Kadınlar Halk Fırkası [Nezihe Muhittin’den, Suna Vidinli’ye Siyasette Kadın eli]
By Ece Arı on Haz 23, 2007 in Kategorilenmemiş
Ece Arı
22 Temmuz 2007 de, genel seçimlerin yapılabilmesi kısmet olacak mı bilinmez ama, Kuzey Irak müdahalesiydi, Hudson Enstitüsüydü derken, tüm engeller aşılıp, sandığa gidilebilinirse, oluşacak yeni meclisimizin, her açıdan çok renkli olacağı aşikâr..
Milletvekili adaylarının, parti genel kurullarında onaylanmasından sonra ortaya çıkan tabloyu incelediğimizde, ve bu listeleri geçmiş yıllardaki listeler ile kıyasladığımızda, “kadın aday” sayısının çok daha fazla olduğunu görebiliyoruz..
Partilerin bu fazlalığı, kadınların hayrına mı; yoksa, kendilerine dönecek, oy, su, elektrik hatrına mı tercih ettiklerini de, yine zaman gösterecek..
Benim asıl değinmek istediğim, parti yönetimlerinin, bu adayları seçerken, “olmazsa olmaz” olarak gözettikleri nitelikler. Yani mecliste görmek istediğimiz kadın vekillerin, donanımlarının nasıl olması gerektiği..
Bu bağlamda, şu an mevcut görünen kadın vekil adaylarını, biraz mercek altına aldığımızda,, en çok konuşulan isimlerden birinin Suna Vidinli olduğunu görüyoruz..
1979 doğumlu olan Vidinli’nin ismi, “Demokrat Parti ve AK parti bu kızı paylaşamıyor” şeklinde ve sanki Unkapanı piyasasına yeni bir isim çıkacakmış gibi yapılan, yaldızlı tanıtım haberleriyle gündeme gelmişti..
“Ne var bu kızda bu kadar” diye merak edip baktığımızda ise, hiç de yabana atılamayacak kadar, yıldızlı pekiyilerle dolu, övgüyü hak eden, sıra dışı bir CV ile karşılaşıyoruz….
Suna Hanım, Üsküdar Amerikan Koleji ni bitirdikten sonra Georgetown Üniversitesi’nde siyaset bilimi okur. Harvard Üniversitesi’nde Orta Doğu üzerine master yapar, İngilizce, İtalyanca, Arapça bilir, Birleşmiş Milletler’de ve CNN International New York bürosunda stajyer olarak çalışır ve bir yarı yıl tatilinde Türkiye’ye gelip, Televizyonda Reha Muhtar’ın Ateş Hattı programında “Ermeni Soykırımı”nın tartışıldığı programa katılıp, Fransız parlamenter François Rochebloine ağzının payını verir. Hatta bu tartışması, gitar dersi aldığı ermeni hocasının da göğsünü kabartır..
İşte ne olduysa o programdan sonra olur ve Suna Vidinli tüm dikkatleri üzerine çeker…Fatih Altaylı elinden tutar, Kanal D nin dış haberler editörlüğünü yapmaya başlar…
Ve aradan yıllar geçtikten sonra da, iki partinin paylaşamadığı aday olarak haber olur..
Gayet parlak bir CV ile DP listelerinden, Samsun’dan 1. sırada milletvekili adayı olan Vidinli ismine şehri tanımadığı gerekçesiyle itirazlar olur fakat, Ağar sözünü tutar, 1 .sırayı ona verir..
[Tıpkı iş dünyasında olduğu gibi, “erkek olsun da , çamurdan olsun” mantalitesi zannediyorum burada da etkili olmuştur. Çünkü çoğu erkek vekil adayı da, seçim bölgelerinde ikamet etmiyor. Bu demek değildir ki , Vidinli meclise girerse, çok başarılı olacak ve kendisine güvenen partisinin yüzünü kara çıkartmayacak. Bunu ancak zaman göstereceği için, şimdiden bir şeyler söylemek hata olur. Ama, aynı CV ile Samsun dışında yaşayan erkek vekil adayına kimsenin pek ses çıkartmayacağına da nerdeyse eminim.]
Vidinli’yi ilginç kılan bir başka anekdot ise benim açımdan daha dikkat çekici.
21 yaşında iken, Harvard’da Merve KAVAKÇI ile yaşadığı tatsız diyalog…
Bu diyaloğa dair bir açıklama yapma gereği de duydu, çünkü sözkonusu tartışma, şu anda Vakit gazetesi yazarı olan Merve hanım tarafından değil ama, aynı gazetenin bir diğer yazarı Hasan Karakaya tarafından, aleyhine olacak şekilde lanse edildi..
DP’den değil de, AKP’den aday olsaydı, başörtüsü üzerine girdiği bu sert tartışma, mutlaka muhafazakar tabanı rahatsız edebilirdi, o ayrı konu..
Ama asıl önemli olan, meclise ‘demokrat’ sıfatıyla girmeye niyetlenen bu genç hanımın, mecliste temsili mümkün olmayan, başörtülü kadınların, gaspedilen haklarını, ne derece sahiplenebileceği ve soruna hangi çerçeveden bakabileceği..
İşte bu noktada, insan bir “Ah!” çekip, Şebnem Kısaparmak’ın bile 1. sıradan aday olup, girmesi muhtemel olan bu mecliste, Ayşe Böhürler’in bulunamayacak olmasına, ister istemez hayıflanıyor..
2007 yi biraz kenara bırakıp, 1920 li yıllara döndüğümüzde ise, henüz boyalı medyamız, temiz(!!) tv’lerimiz yokken, ve benzer bir parti şu anda ortaya çıksa, tüm gündemi değiştirip, ezberleri bozabilecek kadar şaşırtıcı olabilecekken, silinip gitmiş bir oluşumla karşılaşıyoruz:
KADINLAR HALK FIRKASI..
Evet, belki çoğumuzun zaman zaman aklımıza geldiği halde, “olmaz öyle şey” diyerek, dile getirmediğimiz, yada feminist damgası yiyerek horlanmasını muhtemel gördüğümüz, bir parti isminden bahsediyorum. 16 Haziran 1923 de kurulan, Mustafa Kemal’ i bile şaşırtan bu oluşuma, valilik tarafından kadınların siyasi temsili mümkün olmadığı gerekçesiyle, faaliyet izni verilmemiş..
Bizim gibi, demokrasiyi henüz tam manasıyla özümseyememiş ülkelerde, sadece kadınlardan müteşekkil bir partiye, ne kadar ihtiyaç vardır, tartışılabilir.
Fakat o yıllarda, böyle bir oluşuma liderlik edebilmiş, cesur yürek Nezihe Muhittin’i, allayıp pullayıp reklam edecek, destek olacak medya patronları da yokken, ve toplum olarak çok daha mutahassıp bir sosyal yapı mevcut iken, isim olarak da olsa, ortaya çıkabilmiş olması, insanı ister istemez şaşkına çeviriyor..
Hasılı, kendi adıma, muzip hayaller kurmadan edemiyorum..
Nezihe Muhittin, 2007 Türkiye’sinde yaşasaydı, ve 22 Temmuz seçimlerinde böyle bir parti ile yarışa girip, meclisteki sandalyelerin yarısını kapsaydı, hele bir de kabineyi kurup, Çankaya ya da kadın cumhurbaşkanı çıkartsaydı, değmeyin keyfime.
Ortalık güllük gülistanlık olur, Genelkurmayımız da rahat ederdi, Hudson Enstitüsü de..
Üstüne üstlük, istisnasız herkes, gece gündüz meclis tv izlerdi..
Ne gülüyorsunuz, fena mı olurdu yani?
7 [?]

56 Yorum
Yazan:compir Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
Ece Hanim,
Hayal gücünüzün oldukça geniş olduğundan şüphemiz yok. Ancak günümüz Türkiyesi’nde esasen tüm yeryüzünde kadınların hala birer cinsel obje olarak kullanıldığı, hatta pek çok ülkede hala kadın ticaretinin akıl almaz boyutlara geldiği ve beraberinde tüketen toplumların tüketici konumuna kadını getirip bir nevi kadın’ın asıl durması gereken asil mevkiiyi unutturduğunu hatırlatmak istedim. Artık batılı toplumlarda kadın-erkek adeta eşitmişcesine hareket ediliyor, ama ne yazık kı kadın hep kendini erkeğin bulunduğu yere koymaya çalıştıkça değerini kaybediyor, kadınlığından geriye eser kalmıyor. Sizce, kadın mecliste ya da bir başka yerde kendini göstererk aslında bireysel çıkarlarına hizmet mi ediyordur yoksa tüm kadınlar adına bir rüştünü ispatlama sevdası peşinde mi koşmaktadır?
Sayg.
Yazan:BetuL Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
: )))
hic fena olmaz diyorum. hatta cok iyi olur. “kadin eli degince hersey nasil degisiyooor” pecete reklami olmaktan cikar.
da.. biz insan olmadan once sucu bucu olmayi seven bi millet olarak kadinlikta bulusabilir miyiz? cevap pek icacici gorunmuyor. ozellikle kadin derneklerine bakarsak her biri bir gorusun uzantisi ya da destekliyor, ikisi de degilse nolursa olsun birbaska kadina yapilan haksizliga ses cikaririm diyemiyor.
zor dostum zor : )
Yazan:Ece Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
Sevgili Betül,
Tansu hanım’ın eli de kadın eliydi gerçi, ama nedense pek birşey değişmedi..
Yani kadın(!!) var, kadın var:))
Şaka bir yana,
Benim mecliste görmek istediğim, ve çoğu erkek vekili cebinden çıkartabileceğine inandığım, pek çok nitelikli kadın var..
Gülay Göktürk, Perihan Mağden, Kezban Hatemi, Nuray Mert, Ayşe Böhürler bu isimlerden sadece birkaçı..
Bıyıklı eylemlere imza atan kadın kuruluşlarının samimiyetine ise inanmıyorum..
Senin de belirttiğin gibi, tüm kadın meselelerine sahip çıkmayıp taraflı olduktan sonra, kıymeti yok!
sevgiler..
Yazan:Ece Arı Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
Compir bey,
“Asil mevki” olarak kastınızdan, annelik mevkini anlıyorum, doğru mudur?
Peki mecliste, annelerin yada ev hanımlarının da haklarını gözeten, kollayan ve bu yönde iyileştirici çaba sarfededecek “anne vekiller” olması yanlış mıdır?
Öte yandan, herkes vekil olacak diye birşey yok ki!
Artık batılı toplumlarda kadın-erkek adeta eşitmişcesine hareket ediliyor, ama ne yazık kı kadın hep kendini erkeğin bulunduğu yere koymaya çalıştıkça değerini kaybediyor, kadınlığından geriye eser kalmıyor. Sizce, kadın mecliste ya da bir başka yerde kendini göstererk aslında bireysel çıkarlarına hizmet mi ediyordur yoksa tüm kadınlar adına bir rüştünü ispatlama sevdası peşinde mi koşmaktadır?
Aslında zor bir soru sormuşsunuz:)
Bence, kadın erkek eşittir, fakat, aynı değildir..
AYNILAŞTIRMA çabası ile, EŞİTLEME çabası bence farklı şeyler..
Meclisi erkek mekanı olarak görüp, orada kadınların bulunmasını reddediyorsanız, bunun gerekçesini öğrenmek isterim..
Şahsi?
Dini?
Etik?
Şahsi gerekçenize saygı duyarım, ama diğer gerekçelerinize verebilecek cevaplarım hazır:)
“Rüşdünü ispatlamak” kaygısına değinmişsiniz, kısmen haklı olabilirsiniz, kadınlar çoğu konuda olduğu gibi, siyasette de görmezden gelindiler..
Şimdiye kadar kendilerine şans verilmiş kadın vekiller de, malesef vitrin süsü olmaktan öteye gidemediler..
İşte bu yüzden, adaylar belirlenirken, gözetilmesi gereken niteliklerin nasıl olması gerektiğine dikkat çekmek istedim..
Suna Vidinli nin CV si nin yaldızları acaba yeterli olacak mı,yoksa samimiyet ve çalışkanlık gibi, kişisel nitelikler daha mı önemlidir…
Cinsel partner olmaktan daha öte vasıfları olan kadınların, beyninden ve birikimlerinden mutlaka faydalanılmalı diye düşünüyorum..
saygılarımla..
Yazan:Ece Arı Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
Compir bey,
“Asil mevki” olarak kastınızdan, annelik mevkini anlıyorum, doğru mudur?
Peki mecliste, annelerin yada ev hanımlarının da haklarını gözeten, kollayan ve bu yönde iyileştirici çaba sarfededecek “anne vekiller” olması yanlış mıdır?
Öte yandan, herkes vekil olacak diye birşey yok ki!
Aslında zor bir soru sormuşsunuz:)
Bence, kadın erkek eşittir, fakat, aynı değildir..
AYNILAŞTIRMA çabası ile, EŞİTLEME çabası bence farklı şeyler..
Meclisi erkek mekanı olarak görüp, orada kadınların bulunmasını reddediyorsanız, bunun gerekçesini öğrenmek isterim..
Şahsi?
Dini?
Etik?
Şahsi gerekçenize saygı duyarım, ama diğer gerekçelerinize verebilecek cevaplarım hazır:)
“Rüşdünü ispatlamak” kaygısına değinmişsiniz, kısmen haklı olabilirsiniz, kadınlar çoğu konuda olduğu gibi, siyasette de görmezden gelindiler..
