<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>&#8220;Dinlerin evrimi&#8221; mi &#8220;Evrimin dini&#8221; mi? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 20:13:59 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-38453</link>
		<dc:creator>Güzellik Matkabı Zekâ Duvarını Deler mi? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 12:42:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-38453</guid>
		<description>[...]  &#8220;Dinlerin evrimi&#8221; mi &#8220;Evrimin dini&#8221; mi? (T.Suat Demren) [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...]  &#8220;Dinlerin evrimi&#8221; mi &#8220;Evrimin dini&#8221; mi? (T.Suat Demren) [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ramazan TOPTAŞ tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-38351</link>
		<dc:creator>Ramazan TOPTAŞ</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 16:56:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-38351</guid>
		<description>1. SORU	:	Var olan her şeyi kim yarattı?
    CEVAP	:	Var olan her şeyi yaratan bir yaratıcının olması ve bu yaratıcının 3 ana özelliğinin olması gerekir.
			a.	Zaman kavramından bağımsız olması gerekir. Çünkü bizim yaratılabilmemiz için yaratıcının zaman kavramından bizim gibi etkisi altında olmaması gerekir. Yani bizim zaman kavramımıza göre geçmiş ve gelecek zamanların tümünde var olması gerekir. 
KAMER
49 – Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle, bir ölçü ile yarattık. [25,2; 87,1-3]
			b.	Var olan her şeyi yaratabilme gücüne sahip olması gerekir. 
			c.	Neden sonuç ilişkisi olmayan tek ve ilk varlık olması gerekir. Yani varlığının bir nedene dayanmaması gerekir.

2.SORU	:	Yaratma işini nasıl yaptı ve bunu neden bu şekilde yaptı?
    CEVAP	:	Her türlü maddeyi yarattı ve bunlara kudretini kullanarak özellikler verdi. Atom sayıları, elektron sayıları,  katı-sıvı-gaz özellikleri ve bu özelliklere geçiş koşulları ile matematik kanunları gibi birçok bilimsel veriyi ALLAH yaratmıştır. Bilim insanları da bunları keşifler sonucunda bulmakta ve bunların hiçbir zaman sabit koşullar altında değişmediğini görmektedirler.  Yani ALLAH, ın koymuş olduğu kurallar hiçbir zaman değişmemektedir.   

FETİH SURESİ 
23 – Allah’ın öteden beri câri olan kanunu budur. Ve sen Allah’ın nizamında hiçbir değişiklik bulamazsın.
	
	Bu maddelerin birbirleri ile etkileşimler sonucunda var olan her şey yaratılmıştır.
Bu yaratılma işlemini insanın ve hayvanlarda bulunan kromozom şifresi gibi kâinatın da bir şifresinin olduğu ve bir plan çerçevesince fizik, kimya, matematik vb. kurallar içerisinde bulunan olasılık hesapları dâhil bilinen ve bilinmeyen Âdem atamızın bir bölümünü söylediği cisimlerin ve eşyaların isimleri (özellikleri) içinde her türden varlığın yaratıldığı kanaatindeyim. Bu yaratılma bize tesadüf gibi gelmekte ancak unutmamak gerekir ki tesadüflerin yaratıcısı da ALLAH tır. 

ENFAL SURESİ 
42 – Hani Bedir savaşı günü ey Müslümanlar, Siz vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak tarafında idiler! Kervan ise sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi.Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız.Fakat Allah, takdir ettiği bir işi yerine getirmek için, sizi böyle buluşturdu ki helâk olan, bir delile göre helâk olsun, yaşayan da bir delile göre yaşasın.Çünkü Allah her şeyi hakkıyla işitir ve bilir. [6,122]

Bu yaratma işlemi aynı bir çocuğun gelişimi gibi zaman içerisinde değişim-gelişim süreci içinde gelişmiştir. Bunu sağlamak içinde ALLAH yarattığı her türden varlığın doğumunu ve ölümünü yaratmıştır. 
	
	Bu ayette açıkça gelişim ve değişimin rahimlerde gerçekleştirildiğinin bir kanıtıdır. Adem ve İsa Peygamberimiz ve Hava anamızın yaratılması da bu şekilde rahimlerde yapılan değişiklik şeklinde oluşturulmuştur.  Aynı şekilde günümüzde de hamile kalan her türden anneler değişik veya farklı canlılar dünyaya getirmektedirler. Geçtiğimiz günlerde bir koyunun bir yerinden hücre alınarak kopya oluşturulması aynı İsa peygamberimizin babasız anne karnına konması gibidir. Kopyalanan koyunun babası yoktur. İsa Peygamberinde babası yoktur.  Adem peygamberinde babası yoktur ve bu kuran-ı Kerim’de açıklanmıştır.               
ENBİYA
30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?
RA’D SURESİ 
8 – İşte O Allah’tır ki her bir dişinin neye gebe olduğunu, karnında ne taşıdığını, ve rahimlerin neleri eksik bırakıp, artırdığını bilir. Doğrusu O’nun katında her şey bir ölçü iledir. [23,13-14; 39,6; 53,32]
A'LA
2-3 – O seni yaratıp, mükemmel yaratılış vereni!O her canlıyı bir ölçüye göre yapıp hayatının devamını, sağlayacak yolları göstereni!
SECDE
7 – Yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yapıp insanı ilkin çamurdan yarattı.

	Bu Kuran-ı Kerimim 1400 yıl öncesinden haber verdiği bir mucizedir. Bu olayda Kuranda İlkin yaratığımız gibi sizi tekrar yaratacağız ve bize döndürüleceksiniz denilmektedir bu olay aynı zamanda tekrar yaratılışın nasıl olacağına dair bir işaret bir örnektir ve Kuran-ı Kerimden gelen bir mucizedir. Kuran-ı Kerimde bu durum peygamberimize açıklanmış ve Kuran-ı Kerim’in bir mucize olduğu belirtilmiştir. Yalnız buraya bir ekleme yapmak istiyorum. Yeniden yaradılış neden sonuç ilişkisine dayandırılarak gelişim ve değişim içinde olmayacaktır. Çünkü bunun iki nedeni var. Birincisi ALLAH Sizi tekrar yaratmam daha kolay olacak diye Kuran’da ayet vardır. İkinci neden ise artık insanlar teste tabi tutulmuş ve sınav sonuçlanmış olduğundan, ALLAH yeniden yaratma işini yaparken nedensellik ilkesinin arkasına neden saklansın gerek yok, o nedenle yaratma işlemi alenen olacaktır. Yani ruhumuz et ve kemikle kaplayarak tekrar yaratılacağız.   

	Eğer bu şekilde olmasaydı bütün insanların özellikleri aynı olurdu zekâ seviyeleri renkleri boyları zevkleri yetenekleri aynı olması gerekirdi zira hayvanlarda da aynı olması gerekirdi. Demek ki  değişim ve gelişimi bu şekilde yaratmak için Allah böyle yapmıştır. Değişim ve gelişim neden-sonuç ilişkisinin bir sonucudur. Neden sonuç ilişkisi bizi Allah’ın varlığına bağlar. Allah’ta yarattıklarını böyle kendisine bağlayarak yaratığı her varlığın kendisine dönüşünü bu şekilde sağlayacaktır. Ölümü ve doğumu bu nedenle yaratmıştır. 

VAKIA

58-59 – Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?
60-61 – Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.
62 – Siz ilk yaratmayı pek iyi biliyorsunuz, artık düşünüp ibret almanız gerekmez mi? [30,27; 19,67; 36,77-79; 75,36-40]
63-64 – Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?
65 – Eğer isteseydik onu kuru çöp haline getirirdik, siz de şaşıp kalır, pişman olurdunuz:

	Eğer doğumu yaratıp ta ölümü yaratmasaydı yaratmış olduğu hiçbir varlık kendisine dönmeyecekti.  Bizler Âdem atamızı ve ondan önceki canlı varlıkları da görebilecektik ve şöyle diyecektik bizi yaratan anne ve babalarımızdır. Zaten bizim için ölüm yoktur bile diyemeyecektik çünkü ölüm nedir bilmeyecektik. Böyle bir dünya bizim için asıl dünya olacaktı yani şu anda inandığımız öbür dünya bizim için asıl dünya olacaktı ve bu düşüncelerimizde haklıda olacaktık. Bir düşünün doğuyorsunuz ve yaşıyorsunuz ölüm nasıl olur düşünemiyorsunuz bile. Böyle bir dünya da yaşarken Allah’ın varlığına ihtiyaç duyar mıydık? Böyle bir dünya da ölüm olmadığına göre ölümü oluşturan nedenlerde olmayacağından herhalde hayatımız çizgi film kahramanlarının hayatı gibi olurdu. Yani yaşantımızda neden sonuç ilişkisi olmazdı. Böyle bir dünyada Bizlerde bir şeyi yaparken yaptığımız şeyleri neden sonuç ilişkisine bağlayamaz aynı çizgi film kahramanlarının yaptığı gibi çizerdik onlarda biz gibi neden sonuç ilişkisi olmadan yaşamaya başlarlardı. Beklide onlarda aynı şekilde bir şeyler yaparak herkes kendi dünyasını oluştururdu ki o zamanda bak ben yaratabiliyorum diyebilirlerdi. Her yaratılan bunu söylerdi. Böyle bir dünyanın zaman kavramı nasıl olurdu bunu düşünemiyorum bile Artık siz düşünün ne kadar karışık bir durum olduğunu 
CASİYE SURESİ
24 – Âhireti inkâr eden kâfirler bir de şöyle dediler: “Hayat, sadece bu dünyada yaşadığımız hayattan ibarettir: Ölürüz, yaşarız. Bizi yalnız zamanın akışı helâk eder.”Aslında, buna dair hiçbir kesin bilgileri yoktur, onlar sadece zanlarıyla böyle söylüyorlar.
	
	İşte Allah bütün yaratılan varlıkların varlık nedenlerini kendisine dayandırabilmeleri ve kendisini görmeden inanmaları için böyle neden sonuç ilişkisi içinde ölümü, değişim ve gelişimi sağlamak için yaratmıştır. 

	Gelişim ve değişim günümüz koşullarında insanlar tarafından hızlandırılmıştır. Günümüzde buna genetik bilimi denmektedir. Bu bilim dalı doğanın milyarlarca yılda yaptığını çok kısa sürelerde yapmaktadır. Bu işlemi insanların yapması sonucu değiştirmemektedir. Neden-sonuç ilişkisi içerisinde bu değişimi yine ALLAH yapmaktadır. Çünkü biz bu işleri yaparken Allah’ın koymuş olduğu matematik, fizik, kimya vb. kuralları dışına çıkmadan yapmaktayız. Zaten bu kuralların dışına çıkmamızda mümkün değildir. 

	Kominizim döneminde yıllarca gelişim ve değişimin doğa tarafından yapıldığı ispatlanmaya çalışılmış ve başarılı olunamamıştır. Aslında bu işlemi doğa yapmaktadır ancak neden sonuç ilişkisi içerisinde uzun yıllarda yapmaktadır. Bu durumu köminizmin ileri gelen siyasi ve bilim adamları hemen istemişlerdir. Çünkü bu şahıslar ölümlü olduklarından kendi yaşantıları içerisinde bu durumu görmek istemişlerdir. Ama Koministleride yaratan ALLAH’ ın bu şekilde bir zaman sorunu yoktur. Zaten bizim içinde bulunduğumuz zamanı yaratanda kendisidir. 
	Kominisler belki şöyle deneselerdi olurdu Sibirya ovasına en yakın olan tarlaların buğday tohumlarından alınarak kuzeye doğru yavaş yavaş çıkılarak yapılsaydı olabilirdi. Aynı Anadolu insanının koyun neslini geliştirmek için en iyi erkek tokluyu seçerek damızlık yapmaları gibi, bu işlemi asırlardır doğada yaşayan hayvanlarda yapmaktadırlar. Bu günlerde insanlarda siperm bankası kurarak yapmaya başlamışlardır ve bu durum gitgide yaygınlaşacaktır. 

	Komünistler bunu hemen istemişler ancak bu amaçlarına ulaşamamışlardır. Bu amaçla buğday tohumları soğuk suda bekletilerek Sibirya ovalarına ekilmiş ve bütün tohumlar yıllarca telef olmuş sonunda Amerika devletinden getirilmiş olan melezleme tekniği ile üretilmiş buğday tohumu ekilerek başarılı olunmuştur. İşte bu melezlenmiş buğday tohumun darwin’ in yaptığı değişim ve gelişim teorisine bir örnek teşkil etmektedir. Ama kominisler bunun farkına varamamışlardır. Boş yere insanların ölümlerine sebep olmuşlardır. Amerikalıların yaptığı neden-sonuç ilişkisi kurularak yapılmıştır. Allahın doğa kanunlarına uygundur. Fakat Rusların yaptığı neden-sonuç ilişkisi dışındadır. Bu yüzden Ruslar başarısız olmuşlardır.  

MÜLK
2 – Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O azîzdir, gafurdur (üstün kudret sahibidir, affı ve mağfireti boldur). [2,28; 18,7]

İNFİTAR
7 – O değil mi seni yaratan, bütün vücud sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren,
8 – Ve seni dilediği bir surette terkib eden?

	İşte bu durum neden sonuç ilişkisini doğurmuştur. Buda ALLAH’IN neden sonuç ilişkisi olmadan hiç bir şey yaratmadığını göstermektedir. Peygamberlere verilen mucizeler istisnai durum oluşturmaktadır. Bunu da ALLAH kitaplarında açıklamıştır.  Peygamberler mucizeleri yaparken özellikle ALLAH’IN izniyle olduğunu üzerine basa basa vurgulamışlardır. Çünkü mucizeler neden sonuç ilişkisi ile açıklanamazlar. Açıklandıklarında mucize olmaktan çıkarlar ve tesadüf olurlar. Eğer yaratılışımız neden-sonuç ilişkisi içerisinde değişmeyen bilimsel veriler sonucunda olmasaydı, her gün değişik bir mucize ve fizik kuralı, matematik kuralı (Örneğin 2+2=4,5,6 gibi ) , biyoloji ve kimya kuralları görürdük ve bunlara anlam verebilecek bir aklımız bile oluşmazdı. Bizler ne şekilde olurduk onu ancak ALLAH bilir.  
MÜ'MİNUN
91 – “Allah asla evlat edinmedi. O’nun yanı sıra hiçbir tanrı da yoktur. Öyle olsaydı her tanrı kendi yarattıklarını yanına alır ve onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı. Allah o müşriklerin isnat ve nitelendirmelerinden münezzehtir.” [21,22]

	Yaratırken NEDEN SONUÇ ilişkisi içerisinde yaratması sonucunda isteyen bizim yaratılışımızın yaratıcı ile ilgisi yoktur, biz tesadüfler sonucunda maddelerin birbirleri ile etkileşimleri sonucunda oluştuk diyebilmesi için, isteyeninde yukarıda belirttiğim gibi bir yaratma meydana gelmiş ve ben bu şekilde ALLAH tarafından yaratılmışım diyebilmesi ve özgür iradesini kullanabilmesi için ALLAH böyle neden sonuç ilişkisi kurarak yaratmıştır. 

	Yaratılan varlıkların hepsinde neden sonuç ilişkisi ALLAH tarafından kurulmuştur. Bunun nedeni ise her yaratığı şeyi kendisine döndürebilmesi için yapmıştır.

TEGABUN
3 – Allah, gökleri ve yeri gerçek bir maksatla, hikmetle yarattı. Sizi yarattı, hem de size güzel güzel sûretler verdi. Dönüşünüz de O’na olacaktır.[82,6-8; 40,64]
AHKAF
3 – Biz gökleri, yeri ve bunların arasındaki varlıkları ancak gerçek bir maksatla, adalet ve hikmetle, bir de belli bir süre için yarattık. Ama kâfirler uyarıldıkları kı
4 – Müşriklere de ki: “Şimdi baksanıza şu sizin Allah’tan başka ilahlaştırıp yalvardığınız putlarınıza! Söyler misiniz, onlar yerde hangi şeyi yaratmışlar, yoksa göklerde mi bir ortaklıkları var?(Akıl yönünden bu mümkün olmayınca, nakil yönünden putlara ibadetin gerçek olduğunu gösterin) Eğer bu iddianızda tutarlı iseniz, daha önce gelmiş bir kitap yahut hiç değilse bir bilgi kalıntısı varsa getirin görelim.”
MÜ'MİNUN
115 – “Bizim sizi boşuna yarattığımızı, Bizim huzurumuza dönüp hesap vermeyeceğinizi mi sandınız?”

	ALLAH kendi varlığı olmadan hiçbir varlığın varlık nedenini açıklayabilmesini mümkün kılmamak için böyle yaratmıştır.  Yani ALLAH varsa Bende varım veya ben varsam ki varım o halde ALLAH’TA olmak zorunda diye düşünmelerini sağlamak için böyle yaratmıştır. İnsanın kendi varlığını başka türlü açıklamasına imkân yoktur.  İşte bu yüzden bütün var olanların varlıklarının açıklanabilmesi için tek dayanılacak ve ihtiyaç duyulacak son nokta ALLAH’ın varlığıdır. 	ALLAH’IN varlığı ise neden sonuç ilişkisi dışındadır.

3 SORU	:	ALLAH İnsana ne gibi insani özellikler vermiştir. İnsanları nasıl 				tanımlamamız gerekir.?   
CEVAP	:	1.	İnsan; kendisini yaratanın kim olduğunu ve nasıl bir varlık olması gerektiğini sorgular ve bu yönde sorular sorarak cevap arar.
			2.	İnsan hayvanlardan farklı olarak düşünen bir beyni ve mantığa sahiptir.
			3.	İnsan vicdan sahibidir. Vicdanı ile yapmış olduğu bir hareketin başka insan ve canlılar için fayda ve zararlarının neler olduğu ölçerek hareket eder. Başka insan ve canlılara faydalı olmak için hareket eder. Bu hareketinin kendisi içinde en yararlı bir yol olduğunu bilir. Yani kendi menfaati için başkalarının menfaatini gözetmek zorunda olduğunun bilinci içerisindedir. İnsan empati yoluyla da bunu yapar.
				İnsan vicdanı ile her türden hareketin iyimi – kötümü olduğunu bilir. Yani değerlendirme yeteneğine sahiptir. Bu sayede kanunları bilmediği halde suç işleyip işlemediğini evrensel değerler içerisinde bilir.
			4.	İnsanda acıma duygusu vardır. Zayıf ve güçsüz insan ve canlılara karşı karşılık beklemeden yardım etme duygusu ile donatılmıştır. İnsan eline fırsat geçtiği halde yapmış olduğu hareketten başka insan ve canlılar olumsuz etkilenecekse bu hareketini yapmaz.
			5.	İnsanda başka insan ve her türden canlılara karşı sevme duygusu taşır. Aynı zamanda bu durumun tersi olan nefret duygusu da taşır. Nefret ettiği insan ve canlılar ise başka insan ve canlılara kötülük yapanlardır. Bu kimselere hoşgörü ile bakmaz hareketlerini tasvip etmezler.   
			6.	İnsanda güzel olan her türden canlı ve bitkilere karşı seçicilik ve beğeni duygusu vardır. 

			7.	İnsan ölüm korkusu taşır. Bu da insanda bir ruh olduğunun en büyük kanıtıdır. Bu korku insan ruhunun bir özelliğidir. 

	İnsanlar dünya’ya indirilirken ruh olarak indirilmiştir. İnsanlar, cinler ve melekler geldiğimiz diğer dünyada ruh olarak yaratılmışlardır. Kuranı Kerimin hiçbir yerinde insanların madde olarak cennette yaratıldıklarına dair hiçbir ayet yoktur. İnsanlar medde olarak dünyada yaratılmış ve ruhları bu maddenin içine sonradan Allah tarafından konulmuştur. Yukarıda bahsettiğim gibi insanları oluştururken Allah çeşitli merhalelerden geçirerek yaratmış ve akıl vermiştir. Vermiş olduğu aklında bir ruhunun olduğunu kavramasını sağlamıştır. Eğer öyle olmasaydı ünlü düşünür Aristo şöyle diyemezdi. ‘Düşünüyorsam öyleyse varım’  demesi ve diğer bütün insanların da düşünüre katılmaları ve aynı mantıkla düşünmeleri ruhlarının olduğunu kabullendiklerinin en büyük kanıtıdır.
	
	İnsanlar ruhlarının varlığını kabullendiklerini benimsediklerinde Allah’ın varlığını da kabullenmek zorundadırlar. Çünkü somut varlık yani madde âlemi neden sonuç ilişkisine göre oluşabilmekte ancak ruh bunun dışındadır. Çünkü ruh bir madde değildir. Neden sonuç ilişkisi dışında bir varlıktır. Ruh Allah’ın yarattığı madde boyutunda olmayan başka bir varlıktır. (Araf Süresi 19 ncu, Nisa Süresi 1 nci, En’am Süresi 98 nci, araf süresi 189 ncu ve  Zümer Süresi 6 ncı ayetler)
ARAF SURESİ
19 – “Sana gelince Âdem, seninle eşin cennete yerleşiniz, istediğiniz her tarafından yiyip içip yararlanınız. Yalnız sakın şu ağaca yaklaşmayın! Böyle yaparsanız zalimlerden olursunuz.” [4,76]
NİSA SURESİ
1 – Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve ondan da eşini yaratıp o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anıp Kendisini vesile ederek birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlık etmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakınınız. Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir. [7,189; 30,21; 39,6; 42,11] {KM, Tekvin 2,21-23}
EN'AM SURESİ
98 – Sizi bir tek candan yaratan O’dur. Sonra sizin için; bir kalacak yer, bir de emanet olarak duracak yer vardır. Biz âyetlerimizi anlayan kimseler için açıkça bildirdik. [4,1]
ARAF SURESİ
189 – O’dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab’leri olan Allah’a yönelip “Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz” diye yalvardılar. [4,1; 49,13; 30,21] {KM, Tekvin 2,21-22}
ZÜMER SURESİ
6 – O, sizi bir tek candan yarattı. Ayrıca ondan da eşini meydana getirdi. Size etlerini yemeniz için deve, sığır, koyun ve keçiden erkekli ve dişili olmak üzere sekiz çift hayvanın helâl olduğunu vahiyle bildirdi. O sizi analarınızın karnında üç karanlık içinde, peş peşe yaratır. İşte gerçek İlah olan Allah, bunları yapan Rabbinizdir. Bütün mülk ve hakimiyet O’nundur. O’ndan başka tanrı yoktur. Hâlâ nasıl oluyor da hak yoldan vazgeçiriliyorsunuz? [41,6,143-144]

	Yukarıdaki bahsettiğim husus çok önemlidir. Çünkü kuracağım mantık bunun üzerine inşa edilmiştir. 

	Bana göre insanlar yani benim hayalime ve tahminime veya zanıma göre şöyle yaratılmışlardır.

	Allah ilk önce maddeyi yarattı bu maddeye fizik kanunları verdi. Değişik değişik oluşumların arka arkaya gelebilmesi için zamanı yarattı. Daha sonrada büyük patlama ile uzayı açmaya başladı. Bu sürecin başlamasıyla uzayda sayısını bilemeyeceğimiz kadar yıldızlar galaksiler doğmaya, yaşamaya ve ölmeye başladılar. Yani yaşam başladı. İşte bu gibi galaksilerden bir tanesi de bizim galaksimiz Samanyolu galaksisidir. Bu galaksi içinde bizim yaşadığımız güneş sistemi oluşmuştur.  Güneş sistemi içinde Dünyamız meydana getirilmiştir. Bizim galaksimize, güneş sistemimize ve dünyamıza benzer birçok sistemler meydana gelmiştir. Bunların bizim sistemimize benzeme oranları %99 dan %1 e kadar olmak üzere değişik değişik oranlardadır.
	İnsan uzaya açıldığında görecektir ki kendisine düşünce olarak yakın ileride ve geride kalmış toplumlarla da karşılaşabilecektir. Hatta düşünce olarak kendisinden çok ileride fakat hayvan olarak kalmış olan canlılarla karşılaşacak ve hatta kendisinden düşünce olarak geri kalmış melek gibi canlılarla bile karşılaşacaktır. Diyeceksiniz ki hayalin çok geniş bende diyeceğim ki belgeselleri seyredin dünyamız da da böyle varlıklar irili ufaklı var. Yaşadığım sürece nereye gittimse oranın bir sakini olduğunu boş olmadığını bir yaşamın olduğunu gördüm bunun uzayda da olduğuna inancım tamdır. 
 
	Dünya üzerinde yaşamın oluşması için sıcaklık ve soğukluk kullanılarak toprak oluşturulmuştur. Toprak su içinde ilk basit hücrelerin oluşmasını sağlamış ve bu süreç basit bitkilerin, denizde yaşayan bakterilerin ve virüs gibi basit canlıların oluşmasına neden olmuştur. 
	Denizde, karada ve havada oluşan birbirine bağımlı asalak canlılar zamanla birbirini tamamlayan özellikleri nedeniyle birleşmişler ve daha gelişmiş canlılara dönüşmüşlerdir. İşte bu değişim ve gelişimlerin sonucunda deniz, kara ve hava hayvanları oluşmuştur. Bu deniz, kara ve havada yaşayan hayvanlar zamanla değişerek kara, deniz ve havada  yaşama özelliği kazanmış ve kara, deniz ve havalarda yaşayan canlılar meydana gelmiştir. Bu gelişim ve değişim karalarda ve denizlerde de devam ederek gelişme devam etmiştir. İşte bu sürecin sonunda insan altı varlık soyu oluşmuş ve Allah’ın bu varlıklardan bir tanesine ruh vermesi ile insan dünyada yaşamaya başlamıştır. İlk Yaşayan insan Adem Peygamberimizdir. Adem ATAMIZIN ANNESİ İNSAN ALTI VARLIKTIR. Hava anamızda aynı şekilde ruhu bir insan altı varlığa verilmesi ile ilk insanlar cennetten çıkarılarak dünyaya indirilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ruhlarının bu dünyada değil de öbür dünyada yaratılmış olmasıdır.  
	Biyolojik bağın o kadar önemli olmadığına ayetlerde değinilmiştir. Asıl önemli olanın fikir ve düşünceler itibari ile kendinden sonra gelen insanların kendisine inanması ile neslin devam ettiğine vurgu yapılmıştır. 
HUD SURESİ
42 – Gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirirken, Nuh biraz ötede olan oğluna: “Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma!” diye seslendi. [69,11-12; 54,13-15]
43 – O: “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım!” dedi. Nuh ise: “Bugün Allah’ın helâk emrinden koruyacak hiçbir kuvvet yoktur. Ancak O’nun merhamet ettiği kurtulur!” der demez, birden aralarına dalga girdi, ve oğlu boğulanlardan oldu.
44 – Kâfirler boğulduktan sonra yerle göğe: “Ey yer suyunu yut ve sen ey gök suyunu tut!” diye emir buyuruldu. Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cudi üzerinde yerleşti ve “Kahrolsun o zalimler!” denildi. {KM, Tekvin 8,4}
45 – Nuh Rabbine hitâb edip: “Ya Rabbî, dedi, elbette boğulan oğlum da ailemdendi, öz evladımdı. (Halbuki ben onları gemiye alırken Sen bana kurtulacaklarını, müjdelemiştin). Senin vaadin elbette haktır ve Sen hâkimlerin hâkimisin!”
46 – “Ey Nuh!” buyurdu Allah, “O senin ailenden değil. Çünkü o, dürüst iş yapan, temiz bir insan değildi. O halde, hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Cahilce bir davranışta bulunmayasın diye sana öğüt veriyorum.”
MÜMTEHİNE SURESİ
1 – Ey iman edenler! Benim de sizin de düşmanlarınızı dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği reddettikleri halde, siz onlara sevgi sunuyorsunuz. Resulullahı ve sizi, sırf Rabbiniz olan Allah’a inandığınız için, vatanınızdan kovuyorlar. Siz Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı kazanmak için yurdunuzdan çıkarılmayı göze aldıysanız, nasıl olur da onlara sevgi gösterip sır verirsiniz? Halbuki Ben sizin gizlediğiniz ve açıkladığınız her şeyi bilmekteyim. Doğrusu içinizden kim bunu yaparsa, artık doğru yoldan sapmış olur. [5,51-57; 3,28; 4,144]
2 – Eğer size karşı ellerine bir fırsat geçerse, size düşman kesilirler. Ellerini de, dillerini de size fenalık etmek için uzatırlar ve sizin de kâfir olmanızı cân-u gönülden isterler.
3 – Ne hısımlarınızın, ne de evlatlarınızın kıyamet günü size faydası olmaz. Allah kıyamet günü aranızda hükmeder, itaat edenleri cennete, kâfir ve âsileri cehenneme gönderir. Allah yaptığınız her şeyi görür.
4 – İbrâhim’de ve onunla beraber olanlarda size güzel bir örnek vardır: Hani onlar hemşehrilerine şöyle demişlerdi: Bizim, ne sizinle, ne de Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeriklerinizle hiç bir ilişiğimiz kalmamıştır. Siz Allah’ın tek İlah olduğuna inanmadıkça, biz sizi reddediyor, bizimle sizin aranızda ebedi olarak düşmanlık ve nefret meydana geldiğini ilan ediyoruz. Ne var ki İbrâhim’in babasına: “Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Bununla beraber, Allah’ın senin hakkında dilediği hiç bir şeyi önlemem mümkün değildir.” demesi başka. Onun ve beraberinde olanların duası şudur: “Ey Yüce Rabbimiz! Yalnız sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Senin huzuruna varacağız. [19,47; 26,86-87; 9,113-114]

	Zamanla insanlar geliştikçe ve değiştikçe insan altı varlık sayıları azalmış ve insanların sayıları çoğalmıştır. İnsan altı varlıklar zamanla insanın gelişimi ile ortadan kaybolmuştur. Bunun nedeni ise insanların aklını kullanarak vahşi ortamlarda yaşama becerisi ve yeni buluşlar yapmalarıdır. İnsanlar arasında hayvanlardaki gibi bariz farklılıklar yoktur. Bunun nedeni ise farklı coğrafyalardaki insanların zekâları sayesinde birbirleri ile devamlı temas halinde olmalarından ileri gelmektedir.
	Adem atamız ve Hava anamızın çocukları birbirleri ile evlenmemişlerdir. İnsan altı biyolojik akrabaları ile evlenmişlerdir. Bunlardan olan çocuklarının bazıları insan olmuş bazıları olmamıştır. İnsan olanlarla insanlığın soyu devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir.  İnsan düşündüğü zaman günümüzde yaşayan insanlardan da; bunlar insan olamaz dediği insanlar vardır. 

