<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 07:06:04 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Evrimcilerin iç hastalıkları &#124; Sohbetkurdu.Net tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-96527</link>
		<dc:creator>Evrimcilerin iç hastalıkları &#124; Sohbetkurdu.Net</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 00:58:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-96527</guid>
		<description>[...] içerden bir bakış için yazarlarımızdan Fethi Sipahi Tan’ın kaleme aldığı “Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun” adlı esprili ve bilgilendirici makale [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] içerden bir bakış için yazarlarımızdan Fethi Sipahi Tan’ın kaleme aldığı “Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun” adlı esprili ve bilgilendirici makale [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>şimdilik kalsın tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-37098</link>
		<dc:creator>şimdilik kalsın</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2009 23:14:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-37098</guid>
		<description>çok güzel olmuş tezim bitsin yüksek lisans hocamın beni aşağalıyan yazısını size yollamak istiyorum kendisi ahlak çalışan ama hala etik ve ahlak konusunda bilgisi olamyan hocam (bilse zaten çalışmazdı...)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>çok güzel olmuş tezim bitsin yüksek lisans hocamın beni aşağalıyan yazısını size yollamak istiyorum kendisi ahlak çalışan ama hala etik ve ahlak konusunda bilgisi olamyan hocam (bilse zaten çalışmazdı&#8230;)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazı Önerisi (1) &#124; Garajımdaki Ejderha tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-36429</link>
		<dc:creator>Yazı Önerisi (1) &#124; Garajımdaki Ejderha</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2009 14:23:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-36429</guid>
		<description>[...] Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun   Kategorisi: Medya.   Alıntı mı yapmak istiyorsunuz? Lütfen önce şu sayfaya bakın: Alıntı Şartları   &#8592; Super Mario Çalışma Hayatı &#8594; [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun   Kategorisi: Medya.   Alıntı mı yapmak istiyorsunuz? Lütfen önce şu sayfaya bakın: Alıntı Şartları   &#8592; Super Mario Çalışma Hayatı &#8594; [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazı Önerisi (1) &#124; Garajımdaki Ejderha tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-36360</link>
		<dc:creator>Yazı Önerisi (1) &#124; Garajımdaki Ejderha</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 21:35:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-36360</guid>
		<description>[...] Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Evrimcilerin iç hastalıkları &#124; Belitilinesne tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-26797</link>
		<dc:creator>Evrimcilerin iç hastalıkları &#124; Belitilinesne</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 00:17:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-26797</guid>
		<description>[...] içerden bir bakış için yazarlarımızdan Fethi Sipahi Tan’ın kaleme aldığı “Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun” adlı esprili ve bilgilendirici makale [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] içerden bir bakış için yazarlarımızdan Fethi Sipahi Tan’ın kaleme aldığı “Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun” adlı esprili ve bilgilendirici makale [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Eğitim mi şart, Okul mu? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-18540</link>
		<dc:creator>Eğitim mi şart, Okul mu? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2008 21:35:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-18540</guid>
		<description>[...] bey yazmıştı bir zaman, böyle üniversite yapısından başka ne beklenebilir [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] bey yazmıştı bir zaman, böyle üniversite yapısından başka ne beklenebilir [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Nükleer Enerji? Evet ama &#8230; : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-8766</link>
		<dc:creator>Nükleer Enerji? Evet ama &#8230; : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2007 19:37:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-8766</guid>
		<description>[...] bugün içinde bulunduğu acınacak durumu düzeltmeden nükleer enerjiye geçiş Çernobil gibi olaylara kapı açabilir. Çünkü güzel [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] bugün içinde bulunduğu acınacak durumu düzeltmeden nükleer enerjiye geçiş Çernobil gibi olaylara kapı açabilir. Çünkü güzel [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Evrimcilerin iç hastalıkları : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-5462</link>
		<dc:creator>Evrimcilerin iç hastalıkları : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2007 23:40:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-5462</guid>
		<description>[...] içerden bir bakış için yazarlarımızdan Fethi Sipahi Tan’ın kaleme aldığı “Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun” adlı esprili ve bilgilendirici makale [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] içerden bir bakış için yazarlarımızdan Fethi Sipahi Tan’ın kaleme aldığı “Yeni Üniversiteler Hayırlı Olsun” adlı esprili ve bilgilendirici makale [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İlginç Bir Tez ve Eski Bir Yazı - İzlenimler tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-3894</link>
		<dc:creator>İlginç Bir Tez ve Eski Bir Yazı - İzlenimler</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Oct 2007 14:04:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-3894</guid>
		<description>[...] 2-3 sene önce Türk üniversite hayatına dair bir yazı yazmış, olumlu olduğu kadar olumsuz eleştiriler de almıştım. Bu yazıyı daha sonra yeni kurulan üniversiteler için güncelleyip bir başka sitede yayınladım. Yazıya gelen bir yorum çok ilginç, meğer benim kişisel gözlemlerimi Maramara Üniversitesinden bir akademisyen tez olarak da inceleyip doğrulamış. Muhtemelen bir gazete haberi olan bu yorumu alıntılayayım, aslını bulursam oradan link veririm. Bu arada benim yazı şu linkte. Üniversitelerde öğretim elemanlarına uygulanan ayrımcılık, baskı, eziyet, korkutma, küfür, hakaret, taciz gibi resmî olmayan cezalar bir akademisyen tarafından doktora tezine konu edildi. Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde bir eğitim yönetimi sorunu olarak öğretim üyelerine uygulanan informel (resmî olmayan) cezalar araştırıldı. Yard. Doç. Dr. Erkan Yaman’ın yaptığı araştırmanın tez danışmanlığını Prof. Dr. Hoşcan Ensari yapmış. Buna göre üniversitelerimizin genel görünümü şöyle: “Korku kültürü hakim. Baskıcı ve otoriter yönetim anlayışı üniversiteyi yozlaştırıyor. Akademisyenler sürekli sindiriliyor, tehdit ediliyor. Adam kayırma ve yandaşlık had safhada. Öğretim elemanları bu ortamda bilim üretemiyor ve mutsuz.” [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] 2-3 sene önce Türk üniversite hayatına dair bir yazı yazmış, olumlu olduğu kadar olumsuz eleştiriler de almıştım. Bu yazıyı daha sonra yeni kurulan üniversiteler için güncelleyip bir başka sitede yayınladım. Yazıya gelen bir yorum çok ilginç, meğer benim kişisel gözlemlerimi Maramara Üniversitesinden bir akademisyen tez olarak da inceleyip doğrulamış. Muhtemelen bir gazete haberi olan bu yorumu alıntılayayım, aslını bulursam oradan link veririm. Bu arada benim yazı şu linkte. Üniversitelerde öğretim elemanlarına uygulanan ayrımcılık, baskı, eziyet, korkutma, küfür, hakaret, taciz gibi resmî olmayan cezalar bir akademisyen tarafından doktora tezine konu edildi. Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde bir eğitim yönetimi sorunu olarak öğretim üyelerine uygulanan informel (resmî olmayan) cezalar araştırıldı. Yard. Doç. Dr. Erkan Yaman’ın yaptığı araştırmanın tez danışmanlığını Prof. Dr. Hoşcan Ensari yapmış. Buna göre üniversitelerimizin genel görünümü şöyle: “Korku kültürü hakim. Baskıcı ve otoriter yönetim anlayışı üniversiteyi yozlaştırıyor. Akademisyenler sürekli sindiriliyor, tehdit ediliyor. Adam kayırma ve yandaşlık had safhada. Öğretim elemanları bu ortamda bilim üretemiyor ve mutsuz.” [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>bir akademisyen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-3876</link>
		<dc:creator>bir akademisyen</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Oct 2007 13:24:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-3876</guid>
		<description>&lt;strong&gt;Malesef dogru&lt;/strong&gt;

Üniversitelerde öğretim elemanlarına uygulanan ayrımcılık, baskı, eziyet, korkutma, küfür, hakaret, taciz gibi resmî olmayan cezalar bir akademisyen tarafından doktora tezine konu edildi. Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nde bir eğitim yönetimi sorunu olarak öğretim üyelerine uygulanan informel (resmî olmayan) cezalar araştırıldı. Yard. Doç. Dr. Erkan Yaman'ın yaptığı araştırmanın tez danışmanlığını Prof. Dr. Hoşcan Ensari yapmış. Buna göre üniversitelerimizin genel görünümü şöyle: "Korku kültürü hakim. Baskıcı ve otoriter yönetim anlayışı üniversiteyi yozlaştırıyor. Akademisyenler sürekli sindiriliyor, tehdit ediliyor. Adam kayırma ve yandaşlık had safhada. Öğretim elemanları bu ortamda bilim üretemiyor ve mutsuz." 