Şimdiye kadar kendilerine şans verilmiş kadın vekiller de, malesef vitrin süsü olmaktan öteye gidemediler..
İşte bu yüzden, adaylar belirlenirken, gözetilmesi gereken niteliklerin nasıl olması gerektiğine dikkat çekmek istedim..
Suna Vidinli nin CV si nin yaldızları acaba yeterli olacak mı,yoksa samimiyet ve çalışkanlık gibi, kişisel nitelikler daha mı önemlidir…
Cinsel partner olmaktan daha öte vasıfları olan kadınların, beyninden ve birikimlerinden mutlaka faydalanılmalı diye düşünüyorum..
saygılarımla..
Yazan:compir Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
Ece Hanim,
kaygilarinizi anliyor ve saygi duyuyorum. Az da olsa yanlis anlasildigim kanaatineyim. soyle ki: Calisan kadin aile hayati adina toplum hayati adina aslinda bir kayiptir. Kadinin birey olarak çalışamayacağı ya da giriştiği işlerin üstesinden gelemeyeceği anlamında değil, bilakis çalışma düzeninde yerini alan kadının toplumun diğer mekanizmalarında açtığı kapanmaz yaraya temas etmeye çalışmıştım.
Kadının yeri evidir gibi dar bir sınırlamaya da gönlüm razı değil ancak modern toplumlarda sevgisiz büyüyen, bencil yaşamayı öğrenen ve anneden alacağını pek çok insani değerden yoksun nesillerin ortaya çıkmasında kadın’ın yokluğunun neden olduğunu göz ardı edemeyiz.
Korkuyorum ki, kadın daha fazla vitrine çıktıkça zihinlerdeki makamı da bir o kadar yara alıyor ve kadınlar karşımıza anneliklerinden çok diğer hasletleriyle çıkıyorlar.
Peki bunlardan ne kadarı gerçekten annelik mesleği yerine edindiği diğer meslekte bize ve topluma fayda şeklinde geri dönebiliyorlar?
sayg.
Yazan:Emre Şahin Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
:)
Ece hanım,
Aslında sizin istediğiniz türden cümleleri nasıl kuracağımı biliyorum, “meclis’te daha fazla kadın olmalı, demokrasimiz gelişmeli, serpilmeli ve bunun için de kadınlar da en iyi şekilde temsil edilmeli…” tarzı cümleler… Genelde dikkat ederseniz hep “-meli”, “-malı” diye biter böyleleri :)
Ancak gerçek şudur: Türkiye’de kadınlar da, erkekler de hakettiklerini yaşamaktadırlar. Milyon tane -meli, -malı cümlesi yazsam da bunu değiştiremem. O sebeple bu konularda bana daha doğru gelen yaklaşım insanların neden oldukları durumda olduklarını kavramaya çalışmaktır.
Kadınlar neden siyasete ilgisizdirler? Kadınlar neden eğitimlerini aksatmaktadırlar? Kadınlar neden dış görünüşlerine daha fazla önem vermektedirler? Kadınlar neden kadındır da, erkek değildir? Kadınlar neden tüm toplumu ilgilendirecek, benim daha iyi bir erkek, kendilerinin de daha iyi kadın olmasına yarayacak siyaset geliştirmekten uzaktırlar? Kadınlar neden matematikle daha az ilgilidirler? İlh.
Bir de, eğer sorarsanız, ben de kadınlarla erkekler arasında bir eşitliğe inanmam. İnsanlar arasında da eşitliğe inanmam, adalete inanırım. Erkeklerle kadınlar arasında, erkek ve kadın oldukları için (zihinsel, bedensel vs. anlamlarda) farklar mevcuttur ve kimsenin bu farklara yokmuş gibi yapıp, yine de kadınlara faydalı olacağına inanmam.
En sonda da: insanların ne istediğine dikkat etmek lazımdır. Kadınlar gerçekten siyaset yapmak istiyorlar mı? Yoksa mutlu olmak mı istiyorlar? Kadınlar gerçekten mecliste temsil edilmek istiyorlar mı? Yoksa bazıları kadınlıktan başka söyleyecek sözleri olmadığı için kadınların siyaset yapmak istediğini düşünmekten haz mı alıyor?
Ece hanım, kainatın kuralları cinsiyete göre değişmez; ben bir elmayı yere bıraktığımda, bir kadının bıraktığından daha hızlı düşmez. Bir bilim, yönetim, işletme, siyaset, düşünce veya mühendislik problemi, çözen insanın cinsiyetine göre değişmez. Bir kadın bazı şeyleri yapamıyorsa, burada sadece yapamadığını söyleyen erkekler değil, o kuralı öyle koyan tabiat da “suçlu”dur…
Baki selam.
Yazan:a.esin Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
Ece hanım sağolsun [zihnine sağlık], daha önce sadece kulak dolgunluğum olan “Kadınlar Halk Fırkası”ndan bahsetmiş. Bilmediğim ve belki de ilgilenmediğim için ısınamadığım, pek kulaç atmak istemediğim sular bunlar… Sanırım, hayat[ım], beni politikadan uzak tuttuğu için onun üzerinde derin analizlere hiç gitmedim. Futbol kadar bile bilmem.
Ama yine de genel anlamda şunu söyleyebilirim: Bilim olsun, sanat olsun, din olsun, siyaset olsun yaşamın her alanına ait her sorunun cevabını mevcut paradigmada tıkılıp kalarak bulmaya çalıştığımızda muhtemel kısırdöngü[-ler] içinde kendi kuyruğunu kovalayan kedilere dönüyoruz.
Mevcut siyasal (ve bununla ilintili ’sosyal’) paradigmada, ve daha genel perspektifte modern dünyada, kadın sadece bir “erkek olmayan” mıdır? Kadın/erkek, sadece cinsel bir tanımlama mıdır, yoksa eşyaya-evrene farklı bakış, biçimlendiriş ve anlamlandırışın psikolojik nüvelerini (C.G. JUNG’un deyimiyle “anima-animus” arketipleri) ifade ediş midir? Mevcut paradigma, kadının kadın oluşuna dair, “cinsiyet-ötesi” özgün bir fikir olarak bize ne söyler?
Biz, sadece bir cinsiyet tanımlaması olarak mı kadının her alanda elinin olmasını istiyoruz yoksa merhametin-şefkatin-ilginin-duygusal boyutun-yaratıcılığın-bütünselliğin sembolize edildiği ‘feminen’ bir boyutun paradigmayı parçalamasını mı düşünüyoruz? Eğer öyleyse, tartışmanın seyri çok farklı bir düzleme taşınır, XX–XY kromozomlarının mücadelesine indirgenmez.
Ve aslında, en nihayetinde, bu mevcut sosyo-politik paradigma, dünyaya ve insana nasıl ve hangi açıdan, neye yönelik ve neye yönelterek bakar, sorusu…
Saygılarımla,
Yazan:zihni örer Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
Ece Hanım, ()
“Kadın Halk Partisi” başlığıyla, Türk toplumunun azgın yarasına parmak basarken, ayrıntıların, aslında daha özgür tartışılamayacağı gibi bir endişe taşımaktayım.
Konu, kadınların meclise girip-girmemesi olarak ele alınırsa, asıl sorunu ıskalamış olacağız!
Kadını tarihlerin yorgun savaşçısı olarak görmek zorundayız. Savaşma gücünü kendinde bulamayan, hep edilgenliğe mahkum olan kadersiz savaşçı.. “Adı bu yüzden yok” belki de…
Mustafa Kemal’in tepeden hediye ettiği temel haklarla savaştırılan kadınlar, aslında bindiği dalı kesmiş olduklarının farkında bile değiller.
Nüfusumuzun yarısı olan kadınların en az %80’i, ve bu yüzdeye “şefkat tahakkümlü” baskı kriterleri, 600 yıllık Osmanlı teokratik (yarı din) yönetiminin kültür empozesi, günümüze nerdeyse kalıp olarak taşınmıştır.
Bu durum aslında yalnızca bize has bir durum da değildir.
Eski Yunan’dan bugüne, kadına yöneltilen suçlamaların hepsinde neden bunca ortak nokta bulunduğunu anlamak kolaydır: kadının içinde bulunduğu durum, birtakım yüzeysel değişikliklere rağmen, hep aynı kalmıştır ve kadının «kişiliği» dediğimiz şeyi oluşturan da işe bu durumdur: kadın «dünya kurulalı beri içinde taşıdığı niteliklerin, içkinliğin kurbanıdır», kadının özünde yadsımacılık vardır, kadın ihtiyatlı ve eli sıkıdır, kadında doğruluk ve titizlik kavramı yoktur, kadın ahlak nedir bilmez, kadın en aşağılık anlamda çıkarcıdır, kadın yalancıdır, oyuncudur, hep kendini düşünür… Bütün bu sözlerde doğru bir yan vardır.
Yalnız, bütün bu davranışlar kadının hormonlarından gelmediği gibi, beyin hücrelerine doğmadan kazınmış da değildir: bunların hepsi, birer kalıp halinde, içinde bulunduğu durum tarafından yaratılmıştır*Simone de Beauvoir-kadın bağımsızlığa doğru./
Evet, dinlerin “kadın değerleri”, bu koyu paragrafı dikkate almadığından, son yüz yılın insan haklarıyla savaş durumuna düşmekten kurtulamamıştır.
Bu koşulları dikkate almayan kadın millet vekili olsa ne olur, olmasa ne olur.
Çok komik bulduğum Merve Kavakçı’nın kobay olarak türbana endekslenen “savaşı”, özellikle kadınların hangi gaspedilmiş tarihsel haklarını dile getirmiştir?
Örnek, A. Arman röportajı:
İnsan neden örtünmeyi ister ya da siz neden istediniz?
- Bu sizin eğiliminiz, arayışlarınız. Biz 12 Eylül öncesi çocuklarıyız, hepimizde var bu: Bir yere tutunmak, sorularımıza cevap bulmak…/F.K.Barbarosoğlu
tutunmak.. Ama pamuk ipliğine…
Simone de Beauvoir’ tariten günümüze biçimlendirilmiş kadını şöyle analiz ediyor:
Erkeğin akıl yürütmeleri, kadının yaşadığı somut ger çeğe uymaz.Ve erkeklerin egemen olduğu dünyada, hiç
bir şey yapmayan, hiçbir tasarıyı uygulayamayan, düşüncesi düşten ayrılmadığı için doğru nedir bilmez kadın.
İşi gücü imge ve sözcüklerdir: bunun
için de, en çelişik savları rahatça kabul eder; nasıl olsa
etkisi dışında kalan bir alandaki gizleri açığa çıkarmaya
uğraşmaz; bu konuda korkunç derecede belirsiz bilgilerle
yetinir: partileri, düşünceleri, yerleri, insanları olayları
birbirine karıştırır,kafasın içi tam bir panayır yeridir.
Ama zaten oraya anlık getirmek, dünya sorunlarını
say- açık seçik görmek onun işi değildir: ona, erkek yetkesini
kabul etmeyi öğretmişlerdir; bunun için de, kendi hesabına eleştirmekten, inceleyip yargılamaktan vazgeçmiştir.
Bu konuda, bir üst tabakanın eline bırakmıştır kendini.
Onun için de, erkek dünyası, aşkın, mutlak bir gerçeklik
gibidir gözünde.
Frazer: «Erkekler tanrıları yaratır kadınlar -
bunlara tapar» der. Erkekler kendi yarattıkları putlar önünde tam bir inançla diz çökemezler: kadınlarsa yaşam yolunda o ulu heykellerden birine rastladılar mı
bunları hangi elin yarattığını düşünmeden, uslu uslu ye-re kapanırlar. Özellikle, Düzen’in Hak’kın bir önderde canlanmasından hoşlanırlar.
“Kocaya itaat, evinin kadını, eksik etek, eksik akıl, yarım miras, yarım şahitlik…” anlayışına karşı savaşmayan kadın modeli, ancak, modern dedkleri kapitalizmin vitrinlerine, klasikleri de örtünün altına gizlenebilir. Oradan, kaste alınmışları tekrarlar durular.
Tıpkı suna vidinliler
Ve
ayşe böhürler gibi…
Yazan:---OPTiO--- Tarih: Haz 23, 2007 | Reply
Nezihe Muhittin ´in 2007 de yasamis olmasini istedim birden ….Aslinda hicte fena olmazdi …
Bence bir gün hersey degisicek …>Üstelik bu degisiklikte seninde cok büyük payin olucagini düsünüyorum …sahsen ben , en cok seni görmek isterim mecliste …neden olmasin ? :)
Ayse Böhürler hakkinda cok fazla bilgim yoktu acikcasi , ama röportajlarini okudugum kadariyla cok samimi oldugunu düsünüyorum …..
Dedigin gibi , Suna Vidinli degilde , herhangi biri , bir erkek olmus olsaydi liste basi , kesinlikle katiliyorum ki o zaman nerden geldigi , sehri taniyip tanimadigi önemli olmayacakti kimse icin ….
Sevgilerimle ………..
Yazan:Mehmet Yilmaz Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Bu güzel yaziyi okurken aklima Demet Bilge Ergün’ün Radikal’de okudugum bir röprtaji geldi. AKP’nin 22 temmuzda neden %40′in üzerinde oy alacagini da (gizlice) açiklayan bir yazi bu :)
Demet Bilge Ergün Bagcilar’daki parti merkezlerine tebdil-i kiyafet gitmis ve çok çarpici bilgilerle geri dönmüstü. Altan Öymen’in kisace özetledigi hadise su:
“….