ARAF SURESİ
179 – Biz cehennem için cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki onların kalpleri vardır ama bu kalplerle idrâk  etmezler, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler. Hasılı onlar hayvanlar gibi, hatta onlardan da şaşkındırlar. İşte asıl gafil olanlar onlardır. [46,26; 2,18; 8,23; 22,46; 2,171] {KM, İşaya 6,9-10; Matta 13,13-14}

	Yani insan bedeni içerisine cennetten çıkarılarak gönderilmiş iki varlık vardır. Birincisi insan, ikicisi şeytandır. Bu iki varlık insan vücuduna aynı anda hükmetmektedir. İnsan galip gelirse cennete girecek şeytan galip gelirse cehenneme girecektir.

BAKARA SURESİ
75 – Nasıl olur onların size güvenmelerini beklersiniz ki onlardan bir zümre vardı ki Allah’ın kelamını işitip akılları aldıktan sonra, bile bile onu tahrif eder, değiştirirlerdi.
76 – Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında «Biz de iman ettik» derler. Kendi aralarında kaldıklarında ise: «Ne yapıyorsunuz? derler, Rabbinizin huzurunda aleyhinize hüccet edinsinler diye mi tutup Allah’ın size açtığı gerçeği onlara söylüyorsunuz? Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?»
77 – Bilmiyorlar mı ki Allah onların gizlediklerini de bilir, açıkladıklarını da?
	
	 İnsanda kendi arasında cinler gibi ikiye ayrılır. Şeytan ve İnsan olarak ayrışmıştır. İnsan nerede ise şeytanı da yanındadır. Yani Allah dünya ya insanları ve şeytanları indirirken birlikte indirmiş ve bir beyin içerisine koymuştur. Kim şeytanının yolundan gitmez ise İlkin cennetine koyduğu gibi insanı tekrar cennetine koyacaktır. Zaten bu dünya bu ayrımı yapmak için yaratılmıştır.

NAS
1 – De ki: İnsanların Rabbine,
2 – İnsanların yegane Hükümdarına,
3 – İnsanların İlahına sığınırım:
4 – O sinsi şeytanın şerrinden
5 – O ki insanların kalplerine vesvese verir,
6 – O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da olur. [6,112] 


	Dar vim teorisine inandığımı ve bir teori olarak kabul ettiğimi beyan ediyorum. Bunun dinimiz açısından hiçbir sakıncasının olmadığını ve yüce yaratıcının ki o noksan sıfatlardan münezzehtir,  bu şekilde yaratabileceğini kabul ediyorum. Eğer geçmişte de bu şekilde tek yaratıcıya ALLAH’a inan insanlar tarafından Dar vim teorisini de ve darvin’ide ALLAH yaratı bu şekilde de yüce yaratıcı yaratabilir denilmiş olsaydı benim yukarıda kurmuş olduğum çıkarımlar yapılır ve kominizim tehlikesi ortaya çıkmazdı. İnsanlar birbirlerine bunca zulmü yapmazlardı.
	Bu hata tek yaratıcıya inanan yani ALLAH’a inanan din adamlarının ALLAH’ a noksan sıfat yakıştırmalarından ve Darvin teorisine göre insanları yaratılmamıştır, demelerinden kaynaklanmıştır. Hâlbuki ALLAH’ın indirmiş olduğu hiçbir din bilimle çelişmez aksine bilimin açıklanmasında anlam ve mana taşımasında olmasa olmazlarındandır. 
YASİN
79 – De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltir, hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir.”
	Birde bizler şu konuda yanılmaktayız ol dedi oluverdi. Darwim teorisine göre olunca bu ayet olmuyor mu? Dar wim teorisi karşıtlarına göre olmuyor. Ama bana göre oluyor. Neden derseniz Darvici karşıtları kendi algıladıkları zaman kavramına göre ol derken bile bir zaman geçiyor. Demek ki mutlaka bir zaman geçiyor.  Bunu ALLAH katında düşünürsek yani 
KAMER49 – Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle, bir ölçü ile yarattık. [25,2; 87,1-3] ayeti ile birlikte düşünürsek bizim algıladığımız zaman ALLAH’ın yaratığı zamandır. Allah için bir zaman söz konusu değildir. Yani biz yaratılmışların algılamaları ve değerleri ile  ALLAH için zaman kavramı diye bir şey yoktur. Bize göre ise Sonsuz geçmiş zaman ve sonsuz gelecek zaman vardır. İşte bu çerçeveden bakıldığında 1 saniye ile 1 milyar yıl arasında ne fark vardır. Sonsuz zaman içerisinde ikisi de bana göre aynıdır, yani sonsuzlukla karşılaştırıldığı 1 saniye ile 1 milyar yıl arasında bir fark yoktur. Fark olabilmesi için sonlu zaman kavramı olması gerekir. Sonlu zaman kavramı bu dünya için geçerlidir. Onun zamanını da ALLAH bilmektedir.  Yani Kıyametin zamanını, görülüyor ki her iki durumda da ol dedi hemen oluverdi cümlesinin ne kadar zaman ihtiva ettiğini ALLAH bilmektedir. Bizler ALLAH’ın var ettiği zaman içerisinde bunun bilincinde olamayız. Bu ayete ters düşmeyelim derken diğer ayetlere ters düşemeyiz. Çünkü Kuran-ı Kerimde hiçbir ayet diğeri ile çelişmez. Sadece bu ayeti dikkate aldığımızda diğer ayetlerde belirtilen süreler niçin verilmiştir. Eğer ol dedi hemen oluverdi kelimesi bir zaman ihtiva etmeseydi dünya ve kainatın oluşum sürelerinin verilmemiş olması gerekirdi. 

	Ben ayrıca şuna da inanmaktayım her insan bir yaratıcıya inanır. Bunu nereden çıkardı diyeceksin ben hiçbir yaratıcıya inanmıyorum diyor ve bunun gereklerini yerine getirmiyor. 
	
	Gerçekten ateist olan insan benim mantığıma göre her şeyden zevk alacak şekilde mutluluğu ön plana çıkaracak şekilde yaşaması gerekir. Bu nedenle mutlu yaşantısına engel olacak bütün savaşların karşısında ve kargaşaların yanında olmaması gerekir. Ateistlere baktığımızda ateizmi yaymak için dağa çıkıp terörist olup hayatını riske atıyor. Olmayan bir şey için olmadığını yaymak kendi haklılığını ispat etmek için insan bir defa var olduğu dünya hayatını riske atar mı? Mantıklı düşünüldüğü zaman atmaz. 
	Ama neden böyle oluyor diyeceksiniz, çünkü o da ALLAH’A inanıyor fakat ben diyor ateşten yaratıldım o ise topraktan diyerek üstünlük taslayarak kibirleniyor ve yaratıcısına isyan ediyor. Ateistlerin düşündükleri gibi ben haklıyım diyerek mücadele etmektedir. Ateistler bu bakımdan inanmadıklarını iddia ettikleri ALLAH’a karşı mücadele etmektedirler de farkında değiller, kendi kendilerini kandırmaktadırlar. 
	İşte ateistlerin kendi inançlarına göre mutlu yaşayabilmeleri için özgür olmaları gerekir. Özgür olabilmeleri için de iyiliği güzeliği ön plana çıkarmaları ve bu dünyanın zevklerinden vakit geçirmeden ve kendinden sonrakileri düşünmeden bunları hemen istemesi gerekmektedir. Zira bu dünyaya bir defa geliyor ve ölünce her şey geride kalarak kendisinin ölümüyle beraber her şey yok olup gidecektir. Bu mantıkla düşünülmeye devam edince kendinden sonra gelenlerin onu anmalarının kime ne yararı var bunu da anlamak mümkün değil. 
	Müminlerinde Müslüman olmaları için iradelerini hiçbir baskı altında kalmadan özgürce kullanmaları gerekmektedir. Mantıklı düşünüldüğünde inananlar ve inanmayanların barış ve mutluluk içerisinde yaşamaları gerekirken neden savaştıklarını anlamak mümkün değildir. İşte bunun nedeni de ALLAH şöyle açıklamıştır. 

BAKARA
36 – Derken Şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de: “Haydi, dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız.”</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>1. SORU	:	Var olan her şeyi kim yarattı?<br />
    CEVAP	:	Var olan her şeyi yaratan bir yaratıcının olması ve bu yaratıcının 3 ana özelliğinin olması gerekir.<br />
			a.	Zaman kavramından bağımsız olması gerekir. Çünkü bizim yaratılabilmemiz için yaratıcının zaman kavramından bizim gibi etkisi altında olmaması gerekir. Yani bizim zaman kavramımıza göre geçmiş ve gelecek zamanların tümünde var olması gerekir.<br />
KAMER<br />
49 – Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle, bir ölçü ile yarattık. [25,2; 87,1-3]<br />
			b.	Var olan her şeyi yaratabilme gücüne sahip olması gerekir.<br />
			c.	Neden sonuç ilişkisi olmayan tek ve ilk varlık olması gerekir. Yani varlığının bir nedene dayanmaması gerekir.</p>
<p>2.SORU	:	Yaratma işini nasıl yaptı ve bunu neden bu şekilde yaptı?<br />
    CEVAP	:	Her türlü maddeyi yarattı ve bunlara kudretini kullanarak özellikler verdi. Atom sayıları, elektron sayıları,  katı-sıvı-gaz özellikleri ve bu özelliklere geçiş koşulları ile matematik kanunları gibi birçok bilimsel veriyi ALLAH yaratmıştır. Bilim insanları da bunları keşifler sonucunda bulmakta ve bunların hiçbir zaman sabit koşullar altında değişmediğini görmektedirler.  Yani ALLAH, ın koymuş olduğu kurallar hiçbir zaman değişmemektedir.   </p>
<p>FETİH SURESİ<br />
23 – Allah’ın öteden beri câri olan kanunu budur. Ve sen Allah’ın nizamında hiçbir değişiklik bulamazsın.</p>
<p>	Bu maddelerin birbirleri ile etkileşimler sonucunda var olan her şey yaratılmıştır.<br />
Bu yaratılma işlemini insanın ve hayvanlarda bulunan kromozom şifresi gibi kâinatın da bir şifresinin olduğu ve bir plan çerçevesince fizik, kimya, matematik vb. kurallar içerisinde bulunan olasılık hesapları dâhil bilinen ve bilinmeyen Âdem atamızın bir bölümünü söylediği cisimlerin ve eşyaların isimleri (özellikleri) içinde her türden varlığın yaratıldığı kanaatindeyim. Bu yaratılma bize tesadüf gibi gelmekte ancak unutmamak gerekir ki tesadüflerin yaratıcısı da ALLAH tır. </p>
<p>ENFAL SURESİ<br />
42 – Hani Bedir savaşı günü ey Müslümanlar, Siz vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak tarafında idiler! Kervan ise sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi.Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız.Fakat Allah, takdir ettiği bir işi yerine getirmek için, sizi böyle buluşturdu ki helâk olan, bir delile göre helâk olsun, yaşayan da bir delile göre yaşasın.Çünkü Allah her şeyi hakkıyla işitir ve bilir. [6,122]</p>
<p>Bu yaratma işlemi aynı bir çocuğun gelişimi gibi zaman içerisinde değişim-gelişim süreci içinde gelişmiştir. Bunu sağlamak içinde ALLAH yarattığı her türden varlığın doğumunu ve ölümünü yaratmıştır. </p>
<p>	Bu ayette açıkça gelişim ve değişimin rahimlerde gerçekleştirildiğinin bir kanıtıdır. Adem ve İsa Peygamberimiz ve Hava anamızın yaratılması da bu şekilde rahimlerde yapılan değişiklik şeklinde oluşturulmuştur.  Aynı şekilde günümüzde de hamile kalan her türden anneler değişik veya farklı canlılar dünyaya getirmektedirler. Geçtiğimiz günlerde bir koyunun bir yerinden hücre alınarak kopya oluşturulması aynı İsa peygamberimizin babasız anne karnına konması gibidir. Kopyalanan koyunun babası yoktur. İsa Peygamberinde babası yoktur.  Adem peygamberinde babası yoktur ve bu kuran-ı Kerim’de açıklanmıştır.<br />
ENBİYA<br />
30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?<br />
RA’D SURESİ<br />
8 – İşte O Allah’tır ki her bir dişinin neye gebe olduğunu, karnında ne taşıdığını, ve rahimlerin neleri eksik bırakıp, artırdığını bilir. Doğrusu O’nun katında her şey bir ölçü iledir. [23,13-14; 39,6; 53,32]<br />
A&#8217;LA<br />
2-3 – O seni yaratıp, mükemmel yaratılış vereni!O her canlıyı bir ölçüye göre yapıp hayatının devamını, sağlayacak yolları göstereni!<br />
SECDE<br />
7 – Yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yapıp insanı ilkin çamurdan yarattı.</p>
<p>	Bu Kuran-ı Kerimim 1400 yıl öncesinden haber verdiği bir mucizedir. Bu olayda Kuranda İlkin yaratığımız gibi sizi tekrar yaratacağız ve bize döndürüleceksiniz denilmektedir bu olay aynı zamanda tekrar yaratılışın nasıl olacağına dair bir işaret bir örnektir ve Kuran-ı Kerimden gelen bir mucizedir. Kuran-ı Kerimde bu durum peygamberimize açıklanmış ve Kuran-ı Kerim’in bir mucize olduğu belirtilmiştir. Yalnız buraya bir ekleme yapmak istiyorum. Yeniden yaradılış neden sonuç ilişkisine dayandırılarak gelişim ve değişim içinde olmayacaktır. Çünkü bunun iki nedeni var. Birincisi ALLAH Sizi tekrar yaratmam daha kolay olacak diye Kuran’da ayet vardır. İkinci neden ise artık insanlar teste tabi tutulmuş ve sınav sonuçlanmış olduğundan, ALLAH yeniden yaratma işini yaparken nedensellik ilkesinin arkasına neden saklansın gerek yok, o nedenle yaratma işlemi alenen olacaktır. Yani ruhumuz et ve kemikle kaplayarak tekrar yaratılacağız.   </p>
<p>	Eğer bu şekilde olmasaydı bütün insanların özellikleri aynı olurdu zekâ seviyeleri renkleri boyları zevkleri yetenekleri aynı olması gerekirdi zira hayvanlarda da aynı olması gerekirdi. Demek ki  değişim ve gelişimi bu şekilde yaratmak için Allah böyle yapmıştır. Değişim ve gelişim neden-sonuç ilişkisinin bir sonucudur. Neden sonuç ilişkisi bizi Allah’ın varlığına bağlar. Allah’ta yarattıklarını böyle kendisine bağlayarak yaratığı her varlığın kendisine dönüşünü bu şekilde sağlayacaktır. Ölümü ve doğumu bu nedenle yaratmıştır. </p>
<p>VAKIA</p>
<p>58-59 – Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?<br />
60-61 – Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.<br />
62 – Siz ilk yaratmayı pek iyi biliyorsunuz, artık düşünüp ibret almanız gerekmez mi? [30,27; 19,67; 36,77-79; 75,36-40]<br />
63-64 – Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?<br />
65 – Eğer isteseydik onu kuru çöp haline getirirdik, siz de şaşıp kalır, pişman olurdunuz:</p>
<p>	Eğer doğumu yaratıp ta ölümü yaratmasaydı yaratmış olduğu hiçbir varlık kendisine dönmeyecekti.  Bizler Âdem atamızı ve ondan önceki canlı varlıkları da görebilecektik ve şöyle diyecektik bizi yaratan anne ve babalarımızdır. Zaten bizim için ölüm yoktur bile diyemeyecektik çünkü ölüm nedir bilmeyecektik. Böyle bir dünya bizim için asıl dünya olacaktı yani şu anda inandığımız öbür dünya bizim için asıl dünya olacaktı ve bu düşüncelerimizde haklıda olacaktık. Bir düşünün doğuyorsunuz ve yaşıyorsunuz ölüm nasıl olur düşünemiyorsunuz bile. Böyle bir dünya da yaşarken Allah’ın varlığına ihtiyaç duyar mıydık? Böyle bir dünya da ölüm olmadığına göre ölümü oluşturan nedenlerde olmayacağından herhalde hayatımız çizgi film kahramanlarının hayatı gibi olurdu. Yani yaşantımızda neden sonuç ilişkisi olmazdı. Böyle bir dünyada Bizlerde bir şeyi yaparken yaptığımız şeyleri neden sonuç ilişkisine bağlayamaz aynı çizgi film kahramanlarının yaptığı gibi çizerdik onlarda biz gibi neden sonuç ilişkisi olmadan yaşamaya başlarlardı. Beklide onlarda aynı şekilde bir şeyler yaparak herkes kendi dünyasını oluştururdu ki o zamanda bak ben yaratabiliyorum diyebilirlerdi. Her yaratılan bunu söylerdi. Böyle bir dünyanın zaman kavramı nasıl olurdu bunu düşünemiyorum bile Artık siz düşünün ne kadar karışık bir durum olduğunu<br />
CASİYE SURESİ<br />
24 – Âhireti inkâr eden kâfirler bir de şöyle dediler: “Hayat, sadece bu dünyada yaşadığımız hayattan ibarettir: Ölürüz, yaşarız. Bizi yalnız zamanın akışı helâk eder.”Aslında, buna dair hiçbir kesin bilgileri yoktur, onlar sadece zanlarıyla böyle söylüyorlar.</p>
<p>	İşte Allah bütün yaratılan varlıkların varlık nedenlerini kendisine dayandırabilmeleri ve kendisini görmeden inanmaları için böyle neden sonuç ilişkisi içinde ölümü, değişim ve gelişimi sağlamak için yaratmıştır. </p>
<p>	Gelişim ve değişim günümüz koşullarında insanlar tarafından hızlandırılmıştır. Günümüzde buna genetik bilimi denmektedir. Bu bilim dalı doğanın milyarlarca yılda yaptığını çok kısa sürelerde yapmaktadır. Bu işlemi insanların yapması sonucu değiştirmemektedir. Neden-sonuç ilişkisi içerisinde bu değişimi yine ALLAH yapmaktadır. Çünkü biz bu işleri yaparken Allah’ın koymuş olduğu matematik, fizik, kimya vb. kuralları dışına çıkmadan yapmaktayız. Zaten bu kuralların dışına çıkmamızda mümkün değildir. </p>
<p>	Kominizim döneminde yıllarca gelişim ve değişimin doğa tarafından yapıldığı ispatlanmaya çalışılmış ve başarılı olunamamıştır. Aslında bu işlemi doğa yapmaktadır ancak neden sonuç ilişkisi içerisinde uzun yıllarda yapmaktadır. Bu durumu köminizmin ileri gelen siyasi ve bilim adamları hemen istemişlerdir. Çünkü bu şahıslar ölümlü olduklarından kendi yaşantıları içerisinde bu durumu görmek istemişlerdir. Ama Koministleride yaratan ALLAH’ ın bu şekilde bir zaman sorunu yoktur. Zaten bizim içinde bulunduğumuz zamanı yaratanda kendisidir.<br />
	Kominisler belki şöyle deneselerdi olurdu Sibirya ovasına en yakın olan tarlaların buğday tohumlarından alınarak kuzeye doğru yavaş yavaş çıkılarak yapılsaydı olabilirdi. Aynı Anadolu insanının koyun neslini geliştirmek için en iyi erkek tokluyu seçerek damızlık yapmaları gibi, bu işlemi asırlardır doğada yaşayan hayvanlarda yapmaktadırlar. Bu günlerde insanlarda siperm bankası kurarak yapmaya başlamışlardır ve bu durum gitgide yaygınlaşacaktır. </p>
<p>	Komünistler bunu hemen istemişler ancak bu amaçlarına ulaşamamışlardır. Bu amaçla buğday tohumları soğuk suda bekletilerek Sibirya ovalarına ekilmiş ve bütün tohumlar yıllarca telef olmuş sonunda Amerika devletinden getirilmiş olan melezleme tekniği ile üretilmiş buğday tohumu ekilerek başarılı olunmuştur. İşte bu melezlenmiş buğday tohumun darwin’ in yaptığı değişim ve gelişim teorisine bir örnek teşkil etmektedir. Ama kominisler bunun farkına varamamışlardır. Boş yere insanların ölümlerine sebep olmuşlardır. Amerikalıların yaptığı neden-sonuç ilişkisi kurularak yapılmıştır. Allahın doğa kanunlarına uygundur. Fakat Rusların yaptığı neden-sonuç ilişkisi dışındadır. Bu yüzden Ruslar başarısız olmuşlardır.  </p>
<p>MÜLK<br />
2 – Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O azîzdir, gafurdur (üstün kudret sahibidir, affı ve mağfireti boldur). [2,28; 18,7]</p>
<p>İNFİTAR<br />
7 – O değil mi seni yaratan, bütün vücud sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren,<br />
8 – Ve seni dilediği bir surette terkib eden?</p>
<p>	İşte bu durum neden sonuç ilişkisini doğurmuştur. Buda ALLAH’IN neden sonuç ilişkisi olmadan hiç bir şey yaratmadığını göstermektedir. Peygamberlere verilen mucizeler istisnai durum oluşturmaktadır. Bunu da ALLAH kitaplarında açıklamıştır.  Peygamberler mucizeleri yaparken özellikle ALLAH’IN izniyle olduğunu üzerine basa basa vurgulamışlardır. Çünkü mucizeler neden sonuç ilişkisi ile açıklanamazlar. Açıklandıklarında mucize olmaktan çıkarlar ve tesadüf olurlar. Eğer yaratılışımız neden-sonuç ilişkisi içerisinde değişmeyen bilimsel veriler sonucunda olmasaydı, her gün değişik bir mucize ve fizik kuralı, matematik kuralı (Örneğin 2+2=4,5,6 gibi ) , biyoloji ve kimya kuralları görürdük ve bunlara anlam verebilecek bir aklımız bile oluşmazdı. Bizler ne şekilde olurduk onu ancak ALLAH bilir.<br />
MÜ&#8217;MİNUN<br />
91 – “Allah asla evlat edinmedi. O’nun yanı sıra hiçbir tanrı da yoktur. Öyle olsaydı her tanrı kendi yarattıklarını yanına alır ve onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı. Allah o müşriklerin isnat ve nitelendirmelerinden münezzehtir.” [21,22]</p>
<p>	Yaratırken NEDEN SONUÇ ilişkisi içerisinde yaratması sonucunda isteyen bizim yaratılışımızın yaratıcı ile ilgisi yoktur, biz tesadüfler sonucunda maddelerin birbirleri ile etkileşimleri sonucunda oluştuk diyebilmesi için, isteyeninde yukarıda belirttiğim gibi bir yaratma meydana gelmiş ve ben bu şekilde ALLAH tarafından yaratılmışım diyebilmesi ve özgür iradesini kullanabilmesi için ALLAH böyle neden sonuç ilişkisi kurarak yaratmıştır. </p>
<p>	Yaratılan varlıkların hepsinde neden sonuç ilişkisi ALLAH tarafından kurulmuştur. Bunun nedeni ise her yaratığı şeyi kendisine döndürebilmesi için yapmıştır.</p>
<p>TEGABUN<br />
3 – Allah, gökleri ve yeri gerçek bir maksatla, hikmetle yarattı. Sizi yarattı, hem de size güzel güzel sûretler verdi. Dönüşünüz de O’na olacaktır.[82,6-8; 40,64]<br />
AHKAF<br />
3 – Biz gökleri, yeri ve bunların arasındaki varlıkları ancak gerçek bir maksatla, adalet ve hikmetle, bir de belli bir süre için yarattık. Ama kâfirler uyarıldıkları kı<br />
4 – Müşriklere de ki: “Şimdi baksanıza şu sizin Allah’tan başka ilahlaştırıp yalvardığınız putlarınıza! Söyler misiniz, onlar yerde hangi şeyi yaratmışlar, yoksa göklerde mi bir ortaklıkları var?(Akıl yönünden bu mümkün olmayınca, nakil yönünden putlara ibadetin gerçek olduğunu gösterin) Eğer bu iddianızda tutarlı iseniz, daha önce gelmiş bir kitap yahut hiç değilse bir bilgi kalıntısı varsa getirin görelim.”<br />
MÜ&#8217;MİNUN<br />
115 – “Bizim sizi boşuna yarattığımızı, Bizim huzurumuza dönüp hesap vermeyeceğinizi mi sandınız?”</p>
<p>	ALLAH kendi varlığı olmadan hiçbir varlığın varlık nedenini açıklayabilmesini mümkün kılmamak için böyle yaratmıştır.  Yani ALLAH varsa Bende varım veya ben varsam ki varım o halde ALLAH’TA olmak zorunda diye düşünmelerini sağlamak için böyle yaratmıştır. İnsanın kendi varlığını başka türlü açıklamasına imkân yoktur.  İşte bu yüzden bütün var olanların varlıklarının açıklanabilmesi için tek dayanılacak ve ihtiyaç duyulacak son nokta ALLAH’ın varlığıdır. 	ALLAH’IN varlığı ise neden sonuç ilişkisi dışındadır.</p>
<p>3 SORU	:	ALLAH İnsana ne gibi insani özellikler vermiştir. İnsanları nasıl 				tanımlamamız gerekir.?<br />
CEVAP	:	1.	İnsan; kendisini yaratanın kim olduğunu ve nasıl bir varlık olması gerektiğini sorgular ve bu yönde sorular sorarak cevap arar.<br />
			2.	İnsan hayvanlardan farklı olarak düşünen bir beyni ve mantığa sahiptir.<br />
			3.	İnsan vicdan sahibidir. Vicdanı ile yapmış olduğu bir hareketin başka insan ve canlılar için fayda ve zararlarının neler olduğu ölçerek hareket eder. Başka insan ve canlılara faydalı olmak için hareket eder. Bu hareketinin kendisi içinde en yararlı bir yol olduğunu bilir. Yani kendi menfaati için başkalarının menfaatini gözetmek zorunda olduğunun bilinci içerisindedir. İnsan empati yoluyla da bunu yapar.<br />
				İnsan vicdanı ile her türden hareketin iyimi – kötümü olduğunu bilir. Yani değerlendirme yeteneğine sahiptir. Bu sayede kanunları bilmediği halde suç işleyip işlemediğini evrensel değerler içerisinde bilir.<br />
			4.	İnsanda acıma duygusu vardır. Zayıf ve güçsüz insan ve canlılara karşı karşılık beklemeden yardım etme duygusu ile donatılmıştır. İnsan eline fırsat geçtiği halde yapmış olduğu hareketten başka insan ve canlılar olumsuz etkilenecekse bu hareketini yapmaz.<br />
			5.	İnsanda başka insan ve her türden canlılara karşı sevme duygusu taşır. Aynı zamanda bu durumun tersi olan nefret duygusu da taşır. Nefret ettiği insan ve canlılar ise başka insan ve canlılara kötülük yapanlardır. Bu kimselere hoşgörü ile bakmaz hareketlerini tasvip etmezler.<br />
			6.	İnsanda güzel olan her türden canlı ve bitkilere karşı seçicilik ve beğeni duygusu vardır. </p>
<p>			7.	İnsan ölüm korkusu taşır. Bu da insanda bir ruh olduğunun en büyük kanıtıdır. Bu korku insan ruhunun bir özelliğidir. </p>
<p>	İnsanlar dünya’ya indirilirken ruh olarak indirilmiştir. İnsanlar, cinler ve melekler geldiğimiz diğer dünyada ruh olarak yaratılmışlardır. Kuranı Kerimin hiçbir yerinde insanların madde olarak cennette yaratıldıklarına dair hiçbir ayet yoktur. İnsanlar medde olarak dünyada yaratılmış ve ruhları bu maddenin içine sonradan Allah tarafından konulmuştur. Yukarıda bahsettiğim gibi insanları oluştururken Allah çeşitli merhalelerden geçirerek yaratmış ve akıl vermiştir. Vermiş olduğu aklında bir ruhunun olduğunu kavramasını sağlamıştır. Eğer öyle olmasaydı ünlü düşünür Aristo şöyle diyemezdi. ‘Düşünüyorsam öyleyse varım’  demesi ve diğer bütün insanların da düşünüre katılmaları ve aynı mantıkla düşünmeleri ruhlarının olduğunu kabullendiklerinin en büyük kanıtıdır.</p>
<p>	İnsanlar ruhlarının varlığını kabullendiklerini benimsediklerinde Allah’ın varlığını da kabullenmek zorundadırlar. Çünkü somut varlık yani madde âlemi neden sonuç ilişkisine göre oluşabilmekte ancak ruh bunun dışındadır. Çünkü ruh bir madde değildir. Neden sonuç ilişkisi dışında bir varlıktır. Ruh Allah’ın yarattığı madde boyutunda olmayan başka bir varlıktır. (Araf Süresi 19 ncu, Nisa Süresi 1 nci, En’am Süresi 98 nci, araf süresi 189 ncu ve  Zümer Süresi 6 ncı ayetler)<br />
ARAF SURESİ<br />
19 – “Sana gelince Âdem, seninle eşin cennete yerleşiniz, istediğiniz her tarafından yiyip içip yararlanınız. Yalnız sakın şu ağaca yaklaşmayın! Böyle yaparsanız zalimlerden olursunuz.” [4,76]<br />
NİSA SURESİ<br />
1 – Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve ondan da eşini yaratıp o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anıp Kendisini vesile ederek birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlık etmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakınınız. Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir. [7,189; 30,21; 39,6; 42,11] {KM, Tekvin 2,21-23}<br />
EN&#8217;AM SURESİ<br />
98 – Sizi bir tek candan yaratan O’dur. Sonra sizin için; bir kalacak yer, bir de emanet olarak duracak yer vardır. Biz âyetlerimizi anlayan kimseler için açıkça bildirdik. [4,1]<br />
ARAF SURESİ<br />
189 – O’dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab’leri olan Allah’a yönelip “Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz” diye yalvardılar. [4,1; 49,13; 30,21] {KM, Tekvin 2,21-22}<br />
ZÜMER SURESİ<br />
6 – O, sizi bir tek candan yarattı. Ayrıca ondan da eşini meydana getirdi. Size etlerini yemeniz için deve, sığır, koyun ve keçiden erkekli ve dişili olmak üzere sekiz çift hayvanın helâl olduğunu vahiyle bildirdi. O sizi analarınızın karnında üç karanlık içinde, peş peşe yaratır. İşte gerçek İlah olan Allah, bunları yapan Rabbinizdir. Bütün mülk ve hakimiyet O’nundur. O’ndan başka tanrı yoktur. Hâlâ nasıl oluyor da hak yoldan vazgeçiriliyorsunuz? [41,6,143-144]</p>
<p>	Yukarıdaki bahsettiğim husus çok önemlidir. Çünkü kuracağım mantık bunun üzerine inşa edilmiştir. </p>
<p>	Bana göre insanlar yani benim hayalime ve tahminime veya zanıma göre şöyle yaratılmışlardır.</p>
<p>	Allah ilk önce maddeyi yarattı bu maddeye fizik kanunları verdi. Değişik değişik oluşumların arka arkaya gelebilmesi için zamanı yarattı. Daha sonrada büyük patlama ile uzayı açmaya başladı. Bu sürecin başlamasıyla uzayda sayısını bilemeyeceğimiz kadar yıldızlar galaksiler doğmaya, yaşamaya ve ölmeye başladılar. Yani yaşam başladı. İşte bu gibi galaksilerden bir tanesi de bizim galaksimiz Samanyolu galaksisidir. Bu galaksi içinde bizim yaşadığımız güneş sistemi oluşmuştur.  Güneş sistemi içinde Dünyamız meydana getirilmiştir. Bizim galaksimize, güneş sistemimize ve dünyamıza benzer birçok sistemler meydana gelmiştir. Bunların bizim sistemimize benzeme oranları %99 dan %1 e kadar olmak üzere değişik değişik oranlardadır.<br />
	İnsan uzaya açıldığında görecektir ki kendisine düşünce olarak yakın ileride ve geride kalmış toplumlarla da karşılaşabilecektir. Hatta düşünce olarak kendisinden çok ileride fakat hayvan olarak kalmış olan canlılarla karşılaşacak ve hatta kendisinden düşünce olarak geri kalmış melek gibi canlılarla bile karşılaşacaktır. Diyeceksiniz ki hayalin çok geniş bende diyeceğim ki belgeselleri seyredin dünyamız da da böyle varlıklar irili ufaklı var. Yaşadığım sürece nereye gittimse oranın bir sakini olduğunu boş olmadığını bir yaşamın olduğunu gördüm bunun uzayda da olduğuna inancım tamdır. </p>
<p>	Dünya üzerinde yaşamın oluşması için sıcaklık ve soğukluk kullanılarak toprak oluşturulmuştur. Toprak su içinde ilk basit hücrelerin oluşmasını sağlamış ve bu süreç basit bitkilerin, denizde yaşayan bakterilerin ve virüs gibi basit canlıların oluşmasına neden olmuştur.<br />
	Denizde, karada ve havada oluşan birbirine bağımlı asalak canlılar zamanla birbirini tamamlayan özellikleri nedeniyle birleşmişler ve daha gelişmiş canlılara dönüşmüşlerdir. İşte bu değişim ve gelişimlerin sonucunda deniz, kara ve hava hayvanları oluşmuştur. Bu deniz, kara ve havada yaşayan hayvanlar zamanla değişerek kara, deniz ve havada  yaşama özelliği kazanmış ve kara, deniz ve havalarda yaşayan canlılar meydana gelmiştir. Bu gelişim ve değişim karalarda ve denizlerde de devam ederek gelişme devam etmiştir. İşte bu sürecin sonunda insan altı varlık soyu oluşmuş ve Allah’ın bu varlıklardan bir tanesine ruh vermesi ile insan dünyada yaşamaya başlamıştır. İlk Yaşayan insan Adem Peygamberimizdir. Adem ATAMIZIN ANNESİ İNSAN ALTI VARLIKTIR. Hava anamızda aynı şekilde ruhu bir insan altı varlığa verilmesi ile ilk insanlar cennetten çıkarılarak dünyaya indirilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ruhlarının bu dünyada değil de öbür dünyada yaratılmış olmasıdır.<br />
	Biyolojik bağın o kadar önemli olmadığına ayetlerde değinilmiştir. Asıl önemli olanın fikir ve düşünceler itibari ile kendinden sonra gelen insanların kendisine inanması ile neslin devam ettiğine vurgu yapılmıştır.<br />
HUD SURESİ<br />
42 – Gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirirken, Nuh biraz ötede olan oğluna: “Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma!” diye seslendi. [69,11-12; 54,13-15]<br />
43 – O: “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım!” dedi. Nuh ise: “Bugün Allah’ın helâk emrinden koruyacak hiçbir kuvvet yoktur. Ancak O’nun merhamet ettiği kurtulur!” der demez, birden aralarına dalga girdi, ve oğlu boğulanlardan oldu.<br />
44 – Kâfirler boğulduktan sonra yerle göğe: “Ey yer suyunu yut ve sen ey gök suyunu tut!” diye emir buyuruldu. Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cudi üzerinde yerleşti ve “Kahrolsun o zalimler!” denildi. {KM, Tekvin 8,4}<br />
45 – Nuh Rabbine hitâb edip: “Ya Rabbî, dedi, elbette boğulan oğlum da ailemdendi, öz evladımdı. (Halbuki ben onları gemiye alırken Sen bana kurtulacaklarını, müjdelemiştin). Senin vaadin elbette haktır ve Sen hâkimlerin hâkimisin!”<br />
46 – “Ey Nuh!” buyurdu Allah, “O senin ailenden değil. Çünkü o, dürüst iş yapan, temiz bir insan değildi. O halde, hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Cahilce bir davranışta bulunmayasın diye sana öğüt veriyorum.”<br />
MÜMTEHİNE SURESİ<br />
1 – Ey iman edenler! Benim de sizin de düşmanlarınızı dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği reddettikleri halde, siz onlara sevgi sunuyorsunuz. Resulullahı ve sizi, sırf Rabbiniz olan Allah’a inandığınız için, vatanınızdan kovuyorlar. Siz Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı kazanmak için yurdunuzdan çıkarılmayı göze aldıysanız, nasıl olur da onlara sevgi gösterip sır verirsiniz? Halbuki Ben sizin gizlediğiniz ve açıkladığınız her şeyi bilmekteyim. Doğrusu içinizden kim bunu yaparsa, artık doğru yoldan sapmış olur. [5,51-57; 3,28; 4,144]<br />
2 – Eğer size karşı ellerine bir fırsat geçerse, size düşman kesilirler. Ellerini de, dillerini de size fenalık etmek için uzatırlar ve sizin de kâfir olmanızı cân-u gönülden isterler.<br />
3 – Ne hısımlarınızın, ne de evlatlarınızın kıyamet günü size faydası olmaz. Allah kıyamet günü aranızda hükmeder, itaat edenleri cennete, kâfir ve âsileri cehenneme gönderir. Allah yaptığınız her şeyi görür.<br />
4 – İbrâhim’de ve onunla beraber olanlarda size güzel bir örnek vardır: Hani onlar hemşehrilerine şöyle demişlerdi: Bizim, ne sizinle, ne de Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeriklerinizle hiç bir ilişiğimiz kalmamıştır. Siz Allah’ın tek İlah olduğuna inanmadıkça, biz sizi reddediyor, bizimle sizin aranızda ebedi olarak düşmanlık ve nefret meydana geldiğini ilan ediyoruz. Ne var ki İbrâhim’in babasına: “Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Bununla beraber, Allah’ın senin hakkında dilediği hiç bir şeyi önlemem mümkün değildir.” demesi başka. Onun ve beraberinde olanların duası şudur: “Ey Yüce Rabbimiz! Yalnız sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Senin huzuruna varacağız. [19,47; 26,86-87; 9,113-114]</p>
<p>	Zamanla insanlar geliştikçe ve değiştikçe insan altı varlık sayıları azalmış ve insanların sayıları çoğalmıştır. İnsan altı varlıklar zamanla insanın gelişimi ile ortadan kaybolmuştur. Bunun nedeni ise insanların aklını kullanarak vahşi ortamlarda yaşama becerisi ve yeni buluşlar yapmalarıdır. İnsanlar arasında hayvanlardaki gibi bariz farklılıklar yoktur. Bunun nedeni ise farklı coğrafyalardaki insanların zekâları sayesinde birbirleri ile devamlı temas halinde olmalarından ileri gelmektedir.<br />
	Adem atamız ve Hava anamızın çocukları birbirleri ile evlenmemişlerdir. İnsan altı biyolojik akrabaları ile evlenmişlerdir. Bunlardan olan çocuklarının bazıları insan olmuş bazıları olmamıştır. İnsan olanlarla insanlığın soyu devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir.  İnsan düşündüğü zaman günümüzde yaşayan insanlardan da; bunlar insan olamaz dediği insanlar vardır. </p>
<p>ARAF SURESİ<br />
179 – Biz cehennem için cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki onların kalpleri vardır ama bu kalplerle idrâk  etmezler, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler. Hasılı onlar hayvanlar gibi, hatta onlardan da şaşkındırlar. İşte asıl gafil olanlar onlardır. [46,26; 2,18; 8,23; 22,46; 2,171] {KM, İşaya 6,9-10; Matta 13,13-14}</p>
<p>	Yani insan bedeni içerisine cennetten çıkarılarak gönderilmiş iki varlık vardır. Birincisi insan, ikicisi şeytandır. Bu iki varlık insan vücuduna aynı anda hükmetmektedir. İnsan galip gelirse cennete girecek şeytan galip gelirse cehenneme girecektir.</p>
<p>BAKARA SURESİ<br />
75 – Nasıl olur onların size güvenmelerini beklersiniz ki onlardan bir zümre vardı ki Allah’ın kelamını işitip akılları aldıktan sonra, bile bile onu tahrif eder, değiştirirlerdi.<br />
76 – Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında «Biz de iman ettik» derler. Kendi aralarında kaldıklarında ise: «Ne yapıyorsunuz? derler, Rabbinizin huzurunda aleyhinize hüccet edinsinler diye mi tutup Allah’ın size açtığı gerçeği onlara söylüyorsunuz? Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?»<br />
77 – Bilmiyorlar mı ki Allah onların gizlediklerini de bilir, açıkladıklarını da?</p>
<p>	 İnsanda kendi arasında cinler gibi ikiye ayrılır. Şeytan ve İnsan olarak ayrışmıştır. İnsan nerede ise şeytanı da yanındadır. Yani Allah dünya ya insanları ve şeytanları indirirken birlikte indirmiş ve bir beyin içerisine koymuştur. Kim şeytanının yolundan gitmez ise İlkin cennetine koyduğu gibi insanı tekrar cennetine koyacaktır. Zaten bu dünya bu ayrımı yapmak için yaratılmıştır.</p>
<p>NAS<br />
1 – De ki: İnsanların Rabbine,<br />
2 – İnsanların yegane Hükümdarına,<br />
3 – İnsanların İlahına sığınırım:<br />
4 – O sinsi şeytanın şerrinden<br />
5 – O ki insanların kalplerine vesvese verir,<br />
6 – O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da olur. [6,112] </p>
<p>	Dar vim teorisine inandığımı ve bir teori olarak kabul ettiğimi beyan ediyorum. Bunun dinimiz açısından hiçbir sakıncasının olmadığını ve yüce yaratıcının ki o noksan sıfatlardan münezzehtir,  bu şekilde yaratabileceğini kabul ediyorum. Eğer geçmişte de bu şekilde tek yaratıcıya ALLAH’a inan insanlar tarafından Dar vim teorisini de ve darvin’ide ALLAH yaratı bu şekilde de yüce yaratıcı yaratabilir denilmiş olsaydı benim yukarıda kurmuş olduğum çıkarımlar yapılır ve kominizim tehlikesi ortaya çıkmazdı. İnsanlar birbirlerine bunca zulmü yapmazlardı.<br />
	Bu hata tek yaratıcıya inanan yani ALLAH’a inanan din adamlarının ALLAH’ a noksan sıfat yakıştırmalarından ve Darvin teorisine göre insanları yaratılmamıştır, demelerinden kaynaklanmıştır. Hâlbuki ALLAH’ın indirmiş olduğu hiçbir din bilimle çelişmez aksine bilimin açıklanmasında anlam ve mana taşımasında olmasa olmazlarındandır.<br />
YASİN<br />
79 – De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltir, hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir.”<br />
	Birde bizler şu konuda yanılmaktayız ol dedi oluverdi. Darwim teorisine göre olunca bu ayet olmuyor mu? Dar wim teorisi karşıtlarına göre olmuyor. Ama bana göre oluyor. Neden derseniz Darvici karşıtları kendi algıladıkları zaman kavramına göre ol derken bile bir zaman geçiyor. Demek ki mutlaka bir zaman geçiyor.  Bunu ALLAH katında düşünürsek yani<br />
KAMER49 – Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle, bir ölçü ile yarattık. [25,2; 87,1-3] ayeti ile birlikte düşünürsek bizim algıladığımız zaman ALLAH’ın yaratığı zamandır. Allah için bir zaman söz konusu değildir. Yani biz yaratılmışların algılamaları ve değerleri ile  ALLAH için zaman kavramı diye bir şey yoktur. Bize göre ise Sonsuz geçmiş zaman ve sonsuz gelecek zaman vardır. İşte bu çerçeveden bakıldığında 1 saniye ile 1 milyar yıl arasında ne fark vardır. Sonsuz zaman içerisinde ikisi de bana göre aynıdır, yani sonsuzlukla karşılaştırıldığı 1 saniye ile 1 milyar yıl arasında bir fark yoktur. Fark olabilmesi için sonlu zaman kavramı olması gerekir. Sonlu zaman kavramı bu dünya için geçerlidir. Onun zamanını da ALLAH bilmektedir.  Yani Kıyametin zamanını, görülüyor ki her iki durumda da ol dedi hemen oluverdi cümlesinin ne kadar zaman ihtiva ettiğini ALLAH bilmektedir. Bizler ALLAH’ın var ettiği zaman içerisinde bunun bilincinde olamayız. Bu ayete ters düşmeyelim derken diğer ayetlere ters düşemeyiz. Çünkü Kuran-ı Kerimde hiçbir ayet diğeri ile çelişmez. Sadece bu ayeti dikkate aldığımızda diğer ayetlerde belirtilen süreler niçin verilmiştir. Eğer ol dedi hemen oluverdi kelimesi bir zaman ihtiva etmeseydi dünya ve kainatın oluşum sürelerinin verilmemiş olması gerekirdi. </p>
<p>	Ben ayrıca şuna da inanmaktayım her insan bir yaratıcıya inanır. Bunu nereden çıkardı diyeceksin ben hiçbir yaratıcıya inanmıyorum diyor ve bunun gereklerini yerine getirmiyor. </p>
<p>	Gerçekten ateist olan insan benim mantığıma göre her şeyden zevk alacak şekilde mutluluğu ön plana çıkaracak şekilde yaşaması gerekir. Bu nedenle mutlu yaşantısına engel olacak bütün savaşların karşısında ve kargaşaların yanında olmaması gerekir. Ateistlere baktığımızda ateizmi yaymak için dağa çıkıp terörist olup hayatını riske atıyor. Olmayan bir şey için olmadığını yaymak kendi haklılığını ispat etmek için insan bir defa var olduğu dünya hayatını riske atar mı? Mantıklı düşünüldüğü zaman atmaz.<br />
	Ama neden böyle oluyor diyeceksiniz, çünkü o da ALLAH’A inanıyor fakat ben diyor ateşten yaratıldım o ise topraktan diyerek üstünlük taslayarak kibirleniyor ve yaratıcısına isyan ediyor. Ateistlerin düşündükleri gibi ben haklıyım diyerek mücadele etmektedir. Ateistler bu bakımdan inanmadıklarını iddia ettikleri ALLAH’a karşı mücadele etmektedirler de farkında değiller, kendi kendilerini kandırmaktadırlar.<br />
	İşte ateistlerin kendi inançlarına göre mutlu yaşayabilmeleri için özgür olmaları gerekir. Özgür olabilmeleri için de iyiliği güzeliği ön plana çıkarmaları ve bu dünyanın zevklerinden vakit geçirmeden ve kendinden sonrakileri düşünmeden bunları hemen istemesi gerekmektedir. Zira bu dünyaya bir defa geliyor ve ölünce her şey geride kalarak kendisinin ölümüyle beraber her şey yok olup gidecektir. Bu mantıkla düşünülmeye devam edince kendinden sonra gelenlerin onu anmalarının kime ne yararı var bunu da anlamak mümkün değil.<br />
	Müminlerinde Müslüman olmaları için iradelerini hiçbir baskı altında kalmadan özgürce kullanmaları gerekmektedir. Mantıklı düşünüldüğünde inananlar ve inanmayanların barış ve mutluluk içerisinde yaşamaları gerekirken neden savaştıklarını anlamak mümkün değildir. İşte bunun nedeni de ALLAH şöyle açıklamıştır. </p>
<p>BAKARA<br />
36 – Derken Şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de: “Haydi, dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız.”</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>TSD tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-30683</link>
		<dc:creator>TSD</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2009 21:20:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-30683</guid>
		<description>Şu yazım çöken sitemde silinmiş yazılar arasındaydı. Tekrar yayınlamayıp bu konuyla bağıntılı olduğu için buraya eklemek istedim:

&lt;strong&gt;
İslam ve diğer inanışlara bakış &lt;/strong&gt;

İslam, ona inananlar için şüpheye yer bırakmayacak bir kesinlikle evrensel bir dindir. Hz.Peygamber (s) de peygamberlerin sonuncusudur. Bu İslam'ın ana kaynaklarında tüm kesinliğiyle geçer.

İslam kendinden önceki tüm lokal öğretileri de nesh etmiştir.
 
Modern Dinler tarihi literatüründe ise "Sami dinlerinin sonuncusu" olarak adlandırılır İslam.
 
Bunun nedeni dinlerin vahyin gönderildiği peygamberlerin de yaşadığı coğrafyaya doğmasıdır. İslam'ın kutsal metnine yani Kur'an'a baktığımızda da bunu görebiliriz. Kur'an'ın tarihe dair çıkarımları da çoğunlukla ortadoğu coğrafyası ile ilgilidir.
 
Bu coğrafî konum bazen müslümanlar arasında kafa karışıklığına yolaçıyor.

Bir çok İslam alimi,  çoğu müslümanın "batıl kaynaklı, insan eseri din" olarak gördüğü  Budizm, Hinduizm  gibi dinlerin kökeni hakkında kesin bir yorum yapmaktan kaçındığı halde, müslümanlar Doğu dinlerinin ya da başka coğrafyalardaki inanışların "kökenleri" için "insan eseri" ifadesini kullanabiliyor.
 
İslam alimleri bundan kaçındığı gibi, Buda, Krişna, Zerdüşt gibi şahsiyetlerin çok büyük ihtimalle peygamber olduğunu,  öğretilerinin de "ilahi vahy" kaynaklı olduğunu,  ama -Kur'an'da geçmemesi hasebiyle- kesin birşey söylememin de imkansız olduğunu belirtmişlerdir.

Şu çok açık ki bir şeyin Kur'an'da geçmemesi yokluğuna delil değildir, ayrıca Kur'an, insanlığa gönderilen peygamberler için açıkça "bir kısmını anlattık, bir kısmını anlatmadık" demiştir.
 
Bir müslüman burada şöyle düşünmeli bence.
 
İslam evrenseldir. İslamın ahlakî ve toplumsal ilkeleri tüm insanlığı kuşatır. Dinamiktir,  insanların ve toplumların ihtiyaçları doğrultusunda gelişmeye açıktır.

İslam'ın son ve evrensel olmasının yanında aynı zamanda tarihsel yönü de vardır.  Bu da  bir zarurettir.

Ortadoğu'da doğmuştur, oranın insanları ilk muhataplarıdır. Dolayısı ile ortadoğuya gönderilen peygamberlerin, o coğrafyanın nebîlerinin kıssalarını anlatmış, örnekler vermiştir. İnsanlar oraya gönderilen peygamberleri tanıyorlar, hikayelerini doğru-yanlış biliyorlar. İslam o coğrafyaya gönderilen peygamberlerin tanınamaz hale getirilen inanç akidelerini saf bir tevhid kökenine yeniden ve kuvvetli bir şekilde döndürmüştür.

Yahudiliğin ve Hristiyanlığın muharref yönlerine işaret etmiş, bunları tahsis etmiş, Eski ahitte Allah'a ve peygamberlere atılan akıl almaz iftiraları şiddetle reddetmiş ve "işte çekişip durduğunuz meselelerin gerçeği budur" diye kesin olarak doğrusunu anlatmıştır.

Ayrıca Kur'an, "İslam" ismini daha önce gönderilmiş tüm dinler için kullanır. Mustafa İslamoğlu bir yazısında şöyle yazıyor :

    Kur'an vahyi "İslam" (=teslimiyet yolu) derken, "yeni bir din"den değil "insanlıkla yaşıt bir değerler sisteminden" söz eder. Hiçbir yerde İslam'ı Hz. Muhammed'le başlamış bir din olarak göstermez. Kur'an Hz. Nuh'u "Müslüman" olarak tanıtır ( 10.72). Hz. İbrahim'in dini "İslam"dır (2.128, 131 ve 3.67). "İsrail" lakaplı Hz. Yakub oğullarına "Müslüman olarak kalın" diye vasiyet etmiştir (2.132). Hz. Yusuf "Benim canımı Müslüman olarak al!" diye dua etmiştir ( 12.101). Hz. Musa İsrailoğulları'na "eğer Müslümansanız Allah'a güvenin" demiştir (10.84). İsrailoğulları'nın tüm peygamberlerinin dini "islam"dır 5.44). Hz. Süleyman (27.44) ve Hz. İsa da öyle ( 5.111). 

Şimdi bir akıl yürütme yapalım.
 
Diyelim ki İslam Mekke'de değil de Çin'de, Hindistan'da ya da İran'da doğdu. Ve o bölgeye gönderilen peygamberlerin bozulmuş öğretilerini düzeltti, doğrusunu gösterdi. (Mesela Buda'nın) Ve diyelim ki Hindistan'da doğması hasebiyle Hz.İsa'dan, Hz.Musa'dan hiç bahsetmedi. Genel tevhid akidesini düzeltti şer'i hükümlri koydu ve tüm dinleri neshederek evrenselliğini ilan etti.

Ve Hindistan'dan çıkan bu son dine inanan bizler günün birinde Hristiyanlık ile karşılaştık. Acaba hangimiz "Hz.İsa Tanrının oğludur" diyen mevcut Hristiyanlığı ilahi kaynaklı bir din, Hz.İsa'yı da peygamber olarak görebilecektik?
 
Bugünkü Hristiyanlığın , Hz.İsa'nın ilk mesajıyla uzaktan yakından alakası yoktur. Aynı şey Yahudilik için de geçerli. Kur'an'da geçmese Eski Ahit'in, Yeni Ahit'in muharref  bir ilahi öğreti olduğunu düşünmek oldukça zordur.. Çünkü içinde akıl almaz ifadeler, Allah'a ve peygamberlere iftiralar vardır. (Kur'an bunların tamamını tahsis etmiştir)
 
Buda ve öğretisinin de başına Hristiyanlığın başına geldiği gibi bir tahrifatın gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Sosyal entropi hızla İlahi öğretileri aşındırmış bazen ilk çıkış zamanından 100-150 yıl sonra bile tanınamaz hale getirmişti. (Msl. elimizde bulunan Hristiyanlık örneği.)

Yine bugünkü Budizm metinlerinde -tıpkı Eski ve Yeni ahitte de olduğu gibi- nispeten tahrif olmamış ilahi esintilere rastlanmaktadır. Yine bazı Hindu metinlerinde bu ilahi esintilerin yanında ahir zaman peygamberini tanıtan pasajlar vardır ki bunlar hakkında aynıyla Mekke'yi,   Hz.Peygamber'i ve ashabını tarif ettiğine dair yorumlar yapılmaktadır. 

Burada Buda, sadece bir örnek.

Her topluluğa bir peygamber gönderildiğine dair Kur'an ayetlerine de ortada olduğuına göre diğer kültürlerdeki dinlere ve kökenlerine  dair konuşurken  meseleye bu şekilde bakmak ama nihayetinde kesin hüküm vermekten de imtina etmek en doğrusudur.
 
Pekçok peygamber gelmiştir. Kesin bildiklerimiz de Kur'an da geçenlerdir, bildiklerimin çoğu ortadoğu coğrafyasına -hatta israiloğullarına- aitlerdir ve sayıca çok azdır. Zaten anlatılan  kıssalara tarihsellik bakımından değil, ibretlik olması açısından önem atfedilmiştir.