Halen Sakarya Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Erkan Yaman, doktora tezini Türkiye'nin değişik bölgelerindeki üniversitelerde informel cezalara maruz kalmış öğretim üyeleri ile yüz yüze görüşmeler yaparak gerçekleştirdi. Araştırmaya göre üniversitedeki otoriter yapı sisteme uymayan öğretim üyelerine yasa ve yönetmeliklerde yer almayan cezalar veriyor. Bu cezalar tutum ve davranışlar yoluyla şu şekilde tezahür ediyor: "Ayrımcılık, kayırma, yıldırma, korkutma, ihmal, sömürü, istismar, bencillik, işkence, eziyet, şiddet, baskı, saldırganlık, iş ilişkilerine politika karıştırma, hakaret ve küfür, bedensel ve cinsel taciz, görev ve yetkinin kötüye kullanımı, dedikodu, dogmatik davranışlar, yobazlık, bağnazlık." 

Araştırmada üniversitelerde oluşturulan korku kültürü, öğretim üyelerinin anlatımlarıyla ele alınıyor. İsmi açıklanmayan bir araştırma görevlisi, üniversitelerde askerî hiyerarşik yapılanmanın bir benzerinin varlığına dikkat çekerek şöyle konuşuyor: "Bir akademisyen düşünün ki bağımsız düşünce süreçlerini ve doğru bildiğini her fırsatta ifade etmesi gereken bir bilim insanı tuvalete giderken dahi izin isteyecekti. Bu korkunç bir manzaraydı." Akademisyenlikte usta-çırak ilişkisi bulunması, amirin onayı olmadan bir şey olunamayacağı sonucunu doğuruyor. Bu da insanların hak aramadan çekinme ve korkuyu beraberinde getiriyor. Böylece ideolojik yapılanma ve kadrolaşma da etkisini devam ettirebiliyor. 

Resmî olmayan cezalar arasında yöneticilerle ters düşen öğretim elemanlarına ambargo uygulanması da bulunuyor. Bir yardımcı doçent, yöneticilerle ters düştüğü için üniversitedeki memur ve müstahdemlere varıncaya kadar herkese kendisiyle konuşulmaması talimatı verildiğini ifade ediyor. Öğretim üyesi, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Tabii ki kimse bizimle arkadaş olmuyordu korkudan. Korkuyorlardı insanlar, memur ve hizmetliler dahil. Onlara bizim için 'düşman öğretim üyeleri' denmişti. Maalesef korkunç. Akademik camiada bunları da yaşadık." 

Yard. Doç. Dr. Erkan Yaman, Türkiye'nin en önemli sorununu aydınların henüz bu korku kültürünü tartışmaya dahi açamaması olarak görüyor ve şu yorumu yapıyor: "Korku kültürü bir dünya görüşü, yaşama bakış tarzı, diğer insanlarla paylaşılan bir algılama zemini oluşturur. Bu algılama zemini, insanın özünü, onurunu, tekliğini önemsemez; bu zeminin önemsediği en önemli faktör güçtür. Bu bir kültürdür ve ülkemizdeki insanlar bu kültürün içinde yoğrulmuşlardır... Türk toplumunun en can alıcı sorunu budur. Nitekim araştırmamızın bulgularında da öğretim elemanları, çalıştıkları fakülte ya da bölümlerde yöneticileri tarafından oluşturulan korku kültürünün onlarda ciddî düzeyde olumsuz örgüt iklimi algısının ve sorunların oluşmasına neden olduğunu belirtmiştir." 

Bilimsel araştırmada öğretim üyelerinin en çok şikayet ettiği konuların başında öğretim elemanlarına akademik yükseltmelerde kadro verilmemesi veya engellenmesi; yaptıkları bilimsel çalışmalara değer verilmemesi; yayınlarının yöneticiler tarafından olumsuz biçimde eleştirilmesi gibi davranışlar geliyor. 


Üniversitedeki baskı, hocaları hasta ediyor 

Üniversitelerdeki baskı ve sindirme kültürü, akademik camianın en alt mertebesi kabul edilen araştırma görevliliğinden itibaren oluşturuluyor. Araştırma görevlisinin geleceği, iş hayatı ve yükselmesi sürekli bir üst amirinin elinde olduğu için özel işlerde kullanıldığına vurgu yapılıyor. Araştırma görevlileri, informel cezaya maruz kalmamak için öğretim üyeleri ve yöneticilerin derslerine giriyor; ama ücretini başkası alıyor, onlar adına akademik çalışma yapıyor; ama ismi yazılmıyor, özel işlerinde kullanılıyor veya çanta taşıtılıyor. İnformel cezaların öğretim elemanı üzerindeki fiziksel ve psikolojik etkileri de doktora tezinde araştırıldı. Buna göre cezaya maruz kalan akademisyenlerde kronik uyku bozukluğu, kronik yorgunluk sendromu, aşırı kilo alma veya verme, boyun ve sırt ağrıları, kalp ritim bozukluğu, ağız kuruluğu, sersemlik hissi, kontrolünü yitirme korkusu, titreme ve seğirmeler, nefes almada zorluk, alerjik reaksiyonlar, baş ağrısı veya migren, kaşıntı ve döküntüler, saçlarda beyazlaşma veya dökülme gibi fiziksel etkiler görüldü. Cezaların en önemli psikolojik etkisi ise stres, mutsuzluk ve hüzün olarak ortaya çıktı.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Malesef dogru</strong></p>
<p>Üniversitelerde öğretim elemanlarına uygulanan ayrımcılık, baskı, eziyet, korkutma, küfür, hakaret, taciz gibi resmî olmayan cezalar bir akademisyen tarafından doktora tezine konu edildi. Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü&#8217;nde bir eğitim yönetimi sorunu olarak öğretim üyelerine uygulanan informel (resmî olmayan) cezalar araştırıldı. Yard. Doç. Dr. Erkan Yaman&#8217;ın yaptığı araştırmanın tez danışmanlığını Prof. Dr. Hoşcan Ensari yapmış. Buna göre üniversitelerimizin genel görünümü şöyle: &#8220;Korku kültürü hakim. Baskıcı ve otoriter yönetim anlayışı üniversiteyi yozlaştırıyor. Akademisyenler sürekli sindiriliyor, tehdit ediliyor. Adam kayırma ve yandaşlık had safhada. Öğretim elemanları bu ortamda bilim üretemiyor ve mutsuz.&#8221; </p>
<p>Halen Sakarya Üniversitesi&#8217;nde öğretim üyesi olarak görev yapan Erkan Yaman, doktora tezini Türkiye&#8217;nin değişik bölgelerindeki üniversitelerde informel cezalara maruz kalmış öğretim üyeleri ile yüz yüze görüşmeler yaparak gerçekleştirdi. Araştırmaya göre üniversitedeki otoriter yapı sisteme uymayan öğretim üyelerine yasa ve yönetmeliklerde yer almayan cezalar veriyor. Bu cezalar tutum ve davranışlar yoluyla şu şekilde tezahür ediyor: &#8220;Ayrımcılık, kayırma, yıldırma, korkutma, ihmal, sömürü, istismar, bencillik, işkence, eziyet, şiddet, baskı, saldırganlık, iş ilişkilerine politika karıştırma, hakaret ve küfür, bedensel ve cinsel taciz, görev ve yetkinin kötüye kullanımı, dedikodu, dogmatik davranışlar, yobazlık, bağnazlık.&#8221; </p>
<p>Araştırmada üniversitelerde oluşturulan korku kültürü, öğretim üyelerinin anlatımlarıyla ele alınıyor. İsmi açıklanmayan bir araştırma görevlisi, üniversitelerde askerî hiyerarşik yapılanmanın bir benzerinin varlığına dikkat çekerek şöyle konuşuyor: &#8220;Bir akademisyen düşünün ki bağımsız düşünce süreçlerini ve doğru bildiğini her fırsatta ifade etmesi gereken bir bilim insanı tuvalete giderken dahi izin isteyecekti. Bu korkunç bir manzaraydı.&#8221; Akademisyenlikte usta-çırak ilişkisi bulunması, amirin onayı olmadan bir şey olunamayacağı sonucunu doğuruyor. Bu da insanların hak aramadan çekinme ve korkuyu beraberinde getiriyor. Böylece ideolojik yapılanma ve kadrolaşma da etkisini devam ettirebiliyor. </p>
<p>Resmî olmayan cezalar arasında yöneticilerle ters düşen öğretim elemanlarına ambargo uygulanması da bulunuyor. Bir yardımcı doçent, yöneticilerle ters düştüğü için üniversitedeki memur ve müstahdemlere varıncaya kadar herkese kendisiyle konuşulmaması talimatı verildiğini ifade ediyor. Öğretim üyesi, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: &#8220;Tabii ki kimse bizimle arkadaş olmuyordu korkudan. Korkuyorlardı insanlar, memur ve hizmetliler dahil. Onlara bizim için &#8216;düşman öğretim üyeleri&#8217; denmişti. Maalesef korkunç. Akademik camiada bunları da yaşadık.&#8221; </p>
<p>Yard. Doç. Dr. Erkan Yaman, Türkiye&#8217;nin en önemli sorununu aydınların henüz bu korku kültürünü tartışmaya dahi açamaması olarak görüyor ve şu yorumu yapıyor: &#8220;Korku kültürü bir dünya görüşü, yaşama bakış tarzı, diğer insanlarla paylaşılan bir algılama zemini oluşturur. Bu algılama zemini, insanın özünü, onurunu, tekliğini önemsemez; bu zeminin önemsediği en önemli faktör güçtür. Bu bir kültürdür ve ülkemizdeki insanlar bu kültürün içinde yoğrulmuşlardır&#8230; Türk toplumunun en can alıcı sorunu budur. Nitekim araştırmamızın bulgularında da öğretim elemanları, çalıştıkları fakülte ya da bölümlerde yöneticileri tarafından oluşturulan korku kültürünün onlarda ciddî düzeyde olumsuz örgüt iklimi algısının ve sorunların oluşmasına neden olduğunu belirtmiştir.&#8221; </p>
<p>Bilimsel araştırmada öğretim üyelerinin en çok şikayet ettiği konuların başında öğretim elemanlarına akademik yükseltmelerde kadro verilmemesi veya engellenmesi; yaptıkları bilimsel çalışmalara değer verilmemesi; yayınlarının yöneticiler tarafından olumsuz biçimde eleştirilmesi gibi davranışlar geliyor. </p>
<p>Üniversitedeki baskı, hocaları hasta ediyor </p>
<p>Üniversitelerdeki baskı ve sindirme kültürü, akademik camianın en alt mertebesi kabul edilen araştırma görevliliğinden itibaren oluşturuluyor. Araştırma görevlisinin geleceği, iş hayatı ve yükselmesi sürekli bir üst amirinin elinde olduğu için özel işlerde kullanıldığına vurgu yapılıyor. Araştırma görevlileri, informel cezaya maruz kalmamak için öğretim üyeleri ve yöneticilerin derslerine giriyor; ama ücretini başkası alıyor, onlar adına akademik çalışma yapıyor; ama ismi yazılmıyor, özel işlerinde kullanılıyor veya çanta taşıtılıyor. İnformel cezaların öğretim elemanı üzerindeki fiziksel ve psikolojik etkileri de doktora tezinde araştırıldı. Buna göre cezaya maruz kalan akademisyenlerde kronik uyku bozukluğu, kronik yorgunluk sendromu, aşırı kilo alma veya verme, boyun ve sırt ağrıları, kalp ritim bozukluğu, ağız kuruluğu, sersemlik hissi, kontrolünü yitirme korkusu, titreme ve seğirmeler, nefes almada zorluk, alerjik reaksiyonlar, baş ağrısı veya migren, kaşıntı ve döküntüler, saçlarda beyazlaşma veya dökülme gibi fiziksel etkiler görüldü. Cezaların en önemli psikolojik etkisi ise stres, mutsuzluk ve hüzün olarak ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ve de ki! &#124; getürkt tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-3462</link>
		<dc:creator>ve de ki! &#124; getürkt</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Sep 2007 16:29:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-3462</guid>
		<description>[...] Daha önce de İzlenimler&#8217;de Fethi Sipahi Tan konunun üzerinden buldozer gibi geçmişti ama ben yine de yazmadan duramayacağım. [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Daha önce de İzlenimler&#8217;de Fethi Sipahi Tan konunun üzerinden buldozer gibi geçmişti ama ben yine de yazmadan duramayacağım. [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Haydar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-2047</link>
		<dc:creator>Haydar</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Jun 2007 23:27:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-2047</guid>
		<description>“Kitlesel karşı koyma reflkesi”ne dair... 
TSK’nın internet sitesinden yapılan “refleks gösterme” çağrısı aslında zaten şimdiye kadar oldukça iyi pişirilmiş olan bir refleksin adını koyuyor; zaten sağdan soldan harekete geçirilmiş olan bir reflekse meşruiyet sağlıyor. 