Ergün özellikle kadin kollari üzerinde durmustu. Röportaj ekibinin baslangiçtaki kararina uygun olarak, yaptigi ziyaretlerde gazeteci oldugunu belli etmemisti. ‘Kararsiz’ bir ’seçmen’ oldugunu söylemisti. Bu zaten gerçege aykiri degildi. Ergün, partileri birbiriyle karsilastirmak için soracagi sorulari o sifatiyla da sorabilirdi.
Sordu, cevaplarini aldi. Yazdigi röportajda su saptamalari yapti:
1- Gittigi parti ilçe merkezlerinden ikisinin kapisi kapaliydi. Binadaki komsu bürolardan aldigi bilgiye göre, birine üç gündür gelen giden olmamisti. Bu zaten, postacinin getirip kapi araligina sikistirdigi davetiye zarflarindan da anlasiliyordu.
Kapisi kapali öteki merkezin sorumlusu da, komsularina birkaç gün için köyüne gidecegini bildirmisti.
2- Demet Bilge Ergün öteki partilerden ikisinde, kendisiyle görüsmeye vakit ayirabilecek birer görevli bulmustu. Ama ikisi de erkekti. Kadin kolunu sordugunda birinden “Kadin kolumuz var” cevabini aldi ama, o kolda görevli olan kimseye ulasma imkânini bulamadi.
Öteki parti merkezlerinden birinde, kadin kolu için bir ‘görevli’ bulundugu, ama ilçeye gelmedigi, bir digerinde de ‘kol’un feshedilmis oldugu bildirildi.
3- Bagcilar’daki partilerden sadece birinde (AKP’de) kadin kolu üyelerini görebildi. Onlar bir toplanti halindeydi. Ama toplantilarini bitirdikten sonra Ergün’le mesgul oldular. Bazisinin basi kapali, bazisininki açikti. Içlerinden biri, ayni zamanda Ar-Ge (Arastirma-gelistirme) bölümü baskaniydi. Ergün’e kendi kartini ve telefon numarasini verdi.
Röprtaji nette bulamadim ama Öymen’in yazisinin tamami için :
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221948
Ece Hanim’i bu hizli giris için tebrik ediyor, DD hayatinda basarilar diliyorum :)
Muhabbetle
Yazan:Ece Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Compir bey,
Çocuk yetiştirmeyi tercih eden ve kendini evine, ailesine adayan,günlük olarak kuaförüne gidip, kadın günlerinde vakit geçirmeyi seven kadınları, zorla alıp, illaki ülke ekonomisine katkıda bulunacaksın diyemeyiz elbette..
Ama okuyup, meslek sahibi olup, “ben hem anneliği hem iş hayatımı birlikte yürütebilirim” diyen kabiliyetli kadınları da “sadece anne olmalısın” dayatmasıyla, eve mahkum edemeyiz..
Örnek:
http://www.akut.org.tr/Default.aspx?tabid=250&ItemID=737
Haklısınız…
Ama modernizmin yükünü sadece annenin omuzlarına havale etmekte haksızlık olmaz mı?
Çocuğu eğitmek ve her anlamda gerekli ve yeterli donanımlara sahip kılabilmek için, eğitimli bir anne daha faydalı olmaz mı…
Bebeklik dönemini anneyle birlikte geçirdikten sonra, okula başladığında annenin çalışıyor olması, çocuğun kişisel gelişimini çok çok olumsuz etkilemez diye zannediyorum..
Evde oturan her anne de “ideal annelik” yapıyor diyemeyiz ayrıca..
Kadının zihinlerdeki makamını yaralayan, çalışması değil, onun etinden sütünden tüyünden faydalanıp, sizlerin hormon zaaflarınızdan faydalanıp, reklam ve pazarlama aracı olarak kullanan kapitalist düzendir..
Suna Vidinli nin reklam edilmesi de buna benzer ..
Böylesine sizin gibi ben de karşıyım..
Ama gayet naif bir ilkokul öğretmeni yada bir akademisyen için de, vitrine çıkıyor, kadınlık yara alıyor diye kısır düşünemeyiz..
Nasıl ki her erkek, babalığı becerebilecek ve mükemmel bir baba olacak diye yaratılmamışsa, her kadın da mükemmel anne ve eş olacak diye yaratılmamış..
Fıtratlar farklı farklı..
Şimdi buraya çok başarılı olmuş, düzinelerce kadın ismi sıralayabiliriz..
Bir ZEYNO BARAN mesela:P
saygılarımla..
Yazan:Ece Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Emre bey,
Yok yok, ben artık büyüdüm, “politikacı” dilinden hoşlanmıyorum..:))
Realist ifadeler kullanmanız daha makbuldür..
Ama biraz haksızlık etmiş olmuyor musunuz..
Kadınların mevcut halinden, kendilerinden ziyade, onlar üzerinde hak iddiası olan[baba, ağabey, eş..] erkekler sorumlu değiller mi biraz da..
[Yukarıda Compir bey in yazdıkları az çok buna delildir..]
Ben bir erkeğin okuması yada çalışması konusunda, kısıtlama hakkına sahip değilken, ebeveyn erkekler yada eşler, kadınların hakettiği yaşamın sınırlarını çizebiliyorlar..
2007 yılında, GÜNEYDOĞU da hala “Haydi kızlar okula kampanyası” diye, bir kampanya mevcutsa, ve kızların okula gönderilmesi için babaların iknası için çaba harcanıyorsa, kendi hayatı üzerinde konuşma ve karar hakkı olmayan kızları sorumlu tutmaya hakkımız yok diye düşünüyorum..
Sağ beyin sol beyin meselesi:)
Yukarıda yazdım, kadınlar genelde mahrum ediliyorlar..
Yoksa babalar destek olduğu sürece ve zeka düzeyi yeterliyse niye aksatsın ki!
:))
Vermesinler tamam…Kabul mü?
Sizin yüzünüzden veriyorlar..
pardon??:))
Yine kadınlar mı suçlu oldu..
Şu an sistem sizin elinizde, dümen de sizin elinizde..
Kadınlara şans verin diyoruz..Kaliteli kadın beyinlerinden faydalanalım diyoruz..
Siz burada faydalanmayınca, elin gavuru HUDSON ENSTİTÜSÜ ne alıp faydalanıyor işte!
Mühendis olduğum için, gına gelene kadar matematikle içiçe oldum hep..
O yüzden bu tezine katılmıyorum:)
Bilkent teki kızlar duymasın sizi:)
Aynı şey değil midir..
Bunları inkar etmiyoruz ki..
AYNI değiliz ama, EŞİT [eş sözcüğünden türeme..] olabiliriz..
Bedensel ve zihinsel farklarımızı da faydaya dönüştürebiliriz..Puzzle gibi..
Kadın illa ki , taş ocağında çalışamaz..Yada kanalizasyon işinde..
Ben daha ziyade beyin gücünden faydalanılmasını savunuyorum..
Kadın erkek hepimiz, mevcut koşulların düzelmesini ve daha güzel, daha müreffeh bir ülkede uyanmak istiyoruz..
Kadınlar en azından, kocasının oy verdiği partiye oy verirken bile biraz tereddüt etseler yeterli..
Daha ileri siyaset yapmak isteyenlere de git çocuk doğur anne ol, elinin hamuruyla mecliste işin ne denilmesin..
İran meclisindeki kadın sayısına bir bakılsın…
Her erkek sizin gibi düşünmüyor işte:)
Her erkeğin beyni quantum fizikçisi olmak için yeterli değilse, her kadının beyni de siyasetçi olmak için yeterli değildir..
KABUL..
Ama yeterli olanların yoluna lütfen taş konulmasın..Mesele budur:)
saygılarımla..
Baki selam.
Yazan:ceren Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Ececiğim,
Yüreğine,aklına ,kalemine sağlık bitanem.
Derin Düşünce ailesindeki bu ilk, ama son olmayacağına inandığım yazılarında yaşının birçoğumuzdan küçük olmasına rağmen,hayata dair endişelerini,toplumsal hayatta bir hanım olarak yaşadığın avantaj veya dezevantajlarını,her şeyden önemlisi,Allah ‘ın huzurunda kul olarak taşıdığın kaygılarını en güzel şekilde dile getireceğine,paylaşacağına inanıyorum.
Kadınların mecliste çoğunlukta olması meselesinde ben şu şekilde düşünüyorum.Aslında “kadınların çoğunlukta olması” düşüncesi bile bir bakıma zihinlerde yatan erkek-kadın ayrımının bir tezahürü değil midir?
Şunu merak edip kendi kendime soruyorum, Parti liderleri,yazında verdiğin örnekteki gibi ilk sıraları kadın adaylara ayrırken ,acaba gerçekte hangi kaygılarla bunu yapmaktalar?
Ya da hanımlar bir şekilde buna talip olurken ,asıl niyetleri nedir?
Elbette kişilerin kalplerini açıp,gerçek niyetlerini bilmemiz mümkün değil.
Ancak zaman içerisinde yaptıkları icraatlarında bunu bir dereceye kadar görebiliriz.Elbette bu arada da insan ömründen en az 4-5 yıl geçmiş olacak.
Bir başka sorun,eğer bir kadınının yaşadığı sorunların,kendi hemcinsi tarafından daha iyi anlaşılabileceği,dolayısıyla dile getirebileceği düşünülüyorsa (ki bu bir dereceye kadar doğru olabilir)vekil olarak seçilecek kadınların, toplumun mümkün olan her kesimininden ,her düşünceden olan kişilerden oluşması gerekmez mi?Ama şimdiye kadar yaşanan acı tecrübeler bunun mümkün olmadığını bize defalarca göstermiştir.
Ececiğim,
Hani kendi bloğunda dünyadaki 3 yalana dair küçük bir köşen var.Ben bunlardan (en azından şimdilik)iki tanesinin yalan olduğunu düşünüyor ve bunlardan birisi olan Demokrasi nin başka ülkeler için bilemem ,ama bizim ülkemiz için,özü itibariyle değil ancak ,uygulamadaki durumuna bakarak, açıkçası seçimlerin sonucu her ne olursa olsun,çok bir şey değiştirmeyeceğine inanıyorum.
Kişilerin kendi durumlarını sorgulamadıkları,yapılan her şeyin meşru bir kılıf bulduğu,dünyalık kaygıların
,ahiret inancının ve kaygısının önüne geçtiği,farklı düşüncede olanlara karşı duyulan öfkemizin ve hoşgörüsüzlüğümüzün had safhaya ulaştığı bir ortamda ,seçimlerin de ,velik olarak seçilecek bireylerin de ne derece etkili olacağı konusunda ciddi
endişelerim var.
Hatta bu seçimde hiçbir partiye oy vermemeyi bile düşünüyorum.
Ama
sonra,bu davranışıma rağmen,seçim sonucunda hangi parti ya da partiler seçilirse seçilsin,bu ülkede yaşayan bir birey olarak bundan etkleceğim aklıma geliyor ve eli mecbur ,ehven-i şer diyerek birisinde karar kılmak zorunda kalıyorum.
Son olarak kendi
adıma düşüncemi söyleyecek olursam,
kadın ve erkeğin birbirlerin hasmı olduğu anlayışı yerine,yardımcısı olduğu düşüncesi zihnimize yerleşmediği,yaptığımız her işte,bir ahiret inancı kaygısı olmadığı,eğer böyle bir inanç taşımıyorsak en azından adalet,mefhumunu içimizde hissetmediğimiz ,insan olarak eşit olduğumuz ve dünyada en az bizim kadar yaşama hakkına sahip bir başkalarının da olduğu gerçeğini
içimize sindiremediğimiz oranda ne kadın vekillerinin meclisteki sayısı
,ne de seçilecek herhangi partinin sorunlara çözüm olacağına inanmıyorum.
En içten sevgi ve dualarımla….CEREN
Yazan:Ece Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Abdullah bey,
Asıl sizin zihninize sağlık..:)
Değerli yorumunuzla ufkumu açtınız..
“KADINLAR HALK FIRKASI” beni cidden şaşırttı, çünkü daha önce duymuş değildim..Türk feminizminin temel taşlarının Duygu Asena tarafından değil,Nezihe Muhittin tarafından atıldığını öğrenmiş oldum:)
[belirteyim, asla feminist değilim..]
Politika aslında kulaç atılacak kadar berrak bir deniz değil..Bakteri ve mikrop dolu..
Ben de konuya biraz muzipçe yaklaşıp, kadınlar belki temizleyebilir diye bir ümitle, yaklaştım meseleye..
Çok haklısınız..
Özellikle dini konularda, aynen tanımladığınız kedilerden farkımız kalmıyor..
Üzerine kitap yazılabilecek bir açılım getirmişsiniz..
Cemil Meriç in kadın tanımını okuyalım …
http://www.cemilmeric.net/arsiv/meric4/eserleri/kirkambar2/index.htm
Bu yazıdan, kadının asıl görevinin annelik olduğu tezini çıkartabiliriz ama, Cemil Meriç in, Sosyoloji Profesörü bir kızı var:)[üstelik de anne..]
Kendi adıma, XY kromozomlular çekilsin, biraz da biz yönetelim demiyorum:)
Bazı alanlarda, yükü birlikte omuzlayabiliriz diyorum..
Örneğin Milli Savunma Bakanı nın yada Genelkurmay Başkanının erkek olması daha evladır..
İlla kadın olsun diye lüzumsuz ve faydasız bir diretmeyle sistemi tıkamaya gerek yok..