Gönderilen Peygamber sayılarına dair İslam kaynaklarında geçen tahmini sayıları da gözönüne aldığımızda bu şekilde bir yaklaşıma sahip olmak en mantıklısı olsa gerek.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Şu yazım çöken sitemde silinmiş yazılar arasındaydı. Tekrar yayınlamayıp bu konuyla bağıntılı olduğu için buraya eklemek istedim:</p>
<p><strong><br />
İslam ve diğer inanışlara bakış </strong></p>
<p>İslam, ona inananlar için şüpheye yer bırakmayacak bir kesinlikle evrensel bir dindir. Hz.Peygamber (s) de peygamberlerin sonuncusudur. Bu İslam&#8217;ın ana kaynaklarında tüm kesinliğiyle geçer.</p>
<p>İslam kendinden önceki tüm lokal öğretileri de nesh etmiştir.</p>
<p>Modern Dinler tarihi literatüründe ise &#8220;Sami dinlerinin sonuncusu&#8221; olarak adlandırılır İslam.</p>
<p>Bunun nedeni dinlerin vahyin gönderildiği peygamberlerin de yaşadığı coğrafyaya doğmasıdır. İslam&#8217;ın kutsal metnine yani Kur&#8217;an&#8217;a baktığımızda da bunu görebiliriz. Kur&#8217;an&#8217;ın tarihe dair çıkarımları da çoğunlukla ortadoğu coğrafyası ile ilgilidir.</p>
<p>Bu coğrafî konum bazen müslümanlar arasında kafa karışıklığına yolaçıyor.</p>
<p>Bir çok İslam alimi,  çoğu müslümanın &#8220;batıl kaynaklı, insan eseri din&#8221; olarak gördüğü  Budizm, Hinduizm  gibi dinlerin kökeni hakkında kesin bir yorum yapmaktan kaçındığı halde, müslümanlar Doğu dinlerinin ya da başka coğrafyalardaki inanışların &#8220;kökenleri&#8221; için &#8220;insan eseri&#8221; ifadesini kullanabiliyor.</p>
<p>İslam alimleri bundan kaçındığı gibi, Buda, Krişna, Zerdüşt gibi şahsiyetlerin çok büyük ihtimalle peygamber olduğunu,  öğretilerinin de &#8220;ilahi vahy&#8221; kaynaklı olduğunu,  ama -Kur&#8217;an&#8217;da geçmemesi hasebiyle- kesin birşey söylememin de imkansız olduğunu belirtmişlerdir.</p>
<p>Şu çok açık ki bir şeyin Kur&#8217;an&#8217;da geçmemesi yokluğuna delil değildir, ayrıca Kur&#8217;an, insanlığa gönderilen peygamberler için açıkça &#8220;bir kısmını anlattık, bir kısmını anlatmadık&#8221; demiştir.</p>
<p>Bir müslüman burada şöyle düşünmeli bence.</p>
<p>İslam evrenseldir. İslamın ahlakî ve toplumsal ilkeleri tüm insanlığı kuşatır. Dinamiktir,  insanların ve toplumların ihtiyaçları doğrultusunda gelişmeye açıktır.</p>
<p>İslam&#8217;ın son ve evrensel olmasının yanında aynı zamanda tarihsel yönü de vardır.  Bu da  bir zarurettir.</p>
<p>Ortadoğu&#8217;da doğmuştur, oranın insanları ilk muhataplarıdır. Dolayısı ile ortadoğuya gönderilen peygamberlerin, o coğrafyanın nebîlerinin kıssalarını anlatmış, örnekler vermiştir. İnsanlar oraya gönderilen peygamberleri tanıyorlar, hikayelerini doğru-yanlış biliyorlar. İslam o coğrafyaya gönderilen peygamberlerin tanınamaz hale getirilen inanç akidelerini saf bir tevhid kökenine yeniden ve kuvvetli bir şekilde döndürmüştür.</p>
<p>Yahudiliğin ve Hristiyanlığın muharref yönlerine işaret etmiş, bunları tahsis etmiş, Eski ahitte Allah&#8217;a ve peygamberlere atılan akıl almaz iftiraları şiddetle reddetmiş ve &#8220;işte çekişip durduğunuz meselelerin gerçeği budur&#8221; diye kesin olarak doğrusunu anlatmıştır.</p>
<p>Ayrıca Kur&#8217;an, &#8220;İslam&#8221; ismini daha önce gönderilmiş tüm dinler için kullanır. Mustafa İslamoğlu bir yazısında şöyle yazıyor :</p>
<p>    Kur&#8217;an vahyi &#8220;İslam&#8221; (=teslimiyet yolu) derken, &#8220;yeni bir din&#8221;den değil &#8220;insanlıkla yaşıt bir değerler sisteminden&#8221; söz eder. Hiçbir yerde İslam&#8217;ı Hz. Muhammed&#8217;le başlamış bir din olarak göstermez. Kur&#8217;an Hz. Nuh&#8217;u &#8220;Müslüman&#8221; olarak tanıtır ( 10.72). Hz. İbrahim&#8217;in dini &#8220;İslam&#8221;dır (2.128, 131 ve 3.67). &#8220;İsrail&#8221; lakaplı Hz. Yakub oğullarına &#8220;Müslüman olarak kalın&#8221; diye vasiyet etmiştir (2.132). Hz. Yusuf &#8220;Benim canımı Müslüman olarak al!&#8221; diye dua etmiştir ( 12.101). Hz. Musa İsrailoğulları&#8217;na &#8220;eğer Müslümansanız Allah&#8217;a güvenin&#8221; demiştir (10.84). İsrailoğulları&#8217;nın tüm peygamberlerinin dini &#8220;islam&#8221;dır 5.44). Hz. Süleyman (27.44) ve Hz. İsa da öyle ( 5.111). </p>
<p>Şimdi bir akıl yürütme yapalım.</p>
<p>Diyelim ki İslam Mekke&#8217;de değil de Çin&#8217;de, Hindistan&#8217;da ya da İran&#8217;da doğdu. Ve o bölgeye gönderilen peygamberlerin bozulmuş öğretilerini düzeltti, doğrusunu gösterdi. (Mesela Buda&#8217;nın) Ve diyelim ki Hindistan&#8217;da doğması hasebiyle Hz.İsa&#8217;dan, Hz.Musa&#8217;dan hiç bahsetmedi. Genel tevhid akidesini düzeltti şer&#8217;i hükümlri koydu ve tüm dinleri neshederek evrenselliğini ilan etti.</p>
<p>Ve Hindistan&#8217;dan çıkan bu son dine inanan bizler günün birinde Hristiyanlık ile karşılaştık. Acaba hangimiz &#8220;Hz.İsa Tanrının oğludur&#8221; diyen mevcut Hristiyanlığı ilahi kaynaklı bir din, Hz.İsa&#8217;yı da peygamber olarak görebilecektik?</p>
<p>Bugünkü Hristiyanlığın , Hz.İsa&#8217;nın ilk mesajıyla uzaktan yakından alakası yoktur. Aynı şey Yahudilik için de geçerli. Kur&#8217;an&#8217;da geçmese Eski Ahit&#8217;in, Yeni Ahit&#8217;in muharref  bir ilahi öğreti olduğunu düşünmek oldukça zordur.. Çünkü içinde akıl almaz ifadeler, Allah&#8217;a ve peygamberlere iftiralar vardır. (Kur&#8217;an bunların tamamını tahsis etmiştir)</p>
<p>Buda ve öğretisinin de başına Hristiyanlığın başına geldiği gibi bir tahrifatın gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Sosyal entropi hızla İlahi öğretileri aşındırmış bazen ilk çıkış zamanından 100-150 yıl sonra bile tanınamaz hale getirmişti. (Msl. elimizde bulunan Hristiyanlık örneği.)</p>
<p>Yine bugünkü Budizm metinlerinde -tıpkı Eski ve Yeni ahitte de olduğu gibi- nispeten tahrif olmamış ilahi esintilere rastlanmaktadır. Yine bazı Hindu metinlerinde bu ilahi esintilerin yanında ahir zaman peygamberini tanıtan pasajlar vardır ki bunlar hakkında aynıyla Mekke&#8217;yi,   Hz.Peygamber&#8217;i ve ashabını tarif ettiğine dair yorumlar yapılmaktadır. </p>
<p>Burada Buda, sadece bir örnek.</p>
<p>Her topluluğa bir peygamber gönderildiğine dair Kur&#8217;an ayetlerine de ortada olduğuına göre diğer kültürlerdeki dinlere ve kökenlerine  dair konuşurken  meseleye bu şekilde bakmak ama nihayetinde kesin hüküm vermekten de imtina etmek en doğrusudur.</p>
<p>Pekçok peygamber gelmiştir. Kesin bildiklerimiz de Kur&#8217;an da geçenlerdir, bildiklerimin çoğu ortadoğu coğrafyasına -hatta israiloğullarına- aitlerdir ve sayıca çok azdır. Zaten anlatılan  kıssalara tarihsellik bakımından değil, ibretlik olması açısından önem atfedilmiştir.</p>
<p>Gönderilen Peygamber sayılarına dair İslam kaynaklarında geçen tahmini sayıları da gözönüne aldığımızda bu şekilde bir yaklaşıma sahip olmak en mantıklısı olsa gerek.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Zulfikar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3186</link>
		<dc:creator>Zulfikar</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Sep 2007 10:40:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3186</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;&lt;strong&gt;First they ignore you, 
then they ridicule you, 
then they fight you, 
&lt;em&gt;then you win&lt;/em&gt;.&lt;/blockquote&gt;&lt;em&gt;Gandhi&lt;/em&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><strong>First they ignore you,<br />
then they ridicule you,<br />
then they fight you,<br />
<em>then you win</em>.</strong></p></blockquote>
<p><em>Gandhi</em></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uluğ tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3153</link>
		<dc:creator>Uluğ</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2007 08:41:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3153</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;tesadüf ve stokastik kavramları arasındaki farkı anlatmak&lt;/blockquote&gt;
Arasındaki farkı biliyorum. XXXXXXXXXXXXXXX. XXXXXXXXXXXXXXX. Darwinizm, deterministik veya stokastik bir süreç önermiyor(elbette kısmen stokastik olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü mikro düzeydeki değişimleri/adaptasyonları açıklayabiliyor ki bunun da muhteşem bir tasarım olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize Tasarlanan canlıların adaptasyon yeteneği var!). Tekrar ediyorum:

Darwinizm, makro boyuttaki değişimleri göz önünde bulundurduğumuzda kör tesadüflere dayanmaktadır. En baştan beri söylediğim şey bu. Kesinlikle bir görme, uçma sisteminin oluşumunu izah edemez! Zaten bu önerilen mekanizma ile matematiksel olarak da olası değil.
&lt;blockquote&gt;Anlatma çabalarım sürekli öznel, açıklanmayan, ve anlamamakta ısrar eden argümanlarla kaşılandı. Mekanizmanın nasıl “üssel uzaydaki çözümü” bulabileceğine dair genetik algoritmaları örnek vermem karşısında Uluğ “genetik algoritmaların arkasında bir irade olduğu” gibi bir sav öne sürdü.&lt;/blockquote&gt;
Sevgili Balbazar,

Okumamakla ve anlamaya çalışmamak ile suçluyorsunuz. Yukardaki cümleleriniz benim de sizin hakkınızda böyle düşünmem için yeterli. &lt;strong&gt;Ben kesinlikle bahsettiğiniz gibi bir sav ileri sürmedim.&lt;/strong&gt; Kesinlikle benim pozisyonumu anlamadığınızı düşünüyorum. Daha kötüsü anlamaya çalışmadığınızı da. GA'lardaki mekanizmaların darwinyen süreçtekilerle (özellikle doğal seleksiyon) aynı olmadığını söyledim. Başka şeylerde söyledim... Sizinle yeterince sağırlar döğüşü yaptık. Birbirimizi anlayabileceğimize dair en ufak bir ümidim yok... Olayın geldiği konum itibariyle çok uzatmaya da gerek yok. Size karşı olumsuz bir düşüncemin/kızgınlığımın(az miktardaki kızgınlığım biraz sonra geçer) olmadığını da bilmenizi isterim. Size yaşamınızda mutluluklar dilerim.

 

EDITÖR : ULUG BEY, YORUMLARINIZIN NEZAKET KURALLARI iÇiNDE KALMASINA GAYRET GÖSTERiN.

&lt;strong&gt;ZiRA YAZILANLARI SANSÜRLEMEK EN AZ SEVEREK YAPTIGIMIZ iSLERiN BASINDA GELiYOR.&lt;/strong&gt;

TESEKKÜRLER</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>tesadüf ve stokastik kavramları arasındaki farkı anlatmak</p></blockquote>
<p>Arasındaki farkı biliyorum. XXXXXXXXXXXXXXX. XXXXXXXXXXXXXXX. Darwinizm, deterministik veya stokastik bir süreç önermiyor(elbette kısmen stokastik olduğunu düşünmeliyiz. Çünkü mikro düzeydeki değişimleri/adaptasyonları açıklayabiliyor ki bunun da muhteşem bir tasarım olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize Tasarlanan canlıların adaptasyon yeteneği var!). Tekrar ediyorum:</p>
<p>Darwinizm, makro boyuttaki değişimleri göz önünde bulundurduğumuzda kör tesadüflere dayanmaktadır. En baştan beri söylediğim şey bu. Kesinlikle bir görme, uçma sisteminin oluşumunu izah edemez! Zaten bu önerilen mekanizma ile matematiksel olarak da olası değil.</p>
<blockquote><p>Anlatma çabalarım sürekli öznel, açıklanmayan, ve anlamamakta ısrar eden argümanlarla kaşılandı. Mekanizmanın nasıl “üssel uzaydaki çözümü” bulabileceğine dair genetik algoritmaları örnek vermem karşısında Uluğ “genetik algoritmaların arkasında bir irade olduğu” gibi bir sav öne sürdü.</p></blockquote>
<p>Sevgili Balbazar,</p>
<p>Okumamakla ve anlamaya çalışmamak ile suçluyorsunuz. Yukardaki cümleleriniz benim de sizin hakkınızda böyle düşünmem için yeterli. <strong>Ben kesinlikle bahsettiğiniz gibi bir sav ileri sürmedim.</strong> Kesinlikle benim pozisyonumu anlamadığınızı düşünüyorum. Daha kötüsü anlamaya çalışmadığınızı da. GA&#8217;lardaki mekanizmaların darwinyen süreçtekilerle (özellikle doğal seleksiyon) aynı olmadığını söyledim. Başka şeylerde söyledim&#8230; Sizinle yeterince sağırlar döğüşü yaptık. Birbirimizi anlayabileceğimize dair en ufak bir ümidim yok&#8230; Olayın geldiği konum itibariyle çok uzatmaya da gerek yok. Size karşı olumsuz bir düşüncemin/kızgınlığımın(az miktardaki kızgınlığım biraz sonra geçer) olmadığını da bilmenizi isterim. Size yaşamınızda mutluluklar dilerim.</p>
<p> </p>
<p>EDITÖR : ULUG BEY, YORUMLARINIZIN NEZAKET KURALLARI iÇiNDE KALMASINA GAYRET GÖSTERiN.</p>
<p><strong>ZiRA YAZILANLARI SANSÜRLEMEK EN AZ SEVEREK YAPTIGIMIZ iSLERiN BASINDA GELiYOR.</strong></p>
<p>TESEKKÜRLER</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Balbazar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3148</link>
		<dc:creator>Balbazar</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Aug 2007 18:43:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3148</guid>
		<description>Gül'ün cumhurbaşkanlığı konusunda Baykal anti-demokratik bir tavır takındığında ve muhtıra geldiğinde bunun karşılıklı radikalizmi arttıracağını iddia etmiş ve "Bekir Yıldırım'ların gözü aydın" şeklinde yorumlamıştım. Geldiğimiz nokta, bir anlamda haklı çıktığımı gösteriyor. Ama ben sizin Bekir Yıldırım'laştığınıza inanmak yerine, bir anlık öfkeyle ettiğiniz hakaretin sorumluluğuna sahip çıkmak zorunda kalmanız ve benim de bu hakaretten ajite olarak zaman zaman uygunsuz, sert bir dil kullanmam olarak yorumlamayı tercih ediyorum. Her ne kadar hakaretinize sahip çıkmak için daha çok hakaret ettirmeyi sürdürseniz de, ne demeye çalığtığımı soğukkanlılıkla açıklamanın sorumluluk gereği olduğunu düşünüyorum. Bunu yaparken de, tam da "ucu benim pozisyonuma dokunacak" konular üzerine yoğunlaşacağım. Yanlış anlaşmaya meydan vermemek için uzatabilirim, okuyup okumamak sizin tasarrufunuz.

1. Akademik özgürlük, "tencere dibin kara, seninki benden kara" kavgasına kurban edilebilecek kadar basit bir konu değil. Akademik özgürlük, akademinin doğası gereği mümkün oldığunca geniş olmak zorunda. Öğretim üyelerinin üniversitelerden uzaklaştırılması her bahaneyle kabul edilebilecek birşey değil. Onun için herhangi birinin üniversiteden uzaklaştırılmasını savunmam sözkonusu değil. Hele bu uzaklaştırma kararı YÖK gibi antidemokratik bir kurumdan çıkıyorsa. Adem Tatlı'nın üniversiteden uzaklaştırılması YÖK ile hükümet arasındaki güç kavgasında YÖK'ün politik bir adımı. Tatlı'nın evrim kuramı karşısındaki tavrı bir bahane.  Nitekim Tatlı yıllarca yaradılışçı propagandayı üniversitede "biyoloji dersi" adı altında okuturken, aynı YÖK aynı yetkileriyle oradaydı, sadece politik duruşu farklıydı. Üzerine basarak tekrar söylüyorum: Ne Tatlı'nın ne başka birinin fikirleri ve akademik çalışmaları nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılması kabul edilebilir birşey değil. Aynı şekilde, akademik özgürlük ve fikir özgürlüğü, üniversiteye politik müdaheleleri mazur göstermek için kullanılamayacak kadar da önemli ve değerli kavramlar. Onun için, fikir özgürlüğü ile görevi kötüye kullanmayı dikkatle birbirinden ayırdetmek gerekli. Atilla Yayla, ya da 12 Eylül döneminde Baskın Oran ve niceleri fikirleri nedeniyle haklarından mahrum edildiler. Bunun bir fikir özgürlüğü sorunu olduğuna şüphe yok. Adem Tatlı ise, 12 Eylül sonrası, eğitimin Türk-İslamlaştırılması politikasi çerçevesinde, siyasi iradenin siparişiyle biyoloji müfredatının değiştirilmesini sağlayan bir rapor hazırladı. Bu rapor, Türkiye'nin, aynı dönemde demokratik ve sivil akademik örgütlerin raporları ve sivil mahkemelerin kararlarıyla ABD'de belirlenen biyoloji eğitim politikasının tam aksi yönünde bir politika izlemesine yol açtı. Bu, Tatlı'ın raporunu hazırlarken dünya çapında bilim dünyasında ne olup bittiğini doğru olarak yansıtmadığı anlamına gelir. Bu da akademisyen sorumlululuğuyla bağdaşmaz. Aynı şekilde, eğer bir akademisyen ders kitabı yazıyor ya da ders veriyorsa, konu hakkında literatürde ne olduğunu doğru olarak yansıtması gerekir. Tatlı ise bilimsel literatürü yansıtmak yerine, yıllarca kendi politik angajmanını destekleyen ve dünya çapında biyoloji literatüründe yeri olmayan bir akımın fikirlerini öğretti. Bu tavır, çeşitli iktidar odaklarının sözkonusu bilimsel kurama yönelik tavırları da gözönüne alındığında, bizzat akademik özgürlüğü tehdit eden bir tavır. Dediğim gibi, bu konuda çok dikkatli olmak gerektiği ve bilgim kısıtlı olduğu için, bunların Tatlı'nın üniversiteden uzaklaştırılması için haklı ve yeter sebepler olduğunu söyleyemem. Bununla birlikte, Tatlı'nın madalya verilmesi gereken değil, görevini kötüye kullandığı ve akademik sorumluluğunu politik angajmanına kurban ettiği için kınanması gereken bir akademisyen olduğunun hakkını teslim etmek gerekiyor.

2. Dünya akademik ortamında yaradılışçılığın baskı ve sansüre maruz kaldığı savı üzerine.
    (a) Olayları tarihsel bağlamından koparırsanız, faşist ve ırkçı ideolojilerin bugün dünyanın en mazlum ideolojileri olduğunu da savlayabilirsiniz. Evrim kuramı şahsında bilimsel yöntem ve akademik özgürlük yüzyıldır belli çevreler tarafından baskı altında tutulmakta, kamuoyu önünde küçük düşürülmeye çalışılmakta, okullarda okultulmasının önüne geçilmektedir. Evrim kuramının akademik dünyada bugünki saygın yerine kavuşması ve sosyal olarak kendini kabul ettirmesi birden değil, uzun mücadelelerin sonucu olmuştur. Evrim kuramı 100 yıldır bilimsel tartışmalarla, değişerek, gelişerek, olgunlaşarak, hukuk mücadeleleriyle özgürlük kazanarak bugün olduğu noktaya gelmiştir. Bugün evrim kuramının canlılılığın çeşitliliğini açıklamakta genel kabul gerek tek bilimsel kuram olduğunu söyleyen askeri, politik, dinsel güç odakları tarafından atanmış kurumlar değil, demokratik olarak seçilmiş insanların oluşturduğu ve sürekli denetlenen meslek örgütleridir. Bu örgütlerin, evrim kuramı üzerinden akademik özgürlüğe saldırmayı gelenek haline getirmiş bir politik hareketin uzantısı olduğu bilinen "Akıllı Tasarım"ın bilimsel literatüre girme çabasına karşı önlemler almasını sansür ya da fikir özgürlüğünü bastırmak olarak algılayabilmek için evrim kuramının 150 yıllık tarihini hiç gözönüne almamak gerekir.
   (b) Bilimsel makalelerinin hakemler tarafından denetlenmesi, bir sansür değil kalite kontrol mekanizmasıdır. Bilimsel yöntemin güvenilirliğinin korunması için gereken bir mekanızmadır bu. Mükemmel işleyen bir mekanizma değildir ama birçok sosyal denetleme mekanizmasından çok daha iyi işler ve bilimsel üretimin (i) tekrarlanabilirlik, (ii) nesnellik, (iii) yeni çalışma ve yorumların önünü açmak gibi önemli kıstaslara az çok uygunluğunu sağlar. Akıllı tasarımcılar, hakemli dergilere yönelmeyi kendileri tercih etmemişlerdir. Truva atının yeterince bilimsel kılığına sokulabilmesi için bunun da gerektiği görülünce de, hile ile bir tane sokmayı denemişler, başaramayınca da mazlum edebiyatına sığınmışlardır. Editör, sözkonusu makalenin içeriğinden dolayı değil, değerlendirilmesi kurallara uygun yapılmadığı için suçlanmıştır. Bugüne kadar makalelerini doğru düzgün yollardan hakemli literatüre sokmayı ciddi olarak denemeyen akıllı tasarımcılar için, sansür gibi gösterebilecekleri tek bir örnek yeterli olmuştur, büyük ihtimalle bir daha da denemeyeceklerdir. Zaten açıkça sergilenen amaç bilimsel literatürde yer bulmak değil, kamuoyunda bir tartışma olduğunu sanısı oluşturmak ve dinsel argümanların biyoloji derslerinde bilimsel teori adı altında okutulmasını sağlamaktır. Zaten dünya tarihinde ortaya atılır atılmaz okullarda okutulsun diye mahkemelere koşulan başka bir "bilimsel teori" daha yoktur.
   (c) Hakemli literatürde yer almak ve bilimsellik arasındaki ilişki döngüsel değildir, çünkü her ikisini de etkileyen başka birçok parametre daha vardır. "Darwiniyen mekanizmalarla açıklanamayacağı savlanan gözlemlerin ancak bir tasarımcı ile açıklanabileceği" önermesi öznel bir ifadedir, bundan dolayı bilimsel yönteme uymaz, bu anlamda bilimsel değildir.  Somut delillerle desteklenmiş, nesnel bir tabana oturtulmadığı sürece bilimsel literatüre girmesi beklenemez. Akıllı tasarımın okullarda biyolojik teori olarak okultulması uygun değildir, çünkü bilimsel literatürde yeri yoktur, dolayısıyla denetlenmiş, tartışılmış, ve birçok süzgeçten geçerek kendini genelgeçer kılmış değildir, bu anlamda bilimsel değildir. Dikkat ederseniz bunlar birbirine dayanan değil, birbirinden farklı argümanlardır, çünkü gereken ve sağlanmayan "bilimsellik" kıstası bu iki argümanda birbirinden farklıdır.  
   (d) Akademide materyalist felsefenin hakim olduğu ve dindar insanların, dinsel düşüncenin baskı ve sansüre tabi tutuldukları savını yalanlayan en güzel örnek insan genomu projesinin başındakilerden Francis Collins'tir. Amerikan ve dünya biyoloji çevrelerinde saygın bir yere sahip olan Collins, vaktinin önemli bir bölümünü kampüs kampüs dolaşıp üniversitelerde "hücrenin muhteşem karmaşıklığı ile evrimin muhteşem sadeliğinin birlikte bir ilahi dehaya işaret ettiğini" anlatmaya ayırmaktadır. Bugüne kadar Collins'in makamından alınması, üniversitesinden atılması gerektiğini savlayan çıkmadığı gibi, hiçbir kurum bugüne kadar böyle bir girişimde de bulunmamıştır. Collins'in fikir ve eylemleri "materyalist" çevreler tarafından sadece düşünsel ve felsefi düzeyde eleştirilirken, evrim kuramından kendisinin aksine felsefi çıkarımlar yapan Dawkins'in tamamen şahsını hedef alan bir karalama kampanyasına tabi tutulduğunu hatırlatmakta yarar var. Collins'in akademide yalnız olmadığını, Ken Miller gibi yaradılışçı camia tarafından sık sık hedef alınan bir biyoloğun, biyolojinin Tanrı'nın varlığına işaret ettiğini savladığı politik kitaplar yazmasına karşın, Brown Üniversitesindeki koltuğunu da, "Darwinist" camiadaki saygınlığını da kaybetmediğini hatırlatırım.

3. Bu sitede ve Mustafa Akyol'un sitesinde evrim kuramı konusunda yazdığım şeyler evrimin ne olduğunu teknik olarak, zaman zaman detaylı örnekleriyle açıklama çabalarıyla doludur. Bu çabalarım sık sık cevaplandığı halde genelde okunmamış (Volkan ve Cengiz Çebi'yi tenzih ederim), okunsa da anlaşılmaya çalışılmamış ve bağlam dışı konular gündeme getirilerek püskürtülmeye çalışılmıştır. 
(a) Bunun en canlı örneği Cengiz Çebi ile gayet sakin ve detaylı bir şekilde indirgenemez karmaşıklığın Darwiniyen süreçlerle oluşmasının mümkün olup olmadığının tartışırken, şahsınızın araya girip "laga lugayı bırakın da kuş kanadı nasıl evrimleşti açıklayın bakalım" diyerek tartışmayı baltalamanız. Kuş kanadının nasıl evrimleştiğini bugün tam olarak bilmiyor olmamız, bize desteksiz olarak "evrimleşmiş olamaz" diye kestirip atma hakkını vermiyor, bunu anlamanız gerekiyor. Ve evrim kuramıyla yaradılışçılık arasındaki temel fark da bu. Birincisi, ucu açık olarak anlamaya ve modellemeye çalışıyor, kendi açıklarını da herkesten önce kendisi tespit edip onların ışığında yeni bilgiye ulaşmaya çalışıyor, ve anlayışta, modelde köklü değişimlere izin veriyor (Gould ve punctuated equilibrium bunun en güzel örneği). Beriki bütün bu tartışmaları onyıllardır kamuoyuna evrim teorisinin çöküşü olarak yansıtıyor, bulguları ve yorumları bütünüyle değil tek taraflı olarak sunuyor ve bir anda çözüme ulaşıp geri kalanı dine ve felsefeye havale etmeye çalışıyor. Sansürcülük ve dayatma budur.
(b) Anlatma çabalarım sürekli öznel, açıklanmayan, ve anlamamakta ısrar eden argümanlarla kaşılandı. Mekanizmanın nasıl "üssel uzaydaki çözümü" bulabileceğine dair genetik algoritmaları örnek vermem karşısında Uluğ "genetik algoritmaların arkasında bir irade olduğu" gibi bir sav öne sürdü. Karşınızdaki insan bütün kurallarıyla belirlenmiş bir mekanizmanın işleyebilmesi için gereken şeyin sadece ve sadece "o kuralların fiziksel varlığı" olduğunu anlamıyor, ya da anlamamakta direniyorsa yapabileceğiniz çok birşey yok. Aynı şekilde, tesadüf ve stokastik kavramları arasındaki farkı anlatmak, deterministik kavramının karşıtının "şans eseri" olmadığını açıklamak için kıçınızı yırttığınız halde, bunlara karşı hiçibir sav geliştirmeyip "sen herşeyi tesadüfle açıklıyorsun, salaksın" gibi bir tavra giriliyorsa, tartışmanın bir anlamı yok. Yaradılışçılığın motivasyonunun üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu, bu sitede benim açıklama çabama karşı gösterilen önyargılı muhalafette bile kendini gösteren bir gerçek.
(c) Homolojinin ne olduğunu ve ne olmadığını da açıkladım. "Darwiyen mekanizmalarla açıklanamayacağı savlanan gözlemlerin ancak bir tasarımcı ile açıklanabileceği"ni savlayan sizdiniz. Bu "god of the gaps" argümanının ta kendisidir. Başka bütün olasılıkları dışlar, doğayı ve evreni insanın hayal gücü ve algılayabildiğiyle sınırlar, insanın hayal gücünü azımsar. Salak olmadığınızı biliyorum, ama üzülerek söylemeliyim ki yaptığınız şeyi yapmadığınızı öne sürerek, geçerli olmadığını bildiğiniz argümanları tekrar tekrar kullanarak (Popper gibi) karşısınızdakini salak yerine koyuyorsunuz. 

4. Kambriyen patlaması "anlık bir olay" değildir, görece anidir, 5 ila 10 milyon yıllık bir süreçtir. Kambriyenden çok daha öncelerinden kalan çok hücreli fosiller de bulunmaktadır. Kambriyenin kendi içinde diğer kambriyen fosilleri arasında kalan fosil formları da bulunmaktadır. Kambriyende ortaya çıkmış çeşitlilikle bugünkü çeşitlilik birbirinin aynı değildir, o dönemde bulunan canlılar ile bugün yaşayan canlılar birbirlerinden farklıdırlar. Memelilerin, sürüngenlerin, kuşların hiçbiri kambriyende yoktur. Bitkiler kambriyenden çok daha sonra ortaya çıkmaya başlarlar, ilk çiçekli bitki fosili kambriyenden tam 400 milyon yıl sonra ortaya çıkmıştır. Sizce bütün bunlar bütün canlıların bir gün içinde ortaya çıktığına mı, yoksa çeşitliliği sağlayan bir mekanizma ve süreç olduğuna mı işaret eder? 1990 yılında naylonla beslenen bir bakteri türünün keşfedildiğini biliyoruz. İnsan yapımı olan naylon 1930 yılından önce yeryüzünde yoktu. Bu durumda aralıklarla grup halinde tasarlanan canlılara, her nedense, 20. yüzyılda en az bir tane yenisinin eklendiğini söyleyebilir miyiz?