Bu “reflekslerin” nasıl geliştiğini örneğin Emin Çölaşan çok iyi açıklamış. Kısaca özetlemek gerekirse, AKP iktidarının “AB reformları (!) uğruna” memleketi bu hallere getirdiğini anlatmış; “ülkenin düzeni altüst edildi” demiş ve sonuca bağlamış: “Başımıza ne geldiyese ‘AB reformları(!)’ uğruna geldi.” (Ünlem işareti kendisinin (!)) 

Yani Çölaşan gayet doğru bir tespit yapıyor ve net bir şekilde açıklıyor... Çünkü AB reformlarıyla birlikte memlekette “birilerinin düzeni” -bozulmasa bile- oldukça sarsıntıya uğradı; ve AB’ye karşı çıkmak uğruna, cehennem senaryolarını bile göze alan bir “refleks harekatı” başlatıldı. Yani kısaca demek istiyor ki, “bu AB sevdasından vazgeçin, yoksa...” 

Bu reflekslerin çok örnekleri var... Bir tanesini Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde yaşayan bir öğrencinin mektubundan okuyalım: 

“‘Ankarada DTCF öğrencileri birbirine girdi.’ 

Bu kadar basit, sıradan ve alışık olduğumuz bir haber. Ama meraklı biri olarak, ben aklıma takılan bazı soruları paylaşmak istiyorum. 

Önce kendimi tanıtayım. 24 yaşında bir öğrenciyim. Bu yıl son sınıftayım. Ailem beni oldukça iyi yetiştirmeye çalıştı. Üniversitede hiçbir zaman siyasetin içinde olmadım. Ama tabii ki benim de kendime ait bir görüşüm vardı, ve bu konuda hep okuyarak bilgi sahibi olmaya çalıştım. Biraz sonra soracağım soruların daha anlaşılır olması için belirteyim, ailem genelde hep muhafazakâr bir görüşe yakındı diyebiliriz. Ben de öyle büyüdüm. 

Şimdi sorularıma gelelim.. Olay şu; güya bizim okulda karşıt görüşlü öğrenciler arasında çatışma çıkıyor, polis olaylara müdahale ediyor ve okul 4 hazirana kadar tatil ediliyor. Ben artık bu üniversiteden ve bu haberlerden bıktım! Fakat devlet, hükümet ve basın bunları görmezden gelmekten ve yalan söylemekten bıkmadı! Olaylar bizzat gözümün önünde olduğu için, şimdi bir de benden dinleyin.. 

Evet, sabah saat 9.30 sıralarında, sınıfta sınav varken, içeride 30-35 kadar öğrenci ve hoca olmasına rağmen, ‘sağ görüşlü’ diye tabir edilen faşist bir öğrenci sınıfa dalıyor. Ve elinde kocaman bir satırla, (yanlış duymadınız, bildiğimiz satır) içeri dalarak bir öğrencinin üzerine saldırıyor. ‘Bu hayvan Kürt!’ diye bağırarak, öğrencinin kafasına, omzuna ve yüzüne satırla vuruyor. Her yer kan içinde. Ardından komaya giren öğrenci hastaneye götürülmeye çalışılırken, polis geliyor. Panik içinde bağıran ve olayı protesto eden ‘solcu’ öğrencileri gözaltına alıyor. (Tepki gösterenlerden biri bendim ve ben solcu falan değilim!) 

Şimdi sorularım: 

Soru 1: Adına ‘sağ görüşlü’ denen bu öğrenci, bu cesareti ve güveni nereden, kimlerden alıyor? 

Soru 2: Onca güvenlik elemanının ve polisin cirit attığı bir mekana, o kocaman satır nasıl giriyor? Üstelik okulun önü ve içi uzun süredir polis kaynadığı halde... 

Soru 3: Saldırılan öğrencinin DNA testi yapılarak Kürt olduğu bugün mü anlaşıldı ki, sınav ortasında böyle bir katletme girişiminde bulunuluyor? Hem kendi halinde olduğu bilinen bir öğrencinin Kürt, Laz, Ermeni, Türk ya da Alman olması kimi neden ilgilendirir ? (Ben de aslen Laz kökenliyim ve bunun kimseye battığını sanmıyorum.) 

Soru 4: Polisler olay yerine gelince, hepimizin gözü önünde, sağ görüşlü öğrencilerle birlikte hareket edip, sol görüşlü öğrencilere saldırdı. Neden? Polislerin siyasi bir görevi var da biz mi bilmiyoruz? 

Soru 5: Ellerinde demir çubuklarla sağ görüşlü öğrenciler hala saldırmaya devam ederken, polis neden onlara değil de, binada sınavda olan öğrencilerin üzerine ve bina içine biber gazı attı? (Saatlerce içeride mahsur kaldım..) 

Soru 6: Olayla hiçbir ilgisi olmayan, ama herşeyi en yakından gören kantin çalışanları, ‘saldıranlar bunlar’ diye sağ görüşlü öğrencileri gösterince polisin şiddetine maruz kaldılar. Neden?? Polis kendisi gibi düşünmeyenleri yok etmekle mi görevli ? 

Soru 7: Solcu öğrenciler demir çubuk, sopa ve satırlara karşı, yerden topladıkları taşlarla kendilerini savunmaya çalışırken, saldırıyı yapan sağ görüşlü öğrenciler, ellerinde satırlar hala duruyorken, polisin gözetiminde ve bizzat korunarak kampüs dışına çıkarıldılar. Neden? Bu üniversitede can güvenliğimin sağlanması için faşist olmak zorunda mıyım? Yoksa polis abilerimizden aferin almak için elimde satırla mı dolaşmam gerek? 

