu Anadolu’yu işgal etmeye kalkmaları sır değil açık bir gerçek. İki taraftan ehl-i insafın ittifak ettiği husus budur.

Tabii ki bunlar başarısız bir tehciri aklamaz ama çaresiz kalmış, büyük bir savaşta amansız düşmanlarla pençeleşen, parçalanmak üzere olan bir imparatorluktan söz ettiğimizi de unutmamak gerek.

Burada kilit nokta tehcirin amacı.

Amaç tehcir vasıtası ile bir etnik grubu yoketmek mi? Yoksa gerçekten bir tedbir almak ve halihazırda savaş halinde olan devleti korumaya çalışmak mı? Uluslararası soykırım tanımına göre birincisi soykırım, ikincisi değil. Kavgada burada zaten. Ermeniler birincisini yaptığımızı savunuyor. Ama buna dair bir kanıt yok. Hem tehcir kanunu hem de yollarda muhacirlere nasıl davranılması gerektiğine, iaşeye dair alınan önlemler yolunda gitmesi istenen bir tehcir düşünüldüğünü gösteriyor. Ama malum şartlardan dolayı işler yolunda gitmiyor.

Hulasa, benim düşüncem bu sürecin, yıkılmakta olan, dört yandan kuşatılmış bir devletin can havli manevrası olduğudur. Bu düşüncem tehcir kararını ya da sonuçlarını haklı göstermek değil, tarihte neyin niçin gerçekleştiğinin hakkaniyetli bir teslimini yapmaktır.

1915 olayları konusunda görüşlerim kısaca böyle.

ADL’nın duruş değişikliğine gelirsek.

Ermeni lobilerinin soykırım tezlerine karşı Yahudiler daima Türkiye’ye destek oldu. Bunun en önemli sebebi kuşkusuz soykırıma uğramış tek millet olma ve öyle kalma arzusu idi.

Belki başka sebepler de sayılabilir: Hiç gerçekçi olmasa da Osmanlı’ya İspanya yahudilerini kurtardığı için duyulan vefa duygusu gibi. Veya her taraftan sarıldığı ortadoğu coğrafyasında, laik cumhuriyetle yönetilmesi ve sekülerliliği sebebi ile İsrail’in iyi ilişkiler kurabileceği tek müslüman ülkenin Türkiye olması, vb gibi.

Ama hiçbirisi soykırıma uğramış tek millet olma ve öyle kalma arzusu kadar etkili değildir sanırım.

Peki ne oldu da ADL fikrini değiştirdi?

Bu değişikliği “Ermeni tezlerine ikna oldular” diye yorumlamak safdillik olur kanatindeyim. Bunu rahatlıkla İsrail’in yeni bir siyasi taktiği olarak görebiliriz.

Akıllara takılan bazı sorular var; Yeni Şafak’tan İ. Karagül “Ben açıklamayı uyarı olarak algıladım. Türkiye’nin Yahudi lobi kuruluşlarıyla ilişkisini iyi tutmaya çalıştığı bir dönemde, Jack Kamhi’ye Bakanlar Kurulu kararıyla “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” verildiği ve Çankaya’daki törene devletin zirvesinin eksiksiz katıldığı günlerde bu sürpriz çıkışın başka anlamları olmalı. Nasıl mı? Bana göre, bir şey isteniyor Türkiye’den. Çoğu zaman olduğu gibi.” demiş.

Ve bazı sorular sormuş. Bunları toparlayarak ve başka da ilaveler yaparak maddeleyelim:

Sorular çoğaltılabilir, verilecek muhtemel cevaplarda ise “evet”ler ağırlıkta olacaktır.