5. Ben sizin "tipik bir yaradılışçı" olduğunuzu düşünmüyorum, bu konudaki partizan yaklaşımınızı yadırgıyorum.  Şahsi fikrim İslam'n bu konuda Hıristiyan'lığa göre çok daha esnek ve toleranslı olduğu yönünde. Buna karşın, Hıristiyan dünyasında artık bilimsel yöntem ve kilise büyük ölçüde uzlaşmaya varmış, Vatikan bile evrim kuramının hakkını teslim etmişken, Türkiye'nin diğer müslüman ülkelere Hıristiyan yaradılışçılığından tercüme bir İslami yaradılışçılık ihraç etmesinin İslam dünyasında hem bilimsel düşüncenin, hem de fikirsel özgürlüklerin gelişmesinin önünde bir engel olduğunu düşünüyorum. Bu konuda kamuyonun çok ciddi yanılgı içinde olmasından rahatsız olduğum için, entelektüel müslümanlığın, inançlarında samimi müslümanlara evrim kuramının sandıkları ve korktukları şey olmadığını anlatmalarının çok büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum. İşte bundan dolayı fikirsel tutarlılık ve entelektüel kapasitelerine güvendiğim insanların, benim umduğumun tam aksine bu yanlış algılama ve önyargılara katkıda bulunmalarından hoşlanmıyorum. Belki de onun için, onların fikirlerini daha kökten eleştiriyorum. Sizin "neden bu kadar rahatsız oldunuz" sorunuza verdiğim cevabın motivasyonu da buydu, haddim olmayarak düşünce terörizmi ile itham edilecek kadar damarınıza basmışım. Yine de eleştirimde haklı olduğumu düşündüğümü tekrarlamak ve bir analoji (biliyorum analojiler sağlıksız, ama bazen anlaşmayı kolaylaştırıyor) ile açıklamak istiyorum: Sizce Hrant Dink'in katlinde, Radikal'in militer yazarları dahil, milliyetçi ve ulusalcı entelektüellerin, yazarların katkısı yok mudur? Eğer mevcut toplumsal ortam, insanları  milliyetçi duygularla cinayet işlemelerine el veriyorsa, Ermeni düşmanlığı resmi ve toplumsal bir ideoloji haline dönüşmüşse, bir aydının Hrant Dink'in haklı olup olmadığından bağımsız olarak, onun yazdıklarından ne anladığını topluma duyururken daha dikkatli olması, daha sorumlu davranması gerekmez mi? Dikkat ederseniz, böyle düşündüğüm halde Radikal'in faşizan yazarlarının fikirlerinin sansürlenmemesi gerektiğini özellikle savunmuştum, aynı şekilde evrim kuramı konusunda sizlerin de toplumsal önyargılara katkıda bulunduğunuzu düşündüğüm halde, bunu ifade etmem, düşüncelerinizin sansürlenmesinden yana olduğum anlamına gelmiyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Gül&#8217;ün cumhurbaşkanlığı konusunda Baykal anti-demokratik bir tavır takındığında ve muhtıra geldiğinde bunun karşılıklı radikalizmi arttıracağını iddia etmiş ve &#8220;Bekir Yıldırım&#8217;ların gözü aydın&#8221; şeklinde yorumlamıştım. Geldiğimiz nokta, bir anlamda haklı çıktığımı gösteriyor. Ama ben sizin Bekir Yıldırım&#8217;laştığınıza inanmak yerine, bir anlık öfkeyle ettiğiniz hakaretin sorumluluğuna sahip çıkmak zorunda kalmanız ve benim de bu hakaretten ajite olarak zaman zaman uygunsuz, sert bir dil kullanmam olarak yorumlamayı tercih ediyorum. Her ne kadar hakaretinize sahip çıkmak için daha çok hakaret ettirmeyi sürdürseniz de, ne demeye çalığtığımı soğukkanlılıkla açıklamanın sorumluluk gereği olduğunu düşünüyorum. Bunu yaparken de, tam da &#8220;ucu benim pozisyonuma dokunacak&#8221; konular üzerine yoğunlaşacağım. Yanlış anlaşmaya meydan vermemek için uzatabilirim, okuyup okumamak sizin tasarrufunuz.</p>
<p>1. Akademik özgürlük, &#8220;tencere dibin kara, seninki benden kara&#8221; kavgasına kurban edilebilecek kadar basit bir konu değil. Akademik özgürlük, akademinin doğası gereği mümkün oldığunca geniş olmak zorunda. Öğretim üyelerinin üniversitelerden uzaklaştırılması her bahaneyle kabul edilebilecek birşey değil. Onun için herhangi birinin üniversiteden uzaklaştırılmasını savunmam sözkonusu değil. Hele bu uzaklaştırma kararı YÖK gibi antidemokratik bir kurumdan çıkıyorsa. Adem Tatlı&#8217;nın üniversiteden uzaklaştırılması YÖK ile hükümet arasındaki güç kavgasında YÖK&#8217;ün politik bir adımı. Tatlı&#8217;nın evrim kuramı karşısındaki tavrı bir bahane.  Nitekim Tatlı yıllarca yaradılışçı propagandayı üniversitede &#8220;biyoloji dersi&#8221; adı altında okuturken, aynı YÖK aynı yetkileriyle oradaydı, sadece politik duruşu farklıydı. Üzerine basarak tekrar söylüyorum: Ne Tatlı&#8217;nın ne başka birinin fikirleri ve akademik çalışmaları nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılması kabul edilebilir birşey değil. Aynı şekilde, akademik özgürlük ve fikir özgürlüğü, üniversiteye politik müdaheleleri mazur göstermek için kullanılamayacak kadar da önemli ve değerli kavramlar. Onun için, fikir özgürlüğü ile görevi kötüye kullanmayı dikkatle birbirinden ayırdetmek gerekli. Atilla Yayla, ya da 12 Eylül döneminde Baskın Oran ve niceleri fikirleri nedeniyle haklarından mahrum edildiler. Bunun bir fikir özgürlüğü sorunu olduğuna şüphe yok. Adem Tatlı ise, 12 Eylül sonrası, eğitimin Türk-İslamlaştırılması politikasi çerçevesinde, siyasi iradenin siparişiyle biyoloji müfredatının değiştirilmesini sağlayan bir rapor hazırladı. Bu rapor, Türkiye&#8217;nin, aynı dönemde demokratik ve sivil akademik örgütlerin raporları ve sivil mahkemelerin kararlarıyla ABD&#8217;de belirlenen biyoloji eğitim politikasının tam aksi yönünde bir politika izlemesine yol açtı. Bu, Tatlı&#8217;ın raporunu hazırlarken dünya çapında bilim dünyasında ne olup bittiğini doğru olarak yansıtmadığı anlamına gelir. Bu da akademisyen sorumlululuğuyla bağdaşmaz. Aynı şekilde, eğer bir akademisyen ders kitabı yazıyor ya da ders veriyorsa, konu hakkında literatürde ne olduğunu doğru olarak yansıtması gerekir. Tatlı ise bilimsel literatürü yansıtmak yerine, yıllarca kendi politik angajmanını destekleyen ve dünya çapında biyoloji literatüründe yeri olmayan bir akımın fikirlerini öğretti. Bu tavır, çeşitli iktidar odaklarının sözkonusu bilimsel kurama yönelik tavırları da gözönüne alındığında, bizzat akademik özgürlüğü tehdit eden bir tavır. Dediğim gibi, bu konuda çok dikkatli olmak gerektiği ve bilgim kısıtlı olduğu için, bunların Tatlı&#8217;nın üniversiteden uzaklaştırılması için haklı ve yeter sebepler olduğunu söyleyemem. Bununla birlikte, Tatlı&#8217;nın madalya verilmesi gereken değil, görevini kötüye kullandığı ve akademik sorumluluğunu politik angajmanına kurban ettiği için kınanması gereken bir akademisyen olduğunun hakkını teslim etmek gerekiyor.</p>
<p>2. Dünya akademik ortamında yaradılışçılığın baskı ve sansüre maruz kaldığı savı üzerine.<br />
    (a) Olayları tarihsel bağlamından koparırsanız, faşist ve ırkçı ideolojilerin bugün dünyanın en mazlum ideolojileri olduğunu da savlayabilirsiniz. Evrim kuramı şahsında bilimsel yöntem ve akademik özgürlük yüzyıldır belli çevreler tarafından baskı altında tutulmakta, kamuoyu önünde küçük düşürülmeye çalışılmakta, okullarda okultulmasının önüne geçilmektedir. Evrim kuramının akademik dünyada bugünki saygın yerine kavuşması ve sosyal olarak kendini kabul ettirmesi birden değil, uzun mücadelelerin sonucu olmuştur. Evrim kuramı 100 yıldır bilimsel tartışmalarla, değişerek, gelişerek, olgunlaşarak, hukuk mücadeleleriyle özgürlük kazanarak bugün olduğu noktaya gelmiştir. Bugün evrim kuramının canlılılığın çeşitliliğini açıklamakta genel kabul gerek tek bilimsel kuram olduğunu söyleyen askeri, politik, dinsel güç odakları tarafından atanmış kurumlar değil, demokratik olarak seçilmiş insanların oluşturduğu ve sürekli denetlenen meslek örgütleridir. Bu örgütlerin, evrim kuramı üzerinden akademik özgürlüğe saldırmayı gelenek haline getirmiş bir politik hareketin uzantısı olduğu bilinen &#8220;Akıllı Tasarım&#8221;ın bilimsel literatüre girme çabasına karşı önlemler almasını sansür ya da fikir özgürlüğünü bastırmak olarak algılayabilmek için evrim kuramının 150 yıllık tarihini hiç gözönüne almamak gerekir.<br />
   (b) Bilimsel makalelerinin hakemler tarafından denetlenmesi, bir sansür değil kalite kontrol mekanizmasıdır. Bilimsel yöntemin güvenilirliğinin korunması için gereken bir mekanızmadır bu. Mükemmel işleyen bir mekanizma değildir ama birçok sosyal denetleme mekanizmasından çok daha iyi işler ve bilimsel üretimin (i) tekrarlanabilirlik, (ii) nesnellik, (iii) yeni çalışma ve yorumların önünü açmak gibi önemli kıstaslara az çok uygunluğunu sağlar. Akıllı tasarımcılar, hakemli dergilere yönelmeyi kendileri tercih etmemişlerdir. Truva atının yeterince bilimsel kılığına sokulabilmesi için bunun da gerektiği görülünce de, hile ile bir tane sokmayı denemişler, başaramayınca da mazlum edebiyatına sığınmışlardır. Editör, sözkonusu makalenin içeriğinden dolayı değil, değerlendirilmesi kurallara uygun yapılmadığı için suçlanmıştır. Bugüne kadar makalelerini doğru düzgün yollardan hakemli literatüre sokmayı ciddi olarak denemeyen akıllı tasarımcılar için, sansür gibi gösterebilecekleri tek bir örnek yeterli olmuştur, büyük ihtimalle bir daha da denemeyeceklerdir. Zaten açıkça sergilenen amaç bilimsel literatürde yer bulmak değil, kamuoyunda bir tartışma olduğunu sanısı oluşturmak ve dinsel argümanların biyoloji derslerinde bilimsel teori adı altında okutulmasını sağlamaktır. Zaten dünya tarihinde ortaya atılır atılmaz okullarda okutulsun diye mahkemelere koşulan başka bir &#8220;bilimsel teori&#8221; daha yoktur.<br />
   (c) Hakemli literatürde yer almak ve bilimsellik arasındaki ilişki döngüsel değildir, çünkü her ikisini de etkileyen başka birçok parametre daha vardır. &#8220;Darwiniyen mekanizmalarla açıklanamayacağı savlanan gözlemlerin ancak bir tasarımcı ile açıklanabileceği&#8221; önermesi öznel bir ifadedir, bundan dolayı bilimsel yönteme uymaz, bu anlamda bilimsel değildir.  Somut delillerle desteklenmiş, nesnel bir tabana oturtulmadığı sürece bilimsel literatüre girmesi beklenemez. Akıllı tasarımın okullarda biyolojik teori olarak okultulması uygun değildir, çünkü bilimsel literatürde yeri yoktur, dolayısıyla denetlenmiş, tartışılmış, ve birçok süzgeçten geçerek kendini genelgeçer kılmış değildir, bu anlamda bilimsel değildir. Dikkat ederseniz bunlar birbirine dayanan değil, birbirinden farklı argümanlardır, çünkü gereken ve sağlanmayan &#8220;bilimsellik&#8221; kıstası bu iki argümanda birbirinden farklıdır.<br />
   (d) Akademide materyalist felsefenin hakim olduğu ve dindar insanların, dinsel düşüncenin baskı ve sansüre tabi tutuldukları savını yalanlayan en güzel örnek insan genomu projesinin başındakilerden Francis Collins&#8217;tir. Amerikan ve dünya biyoloji çevrelerinde saygın bir yere sahip olan Collins, vaktinin önemli bir bölümünü kampüs kampüs dolaşıp üniversitelerde &#8220;hücrenin muhteşem karmaşıklığı ile evrimin muhteşem sadeliğinin birlikte bir ilahi dehaya işaret ettiğini&#8221; anlatmaya ayırmaktadır. Bugüne kadar Collins&#8217;in makamından alınması, üniversitesinden atılması gerektiğini savlayan çıkmadığı gibi, hiçbir kurum bugüne kadar böyle bir girişimde de bulunmamıştır. Collins&#8217;in fikir ve eylemleri &#8220;materyalist&#8221; çevreler tarafından sadece düşünsel ve felsefi düzeyde eleştirilirken, evrim kuramından kendisinin aksine felsefi çıkarımlar yapan Dawkins&#8217;in tamamen şahsını hedef alan bir karalama kampanyasına tabi tutulduğunu hatırlatmakta yarar var. Collins&#8217;in akademide yalnız olmadığını, Ken Miller gibi yaradılışçı camia tarafından sık sık hedef alınan bir biyoloğun, biyolojinin Tanrı&#8217;nın varlığına işaret ettiğini savladığı politik kitaplar yazmasına karşın, Brown Üniversitesindeki koltuğunu da, &#8220;Darwinist&#8221; camiadaki saygınlığını da kaybetmediğini hatırlatırım.</p>
<p>3. Bu sitede ve Mustafa Akyol&#8217;un sitesinde evrim kuramı konusunda yazdığım şeyler evrimin ne olduğunu teknik olarak, zaman zaman detaylı örnekleriyle açıklama çabalarıyla doludur. Bu çabalarım sık sık cevaplandığı halde genelde okunmamış (Volkan ve Cengiz Çebi&#8217;yi tenzih ederim), okunsa da anlaşılmaya çalışılmamış ve bağlam dışı konular gündeme getirilerek püskürtülmeye çalışılmıştır.<br />
(a) Bunun en canlı örneği Cengiz Çebi ile gayet sakin ve detaylı bir şekilde indirgenemez karmaşıklığın Darwiniyen süreçlerle oluşmasının mümkün olup olmadığının tartışırken, şahsınızın araya girip &#8220;laga lugayı bırakın da kuş kanadı nasıl evrimleşti açıklayın bakalım&#8221; diyerek tartışmayı baltalamanız. Kuş kanadının nasıl evrimleştiğini bugün tam olarak bilmiyor olmamız, bize desteksiz olarak &#8220;evrimleşmiş olamaz&#8221; diye kestirip atma hakkını vermiyor, bunu anlamanız gerekiyor. Ve evrim kuramıyla yaradılışçılık arasındaki temel fark da bu. Birincisi, ucu açık olarak anlamaya ve modellemeye çalışıyor, kendi açıklarını da herkesten önce kendisi tespit edip onların ışığında yeni bilgiye ulaşmaya çalışıyor, ve anlayışta, modelde köklü değişimlere izin veriyor (Gould ve punctuated equilibrium bunun en güzel örneği). Beriki bütün bu tartışmaları onyıllardır kamuoyuna evrim teorisinin çöküşü olarak yansıtıyor, bulguları ve yorumları bütünüyle değil tek taraflı olarak sunuyor ve bir anda çözüme ulaşıp geri kalanı dine ve felsefeye havale etmeye çalışıyor. Sansürcülük ve dayatma budur.<br />
(b) Anlatma çabalarım sürekli öznel, açıklanmayan, ve anlamamakta ısrar eden argümanlarla kaşılandı. Mekanizmanın nasıl &#8220;üssel uzaydaki çözümü&#8221; bulabileceğine dair genetik algoritmaları örnek vermem karşısında Uluğ &#8220;genetik algoritmaların arkasında bir irade olduğu&#8221; gibi bir sav öne sürdü. Karşınızdaki insan bütün kurallarıyla belirlenmiş bir mekanizmanın işleyebilmesi için gereken şeyin sadece ve sadece &#8220;o kuralların fiziksel varlığı&#8221; olduğunu anlamıyor, ya da anlamamakta direniyorsa yapabileceğiniz çok birşey yok. Aynı şekilde, tesadüf ve stokastik kavramları arasındaki farkı anlatmak, deterministik kavramının karşıtının &#8220;şans eseri&#8221; olmadığını açıklamak için kıçınızı yırttığınız halde, bunlara karşı hiçibir sav geliştirmeyip &#8220;sen herşeyi tesadüfle açıklıyorsun, salaksın&#8221; gibi bir tavra giriliyorsa, tartışmanın bir anlamı yok. Yaradılışçılığın motivasyonunun üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu, bu sitede benim açıklama çabama karşı gösterilen önyargılı muhalafette bile kendini gösteren bir gerçek.<br />
(c) Homolojinin ne olduğunu ve ne olmadığını da açıkladım. &#8220;Darwiyen mekanizmalarla açıklanamayacağı savlanan gözlemlerin ancak bir tasarımcı ile açıklanabileceği&#8221;ni savlayan sizdiniz. Bu &#8220;god of the gaps&#8221; argümanının ta kendisidir. Başka bütün olasılıkları dışlar, doğayı ve evreni insanın hayal gücü ve algılayabildiğiyle sınırlar, insanın hayal gücünü azımsar. Salak olmadığınızı biliyorum, ama üzülerek söylemeliyim ki yaptığınız şeyi yapmadığınızı öne sürerek, geçerli olmadığını bildiğiniz argümanları tekrar tekrar kullanarak (Popper gibi) karşısınızdakini salak yerine koyuyorsunuz. </p>
<p>4. Kambriyen patlaması &#8220;anlık bir olay&#8221; değildir, görece anidir, 5 ila 10 milyon yıllık bir süreçtir. Kambriyenden çok daha öncelerinden kalan çok hücreli fosiller de bulunmaktadır. Kambriyenin kendi içinde diğer kambriyen fosilleri arasında kalan fosil formları da bulunmaktadır. Kambriyende ortaya çıkmış çeşitlilikle bugünkü çeşitlilik birbirinin aynı değildir, o dönemde bulunan canlılar ile bugün yaşayan canlılar birbirlerinden farklıdırlar. Memelilerin, sürüngenlerin, kuşların hiçbiri kambriyende yoktur. Bitkiler kambriyenden çok daha sonra ortaya çıkmaya başlarlar, ilk çiçekli bitki fosili kambriyenden tam 400 milyon yıl sonra ortaya çıkmıştır. Sizce bütün bunlar bütün canlıların bir gün içinde ortaya çıktığına mı, yoksa çeşitliliği sağlayan bir mekanizma ve süreç olduğuna mı işaret eder? 1990 yılında naylonla beslenen bir bakteri türünün keşfedildiğini biliyoruz. İnsan yapımı olan naylon 1930 yılından önce yeryüzünde yoktu. Bu durumda aralıklarla grup halinde tasarlanan canlılara, her nedense, 20. yüzyılda en az bir tane yenisinin eklendiğini söyleyebilir miyiz?</p>
<p>5. Ben sizin &#8220;tipik bir yaradılışçı&#8221; olduğunuzu düşünmüyorum, bu konudaki partizan yaklaşımınızı yadırgıyorum.  Şahsi fikrim İslam&#8217;n bu konuda Hıristiyan&#8217;lığa göre çok daha esnek ve toleranslı olduğu yönünde. Buna karşın, Hıristiyan dünyasında artık bilimsel yöntem ve kilise büyük ölçüde uzlaşmaya varmış, Vatikan bile evrim kuramının hakkını teslim etmişken, Türkiye&#8217;nin diğer müslüman ülkelere Hıristiyan yaradılışçılığından tercüme bir İslami yaradılışçılık ihraç etmesinin İslam dünyasında hem bilimsel düşüncenin, hem de fikirsel özgürlüklerin gelişmesinin önünde bir engel olduğunu düşünüyorum. Bu konuda kamuyonun çok ciddi yanılgı içinde olmasından rahatsız olduğum için, entelektüel müslümanlığın, inançlarında samimi müslümanlara evrim kuramının sandıkları ve korktukları şey olmadığını anlatmalarının çok büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum. İşte bundan dolayı fikirsel tutarlılık ve entelektüel kapasitelerine güvendiğim insanların, benim umduğumun tam aksine bu yanlış algılama ve önyargılara katkıda bulunmalarından hoşlanmıyorum. Belki de onun için, onların fikirlerini daha kökten eleştiriyorum. Sizin &#8220;neden bu kadar rahatsız oldunuz&#8221; sorunuza verdiğim cevabın motivasyonu da buydu, haddim olmayarak düşünce terörizmi ile itham edilecek kadar damarınıza basmışım. Yine de eleştirimde haklı olduğumu düşündüğümü tekrarlamak ve bir analoji (biliyorum analojiler sağlıksız, ama bazen anlaşmayı kolaylaştırıyor) ile açıklamak istiyorum: Sizce Hrant Dink&#8217;in katlinde, Radikal&#8217;in militer yazarları dahil, milliyetçi ve ulusalcı entelektüellerin, yazarların katkısı yok mudur? Eğer mevcut toplumsal ortam, insanları  milliyetçi duygularla cinayet işlemelerine el veriyorsa, Ermeni düşmanlığı resmi ve toplumsal bir ideoloji haline dönüşmüşse, bir aydının Hrant Dink&#8217;in haklı olup olmadığından bağımsız olarak, onun yazdıklarından ne anladığını topluma duyururken daha dikkatli olması, daha sorumlu davranması gerekmez mi? Dikkat ederseniz, böyle düşündüğüm halde Radikal&#8217;in faşizan yazarlarının fikirlerinin sansürlenmemesi gerektiğini özellikle savunmuştum, aynı şekilde evrim kuramı konusunda sizlerin de toplumsal önyargılara katkıda bulunduğunuzu düşündüğüm halde, bunu ifade etmem, düşüncelerinizin sansürlenmesinden yana olduğum anlamına gelmiyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>T.Suat Demren tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3091</link>
		<dc:creator>T.Suat Demren</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Aug 2007 15:33:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3091</guid>
		<description>Sayın Balbazar,

Çirkin yaftalarınızın hiçbirini kabul etmiyor, size aynen  iade ediyorum.

Bilim camiasında nasıl bir Darwinizm terörü olduğunu bilmesek, Adem Tatlı gibi hocaların nasıl üniversiteden atıldığını bilmesek, pek çoğunun nbu konularda antidarwinist ses çıkaramadığını bilmesek, bir araştırmacı evrimin aleyhine kitap yazdı diye Nature gibi Science gibi dergilerde Evrim dinine muhalefet etti diye yerden yere vurulduğunu bilmesek, Mayer'in kambriyen patlamasını sorgulayan bir makalesini yayınladı diye koskoca "Proceedings of the Biological Society of Washington" dergisinin editörünün anasından doğduğuna pişman edildiğini bilmesek,  önceleri  "AT bilimsel değildir, çünkü hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmamaktadır" diye ileri sürülen itirazın Mayer'in makalesinin yayınlanmasından sonra  bu kez "AT hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmamalıdır, çünkü bilimsel değildir" diye değiştirilerek  "circular argument" yapıldığını bilmesek neredeyse bu halinize acıyıp "vah vah, bu darwinistlere zulum yapılıyo"r diyeceğiz. Vallahi pes billahi pes. Bu kadar aymazlık görmedim ben..

Minton  Darwinizmin Mitleri kitabının öz sözünde bakın ne diyor:
&lt;blockquote&gt;&lt;strong&gt;Bu kitabın ilk baskısı 1992'de neşredildiğinde şiddetli tartışmalarla karşılaştı... Bir yandan, The Times'daki bir makaleye göre: '...kitap, evrim dinini sarsıyordu…' Diğer yandan, bir Darwinci olan Richard Dawkins'e göre, kitap 'çılgın', 'saçma', 'ahmakça' gibi sıfatları hakederken, yazarı da 'psikiyatrik yardıma ihtiyacı olan', 'zararsız bir meyveli kek idi.'&lt;/strong&gt;

&lt;strong&gt;    Kitabın tartışmalara yolaçacağını bekliyordum; zâten tartışmaya açık bilimsel araştırmaları konu ediyordu, ve biyolojinin daima hassas bir konusu olagelmiş Darwinizmle ilgiliydi. Bilimin sual soran, mütecessis birini hoş karşılayacağını ummuyordum tabii ki, fakat tartışmanın rasyonel bir seviyede yürüyeceğini ümit etmiştim; böylece insanlar söylediklerime haklı olarak daha yakından bakmak, bu veya şu hususun doğruluğu konusunda beni sorgulamak isteyeceklerdi. Korktuğum başıma geldi; karşı tezler öne sürmek yerine, katı bilimciler beni basitçe "kendi" sahalarının dışında kabul ettiler.&lt;/strong&gt;

&lt;strong&gt;    Oxford Üniversitesi Zooloji bölümünden Richard Dawkins, 'kitap ciddi bir bilimsel tez olarak ele alınır' korkusuyla, görüşlerini New Statesman dergisinde yazdı. Dawkins yazısının üçte ikisini, Darwinizmi kritik eden bir kitabı kabul etme sorumsuzluğundan dolayı Fourth Estate yayınevine saldırmaya ayırırken, kalan kısmında da yukarıda zikredilen sıfatları kullanarak beni lekelemeye çalıştı. Dawkins, Britanya'nın en seçkin üniversitelerinden birinde çalışmaktadır ve genç nesillerin eğitiminden sorumludur. Bu, sorumlu bir bilim adamının ve öğretim elemanının üslûbu değildir. Bu, inançlarına hakaret edilmiş bir fundamantalistin üslûbudur.&lt;/strong&gt;

&lt;strong&gt;    Dünyanın muhtemelen en saygın bilim dergisi olan Nature da kan kokusu aldı ve cinnete iştirak etti. Editör John Maddox yazdığı bir makalede beni, bilimin efsane, evrimin yalan ve tabiî seleksiyonun yalanlar dizisi olduğuna inanan biri olarak tarif etti. Nature ayrıca Sunday Times'ı, önemli sayfalarından birini kitabın tanıtımına ayırma cüretinden dolayı bir hâkim edasıyla azarladı.&lt;/strong&gt;

&lt;strong&gt;    Bu aşırı tepkiler, sorgulayıcı bir gazeteci ile birkaç reaksiyoner akademisyen arasındaki çekişmeden çok daha fazla birşeyi gösteriyor ve kamuoyunda önemli sorular sorulmasına yolaçıyor. Büyük meblağlarda kamu parasının harcandığı bilimsel araştırmalar hakkında konuşmak kimin tekelindedir? Sizin kim olmanız gerektiğine kim karar verir? Bilimde farklı sesler hangi forumda ve hangi mekanizmayla duyurulabilir?&lt;/strong&gt;

&lt;strong&gt;    Sesleri duyulamayanlar sadece bilim câmiası dışındakiler değil, bunların arasında profesyonel bilim adamları da var. Posta kutuma Darwinizmin Kitab-ı Mukaddes gibi öğretilmesinden endişe duyan biyologların gönderdiği mektuplar kadar, çalışmaları sonunda evrim biyolojisiyle ilgili tıbbî keşifler yapmış tıp adamlarının mektupları da geliyor. Bu sonuncular keşiflerini Nature gibi dergilerde yayınlatmaya çabalamışlar, fakat keşifleri ima yoluyla anti-Darwinci olduğu ve bu yüzden hayat bilimlerindeki hâkim ideolojiye aykırı düştüğü için sürekli reddedilmiş. Yayın konusunda yardımcı olmam için bana başvuruyorlar.&lt;/strong&gt;

&lt;strong&gt;    Yeryüzündeki en uygar ülkeler arasında olduğuna inanılan Britanya ve ABD'de bazı profesyonel bilim adamlarının kendilerini böylesine dışlanmış ve önemsiz hissetmeleri, ve durumlarını çare kabilinden popüler basın yoluyla kamuoyuna duyurmak zorunda kalmaları üzüntü verici. Aynı şekilde, entelektüel toleransları ile övünen bu ülkelerde, kendilerini akîdenin bekçisi olarak görenlerden bu tip tepkiler almadan farklı bilimsel görüşleri ifade etmenin imkânsız olduğunu bilmek de moral bozucu." (Milton, 1996).
&lt;/strong&gt;&lt;/blockquote&gt;
Nedir bu? Bunları yapanlar kim? Darwinizm dinine inananlar değil mi? Hangi bilimden söz ediyorsunuz, alay mı ediyorsunuz siz?

Bizim HY'yi eleştirdiğimiz kadar siz kendi cenahınızdaki maskaralıkları eleştirseniz ya? Bu kadar çarpıma  görmedim ben yuh artık, yuh..

Yukarıda sizi madde madde cevapladım, nerede köşeye sıkışmışım? Ben size madde madde cevap verdiğim halde siz benim yazdıklarımın hiçbirisine yanıt veremediniz, yaptığınız çarpıtlamaları tek tek yanıtladım, neden ikircilki davrandığınızı, neden entelektüel namus eksikliğiniz olduğunu, niçin aşağılayıcı davrandığınızı açıkça anlattım yine hiçbirisine cevap vermediniz. Bozuk plak gibi aynı -ve alakasız- şeyleri tekrarladınız.

Alay eder gibi bir biyolojik teori olan darwinizmi iktisattan, dine kadar her şeye sokan naturalistlerin varlığından habersiz gibi davranıyorsunuz. İlla alıntılarla mı doldurayım sayfayı?

Ya da naturalism o kadar doğanıza işlemiş ki bunun farkında bile olmadan dinlerin evrimi düşüncesini a priori bilimsel görüyor gerçekmiş gibi yansıtıyorsunuz.

İş argümana gelince tık yok, evet tık yok. Hani benim yazıma argümanlarla itiraz? Yahu ilaç için bir tane söyleyin, bir yorum yapın.. "Şöyle şöyle yapıyorsunuz, sizi pis dinciler"  demekten başka birşey deyin. "Bakın bunlar bunlar sebebiyle dinlerde evrim düşüncesi vardır" deyin. Yok..

Sadece dinlerin evrimi konusunda değil, dğer darwinist argümanlarda da aynı.

Benim;
&lt;blockquote&gt;Evrimin olgusallığı ile -ki bu bile çok tartışmalıdır, türler belli aşamalarla daha kompleks formlarda aniden belirirler, bu anlamda aşamalı bir yaratılış iddiası tutarlıdır- darwinist evrimin olgusallıktan yoksun kanıtımsılarını bir tutmuyorsunuz umarım. Kaldı ki AT içinde de evrimi kabul edip darwinist mekanizmaları reddedenler var.

Sizin anlayamadığınz şu: Ben dino-kuş geçişi derken size "bunlar geçiş yapmış olamaz kesinlikle" demedim, "darwinist mekanizmalarla nasıl geçiş yapmış olabilirler, hele bir anlatın" dedim. Arada Toros dağları kadar fark var, umarım bu kez anlayabilirsiniz.&lt;/blockquote&gt;
sözlerime cevap vermeyi bile denemediniz, çünkü neydi "evrim gerçekleşmişti biz detaylara bakıyorduk" de mi? "Hani kanıt" deyince apışıp kaldığınız, bu da yüze yüze vurulunca sinirlenmeniz yeni bir davranış şekli değil.  "Bunlar bir şekilde "doğal yollarla" evrimleşmiş olmalı" diyor bunun için de kanıt sunamıyorsunuz. Tamamen naturalist bir önkabulle yola çıkıyor sonra da bilimsellik diye zırvalıyorsunuz.

AT'ye saldırıyorsunuz "bilim dışı, dini sokuyor cart cut". Yahu argümanlara cevap? Yok. İK'ye cevap yok. kambriyen'e cevap yok. Türüstü kategori geçişlrine cevap yok. Wells'in totolojisini gösterdiği ve bir kanıt olarak kullanılmasını imkansız hale  getirdiği  homoloji kavramı ile ilgili cevap yok. Behe son kitabında darwinist mekanzmları masaya yatırmış ve bu mekanizmaların evrimi gerçekleştiremeyeceğini açıkça göstermiş, cevap yok. (Var da saldırılar var, bir de akla hakaret eden hokuspokusar, bkn. flagellumun evrimi, motorsikletten arabaya, ara formumuz yok.)

Ne bu, bu mu bilimsellik? Bunları konuşmaya kalktığımzda da afaroz var, "vay bilim karşıtı yobazlar, dinciler bilimin altını oyanlar" vs.  "Yahu bunlar argüman, dinle ne alakası var, madem cevap verin, nedir bu?" Yok, cevap yok. Sadece saldırı var.

"Benim işim "gerçekle" Bu gerçeklik arayışımdaki önkabulsüzlük mü sizi rahatsız eden? Materyalistleri anlıyorum, evrime mecburlar da, "evrimse evrim, yoksa yok, işim gerçekle benim" demem sizi niçin bu kadar rahatsız ediyor?" dememe bir kelime, evet bir kelime bile cevap veremiyor baştan ayağa naturalist bir önkabule batmış vaziyette bilimsellik maskesi takıyorsunuz. Ben düşünen bir insanım, felsefe okudum, mantık okudum, iktisat okudum ekonomist oldum sayın  Balbazar, salak değilim. Gidin bu masalları, naturalizmi inanç felsefesi yapanlara anlatın, imanlarını tazelesinler.