Soru 8: Faşistlerin saldırısına karşı sol görüşlü öğrenciler toplanırken, insanlığından şüphe duyduğum bir öğretim görevlisi ortaya çıkıp, şiddetin kötü birşey olduğuna dair nutuk çekti. Kendisine soralım şimdi, ey ulu akademisyen! az önce satırlarla insanlar doğranırken neredeydiniz? yoksa sizi de doğramalarından mı korktunuz? yoksa birileri böyle söylemenizi mi istedi? 

Soru 9: Neden olayda bir tane bile sağ görüşlü öğrenci gözaltına alınmıyor? Evet şiddete hayır tabii ki.. ama, saldıran korunurken, saldırıya uğrayanlar neden bir de devlet dayağı yemek zorundalar? 

Soru 10: Geçen sene ve ondan önceki sene, yine final haftasında sınavdayken, yine sol görüşlü olduğu söylenen öğrenciler, faşistler tarafından satırlarla doğranmıştı. Bu bir tesadüf müdür, yoksa başka planlar mı vardır? Birileri, kendisi gibi olmayanların okuma hakkını ellerinden mi almak istemektedir yoksa? 

Soru 11: Tüm bunlar sürekli olurken, basın neden ‘karşıt görüşlü öğrenciler birbirine girdi’ şeklinde saçma sapan haberler veriyor ? Bu olayda karşıt görüş var mıdır sizce? ortada polis desteği ile yürütülen bir katliam varken, hangi görüş çatışmasından bahsediyorsunuz? Elinde satırla yürüyen bir yaratığın görüşü olabilir mi? 

Soru 12: Sabahtan akşama kadar magazin izleyen, futboldan başka birşeyle ilgilenmeyen, mankenlerin ne yaptığını merak eden, geçim derdine düşmüş, hayattan hiçbir beklentisi olmayan sevgili halkımıza, üniversitelerdeki çatışmaların gerçekte ne olduğunu nasıl anlatabiliriz? 

Sorularım çok gıcık değil mi.. farkındayım.. Ama artık patlamak zorunda hissediyorum biryerlere.. Herşeyden bıktım burada. Sürekli sağcılar adam satırlıyorlar. Polis onları koruyor. Solcular taşla karşılık veriyorlar. Polis onları dayaktan geçirip gözaltına alıyor. 

Ertesi gün geldiklerinde tanınmaz haldeler.. Bu okulda yaşam bundan ibaret. ben buraya okumaya geldim. Sağcı ya da solcu olmak istemiyorum! Sağcı zaten olamam, çünkü elimde satırla dolaşacak kadar insanlığımı yitiremem ben. Solcu olmak istemiyorum, çünkü kendilerine tanınan tek şans, tüm engellemelere rağmen zorla okulu bitirmeye çalışmak. 

Burası üniversite mi, yoksa polis akademisi mi, anlamak zor. İçimiz dışımız polis olmuş durumda. Solcuların ‘polis devleti’ dedikleri şey bu olmalı. Biz bu bankta otururken, polisler yanımızdaki bankta oturuyorlar. Birlikte tost yiyip çay içiyoruz. Bolca bulmaca çözüp, arada kız kesiyorlar. Canları sıkılınca kampüsü dolaşıp, açtığımız kitap standlarını dağıtıyorlar. Bunlar zararlı kitaplar diyorlar. Artık gerçekten bıktım bu yaşantıdan.. Bu lanet olası üniversiteden biran önce kurtulmak için gün sayıyorum. (...)” 


* * *
DTCF’den bir öğrencinin tanıklığı ve hayata dair yaşadığı tecrübe böyle... Ama bu tür tecrübeler sadece DTCF ile sınırlı değil; bir çok yerde teyakkuza geçmiş birileri yukarıdan vazedilenleri “emir” telakki edip gereğini yerine getirmek ve ortalığa korku salmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kimi geçen hafta örneğini verdiğim türden, derme çatma ve aptallık ürünü sahte “belgeleri” dolaşıma sokuyor, kimi Ermeni okullarını tehdit ediyor... 

Ama ilginç bir şekilde, toplumu intihar etmeye yönelten bütün bu faaliyetler Türkiye ile sınırlı değil. Belki bizim memlekette işler çok daha sert tezahür etse de, sadece bize özgü olmayan bir durum söz konusu... 

En güzel örneklerden birini de Fransa veriyor. Sarkozy efendi, Fransız sembollerine sarılarak, “ulusal kimlik ve göçmenlik” bakanlığı gibi –niyeti belli olan- bir bakanlık tesis edip, açıkça “ya sev ya terket” söylemiyle politika yapıyor. 

Yani, bizim memlekette teyakkuz halinde olan ve emir verip emir almaktan başka bir şeyden anlamayanlar, aslında sadece bir kaç ülke ötedeki dostlarıyla birlikte dünya çapında ortak bir cehennemin hikayesi yazıyorlar... 

Bütün bu hikayeye karşı, her şeye rağmen, düşman olmayı reddedenler ise terörün her çeşidine karşı, bir arada yaşamayı şiar edinerek, birbirlerine sarılarak refleks gösteriyorlar...