  • İran’la Türkiye arasındaki enerji ortaklıklarının iptali mi isteniyor?
  • Irak’ta ABD’nin durumunu düzeltecek bazı roller mi öneriliyor?
  • Bu değişiklikte, 1 Mart tezkeresinin reddinden sonra soğuyan, PKK sebebiyle de iyice gerilen ABD-Türkiye ilişkilerinin nasıl bir rolü var? Bu bir cezalandırma mı?
  • ABD’de yönetimde söz sahibi olan siyonizmle can ciğer kuzu sarması Neo-conların, CHP-MHP koalisyonu istedikleri sır değil. Acaba bunun gerçekleşmemesinin etkisi ile bir intikamla karışık ABD ve İsrail çıkarlarını destekleyici açılımlar için şantaj mı yapılıyor?
  • Türkiye’nin Ortadoğu ve yakın çevresiyle ilişkilerinin sorgulanması mı isteniyor?
  • Ya da Türkiye’ye giren Körfez/Arap sermayesine karşı bir şeyler mi tezgahlanacak?
  • Veya önümüzdeki günlerde yapılacak bir ihale için köşeye sıkıştırma operasyonu mu bu? Bu bir medya ihalesi olabilir mi? Türkiye’de yatırımlara girişen, özelleştirmelere giren Dubai merkezli bir grubun söz konusu ihalede önünün kapatılması, medya alanında kendi sermaye gruplarının önünün açılması çabası olabilir mi?

Ben bu yazıyı yazmaya niyetlendiğim sıralarda Türkiye’nin tepkileri üzerine ADL’nin “çevir kazı yanmasınvari” bir açıklaması oldu. Pek çok haber sitesi bunu “geri adım” olarak yorumladı ama ben böyle yorumlamadım; “soykırım” ifadesini geri aldıklarına dair birşey yok açıklamada, daha çok bir geçiştirme gibi.

Tarihimizle bir türlü hesaplaşamıyoruz, sorunlarımızı sürekli erteliyoruz. Yıllarca köşe bucak arşivleri kaçırdık olayları inkar ettik, tazminat ve toprak taleplerinden korktuk, çok sıkışınca “Cumhuriyetten önce oldu, bize ne?” dedik. Biz bunları yaparken Ermeni lobileri yüzlerce kitap, binlerce makale yayınladı. Devekuşu gibi kafamızı kuma gömdük, ilgilenmedik.

Sonra globalleşmeyle açıldık, anladık ki deniz bitti. Ama bu arada da biz ketumluğumuz ve vurdumduymazlığımız sebebi ile inandırıcılığımızı ve ciddiyetimizi kaybettik. Şimdi bu olumsuz yaftalarımızın yüküyle soykırım yapmadığımızı, 1915 olaylarının mukatele ve tehcir olduğunu ispatlamaya çalışıyoruz.

1915 olayları başımıza daha ne işler açacak bilmiyoruz. Önümüzdeki günlerde ADL’deki değişikliğin sebeplerini ve muhtemel sonuçlarını hep birlilkte göreceğiz.

Trackback URL

  1. 17 Yorum

  2. Yazan:MY Tarih: Ağu 25, 2007 | Reply

    öncelikle Bizden birseyler istendigi dogru, yoksa katliam ve soykirim karnesi çok kabarik olan baska ülkeler var, onlara bu baski uygulanmiyor.

    Bizim disislerimizin son 30-40 yilda çok az çalistigini, yeterince lobicilik ve propaganda yapmadigini düsünüyorum.

    Basit bir örnek vereyim, Fransa Chirac zamaninda Yeni Zellanda açiklarinda büyük bir nükleer deneme yapti ve çikan radyasyondan binlerce okyanusyali kanser oldu. Ama Türkiye’de yasayanlar bunu belki de hiç duymadi. Fransiz sarabi almaya devam!

    Neden? Fransa imajini korumak için yilda 1 milyar dolar (akillica) harciyor! Bunun için onbinlerce insan çalisiyor.

    Bizde LOBi kelimesi ilk defa Özal zamaninda duyuldu. Ama sanmiyorum ki basariyla uygulanmis olsun. Tabi siyaset disi kurumlarin abuk subuk açiklamalarla hükümetin elini zayiflattigi da bir gerçek, bunun aci sonuçlarini Kibris’ta yasadik.

    Gelelim Tarihle yüzlesmeye. Ilber Ortayli’nin hakli olarak yakindigi gibi ülkemizde ciddi bir tarih anlayisi yok. Karsilastirilmali tarih yok. TTK’nin propagandalari da ortaligi karistirmaktan baska bir ise yaramiyor. Bu da bizim ciddi olarak çalissalar bile tarihçilerimize saygi duyulMAmasina sebep oluyor.