Birçok konuda cenahınızın ezberlerinden ayrılıyorsunuz ama nedense iş darwnizme  gelince dört dörtlük dogmatik oluyorsunuz, devam edin böyle, inanın şikayetim yok..

Çünkü darwinistler hakkındaki düşüncelerimin ispatı hükmündesiniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Balbazar,</p>
<p>Çirkin yaftalarınızın hiçbirini kabul etmiyor, size aynen  iade ediyorum.</p>
<p>Bilim camiasında nasıl bir Darwinizm terörü olduğunu bilmesek, Adem Tatlı gibi hocaların nasıl üniversiteden atıldığını bilmesek, pek çoğunun nbu konularda antidarwinist ses çıkaramadığını bilmesek, bir araştırmacı evrimin aleyhine kitap yazdı diye Nature gibi Science gibi dergilerde Evrim dinine muhalefet etti diye yerden yere vurulduğunu bilmesek, Mayer&#8217;in kambriyen patlamasını sorgulayan bir makalesini yayınladı diye koskoca &#8220;Proceedings of the Biological Society of Washington&#8221; dergisinin editörünün anasından doğduğuna pişman edildiğini bilmesek,  önceleri  &#8220;AT bilimsel değildir, çünkü hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmamaktadır&#8221; diye ileri sürülen itirazın Mayer&#8217;in makalesinin yayınlanmasından sonra  bu kez &#8220;AT hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmamalıdır, çünkü bilimsel değildir&#8221; diye değiştirilerek  &#8220;circular argument&#8221; yapıldığını bilmesek neredeyse bu halinize acıyıp &#8220;vah vah, bu darwinistlere zulum yapılıyo&#8221;r diyeceğiz. Vallahi pes billahi pes. Bu kadar aymazlık görmedim ben..</p>
<p>Minton  Darwinizmin Mitleri kitabının öz sözünde bakın ne diyor:</p>
<blockquote><p><strong>Bu kitabın ilk baskısı 1992&#8242;de neşredildiğinde şiddetli tartışmalarla karşılaştı&#8230; Bir yandan, The Times&#8217;daki bir makaleye göre: &#8216;&#8230;kitap, evrim dinini sarsıyordu…&#8217; Diğer yandan, bir Darwinci olan Richard Dawkins&#8217;e göre, kitap &#8216;çılgın&#8217;, &#8217;saçma&#8217;, &#8216;ahmakça&#8217; gibi sıfatları hakederken, yazarı da &#8216;psikiyatrik yardıma ihtiyacı olan&#8217;, &#8216;zararsız bir meyveli kek idi.&#8217;</strong></p>
<p><strong>    Kitabın tartışmalara yolaçacağını bekliyordum; zâten tartışmaya açık bilimsel araştırmaları konu ediyordu, ve biyolojinin daima hassas bir konusu olagelmiş Darwinizmle ilgiliydi. Bilimin sual soran, mütecessis birini hoş karşılayacağını ummuyordum tabii ki, fakat tartışmanın rasyonel bir seviyede yürüyeceğini ümit etmiştim; böylece insanlar söylediklerime haklı olarak daha yakından bakmak, bu veya şu hususun doğruluğu konusunda beni sorgulamak isteyeceklerdi. Korktuğum başıma geldi; karşı tezler öne sürmek yerine, katı bilimciler beni basitçe &#8220;kendi&#8221; sahalarının dışında kabul ettiler.</strong></p>
<p><strong>    Oxford Üniversitesi Zooloji bölümünden Richard Dawkins, &#8216;kitap ciddi bir bilimsel tez olarak ele alınır&#8217; korkusuyla, görüşlerini New Statesman dergisinde yazdı. Dawkins yazısının üçte ikisini, Darwinizmi kritik eden bir kitabı kabul etme sorumsuzluğundan dolayı Fourth Estate yayınevine saldırmaya ayırırken, kalan kısmında da yukarıda zikredilen sıfatları kullanarak beni lekelemeye çalıştı. Dawkins, Britanya&#8217;nın en seçkin üniversitelerinden birinde çalışmaktadır ve genç nesillerin eğitiminden sorumludur. Bu, sorumlu bir bilim adamının ve öğretim elemanının üslûbu değildir. Bu, inançlarına hakaret edilmiş bir fundamantalistin üslûbudur.</strong></p>
<p><strong>    Dünyanın muhtemelen en saygın bilim dergisi olan Nature da kan kokusu aldı ve cinnete iştirak etti. Editör John Maddox yazdığı bir makalede beni, bilimin efsane, evrimin yalan ve tabiî seleksiyonun yalanlar dizisi olduğuna inanan biri olarak tarif etti. Nature ayrıca Sunday Times&#8217;ı, önemli sayfalarından birini kitabın tanıtımına ayırma cüretinden dolayı bir hâkim edasıyla azarladı.</strong></p>
<p><strong>    Bu aşırı tepkiler, sorgulayıcı bir gazeteci ile birkaç reaksiyoner akademisyen arasındaki çekişmeden çok daha fazla birşeyi gösteriyor ve kamuoyunda önemli sorular sorulmasına yolaçıyor. Büyük meblağlarda kamu parasının harcandığı bilimsel araştırmalar hakkında konuşmak kimin tekelindedir? Sizin kim olmanız gerektiğine kim karar verir? Bilimde farklı sesler hangi forumda ve hangi mekanizmayla duyurulabilir?</strong></p>
<p><strong>    Sesleri duyulamayanlar sadece bilim câmiası dışındakiler değil, bunların arasında profesyonel bilim adamları da var. Posta kutuma Darwinizmin Kitab-ı Mukaddes gibi öğretilmesinden endişe duyan biyologların gönderdiği mektuplar kadar, çalışmaları sonunda evrim biyolojisiyle ilgili tıbbî keşifler yapmış tıp adamlarının mektupları da geliyor. Bu sonuncular keşiflerini Nature gibi dergilerde yayınlatmaya çabalamışlar, fakat keşifleri ima yoluyla anti-Darwinci olduğu ve bu yüzden hayat bilimlerindeki hâkim ideolojiye aykırı düştüğü için sürekli reddedilmiş. Yayın konusunda yardımcı olmam için bana başvuruyorlar.</strong></p>
<p><strong>    Yeryüzündeki en uygar ülkeler arasında olduğuna inanılan Britanya ve ABD&#8217;de bazı profesyonel bilim adamlarının kendilerini böylesine dışlanmış ve önemsiz hissetmeleri, ve durumlarını çare kabilinden popüler basın yoluyla kamuoyuna duyurmak zorunda kalmaları üzüntü verici. Aynı şekilde, entelektüel toleransları ile övünen bu ülkelerde, kendilerini akîdenin bekçisi olarak görenlerden bu tip tepkiler almadan farklı bilimsel görüşleri ifade etmenin imkânsız olduğunu bilmek de moral bozucu.&#8221; (Milton, 1996).<br />
</strong></p></blockquote>
<p>Nedir bu? Bunları yapanlar kim? Darwinizm dinine inananlar değil mi? Hangi bilimden söz ediyorsunuz, alay mı ediyorsunuz siz?</p>
<p>Bizim HY&#8217;yi eleştirdiğimiz kadar siz kendi cenahınızdaki maskaralıkları eleştirseniz ya? Bu kadar çarpıma  görmedim ben yuh artık, yuh..</p>
<p>Yukarıda sizi madde madde cevapladım, nerede köşeye sıkışmışım? Ben size madde madde cevap verdiğim halde siz benim yazdıklarımın hiçbirisine yanıt veremediniz, yaptığınız çarpıtlamaları tek tek yanıtladım, neden ikircilki davrandığınızı, neden entelektüel namus eksikliğiniz olduğunu, niçin aşağılayıcı davrandığınızı açıkça anlattım yine hiçbirisine cevap vermediniz. Bozuk plak gibi aynı -ve alakasız- şeyleri tekrarladınız.</p>
<p>Alay eder gibi bir biyolojik teori olan darwinizmi iktisattan, dine kadar her şeye sokan naturalistlerin varlığından habersiz gibi davranıyorsunuz. İlla alıntılarla mı doldurayım sayfayı?</p>
<p>Ya da naturalism o kadar doğanıza işlemiş ki bunun farkında bile olmadan dinlerin evrimi düşüncesini a priori bilimsel görüyor gerçekmiş gibi yansıtıyorsunuz.</p>
<p>İş argümana gelince tık yok, evet tık yok. Hani benim yazıma argümanlarla itiraz? Yahu ilaç için bir tane söyleyin, bir yorum yapın.. &#8220;Şöyle şöyle yapıyorsunuz, sizi pis dinciler&#8221;  demekten başka birşey deyin. &#8220;Bakın bunlar bunlar sebebiyle dinlerde evrim düşüncesi vardır&#8221; deyin. Yok..</p>
<p>Sadece dinlerin evrimi konusunda değil, dğer darwinist argümanlarda da aynı.</p>
<p>Benim;</p>
<blockquote><p>Evrimin olgusallığı ile -ki bu bile çok tartışmalıdır, türler belli aşamalarla daha kompleks formlarda aniden belirirler, bu anlamda aşamalı bir yaratılış iddiası tutarlıdır- darwinist evrimin olgusallıktan yoksun kanıtımsılarını bir tutmuyorsunuz umarım. Kaldı ki AT içinde de evrimi kabul edip darwinist mekanizmaları reddedenler var.</p>
<p>Sizin anlayamadığınz şu: Ben dino-kuş geçişi derken size &#8220;bunlar geçiş yapmış olamaz kesinlikle&#8221; demedim, &#8220;darwinist mekanizmalarla nasıl geçiş yapmış olabilirler, hele bir anlatın&#8221; dedim. Arada Toros dağları kadar fark var, umarım bu kez anlayabilirsiniz.</p></blockquote>
<p>sözlerime cevap vermeyi bile denemediniz, çünkü neydi &#8220;evrim gerçekleşmişti biz detaylara bakıyorduk&#8221; de mi? &#8220;Hani kanıt&#8221; deyince apışıp kaldığınız, bu da yüze yüze vurulunca sinirlenmeniz yeni bir davranış şekli değil.  &#8220;Bunlar bir şekilde &#8220;doğal yollarla&#8221; evrimleşmiş olmalı&#8221; diyor bunun için de kanıt sunamıyorsunuz. Tamamen naturalist bir önkabulle yola çıkıyor sonra da bilimsellik diye zırvalıyorsunuz.</p>
<p>AT&#8217;ye saldırıyorsunuz &#8220;bilim dışı, dini sokuyor cart cut&#8221;. Yahu argümanlara cevap? Yok. İK&#8217;ye cevap yok. kambriyen&#8217;e cevap yok. Türüstü kategori geçişlrine cevap yok. Wells&#8217;in totolojisini gösterdiği ve bir kanıt olarak kullanılmasını imkansız hale  getirdiği  homoloji kavramı ile ilgili cevap yok. Behe son kitabında darwinist mekanzmları masaya yatırmış ve bu mekanizmaların evrimi gerçekleştiremeyeceğini açıkça göstermiş, cevap yok. (Var da saldırılar var, bir de akla hakaret eden hokuspokusar, bkn. flagellumun evrimi, motorsikletten arabaya, ara formumuz yok.)</p>
<p>Ne bu, bu mu bilimsellik? Bunları konuşmaya kalktığımzda da afaroz var, &#8220;vay bilim karşıtı yobazlar, dinciler bilimin altını oyanlar&#8221; vs.  &#8220;Yahu bunlar argüman, dinle ne alakası var, madem cevap verin, nedir bu?&#8221; Yok, cevap yok. Sadece saldırı var.</p>
<p>&#8220;Benim işim &#8220;gerçekle&#8221; Bu gerçeklik arayışımdaki önkabulsüzlük mü sizi rahatsız eden? Materyalistleri anlıyorum, evrime mecburlar da, &#8220;evrimse evrim, yoksa yok, işim gerçekle benim&#8221; demem sizi niçin bu kadar rahatsız ediyor?&#8221; dememe bir kelime, evet bir kelime bile cevap veremiyor baştan ayağa naturalist bir önkabule batmış vaziyette bilimsellik maskesi takıyorsunuz. Ben düşünen bir insanım, felsefe okudum, mantık okudum, iktisat okudum ekonomist oldum sayın  Balbazar, salak değilim. Gidin bu masalları, naturalizmi inanç felsefesi yapanlara anlatın, imanlarını tazelesinler.</p>
<p>Birçok konuda cenahınızın ezberlerinden ayrılıyorsunuz ama nedense iş darwnizme  gelince dört dörtlük dogmatik oluyorsunuz, devam edin böyle, inanın şikayetim yok..</p>
<p>Çünkü darwinistler hakkındaki düşüncelerimin ispatı hükmündesiniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Balbazar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3090</link>
		<dc:creator>Balbazar</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Aug 2007 14:45:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3090</guid>
		<description>Sirtinizi bir propaganda, baski, ve sindirme makinesine vereceksiniz... Milyonlarca dolarlik butcesi, cemaatleri, yaradilis muzeleri, belediye baskaninin babasinin mali olan metrolari, santaj, tehdit ceteleri, ogretmen sorusturan milli egitim mudurleriyle, paril paril kitaplari, manipulasyon, hedef gosterme, ve yalan haberle dolu medya organlariyla donanmis, ekonomik, politik, ve hukuki gucu olan bir makineye. 100 yildir birseyleri anlamak icin caba gosteren insanlari baski altinda tutan, sindiren, kamuoyunu yaniltmak icin elinden geleni ardina koymayan bir orgutlenmeye...

Kamuoyunun buyuk cogunlugun bahsettiginiz konu hakkinda tamamen kulaktan dolma ve yanlis bilgiyle, kinle, nefretle, onyargiyla doldurulmus oldugunu bileceksiniz. Ve bu guclu makineye sirtinizi dayayip, bizzat o cehalete, o yanilgilara, o hedef gostermelere dayanarak bu cehaleti korukleyecek, nefret edeni daha cok nefret etmeye tesvik edeceksiniz.

Ve ne medyasi, ne silahi, ne parasi, ne hukuki, ne politik gucu olan tek bir birey, tek bir ses cikip yanlis yaptiginizi soylediginde onu dusunce terorizmi ile itham edeceksiniz?

Buna da dusunce fasizmi desek yakisir sanirim. 

Size yanlis bilgi verdiginizin soylenmesini asagilanmak olarak mi algiliyorsunuz? Once kendinize saygi duyun, yanlis bilgi vermeyin, fikirlerinizi yanlis bilgilere dayandirmayin oyleyse. 

"Cenahinizin" propaganda organlarinda hergun tekrarlanan "evrim teorisinin 100 yil once cokertildigi", "hicbir bilim adaminin bu teoriye itibar etmedigi", "ancak din dusmanlarinin bu teoriyi savundugu", "evrim teorisinin canliligin cesitliligini kor tesadufle acikladigi" yalanlarini dogrudan, ya da dolayi olarak tekrarlamayin. Eger gercegin ne oldugunu ariyorsaniz, once gercegin hakkini verin.

Inancinizdan, dusuncelerinizden dolayi baskiya ugradiginizi tekrarlayip dururken, tek bir bireyin dusuncelerinizi elestirmesini bile "ozgur dusunce"nize kasit olarak algilarken, derste evrim kuramindan bahsettigi icin haklarinda sorusturma acilan ogretmenlere, tek tek adlari verilerek turlu iftiralara maruz kalan Turk evrim biyologlarina, Kolorado'da tehdit mektuplari alan biyologlara biraz olsun empati duyun. "Aslinda ben cok demokratimdir, ama inanclarim oyle baski altinda ki, demokratligimi gosterme firsati bulamiyorum" diye bahane uretmeyin. "Cenahinizin" nasil bir toplumsal iktidari, ekonomik ve politik gucu temsil ettigini gormezden gelmeyin.

Ve sirf kendiniz bir cenaha dayanip o cenahin fanatizmini yapiyorsunuz diye, karsinizdakine de cenah yakistirmayin. Siz kendinizi ait hissettiginiz kitleninin linc egilimini hos gostermek, savunmak, ve hatta ortak olmak durumunda oldugunuzu dusunebilirsiniz. Ama karsinizdakinin kendini bir kitleye ait hissetmek, bir kitleye ait hissetse de o kitlenin histerilerini savunmak zorunda oldugunu varsaymayin. Siz sansasyonel, yanli haberciligi, manipulatifligi, hedef gostermeciligi ve kartelciligi ile Hurriyet'ten geri kalir yani olmayan Zaman'i sirf sizin fikirlerinize uygun diye "super entelektuel gazete" olarak goruyor olabilirsiniz. Bu size karsinizdakinin Hurriyet'e sempati duydugunu varsaymak hakki vermiyor. Biyiklari ince diye Fehmi Koru size Ertugrul Ozkok'ten daha sirin gozukuyor olabilir, ben altin yuzuk takiyor diye Ozkok'e daha fazla sempati beslemek zorunda degilim. Bana atfettiginiz cenah'in Hurriyet'e yazdigi yorumlara karsi cok yorum yazdim. Hicbiri yayinlanmadi. Zaman'in yonlendirici haberciligi ve o haberlere 
"sizin cenah"tan yapilmis yorumlara karsi da cok yorum yazdim. Onlarin da hicbiri yayinlanmadi. Belli ki, her iki yayin organi, cenahlarin ezberi disinda konusulmasini, yani sizin deyisinizle "dusunce terorizmi"ni sakincali buluyor demek ki.

Entelektuel namus, Popper'den bahsederken Popper'in ulastigi sonucun ne oldugunu bildirmeyi gerektirir. Entelektuel namus, sirf adinda sosyal ve Darwinizm geciyor diye kendini bilim olarak satan irkci bir toplum muhendisligi projesini, kendisiyle zerre alakasi olmayan dinlerin evrimi kavramiyla ozdeslestirmemeyi gerektirir. Entelektuel namus, bulgularin tamamen yanlis yorumlanmasina dayanan, bizzat Darwin basta olmak uzere evrim biyolojisi geleneginin kendini her zaman uzak tuttugu irkci bir ideolojiyi belden asagiya vurulacak bir propaganda malzemesi olarak kullanmamayi gerektirir. 

Entelektuel namus, nedeni her ne olursa olsun, bir entelektuel tartismayi surdururken koseye sikistiginizda, karsinizdakinin kisiligine saldirmamayi gerektirir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sirtinizi bir propaganda, baski, ve sindirme makinesine vereceksiniz&#8230; Milyonlarca dolarlik butcesi, cemaatleri, yaradilis muzeleri, belediye baskaninin babasinin mali olan metrolari, santaj, tehdit ceteleri, ogretmen sorusturan milli egitim mudurleriyle, paril paril kitaplari, manipulasyon, hedef gosterme, ve yalan haberle dolu medya organlariyla donanmis, ekonomik, politik, ve hukuki gucu olan bir makineye. 100 yildir birseyleri anlamak icin caba gosteren insanlari baski altinda tutan, sindiren, kamuoyunu yaniltmak icin elinden geleni ardina koymayan bir orgutlenmeye&#8230;</p>
<p>Kamuoyunun buyuk cogunlugun bahsettiginiz konu hakkinda tamamen kulaktan dolma ve yanlis bilgiyle, kinle, nefretle, onyargiyla doldurulmus oldugunu bileceksiniz. Ve bu guclu makineye sirtinizi dayayip, bizzat o cehalete, o yanilgilara, o hedef gostermelere dayanarak bu cehaleti korukleyecek, nefret edeni daha cok nefret etmeye tesvik edeceksiniz.</p>
<p>Ve ne medyasi, ne silahi, ne parasi, ne hukuki, ne politik gucu olan tek bir birey, tek bir ses cikip yanlis yaptiginizi soylediginde onu dusunce terorizmi ile itham edeceksiniz?</p>
<p>Buna da dusunce fasizmi desek yakisir sanirim. </p>
<p>Size yanlis bilgi verdiginizin soylenmesini asagilanmak olarak mi algiliyorsunuz? Once kendinize saygi duyun, yanlis bilgi vermeyin, fikirlerinizi yanlis bilgilere dayandirmayin oyleyse. </p>
<p>&#8220;Cenahinizin&#8221; propaganda organlarinda hergun tekrarlanan &#8220;evrim teorisinin 100 yil once cokertildigi&#8221;, &#8220;hicbir bilim adaminin bu teoriye itibar etmedigi&#8221;, &#8220;ancak din dusmanlarinin bu teoriyi savundugu&#8221;, &#8220;evrim teorisinin canliligin cesitliligini kor tesadufle acikladigi&#8221; yalanlarini dogrudan, ya da dolayi olarak tekrarlamayin. Eger gercegin ne oldugunu ariyorsaniz, once gercegin hakkini verin.</p>
<p>Inancinizdan, dusuncelerinizden dolayi baskiya ugradiginizi tekrarlayip dururken, tek bir bireyin dusuncelerinizi elestirmesini bile &#8220;ozgur dusunce&#8221;nize kasit olarak algilarken, derste evrim kuramindan bahsettigi icin haklarinda sorusturma acilan ogretmenlere, tek tek adlari verilerek turlu iftiralara maruz kalan Turk evrim biyologlarina, Kolorado&#8217;da tehdit mektuplari alan biyologlara biraz olsun empati duyun. &#8220;Aslinda ben cok demokratimdir, ama inanclarim oyle baski altinda ki, demokratligimi gosterme firsati bulamiyorum&#8221; diye bahane uretmeyin. &#8220;Cenahinizin&#8221; nasil bir toplumsal iktidari, ekonomik ve politik gucu temsil ettigini gormezden gelmeyin.</p>
<p>Ve sirf kendiniz bir cenaha dayanip o cenahin fanatizmini yapiyorsunuz diye, karsinizdakine de cenah yakistirmayin. Siz kendinizi ait hissettiginiz kitleninin linc egilimini hos gostermek, savunmak, ve hatta ortak olmak durumunda oldugunuzu dusunebilirsiniz. Ama karsinizdakinin kendini bir kitleye ait hissetmek, bir kitleye ait hissetse de o kitlenin histerilerini savunmak zorunda oldugunu varsaymayin. Siz sansasyonel, yanli haberciligi, manipulatifligi, hedef gostermeciligi ve kartelciligi ile Hurriyet&#8217;ten geri kalir yani olmayan Zaman&#8217;i sirf sizin fikirlerinize uygun diye &#8220;super entelektuel gazete&#8221; olarak goruyor olabilirsiniz. Bu size karsinizdakinin Hurriyet&#8217;e sempati duydugunu varsaymak hakki vermiyor. Biyiklari ince diye Fehmi Koru size Ertugrul Ozkok&#8217;ten daha sirin gozukuyor olabilir, ben altin yuzuk takiyor diye Ozkok&#8217;e daha fazla sempati beslemek zorunda degilim. Bana atfettiginiz cenah&#8217;in Hurriyet&#8217;e yazdigi yorumlara karsi cok yorum yazdim. Hicbiri yayinlanmadi. Zaman&#8217;in yonlendirici haberciligi ve o haberlere<br />
&#8220;sizin cenah&#8221;tan yapilmis yorumlara karsi da cok yorum yazdim. Onlarin da hicbiri yayinlanmadi. Belli ki, her iki yayin organi, cenahlarin ezberi disinda konusulmasini, yani sizin deyisinizle &#8220;dusunce terorizmi&#8221;ni sakincali buluyor demek ki.</p>
<p>Entelektuel namus, Popper&#8217;den bahsederken Popper&#8217;in ulastigi sonucun ne oldugunu bildirmeyi gerektirir. Entelektuel namus, sirf adinda sosyal ve Darwinizm geciyor diye kendini bilim olarak satan irkci bir toplum muhendisligi projesini, kendisiyle zerre alakasi olmayan dinlerin evrimi kavramiyla ozdeslestirmemeyi gerektirir. Entelektuel namus, bulgularin tamamen yanlis yorumlanmasina dayanan, bizzat Darwin basta olmak uzere evrim biyolojisi geleneginin kendini her zaman uzak tuttugu irkci bir ideolojiyi belden asagiya vurulacak bir propaganda malzemesi olarak kullanmamayi gerektirir. </p>
<p>Entelektuel namus, nedeni her ne olursa olsun, bir entelektuel tartismayi surdururken koseye sikistiginizda, karsinizdakinin kisiligine saldirmamayi gerektirir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Uluğ tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3086</link>
		<dc:creator>Uluğ</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 08:57:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3086</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Sizin anlayamadığınz şu: Ben dino-kuş geçişi derken size “bunlar geçiş yapmış olamaz kesinlikle” demedim, “darwinist mekanizmalarla nasıl geçiş yapmış olabilirler, hele bir anlatın” dedim. Arada Toros dağları kadar fark var, umarım bu kez anlayabilirsiniz.&lt;/blockquote&gt;

Suat bey, Mekanizma isteyerek Darvinistlerden çok mu şey istiyoruz acaba? "Mutasyon-yaşayamıyorsan ölürsün" mekanizması neyimize yetmiyor? Biraz dolambaçlı anlatmış olsam da aşağıdaki yorumumu tekrar buraya alayım dedim- Sistem derken canlılardaki bir çok parçadan oluşan görme, duyma, uçuş v.s. sistemlerini düşünebiliriz. Bakınız biyolojik literatür-: 

&lt;strong&gt;3-) Olması zor ihtimallerin zaten her zaman olduğunu söylerler.
Mesela 100 kere yazı/tura denemesi yapsak herhangi bir dizilim elde ederiz. Halbuki bu dizilimin elde edilme ihtimali çok küçüktü. Ama gerçekleşmiştir.

Aslında bu örnekte imkansız bir olay değil, olması kesin olan bir olay gerçekleşmiştir. Böyle bir amaca yönelik yapılan bir deneyde herhangi bir dizilimin elde edilmeme ihtimali zaten yok. Burda süreç basittir(birisi 100 kere bir amaca yönelik olarak yazı tura denemesi yapıyor) ve belli bir dizilim yerine herhangi bir dizilim elde edilmiştir. İhtimal hesapları süreci gözönünde bulundurduğumuzda daha anlamlı olacaktır.
İki parçadan oluşan bir sistem düşünelim. Bu parçalardan birisi herhangi bir dizilimin oluşması gibi kendiliğinden oluşabildiğini varsayalım (mesela herhangi bir protein dizilimi). Aslında bu bir varsayımdır. Gerçekte bu parçanın(protein) oluşması yazı/tura deneyi gibi basit bir sürece dayalı değildir. Aminoasitler doğada oluşabilir mi? Olsa bile aminoasitleri biraraya getirecek ve protein oluşturmalarını sağlayacak diğer şartları bir araya getirecek bir süreç gereklidir. İki parçadan(altsistem) oluşan sistemimizde parçalardan birisinin hazır olduğunu varsaydık. Peki anlamlı bir iş yapan bu sistemin diğer parçası nasıl olacak? Bu ikinci parça, işin yapılabilmesi açısından ilk parçayla uyumlu olmalıdır. Yani herhangi bir dizilim değil artık belli bir dizilimin oluşması gereklidir. İşte düşük olasılık burda devreye girer. İki parçalı bu sistemimizin iş görmesi için başka gereksinimlerin de karşılanması gerekmektedir. Bu iki parça nasıl haberleşecektir? Bu haberleşme mekanizması da kendiliğinden oluşmalıdır. Herhangi bir haberleşme mesajı taşıyan parça işimizi görmez. Bu parça da işimize yara nitelikte özel bir yapıda olmalı. Yani olması gereken yeni bir düşük olasılık daha. Peki bu düşük olasılıkların hepsininde gerçekleşme(aynı anda olması şart değil) ihtimali ne olacaktır? Burda değerlendirme herhangi bir sistem için yapılmıştır. Herhangi bir sistemde dahi ister istemez bir hedef ortaya çıkmaktadır. Belli bir hedefin ihtimal hesabını yapmak(örneğin, belli bir protein dizilimi) evrimcilerin iddia ettiği gibi her zaman anlamsız bir işlem değildir. Hatta canlıların kendiliğinden oluşup oluşamayacağını ve evrimsel bir sürecin yaşanıp yaşanmadığını anlamak açısından değerli bir araçtır.