F Kentel    gazetem.net</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>“Kitlesel karşı koyma reflkesi”ne dair&#8230;<br />
TSK’nın internet sitesinden yapılan “refleks gösterme” çağrısı aslında zaten şimdiye kadar oldukça iyi pişirilmiş olan bir refleksin adını koyuyor; zaten sağdan soldan harekete geçirilmiş olan bir reflekse meşruiyet sağlıyor. </p>
<p>Bu “reflekslerin” nasıl geliştiğini örneğin Emin Çölaşan çok iyi açıklamış. Kısaca özetlemek gerekirse, AKP iktidarının “AB reformları (!) uğruna” memleketi bu hallere getirdiğini anlatmış; “ülkenin düzeni altüst edildi” demiş ve sonuca bağlamış: “Başımıza ne geldiyese ‘AB reformları(!)’ uğruna geldi.” (Ünlem işareti kendisinin (!)) </p>
<p>Yani Çölaşan gayet doğru bir tespit yapıyor ve net bir şekilde açıklıyor&#8230; Çünkü AB reformlarıyla birlikte memlekette “birilerinin düzeni” -bozulmasa bile- oldukça sarsıntıya uğradı; ve AB’ye karşı çıkmak uğruna, cehennem senaryolarını bile göze alan bir “refleks harekatı” başlatıldı. Yani kısaca demek istiyor ki, “bu AB sevdasından vazgeçin, yoksa&#8230;” </p>
<p>Bu reflekslerin çok örnekleri var&#8230; Bir tanesini Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde yaşayan bir öğrencinin mektubundan okuyalım: </p>
<p>“‘Ankarada DTCF öğrencileri birbirine girdi.’ </p>
<p>Bu kadar basit, sıradan ve alışık olduğumuz bir haber. Ama meraklı biri olarak, ben aklıma takılan bazı soruları paylaşmak istiyorum. </p>
<p>Önce kendimi tanıtayım. 24 yaşında bir öğrenciyim. Bu yıl son sınıftayım. Ailem beni oldukça iyi yetiştirmeye çalıştı. Üniversitede hiçbir zaman siyasetin içinde olmadım. Ama tabii ki benim de kendime ait bir görüşüm vardı, ve bu konuda hep okuyarak bilgi sahibi olmaya çalıştım. Biraz sonra soracağım soruların daha anlaşılır olması için belirteyim, ailem genelde hep muhafazakâr bir görüşe yakındı diyebiliriz. Ben de öyle büyüdüm. </p>
<p>Şimdi sorularıma gelelim.. Olay şu; güya bizim okulda karşıt görüşlü öğrenciler arasında çatışma çıkıyor, polis olaylara müdahale ediyor ve okul 4 hazirana kadar tatil ediliyor. Ben artık bu üniversiteden ve bu haberlerden bıktım! Fakat devlet, hükümet ve basın bunları görmezden gelmekten ve yalan söylemekten bıkmadı! Olaylar bizzat gözümün önünde olduğu için, şimdi bir de benden dinleyin.. </p>
<p>Evet, sabah saat 9.30 sıralarında, sınıfta sınav varken, içeride 30-35 kadar öğrenci ve hoca olmasına rağmen, ‘sağ görüşlü’ diye tabir edilen faşist bir öğrenci sınıfa dalıyor. Ve elinde kocaman bir satırla, (yanlış duymadınız, bildiğimiz satır) içeri dalarak bir öğrencinin üzerine saldırıyor. ‘Bu hayvan Kürt!’ diye bağırarak, öğrencinin kafasına, omzuna ve yüzüne satırla vuruyor. Her yer kan içinde. Ardından komaya giren öğrenci hastaneye götürülmeye çalışılırken, polis geliyor. Panik içinde bağıran ve olayı protesto eden ‘solcu’ öğrencileri gözaltına alıyor. (Tepki gösterenlerden biri bendim ve ben solcu falan değilim!) </p>
<p>Şimdi sorularım: </p>
<p>Soru 1: Adına ‘sağ görüşlü’ denen bu öğrenci, bu cesareti ve güveni nereden, kimlerden alıyor? </p>
<p>Soru 2: Onca güvenlik elemanının ve polisin cirit attığı bir mekana, o kocaman satır nasıl giriyor? Üstelik okulun önü ve içi uzun süredir polis kaynadığı halde&#8230; </p>
<p>Soru 3: Saldırılan öğrencinin DNA testi yapılarak Kürt olduğu bugün mü anlaşıldı ki, sınav ortasında böyle bir katletme girişiminde bulunuluyor? Hem kendi halinde olduğu bilinen bir öğrencinin Kürt, Laz, Ermeni, Türk ya da Alman olması kimi neden ilgilendirir ? (Ben de aslen Laz kökenliyim ve bunun kimseye battığını sanmıyorum.) </p>
<p>Soru 4: Polisler olay yerine gelince, hepimizin gözü önünde, sağ görüşlü öğrencilerle birlikte hareket edip, sol görüşlü öğrencilere saldırdı. Neden? Polislerin siyasi bir görevi var da biz mi bilmiyoruz? </p>
<p>Soru 5: Ellerinde demir çubuklarla sağ görüşlü öğrenciler hala saldırmaya devam ederken, polis neden onlara değil de, binada sınavda olan öğrencilerin üzerine ve bina içine biber gazı attı? (Saatlerce içeride mahsur kaldım..) </p>
<p>Soru 6: Olayla hiçbir ilgisi olmayan, ama herşeyi en yakından gören kantin çalışanları, ‘saldıranlar bunlar’ diye sağ görüşlü öğrencileri gösterince polisin şiddetine maruz kaldılar. Neden?? Polis kendisi gibi düşünmeyenleri yok etmekle mi görevli ? </p>
<p>Soru 7: Solcu öğrenciler demir çubuk, sopa ve satırlara karşı, yerden topladıkları taşlarla kendilerini savunmaya çalışırken, saldırıyı yapan sağ görüşlü öğrenciler, ellerinde satırlar hala duruyorken, polisin gözetiminde ve bizzat korunarak kampüs dışına çıkarıldılar. Neden? Bu üniversitede can güvenliğimin sağlanması için faşist olmak zorunda mıyım? Yoksa polis abilerimizden aferin almak için elimde satırla mı dolaşmam gerek? </p>
<p>Soru 8: Faşistlerin saldırısına karşı sol görüşlü öğrenciler toplanırken, insanlığından şüphe duyduğum bir öğretim görevlisi ortaya çıkıp, şiddetin kötü birşey olduğuna dair nutuk çekti. Kendisine soralım şimdi, ey ulu akademisyen! az önce satırlarla insanlar doğranırken neredeydiniz? yoksa sizi de doğramalarından mı korktunuz? yoksa birileri böyle söylemenizi mi istedi? </p>
<p>Soru 9: Neden olayda bir tane bile sağ görüşlü öğrenci gözaltına alınmıyor? Evet şiddete hayır tabii ki.. ama, saldıran korunurken, saldırıya uğrayanlar neden bir de devlet dayağı yemek zorundalar? </p>
<p>Soru 10: Geçen sene ve ondan önceki sene, yine final haftasında sınavdayken, yine sol görüşlü olduğu söylenen öğrenciler, faşistler tarafından satırlarla doğranmıştı. Bu bir tesadüf müdür, yoksa başka planlar mı vardır? Birileri, kendisi gibi olmayanların okuma hakkını ellerinden mi almak istemektedir yoksa? </p>
<p>Soru 11: Tüm bunlar sürekli olurken, basın neden ‘karşıt görüşlü öğrenciler birbirine girdi’ şeklinde saçma sapan haberler veriyor ? Bu olayda karşıt görüş var mıdır sizce? ortada polis desteği ile yürütülen bir katliam varken, hangi görüş çatışmasından bahsediyorsunuz? Elinde satırla yürüyen bir yaratığın görüşü olabilir mi? </p>
<p>Soru 12: Sabahtan akşama kadar magazin izleyen, futboldan başka birşeyle ilgilenmeyen, mankenlerin ne yaptığını merak eden, geçim derdine düşmüş, hayattan hiçbir beklentisi olmayan sevgili halkımıza, üniversitelerdeki çatışmaların gerçekte ne olduğunu nasıl anlatabiliriz? </p>
<p>Sorularım çok gıcık değil mi.. farkındayım.. Ama artık patlamak zorunda hissediyorum biryerlere.. Herşeyden bıktım burada. Sürekli sağcılar adam satırlıyorlar. Polis onları koruyor. Solcular taşla karşılık veriyorlar. Polis onları dayaktan geçirip gözaltına alıyor. </p>
<p>Ertesi gün geldiklerinde tanınmaz haldeler.. Bu okulda yaşam bundan ibaret. ben buraya okumaya geldim. Sağcı ya da solcu olmak istemiyorum! Sağcı zaten olamam, çünkü elimde satırla dolaşacak kadar insanlığımı yitiremem ben. Solcu olmak istemiyorum, çünkü kendilerine tanınan tek şans, tüm engellemelere rağmen zorla okulu bitirmeye çalışmak. </p>
<p>Burası üniversite mi, yoksa polis akademisi mi, anlamak zor. İçimiz dışımız polis olmuş durumda. Solcuların ‘polis devleti’ dedikleri şey bu olmalı. Biz bu bankta otururken, polisler yanımızdaki bankta oturuyorlar. Birlikte tost yiyip çay içiyoruz. Bolca bulmaca çözüp, arada kız kesiyorlar. Canları sıkılınca kampüsü dolaşıp, açtığımız kitap standlarını dağıtıyorlar. Bunlar zararlı kitaplar diyorlar. Artık gerçekten bıktım bu yaşantıdan.. Bu lanet olası üniversiteden biran önce kurtulmak için gün sayıyorum. (&#8230;)” </p>
<p>* * *<br />
DTCF’den bir öğrencinin tanıklığı ve hayata dair yaşadığı tecrübe böyle&#8230; Ama bu tür tecrübeler sadece DTCF ile sınırlı değil; bir çok yerde teyakkuza geçmiş birileri yukarıdan vazedilenleri “emir” telakki edip gereğini yerine getirmek ve ortalığa korku salmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kimi geçen hafta örneğini verdiğim türden, derme çatma ve aptallık ürünü sahte “belgeleri” dolaşıma sokuyor, kimi Ermeni okullarını tehdit ediyor&#8230; </p>
<p>Ama ilginç bir şekilde, toplumu intihar etmeye yönelten bütün bu faaliyetler Türkiye ile sınırlı değil. Belki bizim memlekette işler çok daha sert tezahür etse de, sadece bize özgü olmayan bir durum söz konusu&#8230; </p>
<p>En güzel örneklerden birini de Fransa veriyor. Sarkozy efendi, Fransız sembollerine sarılarak, “ulusal kimlik ve göçmenlik” bakanlığı gibi –niyeti belli olan- bir bakanlık tesis edip, açıkça “ya sev ya terket” söylemiyle politika yapıyor. </p>
<p>Yani, bizim memlekette teyakkuz halinde olan ve emir verip emir almaktan başka bir şeyden anlamayanlar, aslında sadece bir kaç ülke ötedeki dostlarıyla birlikte dünya çapında ortak bir cehennemin hikayesi yazıyorlar&#8230; </p>
<p>Bütün bu hikayeye karşı, her şeye rağmen, düşman olmayı reddedenler ise terörün her çeşidine karşı, bir arada yaşamayı şiar edinerek, birbirlerine sarılarak refleks gösteriyorlar&#8230;</p>
<p>F Kentel    gazetem.net</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>M. İkbal TUNA tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1886</link>
		<dc:creator>M. İkbal TUNA</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jun 2007 17:47:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1886</guid>
		<description>iyi günler Talha,
AYM mahkemelerinin denetlenmesi konusunda gelmek istediğim nokta şu. AYM mahkemesi üyelerinin birer hukuk uzmanı olarak bir hukuk faciası işlemelerine karşı, neden diğer huku uzmanlarının sözü dinlenmiyor. Mesela meclis tarafından Türkiye'de anayasalara geçiş dönemlerinin ve şu anda mevcut anayasanın incelenmesi için ciddi görevler verilen hukuk uzmanı öğretim görevlilerimiz var. Buradaki denetlenme konusundaki kısır döngü, seçilen üyelerin Türkiye'de bulunan tüm hukukçuların oylarıyla seçilmesi ve bu görevlilerin görev sürelerinin kısalığı ile kırılamaz mı? Yazdıklarım uzun zamandır düşündüklerim şeyler. bu kanıya ise bir takım öğretim üyelerini tanıdıktan sonra vardım. ütopik gelebilir:)
muhabbetle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>iyi günler Talha,<br />
AYM mahkemelerinin denetlenmesi konusunda gelmek istediğim nokta şu. AYM mahkemesi üyelerinin birer hukuk uzmanı olarak bir hukuk faciası işlemelerine karşı, neden diğer huku uzmanlarının sözü dinlenmiyor. Mesela meclis tarafından Türkiye&#8217;de anayasalara geçiş dönemlerinin ve şu anda mevcut anayasanın incelenmesi için ciddi görevler verilen hukuk uzmanı öğretim görevlilerimiz var. Buradaki denetlenme konusundaki kısır döngü, seçilen üyelerin Türkiye&#8217;de bulunan tüm hukukçuların oylarıyla seçilmesi ve bu görevlilerin görev sürelerinin kısalığı ile kırılamaz mı? Yazdıklarım uzun zamandır düşündüklerim şeyler. bu kanıya ise bir takım öğretim üyelerini tanıdıktan sonra vardım. ütopik gelebilir:)<br />
muhabbetle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>JaneDo tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1884</link>
		<dc:creator>JaneDo</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jun 2007 14:14:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1884</guid>
		<description>Vakti zamanında bir gecede umulmadık kişilere doçentlik, profesörlük ünvanları verilmiş. Bir gece "bu ülkenin nüfusuna göre doçnet, prof. sayısı yeterli değil, artması lazım" denilmiş ve ertesi sabah nur topu gibi profesör ve doçentlerimiz olmuş. Bu yapılırken, o zatların ne çalışmalarına, ne yayınlarına, ne yabancı dil bilgilerine bakılmış.  E haliyle bir gecede ünvan alan "bilim insanlarımızın" elinden yetişenlerin durumlarını çok da yadırgamamak lazım...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Vakti zamanında bir gecede umulmadık kişilere doçentlik, profesörlük ünvanları verilmiş. Bir gece &#8220;bu ülkenin nüfusuna göre doçnet, prof. sayısı yeterli değil, artması lazım&#8221; denilmiş ve ertesi sabah nur topu gibi profesör ve doçentlerimiz olmuş. Bu yapılırken, o zatların ne çalışmalarına, ne yayınlarına, ne yabancı dil bilgilerine bakılmış.  E haliyle bir gecede ünvan alan &#8220;bilim insanlarımızın&#8221; elinden yetişenlerin durumlarını çok da yadırgamamak lazım&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Talha Can tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1883</link>
		<dc:creator>Talha Can</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jun 2007 13:11:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1883</guid>
		<description>M. İkbal Bey,
zannımca bilginin siyasete olan katkılarından bahsediyorsunuz ama bu tartışılacak bir konudur. Yani aristokrasiyi mi kasdediyorsunuz tam anlayamadım ama Amerika örneği de çok sağlıklı değil bence. Çünkü verdiğiniz örnekteki Fukuya'ma bile şuan Amerika'nın son zamanlardaki en büyük döneklerinden biri olarak tarif edilir. (neo-conlar tarafından) Çizdiği portre oluşamayınca onca tezini ve muhafazakarları satmış ve dönmüştür. Siyasetin, politikaların çizgileri bilimden daha keskenidir, daha kesicidir diye düşünüyorum. Ayrıca ülke politikalarımızda entelektüel sermayenin de tamamen saf dışı bırakıldığını düşünmek yanlış olur. Örnek verecek olursak son dönemde dış politikamızdaki bir çok başarının altında Ahmet Davutoğlu'nun imzası vardır. Ama bu görevini danışman olarak sürdürmektedir. Yani danışma mekanizması ve denetleme ve tek elden yön verme mekanizması arasında fark vardır. Burada tartışılması gereken konunun bundan çok bilim adamlarımızın ve üniversitelerimzin seviyesi olmalı bence. Türkiye'de çok birikimi olan entelektüeller vardır ama ben hiçbirkimseyi yeterli göremiyorum daha vahimi ünniversiteler, dünyada ilk 500 de üniversitemiz yök:) 
Son olarak;
"Mesela neden bir AYM denetlemek için anayasa uzmanlarından kurulmuş bir kurum yok?" bu sözü biraz açar mısınız? Benim düşüncem Anayasa Mahkemesi üyelerinin bu konuda son söz olabilecek yeterlilikte olması mecburiyeti. Anayasa Mahkemesinin denetimi (kararlarının) uluslararası mahkemelere intikal ettirilebilir. Denetimin aristokrasiye bırakılması bence kesinlikle çözüm değil, kördüğmün uzaması olur? Sonra any. uzm. denetimini kim yapacak sorusuyla karşılaşırız?
Anayasa konusundaki sıkıntı bundan değil, meşruiyetini kurudğu temeller üzerinden kaynaklanmaktadır. Yani demokratik ülkelerde olduğu gibi insan temel hak ve özgürlüklerini korumak için değil, rejimi korumak ve bu uğurda istisna verebilmek (367 tartışmasında olduğu gibi) için kurulmuş bir kurum. Bence özgürlük-otorite arasındaki anayasal dengenin kurulamaması buradan kaynaklanmakta (bu düşünceden) ve bunun ardınadna gelen bir denetleme mekanizması da buna çare olamayacaktır.
Muhabbetle...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>M. İkbal Bey,<br />
zannımca bilginin siyasete olan katkılarından bahsediyorsunuz ama bu tartışılacak bir konudur. Yani aristokrasiyi mi kasdediyorsunuz tam anlayamadım ama Amerika örneği de çok sağlıklı değil bence. Çünkü verdiğiniz örnekteki Fukuya&#8217;ma bile şuan Amerika&#8217;nın son zamanlardaki en büyük döneklerinden biri olarak tarif edilir. (neo-conlar tarafından) Çizdiği portre oluşamayınca onca tezini ve muhafazakarları satmış ve dönmüştür. Siyasetin, politikaların çizgileri bilimden daha keskenidir, daha kesicidir diye düşünüyorum. Ayrıca ülke politikalarımızda entelektüel sermayenin de tamamen saf dışı bırakıldığını düşünmek yanlış olur. Örnek verecek olursak son dönemde dış politikamızdaki bir çok başarının altında Ahmet Davutoğlu&#8217;nun imzası vardır. Ama bu görevini danışman olarak sürdürmektedir. Yani danışma mekanizması ve denetleme ve tek elden yön verme mekanizması arasında fark vardır. Burada tartışılması gereken konunun bundan çok bilim adamlarımızın ve üniversitelerimzin seviyesi olmalı bence. Türkiye&#8217;de çok birikimi olan entelektüeller vardır ama ben hiçbirkimseyi yeterli göremiyorum daha vahimi ünniversiteler, dünyada ilk 500 de üniversitemiz yök:)<br />
Son olarak;<br />
&#8220;Mesela neden bir AYM denetlemek için anayasa uzmanlarından kurulmuş bir kurum yok?&#8221; bu sözü biraz açar mısınız? Benim düşüncem Anayasa Mahkemesi üyelerinin bu konuda son söz olabilecek yeterlilikte olması mecburiyeti. Anayasa Mahkemesinin denetimi (kararlarının) uluslararası mahkemelere intikal ettirilebilir. Denetimin aristokrasiye bırakılması bence kesinlikle çözüm değil, kördüğmün uzaması olur? Sonra any. uzm. denetimini kim yapacak sorusuyla karşılaşırız?<br />
Anayasa konusundaki sıkıntı bundan değil, meşruiyetini kurudğu temeller üzerinden kaynaklanmaktadır. Yani demokratik ülkelerde olduğu gibi insan temel hak ve özgürlüklerini korumak için değil, rejimi korumak ve bu uğurda istisna verebilmek (367 tartışmasında olduğu gibi) için kurulmuş bir kurum. Bence özgürlük-otorite arasındaki anayasal dengenin kurulamaması buradan kaynaklanmakta (bu düşünceden) ve bunun ardınadna gelen bir denetleme mekanizması da buna çare olamayacaktır.<br />
Muhabbetle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>M. İkbal TUNA tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1881</link>
		<dc:creator>M. İkbal TUNA</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jun 2007 08:54:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1881</guid>
		<description>sayın Mehmet Bey,