    1915 olaylarinin niteligi ise gerçekten tartisilir, o kadar insani bugün bile can kaybi olmadan Suriye’ye veya Lübnan’a götürmek bir mesele. Bu emri verenler askerdi ve lojistik ne demek çok iyi biliyorlardi. (Tabi Sarikamis hariç!)

  3. Yazan:M. İkbal TUNA Tarih: Ağu 26, 2007 | Reply

    2 sene önce okuduğum dikkate değer bir yazıyıdı.

    http://zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=218647

    muhabbetle…

  4. Yazan:arif Tarih: Ağu 27, 2007 | Reply

    Suat bey, Türkiye vesayet zincirini kırdıkça,
    birbirinden bağsız gibi görünen pekçok kuşatma
    hamlesiyle boğuşmak zorunda kalacak. Zira son
    tahlilde bu vesayet sistemi, küresel güçlerce
    kontrol edilen bir manda sistemidir. Ben milletini, bayrağını, vatanını seven ve burada yaşama kararlılığına sahip herkesin birbirine
    ve milleti ile onun seçilmiş temsilcilerine
    saygı duymasını öneririm. Milletimize ve onun seçtiklerine karşı çirkin ve haksız, düşmanca yakıştırmaları kınıyorum. Türk milleti, çalışkandır, zekidir. Türkiye içten ve dıştan sıkıştırma ve tacizlere daha çok uğrayacak. yalana ve tahrike dayalı yayınlarla
    daha çok muhatap olacak. Medya psikolojik harp
    teknikleriyle milletin moral ve ahlak değerleri
    ile yönetenlerine olan güven duygusunu yıkmaya çalışacak. Sığınıp güveneceğimiz karanlıkta yol
    göstericimiz olan kutup yıldızlarına saygıda
    kusur etmemeliyiz. Muazzez dinimiz ve onun aziz
    peygamberi başta. Atatürk Kemalizmden vareste
    bir yol gösterici liderdir. -Sami Selçuk bugün
    Starda yazıyor öneririm- Milliyetçilik, Irkçılık hastalığına tutulmaz ise önemlidir.
    Kardeşlik ve dayanışma duygularıyla kenetlenmek
    zamanıdır. Türkiye potansiyel enerjisiyle tam
    bir dev. Bunun uyanışı birilerini rahatsız edecek ve düşmanca davranışlar kaçınılmaz. Ancak beş yıl önceyi göz önüne getirin. Bugün
    çok daha güçlü ve güvendeyiz.Bu saldırıların plancıları ise bugün yenik ve şaşkın bir durumda unutmayalım. 1915 te yaşananlar bizim ileri yürüyüşümüzü ipotek altına alamaz. Utanacak hiçbir suç bu millete haksızca yamanamaz.Elbette sureti haktan görünen bazı zayıf karekterli insanlar, kendi milletini suçlayıcı zayıflıkta olabilir. Bunlar gerçektende önemli değil. Eğer bağımsızlık yanlısı bir tavrı kararlılıkla sürdürebilirsek
    bu asılsız suç isndıyla bizi manüple etmek isteyen korkak güç, tavizler vermek zorunda kalacak. Biz haklı ve güçlü olduğumuzu bilmeliyiz. Bundan batı ile kanlı bıçaklı olmak anlaşılmasın. Başta AB ile, Rusya dahil tüm komşularla, İran ve Arap ülkeleriyle, Asyanın devleriyle daha çok işbirliği. Daha
    çok ticaret. daha çok özgürlükler ve insan hakları anlaşılmalı. Mandacı vesayet milletimizin tüm bu haklarınıda gasp etmiştir
    geçmişte. Çok şükürkü o günler geride kalıyor.
    Türkiye bağımsız ve güçlü olacak. Asyadaki kardeş milletlerle, müslüman ülkelerle ilişkile
    ri birilerini korkutsada gerçekleşecek. İstanbul ve İzmir nasıl mamur Türk ve müslüman kentleri ise Bakude, Buharada, Bişkekde, Magosada mamur kentler olacak. Her dinden her
    milletten insanlar rahatça ticaret ve ibadet yapacaklar. Rengarenk giysileri, örtülü ve açık
    güzelleri ile gelincik tarlası gibi olacak bu
    kentler. Bunca düşmanlık ve tuzak altında bunlar nasıl gerçekleşecek denirse. Tuzakları
    bozan bir tuzak kurucu yeter deriz. Ermeni
    kardeşlerimizede naçiz tavsiye latin barbarlığı
    na karşı, yine Diojen değil Alpaslan saflarını
    seçmeleri. O zaman sınırlarda açılır, havaalnıda Tiflis gibi olur, hızlı trende döşenir. Malum 1071 Malazgirtde Ermeniler
    Diojene karşı Alpaslanın yanında yer almıştı.
    Hasılı bugün bu pisliğin ısıtılmasında, Türkiye
    nin bağımsızlaşmasını engelleme gayreti yatıyor. Kendimize güvenmeli ve çalışmalıyız.