Kadın denilince, zihinlerde canlanan görüntüyü, cinsel obje olmaktan biraz uzaklaştırıp, “insan” kimliğini ön plana çıkartabilirsek; sonrasında, erkeklerin şişirilmiş egolarını da biraz törpüleyebilirsek, “insan olmak” eşit paydasında ama birbirini tamamlayanlar olarak, belki, yoldaş, arkadaş, eş olarak daha çekilebilir bir hayata yelken açabiliriz..
sevgi ve saygılarımla..
Yazan:Ece Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Sevgili Optio,
Partinin adı da günün şartlarına uygun olarak,
TAP olurdu..[Türk Amazonları Partisi:))]
Reha Muhtar ın programına Fransız vekil çıkmasını bekliyorum, çıktıkları anda pataklarsam, bir dahaki seçimlerde liste başıyım:))
Suna Vidinli den neyim eksik dimi ama:P
Kanal 7 de pek çok programın yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptı..
Çok hanımefendi ve dolu dolu bir hanım..
AKP de kurucu üye olmasına rağmen, Tayyip Erdoğan a kafa tutabildi..[milliyetçilikle ilgili..]
Şu an köşesini takip ediyorum, tavsiye ederim..
Malesef çoğu kadın bile, kadınlara güvenmiyor optio..
Dişçisinin, jinekoloğunun, kuaförünün bile ERKEK olmasından yana tercih kullanıyor..
Hal böyleyken, erkeklerin güvenmemesi çok doğal..Zamanla aşılacaktır bu güven sorunu inşallah..
Sevgilerimle
Yazan:blue Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Meclisteki kadın oranı açısından fecaat arzediyoruz. Şu listeye bakın:
http://www.ipu.org/wmn-e/classif.htm
Yeni meclisin bile çok yetersiz olacağını düşünüyorum. Bu işler, kadınlara başkalarının seçilme hakkı veya koltuk ‘bahşetmesiyle’ olmuyor hanımefendiler…
Yazan:Hasan C Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Bir- Suna olayı; medya adamı rezil de eder, vezir de özdeyişinin güzel bir tezahürüdür.
İki - Kadın henüz ne evine ne de sokaklara hakim. Dolayısıyla da meclis cephesinde daha yıllarca ” vitrin malzemesi ” olarak kullanılmaya mahkum.
Üç - KAdın merkezli bir parti neden kurulmaz, anlayamıyorum. ECE !!! Bak bu fikrimi iyi düşün, yönetiminin kadın ağırlıklı olduğu bir parti kur, oy kullanmayı unutmuş olmama rağmen sizin partinize oy vereceğim.
Yazan:Hatice Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Ececim,
Canim yeni sayfandan geldim buraya. Cok vaktim yok ama eline, zihnine saglik demeden gecmek istemedim.
Bir de şunu söyleyeceğim; kadın partisi kurma fikri bana çok gereksiz geldi açıkçası. Yani ne yarıştırıyoruz ki? Eğer siyasi yeterliliğin olduğunu düşünüyorsan bunu topluma kabul ettir ve vitrin süsünden başka bir şey olarak hazır partilerde görev al. Bu ne kadar zorsa kadın egemen bir partinin meclise girmesi de o kadar zor bence. Hayallerini bölmek istemezdim ama böyle :) Hoş girse bile girmemiş halinden fazla neyimiz olacak? Morçatılar azalır mı? Başlarını örten kızlar okula girebilir mi? Psikolojik ve cinsel tacize uğranmayan çalışma ortamları yaratılabilir mi? Falan filan..
Şahsi kanaatim Türkiye’de kadının sonradan girdiği her alanda tahakküm hudutlarının erkekler tarafından belirlenmiş olduğu yönünde. AKP lutfedecek de bir bakanlık verecek kadına, CHP lutfedecek de sandalye ayıracak vs. Halbuki tabanda kadınlar nasıl çırpınıyorlar partileri için! Tırnağımızla kazıyarak almıyoruz hiçbir şeyi. Çıkar hesabına “Veriyorlar..” Yoksa Şebnem Kısaparmak’ın vekil adaylığı başka nasıl açıklanır ki?
Bu arada yazı üslubunu beğendim. Işık var azizim sende :))
Sevgiler,
Yazan:Haydar Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Bu günkü anlamda kadinlarin erkeklerle esit haklara sahip olmasi yolundaki verdigi mucadelenin temelinde 8 Mart 1857 de New Yorktaki konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında calisan 40 bin iscinin kötu calisma kosullari ve dusuk ucrete karsi giristigi grevle baslamasi var. Polisin saldirdigi fabrikalarda cikan yanginda 129 kadin isci yanarak olmüstü. Avrupali kadinlar bu olaydan alinan dersi ulkelerindeki parlamentolara tasidilar, orgutlendiler, ve mucadeleyi uluslararasi arenada daha da yukselterek once 1975 yilinin BM de “Dunya Kadinlar Yili” olarak kutlanmasini sagladilar. Daha sonrada 8 Mart’in tum dunyada “Kadinlar Gunu” olarak kutlanmasini gerceklestirerek dunyada kadin ve sorunlarini tartismaya acmayi basarabildiler.
Tam 150 senedir surdurulen bu mucadeleye ragmen kadin-erkek arasindaki esitsizlik hala sosyal-kulturel-ekonomik ucurum olarak devam edegelmis, zaman zaman ise cesitli ideolojik akimlar tarafindan somurulmustur.
***
Okudugumuz cesitli literatur, hatta carpik bilimsel kaynaklarda, tabiattaki disi kuşun mutevazi, gosterissiz, sakin ve edilgen, fakat erkek kuşun ise aksine gosterisli ve dominant oldugu soylenir; boylece erkekler dunyasi parametrelerindeki yasam tarzinin ilahi bir tasarim oldugu yada doganin boyle bir duzen kurdugu iddia edilir.
Gercekte ise bu tevazunun sebepleri cok daha derindedir. Disi kuş; hareket etme kaabiliyetinden yoksun yavrulari kamuflaj etme ve koruma ihtiyacindan dolayi daha goze batmaz olmak ve yuvaya yakin yasamak zorundadir.
Bu tabiat kanunu kadin icin de ayni sekilde gecerlidir. Annelik duygusu geregi, bir erkege gore daha az manevra yetenegi olan kadin ve cocuklar –erkek tarihi- boyunca en kolay hedef olmuslar, her turlu bedensel ve zihinsel saldiriya maruz kalmislardir. Gunumuzdeki Darfur olaylarinda daga cikip kurtulan erkege karsin cocuklarindan ayrilamayip geride kalan kadinin caresizligi ve izdirabi bunun en guzel ornegidir.
***
Ozellikle birkac bin yil oncesinden itibaren insanlarin köy-sehir gibi sosyal komplekslerde yasamaya baslamasi pekcok yeni kurallarin olusmasina sebep olmustur. Bu sosyal olgulardan birisi de birarada, yanyana yasamanin geregi olan mulkiyet alani (territory) duygusunun karmasiklasmasidir. Malum oldugu uzere mulkiyet ‘erkekce’ bir duygu olup korunmasi, sahiplenilmesi gereken kavramlari, kimseleri, nesneleri icerir… arazi, ev, esyalar ve icindeki kimseler buna dahildir.
Iste koy-sehir yasamina adimini atan kadin, o gunden itibaren kendi dunyasini erkeklerin dunyasina terketmek zorunda kalmis, genel anlamda, cogu cografyalarda, 1850 li yillara kadar o dunyanin mahkumu olarak yasamistir.
Bu hal, kadin ve cocuklar icin bir yandan avantajlar sagladigi halde bir yandanda sosyal hastaliklara sebep olmustur. O gunden sonra kadin ve cocuklar daima baski altinda tutulmus, birakin kendi yasamlari hakkinda kararlar almayi, kendi bedenleri ile ilgili kararlari bile veremez duruma dusmuslerdir.
***
Erkeklerden zeka olarak hicte asagi olmayan kadinlar, bu “erkekce” sosyal strukturun olusturdugu hayat tarzi ve KADIN DUNYASININ DOGAL RITMI ikilemi icerisinde on binlerce yildir ruhsal ve entellektuel izdiraplar cektikleri yetmiyormus gibi birde bu “erkekce” dunyadaki sorunlardan en cok zarar goren kesimi olusturmuslardir. Dayak yiyen kadindan, eve mahkum olana, tecavuze ugrayanindan, okula gonderilmeyenine, carsafa sokulandan tore kurbani yapilanina, yonetici yapilmayanindan, bedeni satilanlara kadar binlerce cesit “erkek dunyasi” hastaliginin magduru olan kadinlar daha cok caba sarfederek bu hastaliktan kendilerini siyirmali ve dunyayi “erkek dunyasi” halinden “insanlik dunyasi” haline getirmelidir.
***
Milliyet, din, devlet, mulkiyet vs yerine insani, bireyi merkeze yerlestiren demokrasi kadin esitligini realize eden tek platformdur.
Yazan:anselmo Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
bir ara “şehla gözlü bu kız”, “yok bee basbayağı şaşı işte” tartışmalarıyla gündemde olan suna vidinli’yi ilk kez geçen aylarda papa’nın türkiye ziyareti sırasında televizyonda görmüştüm. dp’nin -gerçekleşmesi çok zor bir ihtimal olsa da- barajı geçip meclise girmesi durumunda etkileyici hitap tarzıyla özellikle genç bekar ‘mebus’ları etkileyeceği bir ihtimal olarak çok uzakta değildir;)
fakat politikaya soyunanların türkiye/dünya politik arenasına kadın da olsalar erkek ipiyle inmeleri ne farkedecek ki? dedirtiyor: “ne farkedecek bacım?”
oturdukları yerden dünyaya kadın gözüyle bakabilecekler mi? kadın duyarlılığını yansıtabilecekler mi? ola ki kadın gözüyle bakmayı denediler yerlerinden kalkabilecek, daha ileriye gidebilecekler mi?
fatma hanım, kendisine muhtemelen dayatılacak “erkek fatma” rolünü mü benimseyecek yoksa fatma olarak kalabilecek mi? yakın politik tarihin sözde kadın’ları demir leydi margaret thatcher, türk politik hayatının trafik kazası çiller ve dominant condi hemcinslerini temsil edebilmişler miydi?
belki sorun bu kişilerin kadın veya erkek olması değil, politika denen şeyin artık “insani” olmamasıdır. politika denen şey tekrar insani sınırlar içine girdiğinde zaten muhatabımızın kadın veya erkek olması bir şeyi değiştirmeyecek.
yoksa elbette onları toplumsal hayatın her alanında; doktor, mimar, mühendis, milletvekili, vali, teknik direktör, yönetmen, müdür, bilgisayar programcısı, şair ve vinç operatörü, otrobüs şoförü olarak görmeye kimsenin itirazı olmaz. -tabi kimse beni mutfağa girmeye zorlamayacaksa;) galiba bu da ayrı bir tartışma konusudur-
Yazan:anselmo Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
bir ara “şehla gözlü bu kız”, “yok bee basbayağı şaşı işte” tartışmalarıyla gündemde olan suna vidinli’yi ilk kez geçen aylarda papa’nın türkiye ziyareti sırasında televizyonda görmüştüm. dp’nin -gerçekleşmesi çok zor bir ihtimal olsa da- barajı geçip meclise girmesi durumunda etkileyici hitap tarzıyla özellikle genç bekar ‘mebus’ları etkileyeceği bir ihtimal olarak çok uzakta değildir;)
fakat politikaya soyunanların türkiye/dünya politik arenasına kadın da olsalar erkek ipiyle inmeleri ne farkedecek ki dedirtiyor: “ne farkedecek bacım?”
oturdukları yerden dünyaya kadın gözüyle bakabilecekler mi? kadın duyarlılığını yansıtabilecekler mi? ola ki kadın gözüyle bakmayı denediler yerlerinden kalkabilecek, daha ileriye gidebilecekler mi?
fatma hanım, kendisine muhtemelen dayatılacak “erkek fatma” rolünü mü benimseyecek yoksa fatma olarak kalabilecek mi? yakın politik tarihin sözde kadın’ları demir leydi margaret thatcher, türk politik hayatının trafik kazası çiller ve dominant condi hemcinslerini temsil edebilmişler miydi?
belki sorun bu kişilerin kadın veya erkek olması değil, politika denen şeyin artık “insani” olmamasıdır. politika denen şey tekrar insani sınırlar içine girdiğinde zaten muhatabımızın kadın veya erkek olması bir şeyi değiştirmeyecek.
yoksa elbette onları toplumsal hayatın her alanında; doktor, mimar, mühendis, milletvekili, vali, teknik direktör, yönetmen, müdür, bilgisayar programcısı, şair, vinç operatörü, otobüs şoförü olarak görmeye kimsenin itirazı olmaz. -tabi kimse beni mutfağa girmeye zorlamayacaksa;) galiba bu da ayrı bir tartışma konusudur-
Yazan:Emre Şahin Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
:)
Tek tek insanlar için haksızlıktan sözedebilirsiniz (ben bunda da pek emin değilim) ancak insanların geneli hakettikleri şekilde yaşamaktadırlar. Kadınlar da, kendilerine eziyet edecek erkeklere meyyaldirler bir çok durumda, kısacası.