Ama belli bir amaca yönelik işlem yapıp(yazı/tura örneği, genetik algoritmalar v.s) da ondan sonra amaca ulaştıktan sonra hani imkansızdı demek oldukça uyanıkça bir davranış. Genetik algoritmada sonuca uygun seçimler yapıldığı için algoritma aranılan çözüme doğru -seçilim fonksiyonun nasıl belirlendiğine bağlı olarak- yakınsayabilir(converges). Genetik algoritmaları daha fazla irdelemek gerek. Şimdilik bu kadar yeter. Yazı/Tura deneyini bir önceki paragrafda zaten inceledik.
&lt;/strong&gt;



İhtimal hesapları ile ilgili daha önce yaptığım yorumlarımda temel vurgu darvinizmin bir mekanizmasının olmadığıydı. Darvinizm, Canlı çeşitliliğini açıklayabilecek bir mekanizma önermez. Ya da daha doğru bir ifadeyle önerdiği mekanizma evrimsel bir süreci-ki ben şahsen fosil kayıtlarını aşamalı yaratılış olarak yorumluyorum. Daha önce defalarca belirttim- açıklayamaz. Dayandığı tek şey sadece kör tesadüflerdir. Kör tesadüfün bilimin hiç bir safhasında kabul görmemiştir. Kör tesadüf açıklamalarını kabul etmeyenlere aşağıdaki psikolojik baskılarla Darvinizmi kabul ettirmek çabasındadırlar. Darvinizmin sorgulanmasına kesinlikle tahammülleri yoktur. Darvinizmin psikolojik baskı yöntemleri şunlardır ki bunlar aynı zamanda darvinistler tarafından kullanılan darvinizmin ispat yöntemleridir(Sıkıştıkları zaman genel de son cümleleri bunlardan birisi olur):

1-) Ama aksi durumda yaratılış gibi bir hokus-pokusu kabul etmemiz gerekir. (Sanki darvinizmin kendisi bir hokuspokus değilmiş gibi. Kör tesadüfün bilim olarak kabul edildiği iki teoriden biridir Darvinizm. Diğeri Uluğizmdir. Bu arada Uluğizmin kapsamını genişletmeyi düşünüyorum. Artık ev, gökdelen filan yapımına da başlasam iyi olacak.)
2-) Evrim bir olgudur. sayısız delileri vardır. (ki tartışmalar genelde evrimsel bir konu -mesela canlıların durup dururken niye uçmaya başladığı konusu- üzerine başlamıştır. Darvinist arkadaş burda çuvallamıştır. Durumu kurtarmak için hemen sayısız delil argümanına yapışır.)
3-) Sayısız bilim adamı darvinizmi kabul etmektedir. Bunların hepsi bunu dinsizlik olsun diye mi yapıyor?...God of the Gaps... (Darvinist arkadaş yine kilitlenmiştir. Ve topu yine taça atmıştır. Çünkü canlıların çeşitliliğini açıklayan deterministik bir mekanizma olsa-bulunsa- darvinizmi eleştirenlerin teizmin çökeceğini düşündüklerini sanmaktadır)
4-) Peki siz ne öneriyorsunuz? (Önerinizi-Tasarım/Reverse engineering- yaparsınız. Ama arkadaşın imanı o kadar sağlamdır ki sizi anlamaya bile çalışmaz. Çünkü ona göre aslında deterministik bir süreç öneremeyen ve de modellenemeyen Darvinizmden daha bilimsel bir açıklama yoktur. Modellenememe konusunu da Genetik Algoritmalarla ilgili tartışmalarda ele aldım.)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Sizin anlayamadığınz şu: Ben dino-kuş geçişi derken size “bunlar geçiş yapmış olamaz kesinlikle” demedim, “darwinist mekanizmalarla nasıl geçiş yapmış olabilirler, hele bir anlatın” dedim. Arada Toros dağları kadar fark var, umarım bu kez anlayabilirsiniz.</p></blockquote>
<p>Suat bey, Mekanizma isteyerek Darvinistlerden çok mu şey istiyoruz acaba? &#8220;Mutasyon-yaşayamıyorsan ölürsün&#8221; mekanizması neyimize yetmiyor? Biraz dolambaçlı anlatmış olsam da aşağıdaki yorumumu tekrar buraya alayım dedim- Sistem derken canlılardaki bir çok parçadan oluşan görme, duyma, uçuş v.s. sistemlerini düşünebiliriz. Bakınız biyolojik literatür-: </p>
<p><strong>3-) Olması zor ihtimallerin zaten her zaman olduğunu söylerler.<br />
Mesela 100 kere yazı/tura denemesi yapsak herhangi bir dizilim elde ederiz. Halbuki bu dizilimin elde edilme ihtimali çok küçüktü. Ama gerçekleşmiştir.</p>
<p>Aslında bu örnekte imkansız bir olay değil, olması kesin olan bir olay gerçekleşmiştir. Böyle bir amaca yönelik yapılan bir deneyde herhangi bir dizilimin elde edilmeme ihtimali zaten yok. Burda süreç basittir(birisi 100 kere bir amaca yönelik olarak yazı tura denemesi yapıyor) ve belli bir dizilim yerine herhangi bir dizilim elde edilmiştir. İhtimal hesapları süreci gözönünde bulundurduğumuzda daha anlamlı olacaktır.<br />
İki parçadan oluşan bir sistem düşünelim. Bu parçalardan birisi herhangi bir dizilimin oluşması gibi kendiliğinden oluşabildiğini varsayalım (mesela herhangi bir protein dizilimi). Aslında bu bir varsayımdır. Gerçekte bu parçanın(protein) oluşması yazı/tura deneyi gibi basit bir sürece dayalı değildir. Aminoasitler doğada oluşabilir mi? Olsa bile aminoasitleri biraraya getirecek ve protein oluşturmalarını sağlayacak diğer şartları bir araya getirecek bir süreç gereklidir. İki parçadan(altsistem) oluşan sistemimizde parçalardan birisinin hazır olduğunu varsaydık. Peki anlamlı bir iş yapan bu sistemin diğer parçası nasıl olacak? Bu ikinci parça, işin yapılabilmesi açısından ilk parçayla uyumlu olmalıdır. Yani herhangi bir dizilim değil artık belli bir dizilimin oluşması gereklidir. İşte düşük olasılık burda devreye girer. İki parçalı bu sistemimizin iş görmesi için başka gereksinimlerin de karşılanması gerekmektedir. Bu iki parça nasıl haberleşecektir? Bu haberleşme mekanizması da kendiliğinden oluşmalıdır. Herhangi bir haberleşme mesajı taşıyan parça işimizi görmez. Bu parça da işimize yara nitelikte özel bir yapıda olmalı. Yani olması gereken yeni bir düşük olasılık daha. Peki bu düşük olasılıkların hepsininde gerçekleşme(aynı anda olması şart değil) ihtimali ne olacaktır? Burda değerlendirme herhangi bir sistem için yapılmıştır. Herhangi bir sistemde dahi ister istemez bir hedef ortaya çıkmaktadır. Belli bir hedefin ihtimal hesabını yapmak(örneğin, belli bir protein dizilimi) evrimcilerin iddia ettiği gibi her zaman anlamsız bir işlem değildir. Hatta canlıların kendiliğinden oluşup oluşamayacağını ve evrimsel bir sürecin yaşanıp yaşanmadığını anlamak açısından değerli bir araçtır.</p>
<p>Ama belli bir amaca yönelik işlem yapıp(yazı/tura örneği, genetik algoritmalar v.s) da ondan sonra amaca ulaştıktan sonra hani imkansızdı demek oldukça uyanıkça bir davranış. Genetik algoritmada sonuca uygun seçimler yapıldığı için algoritma aranılan çözüme doğru -seçilim fonksiyonun nasıl belirlendiğine bağlı olarak- yakınsayabilir(converges). Genetik algoritmaları daha fazla irdelemek gerek. Şimdilik bu kadar yeter. Yazı/Tura deneyini bir önceki paragrafda zaten inceledik.<br />
</strong></p>
<p>İhtimal hesapları ile ilgili daha önce yaptığım yorumlarımda temel vurgu darvinizmin bir mekanizmasının olmadığıydı. Darvinizm, Canlı çeşitliliğini açıklayabilecek bir mekanizma önermez. Ya da daha doğru bir ifadeyle önerdiği mekanizma evrimsel bir süreci-ki ben şahsen fosil kayıtlarını aşamalı yaratılış olarak yorumluyorum. Daha önce defalarca belirttim- açıklayamaz. Dayandığı tek şey sadece kör tesadüflerdir. Kör tesadüfün bilimin hiç bir safhasında kabul görmemiştir. Kör tesadüf açıklamalarını kabul etmeyenlere aşağıdaki psikolojik baskılarla Darvinizmi kabul ettirmek çabasındadırlar. Darvinizmin sorgulanmasına kesinlikle tahammülleri yoktur. Darvinizmin psikolojik baskı yöntemleri şunlardır ki bunlar aynı zamanda darvinistler tarafından kullanılan darvinizmin ispat yöntemleridir(Sıkıştıkları zaman genel de son cümleleri bunlardan birisi olur):</p>
<p>1-) Ama aksi durumda yaratılış gibi bir hokus-pokusu kabul etmemiz gerekir. (Sanki darvinizmin kendisi bir hokuspokus değilmiş gibi. Kör tesadüfün bilim olarak kabul edildiği iki teoriden biridir Darvinizm. Diğeri Uluğizmdir. Bu arada Uluğizmin kapsamını genişletmeyi düşünüyorum. Artık ev, gökdelen filan yapımına da başlasam iyi olacak.)<br />
2-) Evrim bir olgudur. sayısız delileri vardır. (ki tartışmalar genelde evrimsel bir konu -mesela canlıların durup dururken niye uçmaya başladığı konusu- üzerine başlamıştır. Darvinist arkadaş burda çuvallamıştır. Durumu kurtarmak için hemen sayısız delil argümanına yapışır.)<br />
3-) Sayısız bilim adamı darvinizmi kabul etmektedir. Bunların hepsi bunu dinsizlik olsun diye mi yapıyor?&#8230;God of the Gaps&#8230; (Darvinist arkadaş yine kilitlenmiştir. Ve topu yine taça atmıştır. Çünkü canlıların çeşitliliğini açıklayan deterministik bir mekanizma olsa-bulunsa- darvinizmi eleştirenlerin teizmin çökeceğini düşündüklerini sanmaktadır)<br />
4-) Peki siz ne öneriyorsunuz? (Önerinizi-Tasarım/Reverse engineering- yaparsınız. Ama arkadaşın imanı o kadar sağlamdır ki sizi anlamaya bile çalışmaz. Çünkü ona göre aslında deterministik bir süreç öneremeyen ve de modellenemeyen Darvinizmden daha bilimsel bir açıklama yoktur. Modellenememe konusunu da Genetik Algoritmalarla ilgili tartışmalarda ele aldım.)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>T.Suat Demren tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3085</link>
		<dc:creator>T.Suat Demren</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 07:35:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3085</guid>
		<description>Sayın Balbazar,


&lt;blockquote&gt;Her soruya kafasından cevap uyduran insanlardan değilim, sözkonusu olan bilim olduğunda bunu yapmaya hakkım olmadığını da iyi biliyorum. Onun için, eğer birşey öğrenmek, birşeyi açıklamak, bir şeye inanmak için her sorduğunuz soruya kesin ve ayrıntılı cevaplar arıyorsunuz, üzgünüm, ama bilim doğru kapı değil.
&lt;/blockquote&gt;

Bunu söylediğiniz iyi oldu. Buralara sık sık uğrayan Sawyer, Freedom, bir zamanlar Keskin vb gibilerine de söylerseniz makbule gereçer.

&lt;blockquote&gt;Bilim, eğer herşeyi ayrıntısıyla açıklayabilseydi pratik olarak bu kadar güçlü ve entelektüel açıdan bu kadar tatmin edici olmazdı.&lt;/blockquote&gt;

Ditto

&lt;blockquote&gt;Kuşların kanadı konusunun ayrıntısını bilmiyorum. Bildiğim, herşeyden önce kuşların evrimsel kökeninin tartışmalı olduğu. Dinozorların bir kolu olduklarına dair güçlü paleantolojik deliller var, ama genel kabul görmesi için yeterli değil. Nitekim, dinozorlardan daha önce sürüngenlerden ayrıldıklarını iddia edenler de var. Uçuş konusundaysa evrimin fonksiyonel yönü (önce hızlı koşarak mı, yüksekten atlamaya başlayarak mı gibi) başta olmak üzere birçok konuda da tartışma var. Mevcut paleontolojik ve genetik deliller mevcut modellerden birini ya da ötekini destekliyorsa da eldeki veriler ayrıntılı ve genelgeçer bir model oluşturmak için yeterli değil.&lt;/blockquote&gt;

Aynen. Bunu da Sawyer vb.lerine iletiverin bi zahmet. Çünkü bir çok yerde "bu iş bitti, kanıtlandı, inanmayın siz geri kafalılar, hebele hübele" tarzı yorumlarda bulunuyorlar.

&lt;blockquote&gt;Peki siz şu soruya cevap verebilir misiniz: Sizin şu devrimci Akıllı Tasarım, kuşlar, yarasalar ve böceklerin kanatları arasındaki fonksiyonel benzerliklere karşın gözlenen anatomik ve genetik farklılıkları açıklayabilir mi? Her üç grubun içindeki ve birbirleriyle olan benzerlik ve farklılıkların tutarlılığını açıklayabilir mi?&lt;/blockquote&gt;

Açıklanması istenen ne? Bu farklılık ya da benzerliklerin muhakkak naturalist bir türeme lehine yorumlanması mı gerekiyor? Neden bir türeme varsa "evet, var" yoksa "hayır yok" demek entelektüel namus açısından tutarlı dahası gerekli  olmuyor?

&lt;blockquote&gt;Merak ediyorum, şu kendi kendini küçük düşürmekten başka bir işe yaramayan “God of the gaps” yaklaşımından ne zaman kurtulacaksınız? Birgün, dün açıklanamaz dediğiniz şey bugün açıklandığında yüzünüz kızaracak mı? Yoksa yeni açıklanamazların peşine mi düşeceksiniz?&lt;/blockquote&gt;

Buna ancak gülerim kusura bakmayın. Darwinist evrimin gerçekleşmiş olmasının bile teizme/İslam'a zerre kadar zarar vermeyeceğini düşünen beni bu "God of the gaps" yaklaşımı ile suçluyorsunuz? Bu nasıl perhiz, lahana turşusu ikilemidir? Benim işim "gerçekle" Bu gerçeklik arayışımdaki önkabulsüzlük mü sizi rahatsız eden? Materyalistleri anlıyorum, evrime mecburlar da,  "evrimse evrim, yoksa yok, işim gerçekle benim" demem  sizi niçin bu kadar rahatsız ediyor?

&lt;blockquote&gt;Evrim olgusunu Tokyo şehrinin varlığı kadar gerçek kılan sayısız delil var Tarık Bey, üzgünüm. Siz önkabul dediniz diye önkabul olmuyor, siz din dediniz diye din de olmuyor. İnsanlar çatır çatır araştırıyor, daha çok şey öğreniyor, daha çok bilgi ediniyorlar.&lt;/blockquote&gt;

Heheh.. Geri geldi kurt adam, dolunay çıktı galiba, hoşgeldiniz. :-)

Evrimin olgusallığı ile -ki bu bile çok tartışmalıdır, türler belli aşamalarla daha kompleks formlarda aniden belirirler, bu anlamda aşamalı bir yaratılış iddiası tutarlıdır- darwinist evrimin olgusallıktan yoksun kanıtımsılarını bir tutmuyorsunuz umarım. Kaldı ki AT içinde de evrimi kabul edip darwinist mekanizmaları reddedenler var.

Sizin anlayamadığınz şu: Ben dino-kuş geçişi derken size "bunlar geçiş yapmış olamaz kesinlikle" demedim, "darwinist mekanizmalarla nasıl geçiş yapmış olabilirler, hele bir anlatın" dedim. Arada Toros dağları kadar fark var, umarım bu kez anlayabilirsiniz.

&lt;blockquote&gt;Not 1: “Dışarıdan” bakmakta nesnel ve bilimsel olmayan nedir? Sizin tarafınızı tutmamak nesnel olmamak anlamına mı gelir?&lt;/blockquote&gt;

Hayır, değil. Bizim işimiz verileri çarpıtıp naturalist önkabuller lehine yorumlayanlara karşı çıkmak. Darwinistler bunu yapıyor, biz de karşı çıkıyorz. Etki-tepki meselesi.

&lt;blockquote&gt;Not 2: Sizin fikirlerinizi şekillendirmenize ve ifadenize karşı hiçbir yaptırım gücü bulunmayan birinin fikirlerinizi ve bunları ifade ediş biçiminizi eleştirmesini “özgür düşüncenize” kast olarak algılamak yahut lanse etmek ne biçim bir paranoyadır, mazlum edebiyatıdır, üste çıkmadır?
&lt;/blockquote&gt;

Elbette benim ellerimi bağlayacak haliniz yok. Burada ve diğer başlıklarda yaptığınız yorumlar  "aşağılayıcı" ve "biz doğruyuz, siz yanlış, biz gerçekçiyiz, siz saptırmacı" tipi cümleleriniz  yaygın ezberlerin aleyhinde söylenen şeyleri hazmedemediğinizi gösteriyor. (Bkz, evrim-naturalizm ilişkisi üzerine tartışmalarımız.)  Düşünce teröristliği illa hapse atmakla olmaz.

&lt;blockquote&gt;Not 3: Dinlerin evrimi kavramı ile sosyal Darwinizm arasında bağlantı kurmayı başarmış olmanızı, “sosyal” sözcüğüne mi borçluyuz? Sosyal Darwinizm’in ne olduğundan gerçekten haberdar mısınız? Haberdarsanız, evrim kuramına karşı ucuz Sosyal Darwinizm demagojisini kullanırken, kendinizi “Islamic terror” sözünü İslamic’in üstüne basa basa kullanmaktan özel bir haz duyan batı sağcıları gibi hissediyor musunuz?&lt;/blockquote&gt;

Bunu ben mi başardım, darwinistler mi? Evet, Sosyal darwinizm ucuzluktur, bunu sizin ağzınızdan duymak güzel.:-) Başka darwinistlere bu başlığı okutacağım. Bir biyolojik teori olan darwinizmi iktisattan, dine kadar her şeye sokan naturalistlerin bundan sonra bari akılları başına gelir umarım.

&lt;blockquote&gt;Not 4: Hep sizin gibi düşünenlerle al gülüm ver gülüm birbirinizi onaylarken, birinin ezbere tekrarladığınızın dışında, farklı şeyler söylemesi karşısında her zaman “olgun değilsin”, “ikirciklisin”, “entelektüel namusun yok” gibi kişisel saldırılara mı sığınırsınız?&lt;/blockquote&gt;

Al gülüm ver gülüm mü? Peki sizinle niçin konuşuyorum şu an? 

İkircikli davrananlara, farklı düşünceye, yaygın ezberlere karşı çıkanlara tahammülsüz ve aşağılayıcı bakanlara,"olgun değilsin" olaylara göre bakışlarını değiştirenlere "ikircikli", nesnel verileri olduğu gibi kabullenmek ve yorumlamak yerine dogmatik önkabullerini her fırsatta dile getiren birisine "entelektuel namus eksikligi" tanımlaması yapmak bir saldırı değil, hakkı teslimdir.

Selamlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Balbazar,</p>
<blockquote><p>Her soruya kafasından cevap uyduran insanlardan değilim, sözkonusu olan bilim olduğunda bunu yapmaya hakkım olmadığını da iyi biliyorum. Onun için, eğer birşey öğrenmek, birşeyi açıklamak, bir şeye inanmak için her sorduğunuz soruya kesin ve ayrıntılı cevaplar arıyorsunuz, üzgünüm, ama bilim doğru kapı değil.
</p></blockquote>
<p>Bunu söylediğiniz iyi oldu. Buralara sık sık uğrayan Sawyer, Freedom, bir zamanlar Keskin vb gibilerine de söylerseniz makbule gereçer.</p>
<blockquote><p>Bilim, eğer herşeyi ayrıntısıyla açıklayabilseydi pratik olarak bu kadar güçlü ve entelektüel açıdan bu kadar tatmin edici olmazdı.</p></blockquote>
<p>Ditto</p>
<blockquote><p>Kuşların kanadı konusunun ayrıntısını bilmiyorum. Bildiğim, herşeyden önce kuşların evrimsel kökeninin tartışmalı olduğu. Dinozorların bir kolu olduklarına dair güçlü paleantolojik deliller var, ama genel kabul görmesi için yeterli değil. Nitekim, dinozorlardan daha önce sürüngenlerden ayrıldıklarını iddia edenler de var. Uçuş konusundaysa evrimin fonksiyonel yönü (önce hızlı koşarak mı, yüksekten atlamaya başlayarak mı gibi) başta olmak üzere birçok konuda da tartışma var. Mevcut paleontolojik ve genetik deliller mevcut modellerden birini ya da ötekini destekliyorsa da eldeki veriler ayrıntılı ve genelgeçer bir model oluşturmak için yeterli değil.</p></blockquote>
<p>Aynen. Bunu da Sawyer vb.lerine iletiverin bi zahmet. Çünkü bir çok yerde &#8220;bu iş bitti, kanıtlandı, inanmayın siz geri kafalılar, hebele hübele&#8221; tarzı yorumlarda bulunuyorlar.</p>
<blockquote><p>Peki siz şu soruya cevap verebilir misiniz: Sizin şu devrimci Akıllı Tasarım, kuşlar, yarasalar ve böceklerin kanatları arasındaki fonksiyonel benzerliklere karşın gözlenen anatomik ve genetik farklılıkları açıklayabilir mi? Her üç grubun içindeki ve birbirleriyle olan benzerlik ve farklılıkların tutarlılığını açıklayabilir mi?</p></blockquote>
<p>Açıklanması istenen ne? Bu farklılık ya da benzerliklerin muhakkak naturalist bir türeme lehine yorumlanması mı gerekiyor? Neden bir türeme varsa &#8220;evet, var&#8221; yoksa &#8220;hayır yok&#8221; demek entelektüel namus açısından tutarlı dahası gerekli  olmuyor?</p>
<blockquote><p>Merak ediyorum, şu kendi kendini küçük düşürmekten başka bir işe yaramayan “God of the gaps” yaklaşımından ne zaman kurtulacaksınız? Birgün, dün açıklanamaz dediğiniz şey bugün açıklandığında yüzünüz kızaracak mı? Yoksa yeni açıklanamazların peşine mi düşeceksiniz?</p></blockquote>
<p>Buna ancak gülerim kusura bakmayın. Darwinist evrimin gerçekleşmiş olmasının bile teizme/İslam&#8217;a zerre kadar zarar vermeyeceğini düşünen beni bu &#8220;God of the gaps&#8221; yaklaşımı ile suçluyorsunuz? Bu nasıl perhiz, lahana turşusu ikilemidir? Benim işim &#8220;gerçekle&#8221; Bu gerçeklik arayışımdaki önkabulsüzlük mü sizi rahatsız eden? Materyalistleri anlıyorum, evrime mecburlar da,  &#8220;evrimse evrim, yoksa yok, işim gerçekle benim&#8221; demem  sizi niçin bu kadar rahatsız ediyor?</p>
<blockquote><p>Evrim olgusunu Tokyo şehrinin varlığı kadar gerçek kılan sayısız delil var Tarık Bey, üzgünüm. Siz önkabul dediniz diye önkabul olmuyor, siz din dediniz diye din de olmuyor. İnsanlar çatır çatır araştırıyor, daha çok şey öğreniyor, daha çok bilgi ediniyorlar.</p></blockquote>
<p>Heheh.. Geri geldi kurt adam, dolunay çıktı galiba, hoşgeldiniz. :-)</p>
<p>Evrimin olgusallığı ile -ki bu bile çok tartışmalıdır, türler belli aşamalarla daha kompleks formlarda aniden belirirler, bu anlamda aşamalı bir yaratılış iddiası tutarlıdır- darwinist evrimin olgusallıktan yoksun kanıtımsılarını bir tutmuyorsunuz umarım. Kaldı ki AT içinde de evrimi kabul edip darwinist mekanizmaları reddedenler var.</p>
<p>Sizin anlayamadığınz şu: Ben dino-kuş geçişi derken size &#8220;bunlar geçiş yapmış olamaz kesinlikle&#8221; demedim, &#8220;darwinist mekanizmalarla nasıl geçiş yapmış olabilirler, hele bir anlatın&#8221; dedim. Arada Toros dağları kadar fark var, umarım bu kez anlayabilirsiniz.</p>
<blockquote><p>Not 1: “Dışarıdan” bakmakta nesnel ve bilimsel olmayan nedir? Sizin tarafınızı tutmamak nesnel olmamak anlamına mı gelir?</p></blockquote>
<p>Hayır, değil. Bizim işimiz verileri çarpıtıp naturalist önkabuller lehine yorumlayanlara karşı çıkmak. Darwinistler bunu yapıyor, biz de karşı çıkıyorz. Etki-tepki meselesi.</p>
<blockquote><p>Not 2: Sizin fikirlerinizi şekillendirmenize ve ifadenize karşı hiçbir yaptırım gücü bulunmayan birinin fikirlerinizi ve bunları ifade ediş biçiminizi eleştirmesini “özgür düşüncenize” kast olarak algılamak yahut lanse etmek ne biçim bir paranoyadır, mazlum edebiyatıdır, üste çıkmadır?
</p></blockquote>
<p>Elbette benim ellerimi bağlayacak haliniz yok. Burada ve diğer başlıklarda yaptığınız yorumlar  &#8220;aşağılayıcı&#8221; ve &#8220;biz doğruyuz, siz yanlış, biz gerçekçiyiz, siz saptırmacı&#8221; tipi cümleleriniz  yaygın ezberlerin aleyhinde söylenen şeyleri hazmedemediğinizi gösteriyor. (Bkz, evrim-naturalizm ilişkisi üzerine tartışmalarımız.)  Düşünce teröristliği illa hapse atmakla olmaz.</p>
<blockquote><p>Not 3: Dinlerin evrimi kavramı ile sosyal Darwinizm arasında bağlantı kurmayı başarmış olmanızı, “sosyal” sözcüğüne mi borçluyuz? Sosyal Darwinizm’in ne olduğundan gerçekten haberdar mısınız? Haberdarsanız, evrim kuramına karşı ucuz Sosyal Darwinizm demagojisini kullanırken, kendinizi “Islamic terror” sözünü İslamic’in üstüne basa basa kullanmaktan özel bir haz duyan batı sağcıları gibi hissediyor musunuz?</p></blockquote>
<p>Bunu ben mi başardım, darwinistler mi? Evet, Sosyal darwinizm ucuzluktur, bunu sizin ağzınızdan duymak güzel.:-) Başka darwinistlere bu başlığı okutacağım. Bir biyolojik teori olan darwinizmi iktisattan, dine kadar her şeye sokan naturalistlerin bundan sonra bari akılları başına gelir umarım.</p>
<blockquote><p>Not 4: Hep sizin gibi düşünenlerle al gülüm ver gülüm birbirinizi onaylarken, birinin ezbere tekrarladığınızın dışında, farklı şeyler söylemesi karşısında her zaman “olgun değilsin”, “ikirciklisin”, “entelektüel namusun yok” gibi kişisel saldırılara mı sığınırsınız?</p></blockquote>
<p>Al gülüm ver gülüm mü? Peki sizinle niçin konuşuyorum şu an? </p>
<p>İkircikli davrananlara, farklı düşünceye, yaygın ezberlere karşı çıkanlara tahammülsüz ve aşağılayıcı bakanlara,&#8221;olgun değilsin&#8221; olaylara göre bakışlarını değiştirenlere &#8220;ikircikli&#8221;, nesnel verileri olduğu gibi kabullenmek ve yorumlamak yerine dogmatik önkabullerini her fırsatta dile getiren birisine &#8220;entelektuel namus eksikligi&#8221; tanımlaması yapmak bir saldırı değil, hakkı teslimdir.</p>
<p>Selamlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ahmet tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3084</link>
		<dc:creator>ahmet</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 06:55:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3084</guid>
		<description>Bilimin geldiği nokta ortada.İslam olanca haşmeti ile ortada neyin tartışması Allah aşkına.Evrimin ideolojik olduğu gün gibi ortya çıktı.Neresi bilimsel.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bilimin geldiği nokta ortada.İslam olanca haşmeti ile ortada neyin tartışması Allah aşkına.Evrimin ideolojik olduğu gün gibi ortya çıktı.Neresi bilimsel.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Balbazar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3083</link>
		<dc:creator>Balbazar</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Aug 2007 05:39:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3083</guid>
		<description>Her soruya kafasından cevap uyduran insanlardan değilim, sözkonusu olan bilim olduğunda bunu yapmaya hakkım olmadığını da iyi biliyorum. Onun için, eğer birşey öğrenmek, birşeyi açıklamak, bir şeye inanmak için her sorduğunuz soruya kesin ve ayrıntılı cevaplar arıyorsunuz, üzgünüm, ama bilim doğru kapı değil.

Bilim, eğer herşeyi ayrıntısıyla açıklayabilseydi pratik olarak bu kadar güçlü ve entelektüel açıdan bu kadar tatmin edici olmazdı.

Kuşların kanadı konusunun ayrıntısını bilmiyorum. Bildiğim, herşeyden önce kuşların evrimsel kökeninin tartışmalı olduğu. Dinozorların bir kolu olduklarına dair güçlü paleantolojik deliller var, ama genel kabul görmesi için yeterli değil. Nitekim, dinozorlardan daha önce sürüngenlerden ayrıldıklarını iddia edenler de var. Uçuş konusundaysa evrimin fonksiyonel yönü (önce hızlı koşarak mı, yüksekten atlamaya başlayarak mı gibi) başta olmak üzere birçok konuda da tartışma var. Mevcut paleontolojik ve genetik deliller mevcut modellerden birini ya da ötekini destekliyorsa da eldeki veriler ayrıntılı ve genelgeçer bir model oluşturmak için yeterli değil.

Bildiğimiz, bugün yeni geliştirien veri toplama tekniklerinin gelişim biyolojisi ve gen regülasyonu konusunda çok hızlı gelişmelere yol açmasının beklendiği. Bildiğimiz, gen regülasyonunun karmaşık mekanizması ve bunun gelişimdeki etkisinin sonucunda genotipteki çok küçük değişimlerin fenotipte çok önemli farklılıklara yol açtığı. Onun için, insanlar bu konuda nereye bakmaları gerektiğini biliyorlar. Önemli olan da bu, soruların sorulması, eldeki modelin cevaplara giden yolu göstermesi, ve en önemlisi birden fazla fikir, birden fazla tartışma olması. Bunlar bilimin ve evrim kuramının handikapı değil, gücünün kaynağı.

Peki siz şu soruya cevap verebilir misiniz: Sizin şu devrimci Akıllı Tasarım, kuşlar, yarasalar ve böceklerin kanatları arasındaki fonksiyonel benzerliklere karşın gözlenen anatomik ve genetik farklılıkları açıklayabilir mi? Her üç grubun içindeki ve birbirleriyle olan benzerlik ve farklılıkların tutarlılığını açıklayabilir mi? En azından buna çaba gösterebilir mi? Yoksa, sizin yaptığınız, ve yüzyıldır kendi geleneğinin yaptığı gibi "hadi evrimciler şunu da açıklayın" deyip, kendisi sadece açık aramaya, kamuoyunu yanıltıcı propaganda yapmaya devam mı eder?

Merak ediyorum, şu kendi kendini küçük düşürmekten başka bir işe yaramayan "God of the gaps" yaklaşımından ne zaman kurtulacaksınız? Birgün, dün açıklanamaz dediğiniz şey bugün açıklandığında yüzünüz kızaracak mı? Yoksa yeni açıklanamazların peşine mi düşeceksiniz? 