  5. Yazan:Alper Akalın Tarih: Ağu 27, 2007 | Reply

    Olayın kompetanı olmamakla beraber, çok basitçe bakmak istiyorum sonuçlara…

    Eğer 1915 öncesi ermeni nufusu 1.5 milyonken, tehcir sonrası bu rakam 50.000’i bile bulmuyorsa

    Rumeli ve iç anadoludaki ermeniler bile, tehcire katılmışssa

    BM ne derse desin, her vicdan sahibi bunun katliam olduğunu idrak edebilmeli. Dram kelimesi az kalır…

    Aynı şey bizim başımıza gelseydi şayet, ADL’yi soykırımı tanıması için ermenilerin şimdiki yaptığından daha fazla lobi yapardık diye düşünüyorum….

  6. Yazan:Haydar Tarih: Eyl 1, 2007 | Reply

    Radikal Gazetesinden bir -ALINTI-
    ——————————————-
    Yusuf Halaçoğlu’na açık mektup

    Ölümden zor ‘dönen’ kişilerin listesini, meşakkatli araştırmalarla elde etmiş olmalısınız; araştırmayı ‘niye’ yaptınız diye sormayacağım, ama yetkin araştırmacılığınızdan ben ve benim gibi belge fakiri tarihçiler de faydalanmak isteriz. Aşağıdaki sorulara ‘belge’lerle yanıt vermenizi isteyebilir miyiz?
    01/09/2007