Yorumlarınıza tabi ki katılıyorum. Burada ismini zikretmeyeceğim fakat, sizin de söylediğiniz birçok üniversite rektörü konumunun hakkını verememekle beraber bu ülkeye zararı dokunuyor. Kendi ideolojik görüşlerini öğrencilere dayatmaya çalışıyorlar. Mesela 14 Nisan mitingi için çeşitli üniversitelerden zorla otobüs dolusu öğrenciler götürülmüştür. Hatta Malatya'da gitmeyen öğrenciler isimleri alınmış ve haklarında soruşturma açılacağı söylenmiştir. Ama benim anlatmak istediğim konu bunların çok ötesinde.

İlk yorumda da bahsettiğim TESEV Almanağı'nın hazırlanmasında TSK hakkında yazılar yazan Doç.Dr. Zühtü Arslan, Doç.Dr. Ertan Beşe, Prof. Dr. İbrahim Cerrah, Doç. Dr. M. Bedri Eryılmaz ve Dr. Önder Aytaç hakkında soruşturma açıldı. Halbuki yazılan yazıları okuduysanız, demokratik bir ülkede TSK'nın görevi ve konumunun çok güzel açıklandığını görürsünüz. Fakat sayın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın Harp Akademisi'nde yaptığı konuşmada, "Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak" amaçlı bilgiler içerdiğini öne sürerek eleştirdiği TESEV'in 2005 yılı almanağının hazırlanmasında görev alan bu öğretim üyeleri hakkında soruşturma açıldı.