Neticede o erkekler de uzaydan gelmiyorlar, anneleri yetiştiriyor, etraflarındaki kadınlardan öğreniyorlar… Böyle bir sorumluluk zinciri yarattığınızda, herkesin “benim ailem, toplumum böyle istedi de böyle oldum” deme hakkı olur, bu da Adem babaya kadar gider. (O da kendi yanlışının sorumluluğunu eşine atabilir, o da zaten şeytan dediydi der, şeytan da “zaten beni Allah bu iş için yaratmıştı” der… Allah ne der bilmiyorum, orası gayba giriyor. ;))
Kadınlar kadınlığı erkeklerden değil, kadınlardan öğreniyorlar. Buna erkeklerin zaaflarını istismar etmek de, koca bulup keyfine bakmak da, kadınlarla ilişkilendirilebilecek bir sürü şey de dahil…
İşin sadece bir yönüne bakıyorsunuz. Her zorluk bir kolaylıkla gelir. Buradaki tavrın bir kısıtlama olması, kadın çalışmak istiyorsa, okumak istiyorsa geçerlidir. Eğer “normal” olan kadının çalışmaması ve okumamasıysa böyle bir kısıtlama mevcut değildir.
Kaçırdığınız şey sanırım şu: Her kültür kendi içinde tutarlı bir bütün oluşturur. Gidip o “kısıtlama”yı yapan erkeklere sorduğunuzda da, kendi dünya anlayışları açısından doğru bir şey yaptıklarını görürsünüz. O erkekleri o kültürde yetiştiren, mesela “elalem ne der oğlum?” diyen anneleri mevcuttur hepsinin ve kültür -kadın, erkek- hepsinin kültürüdür.
O babalara sordunuz mu neden göndermek istemiyorlar kızlarını? Köyün oğlanlarıyla aynı sınıfta oturması ayıp karşılandığı içindir belki? Köy yerinde laf olduğu içindir? Başlarını açmak zorunda oldukları içindir? Belki babalar içinde yaşadıkları dünyayı savunmaya çalışıyorlardır, kızlarının okuyup da kendilerini beğenmez olmasından korkuyolardır? Kocaya kaçmasından korkuyorlardır?
Kimsenin tek başına “kızlar okusun”a karşı çıkacağını sanmıyorum. Ancak buradaki mesele çok defa konunun “okumak”la kalmıyor olması. Bizim köylüye ve onun tarihi kültürüne bakışımız çok defa “oryantalist” bir bakış ve onlara kendi kültürleri içinde gelişmekten ziyade, şehirlilerin kültürüne adapte (daha doğrusu asimile) olmayı dayatıyoruz. O babalar kızlarının “daha iyi kız” olmasını istemediğinden veya eğitim istemediğinden değil, sunulan eğitimi istemediğinden öyle davranıyorlar.
Şöyle bir düşünün, bu köylerde sadece kızlara yönelik eğitim veren, başörtülü gidilebilecek, hem (bugünkünden daha hafif) derslerini, hem ev işlerini, hem Kur’an okumayı, hem anadilini, hem günlük hayatta lazım olacak şeyleri öğreten bir takım okullar olsa, o babalar yine kızlarını okula göndermez mi? Hem kızların okula devam etmesinin yolu da böylece açılmaz mı? Bir defa sisteme girdiğinde, devam etmesi kolaydır…
Tabi burada insanın “bizim hayatımız, anlayışımız daha doğru, biz daha medeniyiz, o halde onların da bizim gibi medenileşmesi gerek” demesi mümkün, o halde farkediyoruz ki mesele “kızlar” değil, “kültür”. O zaman da, kusura bakmayın, benim için Batı kültüründen mülhem bir “eşitlik” de, o babaların “kız kısmısı evinde oturur”u da aynı derecede yetersiz.
Neden ki? Siyaset genelde lafla yapılır, kadın da laf konusunda erkekten ilerdedir.
Buradaki konu sadece babalar değil. Ben babaların (ve anaların) destek olup da, kızların ilgilenmediği daha çok durum olduğunu düşünüyorum. Erkeklere “engel olmayın” demek kolay. Ancak kadınlara “daha çok çalışın” diyen kimse yok.
:)
Ben bunun tabii olduğunu düşünüyorum. Kadının kendine özen göstermesi, beğenilmek istemesi, bunu duymak istemesi vs. doğal şeyler.
Bu sorunun da sebebi bu doğallık. Kadının kendine has bir yaratılışı olduğunu inkar mı edeceğiz? Onlardan erkek mi yapacağız? Bir kadına “sen kendi güzelliğinle ilgilenme, beyninle yer al hayatta” mı diyeceksiniz? O zaman bu kadına kadınlığını inkar ettirmek değil mi?
Hangi insan evladı sadece akıldan veya beyinden ibarettir?
Kadınlar suçlu değil, yine de eğer kadınları kurtarmaya çalışıyorsanız, erkekleri de kurtarmanız gerekir. Sadece birini kurtaramazsınız. Erkeğin kadınsız, kadının erkeksiz anlamı yoktur. Daha iyi kadınlar için daha iyi erkekler, daha iyi erkekler için de daha iyi kadınlar gerekir. Tencere-kapak meselesi… Sadece tencereleri genişletemezsiniz, kapakları da genişletmek gerekir.
İsteyen kadınlar zaten erkekleri de yönetir, istedikleri yere de gelirler. Padişah olamayabilirler ama padişahları parmaklarında oynatabilirler. Çoğu evde kadının sözü geçer, ancak farklı şekillerde “hüküm” sürerler, erkeğin “hükmü” gösteriştedir ve yüzeydedir, yine de bir çok kadın neyi nasıl yaptıracağını bilir.
Meselemiz kadının aklından, bilgisinden, yeteneğinden istifade etmekse, bulduğum zaman kaçırmam, kimsenin kaçıracağını da sanmıyorum. Yine de dünyanın -ve erkeklerin ve hayatın- nasıl işlediğinden habersiz bir takım “fikirler” geliştirip, sonra da bunların neden gözönüne alınmadığını düşünmekte de fayda olabilir.
Bende matematikçilerin hayatını anlatan bir kitap var: “Men of Mathematics” adında. “Okumak”la, “matematik yapmak” arasında ciddi bir fark vardır. (Kendi mesleğim için aşağıda biraz yazdım.)
Cinsiyete bağlı zihni farklılık hakkında yapılmış araştırmalar, genelde kadınlar dil konusunda daha iyi, uzamsal/matematiksel zekada daha kötü olduklarını söylüyor. (Ayrıca mesela kadınlar gece daha iyi görürken, erkekler gündüz daha iyi görür. Şimdi “benim tanıdığım bir erkek kör var” diyebilirsiniz tabii, benim de gözüm bozuk da, bu ayrı mesele…) Tek tek kişiler bunun dışına çıkabilirler, ancak “genel”den bahsederken tek tek kişileri ele almak pek uygun olmaz.
Erkekler yapmaya, kadınlar konuşmaya meyillidir. Eşitlik adına bir kadına konuşamayacağı bir iş ortamı sunmak, mesela, bir erkeği (Allah korusun) “karı dırdırı” içine atmak gibidir… vs. (Biraz eski ama ben bunlara şu kitaptan baktım, ama Internet’tede bir şeyler var.)
Şöyle bir örnek vereyim: İki insana eşit davranmak içlerinde bulundukları şartları gözönüne almadan davranmaktır. Adil olmaksa, her insanın (ve durumun) farklı şartlara sahip olabileceğini kabul etmektir.
Açıklayıcı bir örnek olması açısından, bir kadına dönemsel rahatsızlıkları gözönüne alınmadan sınav vs. tarihi vermek eşitliktir, gözönüne alır, onun bir erkek olmadığını düşünür de, öyle ayarlar (veya kadınlara böyle bir “bahane” hakkı) verirseniz, adil olmaya çalışmış olursunuz.
Bir tenis maçında kadınla erkeği karşı karşıya getirmek eşitliktir, ancak kadının zayıflığını gözönüne alıp böyle bir müsabakanın adil olmadığını söylerseniz, daha doğru yapmış olursunuz. Onun için “karma” spor takımlar pek yoktur.
“Eşitlik”ten aynı şeyi anlamıyor olabiliriz, ancak ben kadına kadın gibi davranmanın, onun erkeklerden daha iyi yerler olabileceğini kabul ederken, daha kötü yerler olabileceğini de kabul etmenin adil olduğuna inanırım.
Kafkasya’ya gittiğimde, bütün belediye işçilerinin kadın olduğunu anlattılar. Turuncu tulumları içinde ellerinde kazma kürek parklarda çalışıyorlardı. Kadınlar maden işçiliği de yapar, erkeklerin yapabileceği her işi de yapabilir. Ancak mesele “güzel yapmak” ve “uygunluk”sa: Suyu bidonla da içebilirsiniz, bardakla da içebilirsiniz, takdir sizindir.
Kadınlarda sadece bedensel değil, zihni farklar da mevcuttur. Misalen kadınların aynı anda iki işi birden yapmaları daha çok kazaya sebep verir, tek işi ise daha dikkatli yaparlar. (Örgü örerken konuşmak buna dahil mi bilmiyorum ;) ) Arabaları daha kötü kullanmalarının sebebi de, bahsedildiği gibi uzamsal zekalarının daha az gelişmiş olmasıdır. (Araba sürerken cep telefonuyla konuşan bir kadını görürsem, erkek gördüğümden daha hızlı uzaklaşırım etrafından, kadın düşmanı olmak, eşitlik şehidi olmaktan evla olabilir.)
“Eşit”i, “eş”ten türetmiyorum, iki eş, birbirine eşit olmayabilir. (Genellikle değildir.) Aynılıktan neyi kasdettiğinizi bilmem, ancak neticede hiç bir iki şey mutlak olarak aynı değildir zaten. (Bundan sonrası felsefeye -ve bir ölçüde doktora konuma- giriyor, çok merak ediyorsanız yazınız.)
Aslında günlük siyasetle ilgilenmiyorum. Oy vermiyorum, kadınların mecliste olmasının da benim hayatımda ne gibi bir değişiklik yapabileceğini çözebilmiş değilim. Eğer bir kadın bu ülke için bir şeyler yapacaksa, zaten bunu kadınlığıyla değil, başka hasletleriyle yapacaktır. Milletvekili olmak isteyen yeterince kadın olduğunda, yeterince kadın vekil de olacaktır.
Öyle düşünmeyen erkeklerin verebileceği çok örnek var. Sizin “falanca var” diyerek gösterdiğiniz olumlu bir örneğe, bir erkek “1000 tane filanca var” şeklinde bir itirazda bulunabilir.
Ben sizin bu yazının aslında anlattığınız Samsun’daki liste hadisesini bilmiyorum. Onun için de günlük siyasete dair fazla bir yorum yapamam.
Yine de kadınlarla ilgili genel fikrimin kadınları tanıdığım ölçüde olumsuzlaştığını söyleyebilirim. Asistanlığımın sağladığı bir gözlem imkanı da oldu. Teknik konularda, bilhassa kendi mesleğimde, (Grace Hopper, Ada Augusta gibi birkaç isim dışında) kadınların pek bir katkısı yoktur. Bunun sadece “engelleyen erkek”le açıklanamayacağını da biliyorum. Etrafımda o şabalak üniversite sınavında (benden de) hayli yüksek puanlar almış bir çok kadın olduğu halde benim kadar aşkla program yazan bir kadın henüz görmedim. (Erkek vardır, benden daha iyisi de mevcut olabilir.) “Akademisyenlik” veya “öğretmenlik”ten bahsetmiyorum, bir işi dersi olmadığı halde, sonunda sınav kazanmayacağı halde güzel yapmaktan duyulan hazdan bahsediyorum ve bu konuda kadınların erkeklerden bir farkı olduğunu söyleyebilecek -veya bu konuda bir önyargı geliştirecek- kadar tecrübem oldu.
Mesela girin bugün bilgisayarla ilgili ciddi bir e-mail grubuna (mesela emacs’in, linux’un vs. geliştirme gruplarına), göreceğiniz isimlerin herhalde %95′i (belki daha fazlası) erkektir. Neticede bu erkeklerin yetiştiği toplumda kadınların da isterlerse bunları öğrenme imkanı var ve bu konu aslında desteklenen de bir konu. (Misalen geçen sene bizim bölümden University of Maryland’e aynı derecedeki bir kızla bir erkekten kız olanı girebildiği halde, erkek olanı “yeterli kontenjan olmadığı” için giremedi, kız kotası varmış.) Ben de kızların daha iyi bilgisayar “mühendisi” olmasını isterim, mesleğimde bir çok erkek de bu konuda hemfikirdir herhalde. Yine de daha sosyal alanlarla, mesela psikoloji, sosyoloji, edebiyat vs. alanlarla karşılaştırdığımızda, teknik işlerde kadınların daha zorlandığını düşünüyorum. (O sebeple iyi program yazan erkek nadirse, iyi program yazan kız da hayalden ibarettir. ;)) (Kendimden biliyorum, kızlar program yazmayı değil, yazdırmayı daha iyi biliyorlar ;))
Siyaset de böyle bir konu olabilir. Çok farklı etkenler rol oynar. Bugün ben istesem de milletvekili olamam, beni kimse tanımaz, harcayacak param yoktur, çevrem yoktur, o kadar yalan söyleyemem, seçmen denen insanların karşısına çıkıp “sizin hayatınızı biz kurtarırız” diyemem, çünkü seçmenlerin hayatlarını kurtarmaları için yapmaları gereken beni seçmeleri değil, daha çok çalışmalarıdır. Sizin için mebusluk bir sembol olabilir, yine de bir insanın milletvekili olmasının ona hiç bir değer katmayacağını düşünürüm. Bir kadının iyi bir kadın (ve insan) olmasından başka değer ölçüsü yoktur, bu iyiliğe çocuklarını iyi yetiştirmekten, mesleğinde iyi olmaya pek çok kriter girebilir; iyi siyasetçi olmak da bunlardan sadece biri ve bence önemsiz biridir.