    LEVENT YILMAZ

    Sayın Halaçoğlu,
    Tarihçinin belgesiz konuşmayacağını, gerçekleri ortaya çıkarmak için belgelerin şart olduğunu söylediniz. Ranke’nin ruhu şad olsun. Ayrıca, 1915’teki tehcir sırasında hayatta kalma mücadelesi veren Ermenilerin kendilerini Alevi Kürt olarak tanıttıklarını ve bu ‘dönme’lerin listesinin de elinizde olduğunu da eklediniz. Ölümden zor ‘dönen’ bu kişilerin listesini, meşakkatli bir araştırmacılık sonucu elde etmiş olmalısınız. Bu araştırmayı ‘niye’ yaptınız diye sormayacağım, ancak yetkin araştırmacılığınızdan ben ve benim gibi belge fakiri diğer tarihçiler de faydalanmak isteriz. Dolayısıyla aşağıdaki sorulara ‘belge’leriyle yanıt vermenizi isteyebilir miyiz?
    1) 14 Mayıs 1331 (1915) tarihli “Vakt-ı Seferde İcraat-ı Hükûmete Karşı Gelenler İçin Cihet-i Askeriyece İttihaz Olunacak Tedabir Hakkında Kanun-u Muvakkat” kim için çıkarılmıştır ve hangi illere uygulanmıştır? Murat Bardakçı’nın yayınlamış olduğu Talat Paşa’nın defterleri sahte midir?
    2) 13 Eylül 1331 (1915) tarihli ‘Ahar Mahallere Nakledilen Eşhasın Emval ve Düyûn ve Matlûbat-ı Metrûkesi Hakkında Kanun-u Muvakkat’ nedir?
    3) Bu Kanun, 18 Zilkade 1333-14 Eylül 1331 tarih ve 2303 sayılı Takvim-i Vakayi’de yayımlanmış mıdır?
    4) Bu kanun gereğince, tehcir edilenlerin malları, alacakları ve borçları, bu iş için kurulacak komisyonların her şahıs için ayrı ayrı düzenleyecekleri mazbatalardan yola çıkılarak mahkemelerce tasfiye edilmiş midir? Bu ‘tasfiye’ ne demektir?
    5) ‘Ahar Mahallere Nakledilen Eşhasın Emval ve Düyûn ve Matlûbat-ı Metrûkesine Mütedair 17 Zilkade 1333 Tarihli Kanun-u Muvakkatın Suret-i İcraiyesi Hakkında Nizamname’ye göre kaç tasfiye
    komisyonu kurulmuştur?
    6) Nizamnamenin 1. maddesine göre ilgili kişilerin taşınmaz mallarının cetvelini ‘Defter-i Hakanî’ kayıtlarından çıkaracak heyet, mahallin en büyük mülkiye memuru tarafından, en büyük maliye memurunun başkanlığında, vergi, tapu ve nüfus idarelerinden ve varsa vakıflar idaresinden alınacak birer memurdan mı oluşturulur?
    7) Tasfiye komisyonuları Dâhiliye ve Adliye nezaretlerinin birlikte tayin ve ilân edecekleri her yerde kurulmuş mudur?
    Bu yerler nereleridir?
    8) 13 Eylül 1331 (1915) tarihli Kanunun 3’üncü maddesine göre tehcir edilen Ermenilerin paraları, terkedilmiş malları, mevduatı ve alacakları, komisyon başkanı veya vekili tarafından mı belirlenir? Sonra ne yapılır? Paralar, sahipleri adına emanet olarak mal sandıklarına mı yatırılır?
    9) Aynı Kanunun 4’üncü maddesi gereğince terkedilmiş mallar üzerinde hak iddia edenler, yani Tehcir’e tabi tutulmuş Ermeniler, kanunun yürürlük tarihinden (14 Eylül 1331) itibaren iki (2) ay ve yabancı ülkedekiler ise dört (4) ay içinde komisyonlara asaleten veya vekâleten müracaat mı edeceklerdir? Ve her çeşit tebligat için komisyonun olduğu
    yerde ikametgâh adresi göstermeğe mecbur mudurlar?
    10) Tehcir edilen Ermenilerin bankalarda mevcut mevduatlarına haciz konmuş mudur? Bu mevduatın miktarı nedir?