Bir çok televizyon programında Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne, Prof. Dr. Fuat Keyman, Prof. Dr. Eser Karakaş, Prof. Dr. Mehmet Altan çıktılar gerek 367 olayını gerekse de Kuzey Irak sorununu tartıştılar. 

Doç. Dr. Zühtü Arslan bir anayasa uzmanı olarak CB seçiminde çok dikkate değer açıklamalarda bulundu.

Geleceğim nokta ise ülkede bazı karar alıcı mekanizmaların keyfi uygulamalarını önlemek için yukarıda bahsettiğim değerli kişilerin kullanılması. 

Mesela neden bir AYM denetlemek için anayasa uzmanlarından kurulmuş bir kurum yok?

Şunu düşünmek gerekiyor. Öncelikle bu ülkede Prof.ların Doçentlerin belirli bir saygınlığı var mı? Bunlar hem halk tarafından korunup hem de YÖK tarafından kutsan mıyor mu? İşte bu nokta bizim de elimizde çok değerli öğretim üyeleri olduğunu söylüyorum ve bu hocalarımızı harcadığımızı düşünüyorum.

saygılar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sayın Mehmet Bey,</p>
<p>Yorumlarınıza tabi ki katılıyorum. Burada ismini zikretmeyeceğim fakat, sizin de söylediğiniz birçok üniversite rektörü konumunun hakkını verememekle beraber bu ülkeye zararı dokunuyor. Kendi ideolojik görüşlerini öğrencilere dayatmaya çalışıyorlar. Mesela 14 Nisan mitingi için çeşitli üniversitelerden zorla otobüs dolusu öğrenciler götürülmüştür. Hatta Malatya&#8217;da gitmeyen öğrenciler isimleri alınmış ve haklarında soruşturma açılacağı söylenmiştir. Ama benim anlatmak istediğim konu bunların çok ötesinde.</p>
<p>İlk yorumda da bahsettiğim TESEV Almanağı&#8217;nın hazırlanmasında TSK hakkında yazılar yazan Doç.Dr. Zühtü Arslan, Doç.Dr. Ertan Beşe, Prof. Dr. İbrahim Cerrah, Doç. Dr. M. Bedri Eryılmaz ve Dr. Önder Aytaç hakkında soruşturma açıldı. Halbuki yazılan yazıları okuduysanız, demokratik bir ülkede TSK&#8217;nın görevi ve konumunun çok güzel açıklandığını görürsünüz. Fakat sayın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt&#8217;ın Harp Akademisi&#8217;nde yaptığı konuşmada, &#8220;Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ni yıpratmak&#8221; amaçlı bilgiler içerdiğini öne sürerek eleştirdiği TESEV&#8217;in 2005 yılı almanağının hazırlanmasında görev alan bu öğretim üyeleri hakkında soruşturma açıldı.</p>
<p>Bir çok televizyon programında Prof. Dr. Mümtaz&#8217;er Türköne, Prof. Dr. Fuat Keyman, Prof. Dr. Eser Karakaş, Prof. Dr. Mehmet Altan çıktılar gerek 367 olayını gerekse de Kuzey Irak sorununu tartıştılar. </p>
<p>Doç. Dr. Zühtü Arslan bir anayasa uzmanı olarak CB seçiminde çok dikkate değer açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Geleceğim nokta ise ülkede bazı karar alıcı mekanizmaların keyfi uygulamalarını önlemek için yukarıda bahsettiğim değerli kişilerin kullanılması. </p>
<p>Mesela neden bir AYM denetlemek için anayasa uzmanlarından kurulmuş bir kurum yok?</p>
<p>Şunu düşünmek gerekiyor. Öncelikle bu ülkede Prof.ların Doçentlerin belirli bir saygınlığı var mı? Bunlar hem halk tarafından korunup hem de YÖK tarafından kutsan mıyor mu? İşte bu nokta bizim de elimizde çok değerli öğretim üyeleri olduğunu söylüyorum ve bu hocalarımızı harcadığımızı düşünüyorum.</p>
<p>saygılar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İzlenimler tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1867</link>
		<dc:creator>İzlenimler</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jun 2007 07:14:37 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1867</guid>
		<description>M.İkbal bey,

Konunun öğretim üyelerine sahip çıkma dışında yönleri daha fazla. Problem sistemle ilgili elbette ama bu çok genel bir ifade.

Sayın Balbazar,

Burada YÖK çok önemli değil, YÖK benzeri kurumlar olabilir bunun mahzuru olduğunu zannetmiyorum. Yani yarın YÖK ortadan kalksa problemler kalkacak diye birşey yoktur. Yazıda bahsettiğiniz türden genelleme ve düşmanlıklar algısı edinilmiş olabilir, ama asıl meram bu değildir.

Konuyla ilgili devam mahiyetindeki şu yazılara bakabilirsiniz:
&lt;a href="http://www.izlenimler.net/2005/07/04/universiteler-ve-akademik-camia-ii/" rel="nofollow"&gt;Üniversiteler II&lt;/a&gt;

FST</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>M.İkbal bey,</p>
<p>Konunun öğretim üyelerine sahip çıkma dışında yönleri daha fazla. Problem sistemle ilgili elbette ama bu çok genel bir ifade.</p>
<p>Sayın Balbazar,</p>
<p>Burada YÖK çok önemli değil, YÖK benzeri kurumlar olabilir bunun mahzuru olduğunu zannetmiyorum. Yani yarın YÖK ortadan kalksa problemler kalkacak diye birşey yoktur. Yazıda bahsettiğiniz türden genelleme ve düşmanlıklar algısı edinilmiş olabilir, ama asıl meram bu değildir.</p>
<p>Konuyla ilgili devam mahiyetindeki şu yazılara bakabilirsiniz:<br />
<a href="http://www.izlenimler.net/2005/07/04/universiteler-ve-akademik-camia-ii/" rel="nofollow">Üniversiteler II</a></p>
<p>FST</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mehmet tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1862</link>
		<dc:creator>Mehmet</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 20:10:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1862</guid>
		<description>Hiç bir gelismis ülke bir yilda 31 tursu fabrikasi açamaz iken Türkiye'de 31 üniversite açildi 1990'larda. Bu sene de 9 tane açiliyor galiba. Ortalik Einstein'dan geçilmeyecek de bir yüksek lisenin kapisina "üniversite" yazmakla o sey üniversite olmuyor.

Bir solukta okunan, gayet güzel bir yazi, ne yazik ki hepsi ama hepsi dogru.

Ikbal Bey biraz çekince koymus SiSTEM diyerek. Kusura bakmayin ama katilamayacagim :)

 Sistem nedir? Sistemi insanlar kurmaz mi? ve akilli insanlar degistirmez mi? "Bilim adamlarina danisilmiyor" diyorsunuz. O komik cübbeleriyle anitkabirde gezen adamlara ne soralim? Agizlariyla hangi kusu tuttular ki bize faydalari olsun?

Haydi sosyal bilimlerden geçtim. Teknik alanlarda is dünyasiyla is birligi yapip patent vb konularda ne kazandirdilar ülkemize? 

Istanbul'daki üniversitelerde çantasini asistana tasitmayan kaç hoca var acaba? Emekli olanlarin ders notlarinin üzerine kendi adini koyup kitap basanlari bie gördüm.

Yurtdisinda okuyanlara da teklif yapmayi hiç unutmazlar. Gönüllü çeviri bürosuna katilmaniz için!

Bakin yasanmis bir örnek :Türkiye'nin saygin üniversitelerinden birinde ögrenciydim. Yapay zeka hastasiydim. SYSTRAN vb yazilimlar çikmadan çook zaman önce ingilizceden Türkçeye otomatik çeviri yapan bir algoritma üerinde çalistigimi söyleyince bir YARDIMCI DOÇENT "bos veeer, mümkün olsaydi japonlar yapardi!" dedi. Bazi sözler vardir, beyninize çakilir, üzerinden 20 yil geçse unutulmaz. 

Fethi Bey'in anlattiklari yüzünden akademik kariyerden vazgeçen ne çok insan tanidim. Bir arkadasim daha yeni kamu hukuku doktorasini bitirdi ve ithalat sirketi kurdu. Çünkü bizde beyin göçü filan degil ihtiyaç fazlasi var. YÖK'ün ilkelerinde "ATATÜRKçÜ insanlar yetistirmek" diye bir kural var. O halde kamu hukukuna ne gerek var? Iste dogru yol bulunmus. Atatürk ilkelerine göre bir insaat yapin, ilk depremde hepsi çökse de önemli degil. Atatürk ilkemerine uygun bir cenaze yapariz olur biter.

Devlet kurumlarinda bilima adamlarina saygi yok. Dogru. Ama saygi hak edilir. Öyle "profesör" oldun diye kafadan verilmez. Bilim adamlari devlet ile iliskilerini gelistirmek için ne yaptilar? Koca bir HiÇ.