Bir kadının siyaset gibi ilgilenmediği ve zaten umurunda olmayan bir konuda kocasına sorup oy vermesi bana gayet doğal geliyor. Erkek de eve alınacak koltuk takımının rengi gibi (aslında insanın kime oy verdiğinden daha önemli) pek çok konuyu eşine bırakabilir. Burada kalkıp, “ey erkek, hakkını ara, ne demek bu işleri eşine bırakmak” mı diyeceğiz?
Ha diyorsunuz ki: Evin dışında eğlence daha çok, kime oy verdiğimiz, koltuk takımının renginden daha önemli, biz de daha çok görünmek, eğlenmek, çalışmak istiyoruz. Erkeklerin dünyası o kadar da güzel bir yer değildir, eşitlik konusunda söylenenler de sadece yarım doğrular olabilir, dikkat edin…
Postscript: Tekrar okuduktan sonra bu tartışmayı bundan daha ileri götürmekten sıkılacağımı farkettim. Bu konularda havanda su dövmeyi pek sevmiyorum, söylenecek yeni bir şey pek yok; başka konularda, nadiren de olsa, havan patlıyor, iyi oluyor. Bu konuların şahsa mahsus konular olduğunu, ortalıkta konuşulmasının pek anlamlı olmadığını düşünürüm. O sebeple ne cevap verirseniz verin, neticede haklı olduğunuzu baştan kabul ediyorum. “Daha çok kadın milletvekili olmalıdır, kadınların önündeki engeller kaldırılmalıdır, hatta meclise sadece kadınlar girmelidir… Ya Ya Ya, Şa Şa Şa, Hatun Takım Çok Yaşa!” :p
Yazan:Emre Şahin Tarih: Haz 24, 2007 | Reply
Aslında sizin istediğiniz türden cümleleri nasıl kuracağımı biliyorum, “meclis’te daha fazla kadın olmalı, demokrasimiz gelişmeli, serpilmeli ve bunun için de kadınlar da en iyi şekilde temsil edilmeli…” tarzı cümleler… Genelde dikkat ederseniz hep “-meli”, “-malı” diye biter böyleleri :)
Yok yok, ben artık büyüdüm, “politikacı” dilinden hoşlanmıyorum..:))
Realist ifadeler kullanmanız daha makbuldür..
:)
Ancak gerçek şudur: Türkiye’de kadınlar da, erkekler de hakettiklerini yaşamaktadırlar. Milyon tane -meli, -malı cümlesi yazsam da bunu değiştiremem. O sebeple bu konularda bana daha doğru gelen yaklaşım insanların neden oldukları durumda olduklarını kavramaya çalışmaktır
Ama biraz haksızlık etmiş olmuyor musunuz..
Tek tek insanlar için haksızlıktan sözedebilirsiniz (ben bunda da pek emin değilim) ancak insanların geneli hakettikleri şekilde yaşamaktadırlar. Kadınlar da, kendilerine eziyet edecek erkeklere meyyaldirler bir çok durumda, kısacası.
Kadınların mevcut halinden, kendilerinden ziyade, onlar üzerinde hak iddiası olan[baba, ağabey, eş..] erkekler sorumlu değiller mi biraz da..
[Yukarıda Compir bey in yazdıkları az çok buna delildir..]
Neticede o erkekler de uzaydan gelmiyorlar, anneleri yetiştiriyor, etraflarındaki kadınlardan öğreniyorlar… Böyle bir sorumluluk zinciri yarattığınızda, herkesin “benim ailem, toplumum böyle istedi de böyle oldum” deme hakkı olur, bu da Adem babaya kadar gider. (O da kendi yanlışının sorumluluğunu eşine atabilir, o da zaten şeytan dediydi der, şeytan da “zaten beni Allah bu iş için yaratmıştı” der… Allah ne der bilmiyorum, orası gayba giriyor. ;))
Kadınlar kadınlığı erkeklerden değil, kadınlardan öğreniyorlar. Buna erkeklerin zaaflarını istismar etmek de, koca bulup keyfine bakmak da, kadınlarla ilişkilendirilebilecek bir sürü şey de dahil…
Ben bir erkeğin okuması yada çalışması konusunda, kısıtlama hakkına sahip değilken, ebeveyn erkekler yada eşler, kadınların hakettiği yaşamın sınırlarını çizebiliyorlar..
İşin sadece bir yönüne bakıyorsunuz. Her zorluk bir kolaylıkla gelir. Buradaki tavrın bir kısıtlama olması, kadın çalışmak istiyorsa, okumak istiyorsa geçerlidir. Eğer “normal” olan kadının çalışmaması ve okumamasıysa böyle bir kısıtlama mevcut değildir.
Kaçırdığınız şey sanırım şu: Her kültür kendi içinde tutarlı bir bütün oluşturur. Gidip o “kısıtlama”yı yapan erkeklere sorduğunuzda da, kendi dünya anlayışları açısından doğru bir şey yaptıklarını görürsünüz. O erkekleri o kültürde yetiştiren, mesela “elalem ne der oğlum?” diyen anneleri mevcuttur hepsinin ve kültür -kadın, erkek- hepsinin kültürüdür.
2007 yılında, GÜNEYDOĞU da hala “Haydi kızlar okula kampanyası” diye, bir kampanya mevcutsa, ve kızların okula gönderilmesi için babaların iknası için çaba harcanıyorsa, kendi hayatı üzerinde konuşma ve karar hakkı olmayan kızları sorumlu tutmaya hakkımız yok diye düşünüyorum..
O babalara sordunuz mu neden göndermek istemiyorlar kızlarını? Köyün oğlanlarıyla aynı sınıfta oturması ayıp karşılandığı içindir belki? Köy yerinde laf olduğu içindir? Başlarını açmak zorunda oldukları içindir? Belki babalar içinde yaşadıkları dünyayı savunmaya çalışıyorlardır, kızlarının okuyup da kendilerini beğenmez olmasından korkuyolardır? Kocaya kaçmasından korkuyorlardır?
Kimsenin tek başına “kızlar okusun”a karşı çıkacağını sanmıyorum. Ancak buradaki mesele çok defa konunun “okumak”la kalmıyor olması. Bizim köylüye ve onun tarihi kültürüne bakışımız çok defa “oryantalist” bir bakış ve onlara kendi kültürleri içinde gelişmekten ziyade, şehirlilerin kültürüne adapte (daha doğrusu asimile) olmayı dayatıyoruz. O babalar kızlarının “daha iyi kız” olmasını istemediğinden veya eğitim istemediğinden değil, sunulan eğitimi istemediğinden öyle davranıyorlar.
Şöyle bir düşünün, bu köylerde sadece kızlara yönelik eğitim veren, başörtülü gidilebilecek, hem (bugünkünden daha hafif) derslerini, hem ev işlerini, hem Kur’an okumayı, hem anadilini, hem günlük hayatta lazım olacak şeyleri öğreten bir takım okullar olsa, o babalar yine kızlarını okula göndermez mi? Hem kızların okula devam etmesinin yolu da böylece açılmaz mı? Bir defa sisteme girdiğinde, devam etmesi kolaydır…
Tabi burada insanın “bizim hayatımız, anlayışımız daha doğru, biz daha medeniyiz, o halde onların da bizim gibi medenileşmesi gerek” demesi mümkün, o halde farkediyoruz ki mesele “kızlar” değil, “kültür”. O zaman da, kusura bakmayın, benim için Batı kültüründen mülhem bir “eşitlik” de, o babaların “kız kısmısı evinde oturur”u da aynı derecede yetersiz.
Kadınlar neden siyasete ilgisizdirler?
Sağ beyin sol beyin meselesi:)
Neden ki? Siyaset genelde lafla yapılır, kadın da laf konusunda erkekten ilerdedir.
Kadınlar neden eğitimlerini aksatmaktadırlar?
Yukarıda yazdım, kadınlar genelde mahrum ediliyorlar..
Yoksa babalar destek olduğu sürece ve zeka düzeyi yeterliyse niye aksatsın ki!
Buradaki konu sadece babalar değil. Ben babaların (ve anaların) destek olup da, kızların ilgilenmediği daha çok durum olduğunu düşünüyorum. Erkeklere “engel olmayın” demek kolay. Ancak kadınlara “daha çok çalışın” diyen kimse yok.
Kadınlar neden dış görünüşlerine daha fazla önem vermektedirler?
:))
Vermesinler tamam…Kabul mü?
Sizin yüzünüzden veriyorlar..
:)
Ben bunun tabii olduğunu düşünüyorum. Kadının kendine özen göstermesi, beğenilmek istemesi, bunu duymak istemesi vs. doğal şeyler.
Kadınlar neden kadındır da, erkek değildir?
pardon??:))
Bu sorunun da sebebi bu doğallık. Kadının kendine has bir yaratılışı olduğunu inkar mı edeceğiz? Onlardan erkek mi yapacağız? Bir kadına “sen kendi güzelliğinle ilgilenme, beyninle yer al hayatta” mı diyeceksiniz? O zaman bu kadına kadınlığını inkar ettirmek değil mi?
Hangi insan evladı sadece akıldan veya beyinden ibarettir?
Kadınlar neden tüm toplumu ilgilendirecek, benim daha iyi bir erkek, kendilerinin de daha iyi kadın olmasına yarayacak siyaset geliştirmekten uzaktırlar?
Yine kadınlar mı suçlu oldu..
Şu an sistem sizin elinizde, dümen de sizin elinizde..
Kadınlara şans verin diyoruz..Kaliteli kadın beyinlerinden faydalanalım diyoruz..
Siz burada faydalanmayınca, elin gavuru HUDSON ENSTİTÜSÜ ne alıp faydalanıyor işte!
Kadınlar suçlu değil, yine de eğer kadınları kurtarmaya çalışıyorsanız, erkekleri de kurtarmanız gerekir. Sadece birini kurtaramazsınız. Erkeğin kadınsız, kadının erkeksiz anlamı yoktur. Daha iyi kadınlar için daha iyi erkekler, daha iyi erkekler için de daha iyi kadınlar gerekir. Tencere-kapak meselesi… Sadece tencereleri genişletemezsiniz, kapakları da genişletmek gerekir.
İsteyen kadınlar zaten erkekleri de yönetir, istedikleri yere de gelirler. Padişah olamayabilirler ama padişahları parmaklarında oynatabilirler. Çoğu evde kadının sözü geçer, ancak farklı şekillerde “hüküm” sürerler, erkeğin “hükmü” gösteriştedir ve yüzeydedir, yine de bir çok kadın neyi nasıl yaptıracağını bilir.
Meselemiz kadının aklından, bilgisinden, yeteneğinden istifade etmekse, bulduğum zaman kaçırmam, kimsenin kaçıracağını da sanmıyorum. Yine de dünyanın -ve erkeklerin ve hayatın- nasıl işlediğinden habersiz bir takım “fikirler” geliştirip, sonra da bunların neden gözönüne alınmadığını düşünmekte de fayda olabilir.
Kadınlar neden matematikle daha az ilgilidirler? İlh.
Mühendis olduğum için, gına gelene kadar matematikle içiçe oldum hep..
O yüzden bu tezine katılmıyorum:)
Bilkent teki kızlar duymasın sizi:)
Bende matematikçilerin hayatını anlatan bir kitap var: “Men of Mathematics” adında. “Okumak”la, “matematik yapmak” arasında ciddi bir fark vardır. (Kendi mesleğim için aşağıda biraz yazdım.)
Cinsiyete bağlı zihni farklılık hakkında yapılmış araştırmalar, genelde kadınlar dil konusunda daha iyi, uzamsal/matematiksel zekada daha kötü olduklarını söylüyor. (Ayrıca mesela kadınlar gece daha iyi görürken, erkekler gündüz daha iyi görür. Şimdi “benim tanıdığım bir erkek kör var” diyebilirsiniz tabii, benim de gözüm bozuk da, bu ayrı mesele…) Tek tek kişiler bunun dışına çıkabilirler, ancak “genel”den bahsederken tek tek kişileri ele almak pek uygun olmaz.
Erkekler yapmaya, kadınlar konuşmaya meyillidir. Eşitlik adına bir kadına konuşamayacağı bir iş ortamı sunmak, mesela, bir erkeği (Allah korusun) “karı dırdırı” içine atmak gibidir… vs. (Biraz eski ama ben bunlara Pierce Howard’ın “The Owner’s Manual for the Brain” isimli kitabından baktım, ama Internet’te de bir şeyler bulursunuz. (Link vermiştim ama linkli yorumlar yayınlanmıyor sanırım.))
Bir de, eğer sorarsanız, ben de kadınlarla erkekler arasında bir eşitliğe inanmam. İnsanlar arasında da eşitliğe inanmam, adalete inanırım.
Aynı şey değil midir..
Şöyle bir örnek vereyim: İki insana eşit davranmak içlerinde bulundukları şartları gözönüne almadan davranmaktır. Adil olmaksa, her insanın (ve durumun) farklı şartlara sahip olabileceğini kabul etmektir.