    11) Osmanlı Hükûmeti niye 08.01.1336 (1920) tarihinde “Ahar Mahallere Nakledilmiş Olan Eşhasın 17 Zilkade 1333 Tarihli Kararname Mucibince Tasfiyeye Tabi Tutulan Emvali Hakkında Kararname”yi yürürlüğe koymuştur? Kararnameye göre Vakıflar Hazinesi ve Maliye Hazinesi adına tescil edilen taşınmaz mallar iade edilecek ve eski sahipleri adına tescil edilecek midir? Bu söylenenler yerine getirilmiş midir? Bu kararname, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 14 Eylül 1338 tarih ve 284 sayılı Genel Kurul kararıyla niye reddedilmiştir?
    12) Anayasa Mahkemesi’nin 31.07.1963 tarih ve 11468 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 22.04.1963 tarihli ve E.1963/4, K.1963/94 sayılı kararında şöyle bir madde var mıdır: “06 Ağustos 1340 (1924) tarihinde malının başında bulunmayanlar, bu tarihten sonra Türkiye’ye dönseler de, malları Hazine’ye intikal etmiş olduğundan kendilerine geri verilmez.” Bu Hazine’ye intikal etmiş malların bedeli nedir?
    Satılmış olabilirler mi? Kimlere?
    13) Tehcir edilen Ermenilerin malları, alacakları ve borçlarının sağlıklı bir şekilde izlenmesi amacıyla emval-i metrûke mevzuatına göre defterler tutulmuş mudur? 28.10.1331 (1915) tarihli nizamnamenin 19’uncu maddesi ile iki ayrı defter tutulması öngörülmüş müdür? Bu defterlerden birisi, borç ve alacakların kaydedildiği defter, diğeri de metrûk malların cari hesaplarının tutulduğu defter midir?
    14) Aşağıdaki telgrafta belirtilen illerdeki Tasfiye Komisyonları’nın tuttuğu bu DEFTERLER, NEREDEDİR?
    15) Son sorumuz: Dahiliye Nazırı Talat Paşa böyle bir telgraf çekmiş midir? Bu telgraf ne anlama gelmektedir?
    DH. ŞFR, 59/239
    Bâb-ı Âlî
    Dâhiliye Nezâreti
    İskân-ı Aşâyir ve Muhâcirîn Müdîriyeti
    Umûm : 813
    Şifre
    Erzurum, Adana, Ankara, Bitlis, Haleb, Hüdâvendigâr, Diyârbekir, Sivas, Trabzon, Ma’mûretülazîz, Konya, Edirne Vilâyetleriyle Urfa, İzmit, Canik, Karesi, Kayseri, Karahisâr-ı Sâhib, Eskişehir, Niğde, Kütahya, Mar’aş Mutasarrıflıklarına ve Tekfurdağı, Adana, Cebel-i Bereket, Kozan, Yozgat, Ankara, Erzurum, Bitlis, Haleb, Mar’aş, Antakya, Hüdâvendigâr, Gemlik, Bilecik, Diyârbekir, Sivas, Merzifon, Tokad, Samsun, Ordu, Trabzon, Konya, Ma’mûretülazîz, İzmit, Adapazarı, Eskişehir, Sivrihisâr, Kayseri, Develü, Niğde, Karahisâr-ı Sâhib, Urfa Tasfiye Komisyonları Riyâsetine
    Ermenilerden metrûk emvâl-i menkûlenin tûl müddet muhâfazasıyla ziyâ’dan vikâyesi ve memleketimizde İslâm mü’esseselerinin teksîri zımnında müslümanlardan mürekkeb olmak üzere şirketler teşkîliyle emvâl-i menkûlenin şerâ’it-i münâsebe ile kendilerine i’tâsı şirketlerin te’mîn-i bekâsı içün şirket mü’essis ve hey’et-i idâresiyle mümessillerinin erbâb-ı nâmus ve iktidârdan intihâbına dikkat olunması hisse senedâtına esnâf ü zürrâ’dan iştirâk ettirilebilmek içün senedlerin yarım veya bir liralık olmak üzere ihrâcı sermâyenin ecnebi ellere düşmemesi içün nâma muharrer olması ve buna makîs şerâ’it-i sâ’irenin ittihâzıyla İslâm ahâli beyninde de hayat-ı ticâretin inkişâfına ihtimâm ve bu bâbdaki teşebbüsât ve netâyic-i icrâ’ât ve mu’âmelâtdan peyder pey nezârete de ma’lûmât i’tâ buyurulması.
    Fî 24 Kânûn-ı Evvel, sene [1]331
    Dâhiliye Nâzır
    İmza