Halka bilimi tanitmak, sevdirmek için? Hiiiç. Tersine hep tepeden bakarlar "cahil kesim" dediklerine. Onlarin vergileriyle beles yasadiklarini unutarak.

Yurtdisina çikislarda 100 dolar haraç kesildigi günlerde Sorbonne Üniversitesi'ne konferans vermeye gelen bir hocanin pasaportunda meslek bölümünde söyle yaziyordu : iSÇi -PROFESÖR. "Ne ayak?" diye sordum. Sorbonne'a tuvalet temizlemeye gelen bir Türk isçisinin ödemedigi 100 dolari bizim "bilim adamlarimiz" çatir çatir ödüyorlardi MEB'den bir kagit alamamislar ise.

Kimsenin tarif bile edemedigi bir laikligi savunmak için olmadik taklalar atan bu rektörler, dekanlar neden bu saçmalilklara karsi direnmediler?

Anayasa'nin çigendigini söylemek neden Atilla Yayla gibi azinliklara düsüyor? 

Üniversitelerimizde bir ERDEM AÇIGI var. Oligarsi ile iliskilerini korumak için dünyanin dev bir öküzün boynuzlari üzerinde duran düz bir tepsi oldugunu bile söylemeye hazir bu insanlar.

Tekrar tesekkürler Fethi Bey bu yarayi kasidiginiz için.

Muhabbetle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç bir gelismis ülke bir yilda 31 tursu fabrikasi açamaz iken Türkiye&#8217;de 31 üniversite açildi 1990&#8242;larda. Bu sene de 9 tane açiliyor galiba. Ortalik Einstein&#8217;dan geçilmeyecek de bir yüksek lisenin kapisina &#8220;üniversite&#8221; yazmakla o sey üniversite olmuyor.</p>
<p>Bir solukta okunan, gayet güzel bir yazi, ne yazik ki hepsi ama hepsi dogru.</p>
<p>Ikbal Bey biraz çekince koymus SiSTEM diyerek. Kusura bakmayin ama katilamayacagim <img src='http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p> Sistem nedir? Sistemi insanlar kurmaz mi? ve akilli insanlar degistirmez mi? &#8220;Bilim adamlarina danisilmiyor&#8221; diyorsunuz. O komik cübbeleriyle anitkabirde gezen adamlara ne soralim? Agizlariyla hangi kusu tuttular ki bize faydalari olsun?</p>
<p>Haydi sosyal bilimlerden geçtim. Teknik alanlarda is dünyasiyla is birligi yapip patent vb konularda ne kazandirdilar ülkemize? </p>
<p>Istanbul&#8217;daki üniversitelerde çantasini asistana tasitmayan kaç hoca var acaba? Emekli olanlarin ders notlarinin üzerine kendi adini koyup kitap basanlari bie gördüm.</p>
<p>Yurtdisinda okuyanlara da teklif yapmayi hiç unutmazlar. Gönüllü çeviri bürosuna katilmaniz için!</p>
<p>Bakin yasanmis bir örnek :Türkiye&#8217;nin saygin üniversitelerinden birinde ögrenciydim. Yapay zeka hastasiydim. SYSTRAN vb yazilimlar çikmadan çook zaman önce ingilizceden Türkçeye otomatik çeviri yapan bir algoritma üerinde çalistigimi söyleyince bir YARDIMCI DOÇENT &#8220;bos veeer, mümkün olsaydi japonlar yapardi!&#8221; dedi. Bazi sözler vardir, beyninize çakilir, üzerinden 20 yil geçse unutulmaz. </p>
<p>Fethi Bey&#8217;in anlattiklari yüzünden akademik kariyerden vazgeçen ne çok insan tanidim. Bir arkadasim daha yeni kamu hukuku doktorasini bitirdi ve ithalat sirketi kurdu. Çünkü bizde beyin göçü filan degil ihtiyaç fazlasi var. YÖK&#8217;ün ilkelerinde &#8220;ATATÜRKçÜ insanlar yetistirmek&#8221; diye bir kural var. O halde kamu hukukuna ne gerek var? Iste dogru yol bulunmus. Atatürk ilkelerine göre bir insaat yapin, ilk depremde hepsi çökse de önemli degil. Atatürk ilkemerine uygun bir cenaze yapariz olur biter.</p>
<p>Devlet kurumlarinda bilima adamlarina saygi yok. Dogru. Ama saygi hak edilir. Öyle &#8220;profesör&#8221; oldun diye kafadan verilmez. Bilim adamlari devlet ile iliskilerini gelistirmek için ne yaptilar? Koca bir HiÇ.</p>
<p>Halka bilimi tanitmak, sevdirmek için? Hiiiç. Tersine hep tepeden bakarlar &#8220;cahil kesim&#8221; dediklerine. Onlarin vergileriyle beles yasadiklarini unutarak.</p>
<p>Yurtdisina çikislarda 100 dolar haraç kesildigi günlerde Sorbonne Üniversitesi&#8217;ne konferans vermeye gelen bir hocanin pasaportunda meslek bölümünde söyle yaziyordu : iSÇi -PROFESÖR. &#8220;Ne ayak?&#8221; diye sordum. Sorbonne&#8217;a tuvalet temizlemeye gelen bir Türk isçisinin ödemedigi 100 dolari bizim &#8220;bilim adamlarimiz&#8221; çatir çatir ödüyorlardi MEB&#8217;den bir kagit alamamislar ise.</p>
<p>Kimsenin tarif bile edemedigi bir laikligi savunmak için olmadik taklalar atan bu rektörler, dekanlar neden bu saçmalilklara karsi direnmediler?</p>
<p>Anayasa&#8217;nin çigendigini söylemek neden Atilla Yayla gibi azinliklara düsüyor? </p>
<p>Üniversitelerimizde bir ERDEM AÇIGI var. Oligarsi ile iliskilerini korumak için dünyanin dev bir öküzün boynuzlari üzerinde duran düz bir tepsi oldugunu bile söylemeye hazir bu insanlar.</p>
<p>Tekrar tesekkürler Fethi Bey bu yarayi kasidiginiz için.</p>
<p>Muhabbetle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Balbazar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1861</link>
		<dc:creator>Balbazar</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 17:12:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1861</guid>
		<description>YOK mu diyorduk? Merak etmeyiniz, milletimizin "dogru" kismini temsil eden, "hakca" bir egitimden yana olanlarin cogunluk oldugu meclisimiz YOK'un kurucusunu hakettigi sekilde onurlandirmis: http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=42466

Bu arada, universitelerin icinde buldugu dumu elestirmek ve bundan sikayet etmek ile "entellekt dusmanligi"ni birbirine karistirmamak cok onemli, ama bugunku siyasi ortamda tam da bunun aksine bir "gayret" sozkonusu. Bu yazi da genel olarak hakli gozlemlere dayansa da dili ve genelleyiciligi ile o sakinilmasi gereken seyin tuzagina kolayca dusebilir gibi.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>YOK mu diyorduk? Merak etmeyiniz, milletimizin &#8220;dogru&#8221; kismini temsil eden, &#8220;hakca&#8221; bir egitimden yana olanlarin cogunluk oldugu meclisimiz YOK&#8217;un kurucusunu hakettigi sekilde onurlandirmis: <a href="http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=42466" rel="nofollow">http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=42466</a></p>
<p>Bu arada, universitelerin icinde buldugu dumu elestirmek ve bundan sikayet etmek ile &#8220;entellekt dusmanligi&#8221;ni birbirine karistirmamak cok onemli, ama bugunku siyasi ortamda tam da bunun aksine bir &#8220;gayret&#8221; sozkonusu. Bu yazi da genel olarak hakli gozlemlere dayansa da dili ve genelleyiciligi ile o sakinilmasi gereken seyin tuzagina kolayca dusebilir gibi.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mehmet Edebali tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1860</link>
		<dc:creator>Mehmet Edebali</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 16:04:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/06/03/yeni-universiteler-hayirli-olsun/#comment-1860</guid>
		<description>Fethi Bey elinize sağlık.
Akademisyenlerimizin akademik yolları aşama aşama ancak bu kadar güzel analiz edilebilir.
Bir anektod:
Cemil Meriç, has talebelerini mümkün oldukça akademik çalışma/kariyer vb. yollardan men etmiş, körelmesinler diye...

Bu yorumu müteakip kimse "Kızı niye purof o zaman" diye sormasın tabi...

Saygı ve Muhabbetle...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Fethi Bey elinize sağlık.<br />
Akademisyenlerimizin akademik yolları aşama aşama ancak bu kadar güzel analiz edilebilir.<br />
Bir anektod:<br />
Cemil Meriç, has talebelerini mümkün oldukça akademik çalışma/kariyer vb. yollardan men etmiş, körelmesinler diye&#8230;</p>
<p>Bu yorumu müteakip kimse &#8220;Kızı niye purof o zaman&#8221; diye sormasın tabi&#8230;</p>
<p>Saygı ve Muhabbetle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