Açıklayıcı bir örnek olması açısından, bir kadına dönemsel rahatsızlıkları gözönüne alınmadan sınav vs. tarihi vermek eşitliktir, gözönüne alır, onun bir erkek olmadığını düşünür de, öyle ayarlar (veya kadınlara böyle bir “bahane” hakkı) verirseniz, adil olmaya çalışmış olursunuz.
Bir tenis maçında kadınla erkeği karşı karşıya getirmek eşitliktir, ancak kadının zayıflığını gözönüne alıp böyle bir müsabakanın adil olmadığını söylerseniz, daha doğru yapmış olursunuz. Onun için “karma” spor takımlar pek yoktur.
“Eşitlik”ten aynı şeyi anlamıyor olabiliriz, ancak ben kadına kadın gibi davranmanın, onun erkeklerden daha iyi yerler olabileceğini kabul ederken, daha kötü yerler olabileceğini de kabul etmenin adil olduğuna inanırım.
Erkeklerle kadınlar arasında, erkek ve kadın oldukları için (zihinsel, bedensel vs. anlamlarda) farklar mevcuttur ve kimsenin bu farklara yokmuş gibi yapıp, yine de kadınlara faydalı olacağına inanmam.
Bunları inkar etmiyoruz ki..
AYNI değiliz ama, EŞİT [eş sözcüğünden türeme..] olabiliriz..
Bedensel ve zihinsel farklarımızı da faydaya dönüştürebiliriz..Puzzle gibi..
Kadın illa ki , taş ocağında çalışamaz..Yada kanalizasyon işinde..
Ben daha ziyade beyin gücünden faydalanılmasını savunuyorum..
Kafkasya’ya gittiğimde, bütün belediye işçilerinin kadın olduğunu anlattılar. Turuncu tulumları içinde ellerinde kazma kürek parklarda çalışıyorlardı. Kadınlar maden işçiliği de yapar, erkeklerin yapabileceği her işi de yapabilir. Ancak mesele “güzel yapmak” ve “uygunluk”sa: Suyu bidonla da içebilirsiniz, bardakla da içebilirsiniz, takdir sizindir.
Kadınlarda sadece bedensel değil, zihni farklar da mevcuttur. Misalen kadınların aynı anda iki işi birden yapmaları daha çok kazaya sebep verir, tek işi ise daha dikkatli yaparlar. (Örgü örerken konuşmak buna dahil mi bilmiyorum ;) ) Arabaları daha kötü kullanmalarının sebebi de, bahsedildiği gibi uzamsal zekalarının daha az gelişmiş olmasıdır. (Araba sürerken cep telefonuyla konuşan bir kadını görürsem, erkek gördüğümden daha hızlı uzaklaşırım etrafından, kadın düşmanı olmak, eşitlik şehidi olmaktan evla olabilir.)
“Eşit”i, “eş”ten türetmiyorum, iki eş, birbirine eşit olmayabilir. (Genellikle değildir.) Aynılıktan neyi kasdettiğinizi bilmem, ancak neticede hiç bir iki şey mutlak olarak aynı değildir zaten. (Bundan sonrası felsefeye -ve bir ölçüde doktora konuma- giriyor, çok merak ediyorsanız yazınız.)
En sonda da: insanların ne istediğine dikkat etmek lazımdır. Kadınlar gerçekten siyaset yapmak istiyorlar mı? Yoksa mutlu olmak mı istiyorlar? Kadınlar gerçekten mecliste temsil edilmek istiyorlar mı? Yoksa bazıları kadınlıktan başka söyleyecek sözleri olmadığı için kadınların siyaset yapmak istediğini düşünmekten haz mı alıyor?
Kadın erkek hepimiz, mevcut koşulların düzelmesini ve daha güzel, daha müreffeh bir ülkede uyanmak istiyoruz..
Kadınlar en azından, kocasının oy verdiği partiye oy verirken bile biraz tereddüt etseler yeterli..
Daha ileri siyaset yapmak isteyenlere de git çocuk doğur anne ol, elinin hamuruyla mecliste işin ne denilmesin..
İran meclisindeki kadın sayısına bir bakılsın…
Aslında günlük siyasetle ilgilenmiyorum. Oy vermiyorum, kadınların mecliste olmasının da benim hayatımda ne gibi bir değişiklik yapabileceğini çözebilmiş değilim. Eğer bir kadın bu ülke için bir şeyler yapacaksa, zaten bunu kadınlığıyla değil, başka hasletleriyle yapacaktır. Milletvekili olmak isteyen yeterince kadın olduğunda, yeterince kadın vekil de olacaktır.
Ece hanım, kainatın kuralları cinsiyete göre değişmez; ben bir elmayı yere bıraktığımda, bir kadının bıraktığından daha hızlı düşmez. Bir bilim, yönetim, işletme, siyaset, düşünce veya mühendislik problemi, çözen insanın cinsiyetine göre değişmez.
Her erkek sizin gibi düşünmüyor işte:)
Öyle düşünmeyen erkeklerin verebileceği çok örnek var. Sizin “falanca var” diyerek gösterdiğiniz olumlu bir örneğe, bir erkek “1000 tane filanca var” şeklinde bir itirazda bulunabilir.
Bir kadın bazı şeyleri yapamıyorsa, burada sadece yapamadığını söyleyen erkekler değil, o kuralı öyle koyan tabiat da “suçlu”dur…
Her erkeğin beyni quantum fizikçisi olmak için yeterli değilse, her kadının beyni de siyasetçi olmak için yeterli değildir..
KABUL..
Ama yeterli olanların yoluna lütfen taş konulmasın..Mesele budur:)
Ben sizin bu yazının aslında anlattığınız Samsun’daki liste hadisesini bilmiyorum. Onun için de günlük siyasete dair fazla bir yorum yapamam.
Yine de kadınlarla ilgili genel fikrimin kadınları tanıdığım ölçüde olumsuzlaştığını söyleyebilirim. Asistanlığımın sağladığı bir gözlem imkanı da oldu. Teknik konularda, bilhassa kendi mesleğimde, (Grace Hopper, Ada Augusta gibi birkaç isim dışında) kadınların pek bir katkısı yoktur. Bunun sadece “engelleyen erkek”le açıklanamayacağını da biliyorum. Etrafımda o şabalak üniversite sınavında (benden de) hayli yüksek puanlar almış bir çok kadın olduğu halde benim kadar aşkla program yazan bir kadın henüz görmedim. (Erkeklerde benden daha iyisi de mevcuttur.) “Akademisyenlik” veya “öğretmenlik”ten bahsetmiyorum, bir işi dersi olmadığı halde, sonunda sınav kazanmayacağı halde güzel yapmaktan duyulan hazdan bahsediyorum ve bu konuda kadınların erkeklerden bir farkı olduğunu söyleyebilecek -veya bu konuda bir önyargı geliştirecek- kadar tecrübem oldu.
Mesela girin bugün bilgisayarla ilgili ciddi bir e-mail grubuna (mesela emacs’in, linux’un vs. geliştirme gruplarına), göreceğiniz isimlerin herhalde %95′i (belki daha fazlası) erkektir. Neticede bu erkeklerin yetiştiği toplumda kadınların da isterlerse bunları öğrenme imkanı var ve bu konu aslında desteklenen de bir konu. (Misalen geçen sene bizim bölümden University of Maryland’e aynı derecedeki bir kızla bir erkekten kız olanı girebildiği halde, erkek olanı “yeterli kontenjan olmadığı” için giremedi, kız kotası varmış.) Ben de kızların daha iyi bilgisayar “mühendisi” olmasını isterim, mesleğimde bir çok erkek de bu konuda hemfikirdir herhalde. Yine de daha sosyal alanlarla, mesela psikoloji, sosyoloji, edebiyat vs. alanlarla karşılaştırdığımızda, teknik işlerde kadınların daha zorlandığını düşünüyorum. (O sebeple iyi program yazan erkek nadirse, iyi program yazan kız da hayalden ibarettir. ;)) (Kendimden biliyorum, kızlar program yazmayı değil, yazdırmayı daha iyi biliyorlar ;))
Siyaset de böyle bir konu olabilir. Çok farklı etkenler rol oynar. Bugün ben istesem de milletvekili olamam, beni kimse tanımaz, harcayacak param yoktur, çevrem yoktur, o kadar yalan söyleyemem, seçmen denen insanların karşısına çıkıp “sizin hayatınızı biz kurtarırız” diyemem, çünkü seçmenlerin hayatlarını kurtarmaları için yapmaları gereken beni seçmeleri değil, daha çok çalışmalarıdır. Sizin için mebusluk bir sembol olabilir, yine de bir insanın milletvekili olmasının ona hiç bir değer katmayacağını düşünürüm. Bir kadının iyi bir kadın (ve insan) olmasından başka değer ölçüsü yoktur, bu iyiliğe çocuklarını iyi yetiştirmekten, mesleğinde iyi olmaya pek çok kriter girebilir; iyi siyasetçi olmak da bunlardan sadece biri ve bence önemsiz biridir.
Bir kadının siyaset gibi ilgilenmediği ve zaten umurunda olmayan bir konuda kocasına sorup oy vermesi bana gayet doğal geliyor. Erkek de eve alınacak koltuk takımının rengi gibi (aslında insanın kime oy verdiğinden daha önemli) pek çok konuyu eşine bırakabilir. Burada kalkıp, “ey erkek, hakkını ara, ne demek bu işleri eşine bırakmak” mı diyeceğiz?
Ha diyorsunuz ki: Evin dışında eğlence daha çok, kime oy verdiğimiz, koltuk takımının renginden daha önemli, biz de daha çok görünmek, eğlenmek, çalışmak istiyoruz. Erkeklerin dünyası o kadar da güzel bir yer değildir, eşitlik konusunda söylenenler de sadece yarım doğrular olabilir, dikkat edin…
Postscript: Tekrar okuduktan sonra bu tartışmayı bundan daha ileri götürmekten sıkılacağımı farkettim. Bu konularda havanda su dövmeyi pek sevmiyorum, söylenecek yeni bir şey pek yok; başka konularda, nadiren de olsa, havan patlıyor, iyi oluyor. Bu konuların şahsa mahsus konular olduğunu, ortalıkta konuşulmasının pek anlamlı olmadığını düşünürüm. O sebeple ne cevap verirseniz verin, neticede haklı olduğunuzu baştan kabul ediyorum. “Daha çok kadın milletvekili olmalıdır, kadınların önündeki engeller kaldırılmalıdır, hatta meclise sadece kadınlar girmelidir… Ya Ya Ya, Şa Şa Şa, Hatun Takım Çok Yaşa!” :p
Yazan:T. Suat Demren Tarih: Haz 25, 2007 | Reply
Şimdi, bu kadim tartışma konusuna girmeye hiç niyetim yok, baştan söyleyeyim. :-)
Yorumları okudum, Emre bey’in düşüncelerinin çoğunluğuna katıldığımı söyleyeyim sadece.
Son bilimsel bulgulardan hareketle kadın - erkek farklılığına ilişkin olarak yazılmış, yine aynı bağlamda Batı’da ki eşitlik feminizminin nasıl giderek farklılık feminizmine döndüğünü anlatan uzun bir makaleyi işlemiştimir yazımda.
Değişen Dünyada Feminizm başlıklı yazı okunursa, Emre Bey’in söyledikleri şeyler ile dikkat çekmek istediği yön daha iyi anlaşılabilir kanaatindeyim.
Bu yazıyı Derin Düşünce’de yayınlayacaktım fakat bir türlü firsat olmamıştı bu tartışma vesilesiyle yayınlamak gerek.
Çünkü gerçekten yapılan araştırmalar kadın ile erkeğin farklı olduğunu, eşit değil eş olduğunu, yani birbirlerini tamamladığını gösteriyor.
Batı’da Radikal Feminist akımların teorisyenleri bunu farketmiş ve bu alanda bir dönüşüm var şu anda; yani eşitlik feminizminden farklılık feminizmine geçiş..
Ece’nin yazısına cevap gibi değil ama genel olarak konuya ilşkin olduğundan az sonra yayınlayacağım yazıyı :-)
Selamlar.
Yazan:Ece Tarih: Haz 25, 2007 | Reply
Zihni bey,
Değerli katkınız için çok teşekkür ederim..:)
Dinler genellemesini bir kenara bırakıp, islamiyeti baz alırsak;
müslüman kadının, islam öncesi dönemdeki kadından farklı olarak, yüceltildiğini ve daha önce sözkonusu olmayan pek çok hakkının da teslim edildiğini görüyoruz..
Daha sonraki dönemlerde, bu haklarından mahrum edildiyse, bunun suçlusu islam değil, belki islamCIlardır..
Sizin de hemfikir olacağımıza emin olduğum şu ki;
kadını kapitalizm kadar aşağılayan ve pespaye haline getiren hiç bir sistem yoktur zannediyorum..
En son şu meşhur mayo reklamı olayında din eksenli yaygara koparıldığında, ses çıkartması gereken pek çok kadın kuruluşunun gıkı çıkmadı..!!
Merve hanım eksenli olmasın..
Olayı başörtülü kadınlar üzerinden ele alalım..
Mecliste bulunmak istemeleri niçin tehlikelidir?
Defalarca dile getirdim, o kürsüye çıkabilen nice türbanlı(!!) erkek var iken, kadın üzerinden yaygara koparılması ne kadar adildir?
Ayrıca, bir kısım kadınlar özgürlüğü hakediyor, bir kısım kadınlar haketmiyor demek, adil bir özgürlük anlayışı olabilir mi?
İşte ben demokrasiye inancımı [bu ülkedeki..] bu yüzden yitirdim..
sevgi ve saygılarımla..
Yazan:Ece Tarih: Haz 25, 2007 | Reply
Canım Ceren ciğim,
Öncelikle verdiğin destek ve değerli katkıların için teşekkür ederim..
demişsin..
Demokrasi ye teoride tabi ki inanıyorum..
Fakat pratikte varolabileceğini olan inancımı da malesef yavaş yavaş kaybediyorum..:(
Özellikle 367 komedisinde sonra, Van Savcısının görevden alınmasından ve Şemdinli olaylarından sonra, hukuğa olan inancımı ve güvenimi de yitirdim..
Belki dünyanın en büyük 4 yalanı diye düzeltme yapmalıyım:(
*darwinizm
*demokrasi
*hukuk
*ve aşk…
en içten sevgilerimle..
Yazan:zihni örer Tarih: Haz 25, 2007 | Reply
“Kadın Halk Fırkası” başlığının, “özgür kadın-tutuklu kadın” kavramına sürüklemesi kaçınılmazdır.
Burada, politikaya girmesi gereken kadın sayısını gözlemlerken, yukarıda dediğim gibi, içinde bulunduğumuz sömürü sisteminin tıkanıklığını açmaya çalışma çabasından öteye gitmeyeceğini söylemeye çalışmıştım.
Bunu söylerken, kadının bu günkü dışlanan niteliklerinin, tarihteki cinsiyet ayrımcılığından kaynaklandığını demiştim.
Buradaki tartışmalarda görülüyor ki, kadına, tarihin yüklediği bu “statüko kilitli” misyonun korunma çabası sürmektedir. Buradaki arkadaşların yaklaşımlarının ise, biçimsel mantığın algısından öteye geçemediğini görüyorum. Oysa, diyalektik yaklaşımla, kadını bu günlere taşıyan değerlerin nedenleri üzerine yürünmesi gerektiğini saptayabiliriz.
İnsan haklarındaki kazanımlar, insanların örgütlenebildiği güç ölçüsünde kabul görmüştür. Öyle bir güç ki, geriye doğru gidildikçe, popüler güç olarak, “pazu” önde olduğundan, kadınların neden arka planda kaldıkları anlaşılmaktadır.
Sanayileşmeyle birlikte, reklam sektörü ve iş yeri monotonluğunu dikkate alan iş yeri sahipleri, kadınların da vitrine çıkması gerektiğini düşünmüş olmalı ki, kadınları (en azından iş yeri yolunda) D vitamini alır duruma getirmişlerdir.
Alınan bu D vitamini, ve bürodaki yaptıkları işin erkekten aşağı kalmaz yanını keşfettiklerinde, beyinde hangi dürtüleri kışkırttıysa, 1940’lı yıllardan sonra, feminist hareketi başlatma gereğini duymuşlardır.
Feminist harekete katıl(a)mayan kadınlar ise, erkek karşısında hileli eylemleri sürdürmeyi tercih etmiştir.
“zorbalığın bulunduğu her yerde, iki yüzlülük vardır; yasak ve kaçakçılık, aşk ile ticaretin ayrılmaz öğeleridir” diyor düşünür.
Bir de, tamamen statükoya eğilen kadın türleri vardır ki, onlar adına fazla söze gerek duymuyorum (şimdilik).
Yorumcuların, günümüz kadınının erkeğe eşit olmadığını anlatmaya çabalarken, bir de EŞİTLİK kavramındaki anlaşılmazlığın öne çıktığını görmekteyiz.
Kadın erkekten zayıftır, kadın erkekten daha iyi program yapamaz, kadın erkekten daha hızlı koşamaz, kadın….. gibi yaklaşımlara şaşmamak elde değil!
Eşitlikten anladığımız şey, fiziksel, duygusal, zekasal, eylemsel, bilimsel…vs kapasiteler (asla) değildir. Neden bu kısır yaklaşımlara tenezzül ederler anlamış değilim.
Kadın-erkek eşitliğinden kastedilen şey, cinsiyet farkından dolayı, temel insan haklarının eşitlenmesi anlayışıdır.
Buradaki yorumcuların diliyle gidersek, bir kadın bir başka kadına da eşit değildir. Bir erkek çocuktan bir kadın, fiziksel ve kültürel olarak daha fazla yeteneklere sahip olabilir. Bir erkek bir başka erkekten, ya da bir kadın birçok erkekten daha fazla yeteneklere sahip olabilir.
Bu eşitsizlikten dolayı, temel haklardan mahrum edilen erkek çocuk veya yetişkin bir erkek görülmüş müdür?
Evet görülmüştür. Ama farklı kulvarda görülmüştür. Kapitalizm, kadınlarını tamamını, erkeklerin de daha çok ahmaklarını sömürmüştür.
Sevgili Suat dostumun “değişen dünyada feminizm” başlıklı yazısına biraz göz gezdirdim ama, yazı uzun olduğundan, sonunu alamadım. Bu yüzden yorumlamaya gerek duymadım.
Elbette, düşünceler, kendini yenileyerek, asıl amacın İNSAN ONURUNU kurtarmaya yönelik olduğunu düşünüyoruz.
Bu yüzden, feminizm hareketini, insan hakları kapsamından daha özel bir yeri olduğundan dikkate almaktayım. Çünkü, buradaki değerlendirmelerden de görüldüğü gibi, kadına sadece “kadın cinsiyeti” ayırımının sürdüğünü düşünüyorum.
sevgi ve selamlar.
Yazan:knz Tarih: Haz 26, 2007 | Reply
ece hanım :)
Ne üzücü ki , bizi feministlik yapmmaıza rus ve amerkalı kadınlar uzayda mekik kenetleyerek gerek bırakmadılar.
allah için onlar o güne kadar iyi ter döktüler.
ne demiş şair; ayinesi iştir kişin lafa bakılmaz.
biz de tembel tembel o kapıdan girdik.
yok galiba cumhuriyet ilan ettiler, vay tazminat fermanı mıydı artık bilem,
bizler içeri itildik.
valla da oy kullanabilirsin, billahi de hukuk okuyabilirsin dediler .
aa sahi mi ? yaa falan dedik., amerika’da tıp okuyan bi kadın varmış madem dedik..
yoksa artık biz konuşur duurduki tek başına yola çıkar mı ? ehliyet almak caiz mi diye ? oy kullanmakta erkek işi olablirdi yani.
ben zihni beyle aranıza girmek istemiyorum. konuya devam edin :)
Ayşa Böhler, Ayşa Armanla röportajında ben pembe giymem demişti.
Ben enetellektüel düzeyinin bu görüşünden bir fazla olduuğunu düşünmüyorum.
ececim izlenimlerde yazını görmemiştim, yazı yazdım., çok zarifsin çok teşekkür ederim., siz söyeyin ben sitemi falan silerim. o kadar hırsım yok yani
:)
Yazan:zihni örer Tarih: Haz 26, 2007 | Reply
Ece Hanım’a cevap
Zihni bey,
Değerli katkınız için çok teşekkür ederim..:)
Rica ederim efendim, taraftarım pek olmaz da, yine de yeşillik (kızıllık mı yoksa) olsun dedim).
Dinler genellemesini bir kenara bırakıp, islamiyeti baz alırsak;
müslüman kadının, islam öncesi dönemdeki kadından farklı olarak, yüceltildiğini ve daha önce sözkonusu olmayan pek çok hakkının da teslim edildiğini görüyoruz..
Haklısın galiba İslam dini o zaman bir devrim gerçekleştirmişti ama, daha sonra yerinde saymasının sorumluları kim ise, onları arıyoruz.
Daha sonraki dönemlerde, bu haklarından mahrum edildiyse, bunun suçlusu islam değil, belki islamCIlardır..
Burası tamamen “arap saçı”. İyi niyetinize de saygım sonsuzdur. Ama, 6-7 asırlık karmaşıklığın sorumlusu, bulunamadığına göre, dinde reform yapabilecek güçlü beyinler de ortalıkta görülmediğine göre….?
Sizin de hemfikir olacağımıza emin olduğum şu ki;
kadını kapitalizm kadar aşağılayan ve pespaye haline getiren hiç bir sistem yoktur zannediyorum..
Evet, ama Dinleri de kapitalizm ile özdeşleştirdiklerinde, (ki öyle yapıyorlar) durum ne olacak!
En son şu meşhur mayo reklamı olayında din eksenli yaygara koparıldığında, ses çıkartması gereken pek çok kadın kuruluşunun gıkı çıkmadı..!!
Konu mayo ve türban gibi giysileri aşmalıdır kadın haklarının erkeğe eşitlenmesi için.
Aşklar neden “sancılı ve de sonlu” oluyor dersin?
Kadın güçsüzlüğü değil, güçlülüğün içinde kendinden kaçmak değil, kendini bulabilmek; varolmaktan istifa etmek değil, varlığını olumlamak üzere sevebildiği gün aşk, hem kadın, hem de erkek için korkunç bir tehlike olmaktan çıkıp, bir yaşam kaynağı haline gelecektir demiş yazar.
Merve hanım eksenli olmasın..
Olayı başörtülü kadınlar üzerinden ele alalım..
Mecliste bulunmak istemeleri niçin tehlikelidir?
Defalarca dile getirdim, o kürsüye çıkabilen nice türbanlı(!!) erkek var iken, kadın üzerinden yaygara koparılması ne kadar adildir?
türbanlı erkek dediğin zaman, hak veriyorum sana.
Ayrıca, bir kısım kadınlar özgürlüğü hakediyor, bir kısım kadınlar haketmiyor demek, adil bir özgürlük anlayışı olabilir mi?
Bu yaklaşım çok çarpıcı geldi bana. Belki ilk kez, bu konudaki düşüncemi daha da olgunlaştırdım burada. Yani, “modern” dediğimiz kadın kapitalizmin vitrin süsü olarak algılandığı halde dikkat çekmiyorsa ve milletvekilliği sorgulanmıyorsa, TÜRBANLI KADINLARIN DA milletvekilliği sorgulanmamalıdır.
Sorgulanması gereken şey, kapitalizmin hangi fırsat ve kurumları kullanarak, insanları nasıl sömürdüğünü de-şifre etmektir.
İşte ben demokrasiye inancımı [bu ülkedeki..] bu yüzden yitirdim..
“Kullanmayanın demokrasisini kullanırlar” bunu biliyoruz değil mi? Rönesans ve reformlar burada işe yarayacaktı….
sevgi ve saygılarımla..
Aynen (iki katıyla) Sevgili Ece
Yazan:Ece Tarih: Haz 26, 2007 | Reply
Hasan Bey Hocam,
Beni kışkırttınız ve sanal da olsa böyle bir partiyi kurup, tüzüğünü, programını hazırladım..
Şimdi PPS olarak düzenlenmesi yapılıyor:))
Buradan elinize ulaşacak sanırım…Oylarınızı bekliyoruz..İktidar olursak, KNZ hanımı da köşke çıkartacağız..:P
saygılar..
Yazan:Ece Tarih: Haz 26, 2007 | Reply
Zihni bey,
Ben size bunu söylettirdim ya, artık gözlerim açık gitmez:)
[Suat bey in yazısına da dokunmalısınız..Asıl konu orada yazılı..]
Yazan:mehmetik Tarih: Haz 27, 2007 | Reply
Suna Vidinlinin agzindan bir de burdan okuyun. Bakalim ne demis.
http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=80311,12
Linkteki yazida baslikta nasil verilmis “Harvard’lıyım ama modern muhafazakarım.” BU cumleden ne anlarsiniz? Harvard iyi bir yer. Ileri bir universite. Ama orda MUHAFAZAKARLIK pek sokmez. Yani Harvard Radikal solun kalesiymis de bizim haberimiz yokmus. Aman aman. BU baslik kizcagizin agzindan alinmamis roportaji yapan bayanin isguzerligi.
Bir bayan politikaci nutuk cekerken “ben Turk kadinini temsil ediyorum” dedigi anda kulak kesilirim. Bakalim kadinlare icin ne diyor derim. Benim icin tek kriter vardir. Turkiyede Kadinlarin din dil irk dusunce ayrimina tabi tutulmamasi butun kadinlara firsat esitligi verilmesi. Tabii firsat esitligi din dil ayrimi derken aklimda hep tek bir kriter vardir : Basortulu Hanimlar. Ne diyorsun kardesim sen basortulu hanimlar icin? Onlara ne vaat ediyorsun? 17 Yildir siyaseti yakinen takip etmeye calisirim 5 yillik rusya donemim haric. Bu sure icinde basortusu ile ilgili o kadar bayatlamis o kadar kabak tadi veren zirvalar soylendi ki yeni bir sey soyleyemeyen bildik teraneleri temcit pilavi gibi siralayanlari bir kalemde sildim. Suna Vidinli Modern MUhafazakar olmak iddiasinda. Bende bunun sakat bir tanim oldugunu cunku omurgasizlik koktugunu iddia ediyorum. Neye dayanarak mi? Buyrun Vidinli hanim kendisi soylesin “Bu (Basortusu) konunun çok politize olduğunu düşünüyorum. Takan da takmayan da bu ülkenin insanı. Ancak bu sorunu şu anda çözemezsiniz, çünkü ortam çok gergin. Başörtüsü üzerinden kutuplaşma var.” Aha bitmistir! Yeni bir sey soylemiyor. Ne zaman cozulebilir sorusuna ise “Ortam y