    Doç. Dr. Levent Yılmaz: İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi
    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=231599&tarih=01/09/2007

  7. Yazan:ljl Tarih: Eyl 1, 2007 | Reply

    Son soru için:
    Halil İnalcık bu telgrafın sahte ve uydurma olduğunu söylüyor. Şu anda referans veremiyorum. Netten İnalcık’ın görüşlerini bulabilirsiniz.

  8. Yazan:ljl Tarih: Eyl 1, 2007 | Reply

    Yoruma ek: Yanıltmış olmayayım. Bu telgraf olduğundan emin değilim. Benim de bakmam lazım.

  9. Yazan:Ece Tarih: Eyl 11, 2007 | Reply

    Ben Ermeni Meselesini en çok kaşıyan ülkenin Fransa olmasına ve pişkinliklerine kızıyorum..
    Kendileri, Cezayir de yaptıkları düpedüz SOYKIRIM olan, katliamlarla bir yüzleşsinler, ondan sonra bizi kınasınlar..

    ***

    Bizim ülke olarak, Ermenistan ile ilişkilerimizi geliştirmemizin, Diasporaya rağmen faydalı olacağı muhakkak..
    Umarım hükümet bu konuda, basiretli ve akıllı bir politika geliştirmeyi başarır..

  10. Yazan:murat gerdiren Tarih: Eki 24, 2007 | Reply

    1915 olaylarına ister tehcir deyin, ister katliam, ister mukatele, ister soykırım. sonuç değişmez; 1 milyona yakın kayıp ve anadolu’nun otokton halklarından birinin anayurtlarından tamamen temizlenmesi.
    tehcir ve ölümlerin nedenini de ermeni çetelerine bağlayarak ittihatçıları aklama çabaları, en az onların yarattıkları vahşet kadar trajik. sonuçta yüzbinlerce vahşice öldürülmüş masum kadın, çocuk ve yaşlılardan da bahsediyoruz.
    olayların gelişimini 1. dünya savaşı çerçevesinden görmek de çarpıtmanın bir başka boyutu. keza sorun 1860’lardan itibaren başlamaktadır. abdulhamid’in hamidiye alaylarının katliamlarıyla gayrimüslimlerde alabildiğince huzursuzluk vardı. sorunun temelinde o dönemde osmanlı’nın hızla parçalanma paranoyasıyla parçalanabilecek her unsuru şiddetle bertaraf etme yöntemiydi. karşılıklı gerilimler, isyanlar, katliamlar durumu 1915’e getirdi. çoğunluğu hiç bir suç işlememiş işinde gücünde evinde olan çoluk çocuk, yaşlı ve kadınlar, manüpile edilmiş çapulcular ve paramiliterler tarafından histerik bir biçimde katledildi.
    hiç bir mantık bu kadar büyük ölçüde bir katliamı rasyonalize edemez.
    biz vicdanlı insanlara düşen,”onlar da katliamlar yapmış, önce kendilerine baksınlar” gibi çocukça savunmalar yerine bu tip olayları dünyanın neresinde olursa olsun lanetlemek, bu olayların mimarlarının isimlerini bulvar, okul vs. gibi yere verenlerle aynı köhne kafada olmamak, bu katliamlar yapılırken çoluk çocuk ve kadınları saklayarak insanlık örneği gösteren dedelere layık torunlar olabilmektir.

  11. Yazan:murat gerdiren Tarih: Eki 25, 2007 | Reply

    ayrıca bu konuda konuşan insanların ezici çoğunluğunun muzdarip olduğu bir hastalık var: CAHİLLİK!
    bu konudaki bilgisini gazete manşetlerinden ve televizyonlardaki açık oturumlardan oluşturmuş insanlar herşeyi hatmetmişcesine konuşuyor da konuşuyor.
    garip bir mağduriyet hissiyle sürekli bizim lobimizin olmayışı ve hatta -anlamı bilinmeden- diasporamızın olmayışının bizi bu durumlara düşürdüğünden dert yanılıyor.
    efendiler, koskoca anadolu’da yaşayan 3 milyona yakın ermeniden günümüze 60 bin ermeni kalmıştır. sadece tehcir olduğunu varsayalım. geri dönmelerine izin verilmemiş, malları, taşınmazları ganimet gibi kapışılmış ve yerli ağa babalar oluşturulmuştur. o yılların tapu kayıtları hala açığa çıkarılmamaktadır.
    şimdi bu durumda dünya miletlerini aptal yerine koymanın lüzumu yok. bu gerçekler ortadayken “biz onları kırmadık asıl onlar bizi kırdı” gibi söylemlerle kendimizi gülünç duruma düşürmeyelim.
    gayet açıktır ki dönemin türk, kürt, çerkez halkları da kandırılmış ve gayrimüslimlere karşı kışkırtılmışlardır. aynı şekilde onlar da müslüman halka kışkırtılmıştır. karşılıklı öldürme vakaları olmuştur. ama ermenilerin büyük bölümünün topraklarından sürülmesi ve neredeyse sürülenlerin de yarısının da ölümü olayın merkezi trajedisidir. diğer acılı olayları bahane ederek bunu görmezden gelmek aklıselim insana yakışmaz.
    bunu bir türk olarak söylüyorum.

  12. Yazan:fuatogl Tarih: Eki 25, 2007 | Reply

    “biz onları kırmadık asıl onlar bizi kırdı” gibi söylemlerle kendimizi gülünç duruma düşürmeyelim.