Evrim olgusunu Tokyo şehrinin varlığı kadar gerçek kılan sayısız delil var Tarık Bey, üzgünüm. Siz önkabul dediniz diye önkabul olmuyor, siz din dediniz diye din de olmuyor. İnsanlar çatır çatır araştırıyor, daha çok şey öğreniyor, daha çok bilgi ediniyorlar. Ve evrim bütün delilleriyle Tokyo şehri kadar gerçek bir olgu olarak karşınızda duruyor (sizin büyük bilim adamı bile bunun inkar edilemez olduğunu söylüyor). Siz inancınızı kuş kanadına bağlayıp, gerçekleri inkar etmeye devam edin.

Not 1: "Dışarıdan" bakmakta nesnel ve bilimsel olmayan nedir? Sizin tarafınızı tutmamak nesnel olmamak anlamına mı gelir?

Not 2: Sizin fikirlerinizi şekillendirmenize ve ifadenize karşı hiçbir yaptırım gücü bulunmayan birinin fikirlerinizi ve bunları ifade ediş biçiminizi eleştirmesini "özgür düşüncenize" kast olarak algılamak yahut lanse etmek ne biçim bir paranoyadır, mazlum edebiyatıdır, üste çıkmadır?

Not 3: Dinlerin evrimi kavramı ile sosyal Darwinizm arasında bağlantı kurmayı başarmış olmanızı, "sosyal" sözcüğüne mi borçluyuz? Sosyal Darwinizm'in ne olduğundan gerçekten haberdar mısınız? Haberdarsanız, evrim kuramına karşı ucuz Sosyal Darwinizm demagojisini kullanırken, kendinizi "Islamic terror" sözünü İslamic'in üstüne basa basa kullanmaktan özel bir haz duyan batı sağcıları gibi hissediyor musunuz?

Not 4: Hep sizin gibi düşünenlerle al gülüm ver gülüm birbirinizi onaylarken, birinin ezbere tekrarladığınızın dışında, farklı şeyler söylemesi karşısında her zaman "olgun değilsin", "ikirciklisin", "entelektüel namusun yok" gibi kişisel saldırılara mı sığınırsınız?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Her soruya kafasından cevap uyduran insanlardan değilim, sözkonusu olan bilim olduğunda bunu yapmaya hakkım olmadığını da iyi biliyorum. Onun için, eğer birşey öğrenmek, birşeyi açıklamak, bir şeye inanmak için her sorduğunuz soruya kesin ve ayrıntılı cevaplar arıyorsunuz, üzgünüm, ama bilim doğru kapı değil.</p>
<p>Bilim, eğer herşeyi ayrıntısıyla açıklayabilseydi pratik olarak bu kadar güçlü ve entelektüel açıdan bu kadar tatmin edici olmazdı.</p>
<p>Kuşların kanadı konusunun ayrıntısını bilmiyorum. Bildiğim, herşeyden önce kuşların evrimsel kökeninin tartışmalı olduğu. Dinozorların bir kolu olduklarına dair güçlü paleantolojik deliller var, ama genel kabul görmesi için yeterli değil. Nitekim, dinozorlardan daha önce sürüngenlerden ayrıldıklarını iddia edenler de var. Uçuş konusundaysa evrimin fonksiyonel yönü (önce hızlı koşarak mı, yüksekten atlamaya başlayarak mı gibi) başta olmak üzere birçok konuda da tartışma var. Mevcut paleontolojik ve genetik deliller mevcut modellerden birini ya da ötekini destekliyorsa da eldeki veriler ayrıntılı ve genelgeçer bir model oluşturmak için yeterli değil.</p>
<p>Bildiğimiz, bugün yeni geliştirien veri toplama tekniklerinin gelişim biyolojisi ve gen regülasyonu konusunda çok hızlı gelişmelere yol açmasının beklendiği. Bildiğimiz, gen regülasyonunun karmaşık mekanizması ve bunun gelişimdeki etkisinin sonucunda genotipteki çok küçük değişimlerin fenotipte çok önemli farklılıklara yol açtığı. Onun için, insanlar bu konuda nereye bakmaları gerektiğini biliyorlar. Önemli olan da bu, soruların sorulması, eldeki modelin cevaplara giden yolu göstermesi, ve en önemlisi birden fazla fikir, birden fazla tartışma olması. Bunlar bilimin ve evrim kuramının handikapı değil, gücünün kaynağı.</p>
<p>Peki siz şu soruya cevap verebilir misiniz: Sizin şu devrimci Akıllı Tasarım, kuşlar, yarasalar ve böceklerin kanatları arasındaki fonksiyonel benzerliklere karşın gözlenen anatomik ve genetik farklılıkları açıklayabilir mi? Her üç grubun içindeki ve birbirleriyle olan benzerlik ve farklılıkların tutarlılığını açıklayabilir mi? En azından buna çaba gösterebilir mi? Yoksa, sizin yaptığınız, ve yüzyıldır kendi geleneğinin yaptığı gibi &#8220;hadi evrimciler şunu da açıklayın&#8221; deyip, kendisi sadece açık aramaya, kamuoyunu yanıltıcı propaganda yapmaya devam mı eder?</p>
<p>Merak ediyorum, şu kendi kendini küçük düşürmekten başka bir işe yaramayan &#8220;God of the gaps&#8221; yaklaşımından ne zaman kurtulacaksınız? Birgün, dün açıklanamaz dediğiniz şey bugün açıklandığında yüzünüz kızaracak mı? Yoksa yeni açıklanamazların peşine mi düşeceksiniz? </p>
<p>Evrim olgusunu Tokyo şehrinin varlığı kadar gerçek kılan sayısız delil var Tarık Bey, üzgünüm. Siz önkabul dediniz diye önkabul olmuyor, siz din dediniz diye din de olmuyor. İnsanlar çatır çatır araştırıyor, daha çok şey öğreniyor, daha çok bilgi ediniyorlar. Ve evrim bütün delilleriyle Tokyo şehri kadar gerçek bir olgu olarak karşınızda duruyor (sizin büyük bilim adamı bile bunun inkar edilemez olduğunu söylüyor). Siz inancınızı kuş kanadına bağlayıp, gerçekleri inkar etmeye devam edin.</p>
<p>Not 1: &#8220;Dışarıdan&#8221; bakmakta nesnel ve bilimsel olmayan nedir? Sizin tarafınızı tutmamak nesnel olmamak anlamına mı gelir?</p>
<p>Not 2: Sizin fikirlerinizi şekillendirmenize ve ifadenize karşı hiçbir yaptırım gücü bulunmayan birinin fikirlerinizi ve bunları ifade ediş biçiminizi eleştirmesini &#8220;özgür düşüncenize&#8221; kast olarak algılamak yahut lanse etmek ne biçim bir paranoyadır, mazlum edebiyatıdır, üste çıkmadır?</p>
<p>Not 3: Dinlerin evrimi kavramı ile sosyal Darwinizm arasında bağlantı kurmayı başarmış olmanızı, &#8220;sosyal&#8221; sözcüğüne mi borçluyuz? Sosyal Darwinizm&#8217;in ne olduğundan gerçekten haberdar mısınız? Haberdarsanız, evrim kuramına karşı ucuz Sosyal Darwinizm demagojisini kullanırken, kendinizi &#8220;Islamic terror&#8221; sözünü İslamic&#8217;in üstüne basa basa kullanmaktan özel bir haz duyan batı sağcıları gibi hissediyor musunuz?</p>
<p>Not 4: Hep sizin gibi düşünenlerle al gülüm ver gülüm birbirinizi onaylarken, birinin ezbere tekrarladığınızın dışında, farklı şeyler söylemesi karşısında her zaman &#8220;olgun değilsin&#8221;, &#8220;ikirciklisin&#8221;, &#8220;entelektüel namusun yok&#8221; gibi kişisel saldırılara mı sığınırsınız?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>T. Suat Demren tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3074</link>
		<dc:creator>T. Suat Demren</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 13:40:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3074</guid>
		<description>Sayın Balbazar,

Ben sorulardan kaçmam siz gibi değilim. (hatırlarsanız bize hala dinoların önkollarının kanatlara nasıl dönüştüğünü anlatacaktınız, aylar oldu bekliyoruz.)

İnançların ispatı olmaz ki haklılığı batıllığı hakkında nesnel verilerle ispatı olsun.

Ama destekleyici verilerle  yorumlanabilir, bunda bir mahzur yok. Fakat bilimsel olmaz. Ayrıca verielerin değişkenliğini, buna karşın inancın değişmezliğini de göz önüne almalıdır yorum sahibi.

Ama nesnel veriler kanıtlanmış gibi sunulan ama aslen bir dogmatik olan inancın  (mesela sosyal darwinizmin dinlerin evrimi inancı gibi) sağlamasını yapabilir, onun iddialarını sorgulayabilir.

Tıpkı benim bu yazıda yaptığım gibi.

Bakın yazımın sonunda verilerle inanç desteğine ilişkin olarak demişim:
&lt;blockquote&gt;Bu yaklaşım her ne kadar bulgularla desteklense de nihayetinde a priori kabule dayanır; ve adı üstünde bu bir inançtır. Müslümanlar ya da diğer inanç sahipleri bunun bir “inanç” olduğunu kabul ederler. Bu teolojik olarak da kendi inanç sistemleri içinde tutarlı bir bakıştır.

Fakat yukarıda da bahsettiğim nedenlerle dinlerin evrimi gibi bir düşünce de inançtır. Eldeki bulgular her ne kadar çoğunlukla aksini gösterse de, yine de bu düşünce lehine yorumlanabilir. Fakat bu yorum da -tıpkı İlahi köken yaklaşımında da olduğu gibi- önkabule dayanır, mevcut bilimsellik kriterlerine göre de bilimsel bir bakış değildir.

O halde “dinlerin evrimi” gibi bir yaklaşımı, bilimsel gerçeklik gibi sunmaya çabalayan bazı materyalistlerin daha dikkatli konuşması gerekiyor.&lt;/blockquote&gt;
Selamlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Balbazar,</p>
<p>Ben sorulardan kaçmam siz gibi değilim. (hatırlarsanız bize hala dinoların önkollarının kanatlara nasıl dönüştüğünü anlatacaktınız, aylar oldu bekliyoruz.)</p>
<p>İnançların ispatı olmaz ki haklılığı batıllığı hakkında nesnel verilerle ispatı olsun.</p>
<p>Ama destekleyici verilerle  yorumlanabilir, bunda bir mahzur yok. Fakat bilimsel olmaz. Ayrıca verielerin değişkenliğini, buna karşın inancın değişmezliğini de göz önüne almalıdır yorum sahibi.</p>
<p>Ama nesnel veriler kanıtlanmış gibi sunulan ama aslen bir dogmatik olan inancın  (mesela sosyal darwinizmin dinlerin evrimi inancı gibi) sağlamasını yapabilir, onun iddialarını sorgulayabilir.</p>
<p>Tıpkı benim bu yazıda yaptığım gibi.</p>
<p>Bakın yazımın sonunda verilerle inanç desteğine ilişkin olarak demişim:</p>
<blockquote><p>Bu yaklaşım her ne kadar bulgularla desteklense de nihayetinde a priori kabule dayanır; ve adı üstünde bu bir inançtır. Müslümanlar ya da diğer inanç sahipleri bunun bir “inanç” olduğunu kabul ederler. Bu teolojik olarak da kendi inanç sistemleri içinde tutarlı bir bakıştır.</p>
<p>Fakat yukarıda da bahsettiğim nedenlerle dinlerin evrimi gibi bir düşünce de inançtır. Eldeki bulgular her ne kadar çoğunlukla aksini gösterse de, yine de bu düşünce lehine yorumlanabilir. Fakat bu yorum da -tıpkı İlahi köken yaklaşımında da olduğu gibi- önkabule dayanır, mevcut bilimsellik kriterlerine göre de bilimsel bir bakış değildir.</p>
<p>O halde “dinlerin evrimi” gibi bir yaklaşımı, bilimsel gerçeklik gibi sunmaya çabalayan bazı materyalistlerin daha dikkatli konuşması gerekiyor.</p></blockquote>
<p>Selamlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Balbazar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3068</link>
		<dc:creator>Balbazar</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 06:21:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3068</guid>
		<description>Biyoloji derslerinde "Tanrı yanılgısı" öğretilmiyor, evrim biyolojisi dergilerinde de Tanrı'ya ilişkin tek bir ifade yok. Yıllardır evrim kuramı konusunda bilimsel literatür okudum, bilimsel toplantılara katıldım, olumlu ya da olumsuz dinden bahseden duymadım.

Ama sizin yazılarınızı, Akyol'un sitesini vs.  okuyan ve konu hakkında yeterli bilgisi olmayan herkesin edineceği fikir aynı: Bütün evrim biyologları, evrim olgusunu kabul eden herkes kafir ve din düşmanı.

Entelektüel namus, önce dürüst olmayı gerektirir, gerçekleri sizin görmek istediğiniz biçimiyle yansıtmayı değil. 

Tekrar soruyorum, kaçmayıp yanıtlarsanız sevinirim: Nesnel bulgulara dayanarak hangi inancın batıl, hangisinin hak olduğunu konusunda yorum yapmak mümkün müdür? Böyle bir yorum bilimsel midir?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Biyoloji derslerinde &#8220;Tanrı yanılgısı&#8221; öğretilmiyor, evrim biyolojisi dergilerinde de Tanrı&#8217;ya ilişkin tek bir ifade yok. Yıllardır evrim kuramı konusunda bilimsel literatür okudum, bilimsel toplantılara katıldım, olumlu ya da olumsuz dinden bahseden duymadım.</p>
<p>Ama sizin yazılarınızı, Akyol&#8217;un sitesini vs.  okuyan ve konu hakkında yeterli bilgisi olmayan herkesin edineceği fikir aynı: Bütün evrim biyologları, evrim olgusunu kabul eden herkes kafir ve din düşmanı.</p>
<p>Entelektüel namus, önce dürüst olmayı gerektirir, gerçekleri sizin görmek istediğiniz biçimiyle yansıtmayı değil. </p>
<p>Tekrar soruyorum, kaçmayıp yanıtlarsanız sevinirim: Nesnel bulgulara dayanarak hangi inancın batıl, hangisinin hak olduğunu konusunda yorum yapmak mümkün müdür? Böyle bir yorum bilimsel midir?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>T.Suat Demren tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3065</link>
		<dc:creator>T.Suat Demren</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 05:48:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3065</guid>
		<description>Sayın Balbazar,

İlk cümleniz tam bir felaket olmuş, ama sizin düşüncenizi yansıtması bakımından da önemli bir itiraf olarak görülebilir.

İkinci de öncekinden azade değil.  Olan biten ne ise onu yorumluyoruz, ekstra bir gayretimiz yok.

Bazı koyu materyalistler din düşmanlığı yapmazlarsa biz de argümanlarını çürütme zahmetinden kurtuluruz. Değil mi?

Dawkins'in "tarnrı yanılgısı" nı yazmaya hakkı var da bizim bundaki saptırmaları açığa çıkarma hakkımız yok mu?

Görüşünüz hiçbir şekilde özgür düşünce ve entelektüel namus ile bağdaşmıyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Balbazar,</p>
<p>İlk cümleniz tam bir felaket olmuş, ama sizin düşüncenizi yansıtması bakımından da önemli bir itiraf olarak görülebilir.</p>
<p>İkinci de öncekinden azade değil.  Olan biten ne ise onu yorumluyoruz, ekstra bir gayretimiz yok.</p>
<p>Bazı koyu materyalistler din düşmanlığı yapmazlarsa biz de argümanlarını çürütme zahmetinden kurtuluruz. Değil mi?</p>
<p>Dawkins&#8217;in &#8220;tarnrı yanılgısı&#8221; nı yazmaya hakkı var da bizim bundaki saptırmaları açığa çıkarma hakkımız yok mu?</p>
<p>Görüşünüz hiçbir şekilde özgür düşünce ve entelektüel namus ile bağdaşmıyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Balbazar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3064</link>
		<dc:creator>Balbazar</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 05:39:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3064</guid>
		<description>Yani şunu diyorsunuz: "Ben hangi inancın batıl, hangi inancın hak olduğuna bilimsel olarak karar verebilirim. Bu nesnel bir tavırdır. Ayrıca benden farklı düşünenleri de din düşmanlığıyla itham ederim ve bundan vicdani sorumluluk duymam."

Evrim kuramı çalışan binlerce bilim insanın din düşmanı olduğu gibi yanlış bir bilgiyi ısrarla pompalamayın, o yeter.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yani şunu diyorsunuz: &#8220;Ben hangi inancın batıl, hangi inancın hak olduğuna bilimsel olarak karar verebilirim. Bu nesnel bir tavırdır. Ayrıca benden farklı düşünenleri de din düşmanlığıyla itham ederim ve bundan vicdani sorumluluk duymam.&#8221;</p>
<p>Evrim kuramı çalışan binlerce bilim insanın din düşmanı olduğu gibi yanlış bir bilgiyi ısrarla pompalamayın, o yeter.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>T.Suat Demren tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3063</link>
		<dc:creator>T.Suat Demren</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 05:00:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3063</guid>
		<description>Sayın Balbazar,

Yorumunuz öncekinin tekrarı olmuş, yazımdaki argümanlara cevap yok, hala naturalizmi sabit fikir olarak alıp diğerlerini yoksaymaya çalışıyor, bunu yaparken de nesenel olduğunuzu sanıyorsunuz.

Her neyse hem yazımda hem de yorumunuza cevabımda değindiğim için geçiyorum.

Rahatsızlığınıza gelince.

Ne yani bu toplumsal sorunumuz var diye bir entelektüel tartışma yapamayacak mıyız?

Yahu bu ne tavırdır anlayamıyorum.

Bu toplumsal tavır müslümanlara mı özgü? Hiç mi haber sitesi yorum bölümü okumadınız? Ya da Hürriyet gazetesi haber ve yazılarına yapılan yorumlara göz atmadınız?

Bakın  bakalım ne inciler döküyor sizinle aynı cenahtan olanlar?

Bu ikircikli tavrınız sizin bile  ideolojik gözlüklerinizi kaldırıp atamadığınızı gösteriyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Balbazar,</p>
<p>Yorumunuz öncekinin tekrarı olmuş, yazımdaki argümanlara cevap yok, hala naturalizmi sabit fikir olarak alıp diğerlerini yoksaymaya çalışıyor, bunu yaparken de nesenel olduğunuzu sanıyorsunuz.</p>
<p>Her neyse hem yazımda hem de yorumunuza cevabımda değindiğim için geçiyorum.</p>
<p>Rahatsızlığınıza gelince.</p>
<p>Ne yani bu toplumsal sorunumuz var diye bir entelektüel tartışma yapamayacak mıyız?</p>
<p>Yahu bu ne tavırdır anlayamıyorum.</p>
<p>Bu toplumsal tavır müslümanlara mı özgü? Hiç mi haber sitesi yorum bölümü okumadınız? Ya da Hürriyet gazetesi haber ve yazılarına yapılan yorumlara göz atmadınız?</p>
<p>Bakın  bakalım ne inciler döküyor sizinle aynı cenahtan olanlar?</p>
<p>Bu ikircikli tavrınız sizin bile  ideolojik gözlüklerinizi kaldırıp atamadığınızı gösteriyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Balbazar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3061</link>
		<dc:creator>Balbazar</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 04:49:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3061</guid>
		<description>Neden rahatsız olduğunuz sorusunun cevabını sorunuzun hemen arkasından sehid çok güzel vermiş.

Müslümanlıktan anladığı insanlara cehennem biçmek olan insanlara "entelektüel motivasyon" sağlamanızdan rahatsız oluyorum.

Bütün bu tartışmaların içeriğini anladığını sanmadığım, ama siz hoşuna giden şeyler söylüyorsunuz diye karşınızdakine, yahut eleştirdiğinize düşman kesilen zihniyeti beslemenizden rahatsız oluyorum.

İnancına ters düştüğünü düşündüğü herhangi bir fikre tahammül göstermeyen, hatta buna karşı kolaylıkla şiddete yönelebilecek kitlelerin varlığı malumken, o kitlelere İslam'ın ne olduğunu anlatmaya çalışmak yerine, insanların yaptığı akademik çalışmaların içeriğini tamamen saptırarak o insanları bu kitlelere hedef haline getirmenizden rahatsız oluyorum (ki o içerik sizin yansıttığınız gibi olsa da söyleyenin hedef olmaması gerekir).

Ve bu insanların bu kadar cahilce farklı olana saldırırken kendilerini iyi hissetmelerini sağlamanızdan rahatsız oluyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Neden rahatsız olduğunuz sorusunun cevabını sorunuzun hemen arkasından sehid çok güzel vermiş.</p>
<p>Müslümanlıktan anladığı insanlara cehennem biçmek olan insanlara &#8220;entelektüel motivasyon&#8221; sağlamanızdan rahatsız oluyorum.</p>
<p>Bütün bu tartışmaların içeriğini anladığını sanmadığım, ama siz hoşuna giden şeyler söylüyorsunuz diye karşınızdakine, yahut eleştirdiğinize düşman kesilen zihniyeti beslemenizden rahatsız oluyorum.</p>
<p>İnancına ters düştüğünü düşündüğü herhangi bir fikre tahammül göstermeyen, hatta buna karşı kolaylıkla şiddete yönelebilecek kitlelerin varlığı malumken, o kitlelere İslam&#8217;ın ne olduğunu anlatmaya çalışmak yerine, insanların yaptığı akademik çalışmaların içeriğini tamamen saptırarak o insanları bu kitlelere hedef haline getirmenizden rahatsız oluyorum (ki o içerik sizin yansıttığınız gibi olsa da söyleyenin hedef olmaması gerekir).</p>
<p>Ve bu insanların bu kadar cahilce farklı olana saldırırken kendilerini iyi hissetmelerini sağlamanızdan rahatsız oluyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Balbazar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3060</link>
		<dc:creator>Balbazar</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Aug 2007 04:17:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-3060</guid>
		<description>Eğer gerçekten bu yazıda akademik bulgulara dayanan argümanlar sunduğunuzu düşünüyorsanız, sonuca ulaşırken kullandığınız "bozulmak", "yanılgı", "tanınmayacak hale getirilmek" gibi &lt;b&gt;öznel&lt;/b&gt; sözleri ne sıklıkta ve ne biçimde kullandığınıza bir kez daha bakmanızı tavsiye ederim. Akademik, &lt;b&gt;anlamaya&lt;/b&gt; çalışan bir yaklaşımda o sözlerin yeri yoktur. Akademik çalışma &lt;b&gt;nesnel&lt;/b&gt;dir, olguları tespit etmeyi ve modellemeyi amaçlar. Bu örnekte, var olduğunu bildiğimiz ve gözlediğimiz bir değişimin trendlerini, kültürden kültüre farklılık ve benzerliklerini, ve bütün bunların nedenlerini anlamaya çalışır.

Sizin alelacele yaptığınız gibi, neyin hak neyin batıl olduğuna karar vermeye çalışmaz. Bu haddine de değildir, derdine de değildir.

İnsan kültürlerinde yer yer, ya da hemen her zaman tek tanrı düşüncesinin tekerrür ettiğine dair gözlemler olabilir, antropoloji konusunda uzman değilim, bilmiyorum. Ama bu gözlemlerin ne biyolojik evrim olgusuyla, ne kültürel evrim olgusuyla, ne dinlerin evrimi olgusuyla çelişmesi söz konusu değil. Böyle gözlemlerin tek tanrı inancının hak, diğer bütün inançların batıl oldukları gibi batımerkezci bir çıkarımı desteklemeleri de mümkün değil.

Bu tip çıkarımlar, batı ekonomik ve düşünsel alanda zenginleşti diye, batının kültürünü insanlığın ileri noktası sayan anlayışa dayanır . Bu anlayışa göre Afrika yerlileri, Avusturalya aborijinleri, kızılderililer, ilkeldir, az gelişmiştir. Onlarınki batıl inanç, bizimki (batı ve dolayısıyla ortadoğu kaynaklı kültürlerden bahsediyorum) dindir. Gerçekten akademik, yani nesnel bir tavra sahip bir bilim insanının, insan kültürlerini anlamaya çalışırken beyaz adam'a torpil geçmesi kabul edilebilir birşey değildir, bilimsel açıdan geçersiz olmasının yanında, ırkçılıktır. Ailelerinden koparılan kızılderili çocukların hıristiyan okullarında zorla "adam edilmelerinin", yani kültürlerinden koparılmalarının ideolojik altyapısıdır.

Bildiğim kadarıyla kızılderili kültürlerinin dinleri değil, inanç sistemleri var. Onların inançları ile tek tanrılı dinler arasında parallelikler, benzerlikler kurmak mümkün olabilir, ama tek tanrı inancını barındıran sistematik bir dini olmayan bir kültüre zorla tek tanrılılık yakıştırmak, ya da onun değişimini ve bunun nedenlerini anlamaya çalışmadan "bozulmuş" (akademik olarak anlamı yoktur bu kelimenin) oldukları sonucuna varmak, kusura bakmayın ama bilimsel geçersizliği yanında bana çirkin geliyor.

Son söz olarak, dilimde tüy bitti ama tekrarlayacağım: Evrim kuramı ile materyalist felsefe arasında gıram alaka yoktur. Evrim kuramı doğayı açıklamaya çalışan bilimsel bir kuramdır,  madde dışında ne olduğu konusu haddine de derdine de değildir. Materyalist olan Akıllı Tasarım adlı sözdebilimdir, çünkü Tanrı'nın materyal olarak var olduğu çıkarımına ulaşmaya çalışır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eğer gerçekten bu yazıda akademik bulgulara dayanan argümanlar sunduğunuzu düşünüyorsanız, sonuca ulaşırken kullandığınız &#8220;bozulmak&#8221;, &#8220;yanılgı&#8221;, &#8220;tanınmayacak hale getirilmek&#8221; gibi <b>öznel</b> sözleri ne sıklıkta ve ne biçimde kullandığınıza bir kez daha bakmanızı tavsiye ederim. Akademik, <b>anlamaya</b> çalışan bir yaklaşımda o sözlerin yeri yoktur. Akademik çalışma <b>nesnel</b>dir, olguları tespit etmeyi ve modellemeyi amaçlar. Bu örnekte, var olduğunu bildiğimiz ve gözlediğimiz bir değişimin trendlerini, kültürden kültüre farklılık ve benzerliklerini, ve bütün bunların nedenlerini anlamaya çalışır.</p>
<p>Sizin alelacele yaptığınız gibi, neyin hak neyin batıl olduğuna karar vermeye çalışmaz. Bu haddine de değildir, derdine de değildir.</p>
<p>İnsan kültürlerinde yer yer, ya da hemen her zaman tek tanrı düşüncesinin tekerrür ettiğine dair gözlemler olabilir, antropoloji konusunda uzman değilim, bilmiyorum. Ama bu gözlemlerin ne biyolojik evrim olgusuyla, ne kültürel evrim olgusuyla, ne dinlerin evrimi olgusuyla çelişmesi söz konusu değil. Böyle gözlemlerin tek tanrı inancının hak, diğer bütün inançların batıl oldukları gibi batımerkezci bir çıkarımı desteklemeleri de mümkün değil.</p>
<p>Bu tip çıkarımlar, batı ekonomik ve düşünsel alanda zenginleşti diye, batının kültürünü insanlığın ileri noktası sayan anlayışa dayanır . Bu anlayışa göre Afrika yerlileri, Avusturalya aborijinleri, kızılderililer, ilkeldir, az gelişmiştir. Onlarınki batıl inanç, bizimki (batı ve dolayısıyla ortadoğu kaynaklı kültürlerden bahsediyorum) dindir. Gerçekten akademik, yani nesnel bir tavra sahip bir bilim insanının, insan kültürlerini anlamaya çalışırken beyaz adam&#8217;a torpil geçmesi kabul edilebilir birşey değildir, bilimsel açıdan geçersiz olmasının yanında, ırkçılıktır. Ailelerinden koparılan kızılderili çocukların hıristiyan okullarında zorla &#8220;adam edilmelerinin&#8221;, yani kültürlerinden koparılmalarının ideolojik altyapısıdır.</p>
<p>Bildiğim kadarıyla kızılderili kültürlerinin dinleri değil, inanç sistemleri var. Onların inançları ile tek tanrılı dinler arasında parallelikler, benzerlikler kurmak mümkün olabilir, ama tek tanrı inancını barındıran sistematik bir dini olmayan bir kültüre zorla tek tanrılılık yakıştırmak, ya da onun değişimini ve bunun nedenlerini anlamaya çalışmadan &#8220;bozulmuş&#8221; (akademik olarak anlamı yoktur bu kelimenin) oldukları sonucuna varmak, kusura bakmayın ama bilimsel geçersizliği yanında bana çirkin geliyor.</p>
<p>Son söz olarak, dilimde tüy bitti ama tekrarlayacağım: Evrim kuramı ile materyalist felsefe arasında gıram alaka yoktur. Evrim kuramı doğayı açıklamaya çalışan bilimsel bir kuramdır,  madde dışında ne olduğu konusu haddine de derdine de değildir. Materyalist olan Akıllı Tasarım adlı sözdebilimdir, çünkü Tanrı&#8217;nın materyal olarak var olduğu çıkarımına ulaşmaya çalışır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sehid tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-2483</link>
		<dc:creator>sehid</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 15:26:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/#comment-2483</guid>
		<description>allah sabit fikirli metaryalist insanların yardımcısı olsun ben yaradana inanmak icin hic bir bilgiye ihtiyacım yok o zaten kendisini bana göstermesede cenneti cehennemi peygamberlerini ayrıca varlıgının her yerde oldugunu ve her an her sey onun iradesiile konnturolünü bizzat bana gösterdi yeteki allah kulunu sevsin  ona herzaman inancınıda arttırır gücünüde egerki inanmak istemiyorsan allah kalbini güzelce kapatır sende yavasca cehennemi boylarsın</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>allah sabit fikirli metaryalist insanların yardımcısı olsun ben yaradana inanmak icin hic bir bilgiye ihtiyacım yok o zaten kendisini bana göstermesede cenneti cehennemi peygamberlerini ayrıca varlıgının her yerde oldugunu ve her an her sey onun iradesiile konnturolünü bizzat bana gösterdi yeteki allah kulunu sevsin  ona herzaman inancınıda arttırır gücünüde egerki inanmak istemiyorsan allah kalbini güzelce kapatır sende yavasca cehennemi boylarsın</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