    Doğru diyorsunus Murat bey. Bu şekilde bir söylem, tehdit edilen ermeniler, ölen gazeteciler,fişlemeler, gizli-açık açık ayrımcılıklar, tehdit edilen üniversiteler herkes bunları görüyor. Üstelik diğer ülkelere şöyle yaparız böyle yaparız şeklinde tehditler savuruyoruz. Kim inanır? İnandıramıyoruz da nitekim. Politikacıları bilmeme ama sıradan insanlar samimi olarak soykırım olduğuna inanıyor. Soykırım yapılmıştır densin, doğrusu budur da demiyorum ama seçtiğimiz yol pek zekice değil ve durumu olduğundan daha berbat bir duruma sokuyor. Tamamen suçlu piskolojisi ile davranıyoruz.

  13. Yazan:murat gerdiren Tarih: Eki 28, 2007 | Reply

    haklısınız, hiç zekice bir yol izlenmiyor ve battıkça batıyoruz. çünkü konu tabu olduğundan kendi içimizde bile tartışamıyoruz. tarafsızca tartışmaya yeltenen de hemen “vatan haini” olarak damgalanıyor. bu konu türkiye’nin bir başka çatlağı ve bu çatlak ne yazık ki büyüyecek. eninde sonunda gerçekleri konuşur hale geleceğiz ve bu konuda yıllarca inkar politikası izlemiş olmamız hep yüzümüze vurulacak. oysa gerçekleri adam gibi tartışsak görülecek ki ne türkiye’ye ne bugün yaşayan insanlara zarar verecek hiç bir durum yok.
    olayı deştikçe görülecektir ki işin içinde o kadar çok kişi, kurum, örgüt, devlet vs. vardır ki şu an sadece vebali türk’lerle özdeşleştirilmiş olan bir utancın birçok sahibini görüp türkiye olarak şimdikinden daha rahat olacağız. en azından içten bir üzüntü duyduğumuzu söyleyerek başlayabilsek gerisi gelecek.

  14. Yazan:anıl Tarih: Kas 15, 2007 | Reply

    teşekkürler gerçekten çok yardımcı oldunuz ellerinize sağlık size kolay gelsin

  15. Yazan:bekir günay Tarih: Eki 19, 2010 | Reply

    ermeni meselesi hiçbir zaman çözülmeyecek yoksa bizim gibi tarihçiler aç kalır neyi anlatacağız neyi tartışacağız

  16. Yazan:Mustafa Akbaş Tarih: Eki 19, 2010 | Reply

    Fransa Ermeni meselesi oldumu ötmesini cok iyi bilir.Daha gecenlerede gercek yüzlerini Romanlara karsi yaptiklari insanlik disi uygulamarla ile gösterdiler.

  17. Yazan:tipsizromeo Tarih: Eki 21, 2010 | Reply

    bu makalelere hiç gerek yok aslında sadece banu avarın fransada ermeni soykırımıyla ilgili videosunu izlerseniz bütün çıplaklığıyla
    görüceksinizdir bu devirde herkez çifte standar yapıyor ama kahretsinki biz TÜRKler yapamıyoruz savaşta bile düşmana yardım ediyoruz

  18. Yazan:Hülya Tarih: Nis 22, 2011 | Reply

    Bizler geçmişimize baktığımızda ermeni ve türkler içiçe yaşadığımızı kız alıp vermiş olduğumuzu ve akraba olarak ve kültürel olarak kaynaşmış olduğumuzu görürüz ben insanın üst kimliğinin insan olduğuna inanan biri olarak etnik kimliklerle ve farklı kültürlerle savaşmanın yanlış olduğunu söyleyebilirim Ermeniler ve Türkler birbirine benzeyen iki asil kültüre ait insan grubudur tarih bilgim zayıf ancak ben geçmişe sadece gelecekte hata yapmamak için bakarım takdir edersinizki geçmişle yaşanmaz gelecekte barış ve mutluluk içinde nasıl yaşayabilirizin hesabını yapmalıyız ak koyun ak bacağından kara koyun kara bacağından asılır .insanlar kendi menfaatleri uğruna tarihi geçmişi varsayımlarla yargılamamalıdırlar.Bugün varsa bir sorun çözelim benim soyağacıma baktığımda çok güzel ermeni annelerimiz bulunmaktadır tabiiki Türk kızlarındanda Ermeni anneleri mevcuttur lütfen birazda ortak paydalara bakalım biz Türkiye olarak bu tür tartışmalardan bıktık

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin