<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Sistem ve İdeoloji Açmazı [Konuk Yazar] yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 07:54:27 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>alperen gürbüzer tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-6632</link>
		<dc:creator>alperen gürbüzer</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2007 12:09:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-6632</guid>
		<description>DEMOKRATİK TOPLUM

ALPEREN GÜRBÜZER

   Demokratik toplum baskılardan uzak özgürlük sever kitlelerdir. Düşmanına karşı bile son derece tahammüllü cömertkardır. Hasmını boğmak diye derdi yok, derdi davası fikri hür, vicdanı hür kalabilen toplum inşa edilmektir..
    Demokrasinin devrim muhafızlarına ihtiyacı yoktur, emniyet sübabı özgür iradedir çünkü. Aşırı uçlardan söz etmez, tüm akımları serbest bırakıp umursamaz halde kendi hallerine terk edip çoğullaştırarak uysallaştırır. 
     Marjinallerin, değişik radikal grupların amaçları demokrasiyi yıkmak olsa bile, konuşmalarına izin vererek onları yapa yanlızlaştırır. Tek tip görüşlerle bir yere varılamayacağının tarihin sayfaları şahit zaten. Rakiplerine koku salmanın ya da gözdağı vermenin marjinal kalmış radikal grupların emellerine hizmet etmek olduğunun farkında bir şuurdur demokrasi. Berikiler-ötekiler, laik-anti-laik, ilerici-gerici vs. gibi şablonlar,  birliği baltalayan ayrılıkçı tasniflerdir.  Bırakınız her düşünce kendi ekseninde kalsın ki rekabet doğsun , böylece radikal akımlarda güç kaybetsin. Dayatmayla farklılığa zorlarsanız zayıflatamazsınız, aksine güçlendirirsiniz, yasaklarla popüler hale sokarsınız. Hiçbir düşünce kamçıyla, dipçikle yola gelmez,  yasakçılıkda çizmeyi aşarsanız ya da elinize balyoz alırsanız her akım silahlı eylem manyağı haline dönüştürürsünüz. Stalin, Mussoloni, Hitler ve Franco gibileri milyonların canına  hep böyle kıydılar.
      İnsanlara zorla tek bir gömlek giydirmeye çalıştığınızın farkında mısınız? Oysa tek tip üniforma giydirmekle insanların herbiri bukalemuna dönüşüyor, yani  içi başka dışı başka fertler üretmiş oluyorsunuz. Nitekim yıllardır Türk insanına giydirilmeye çalışılan deli gömlek dar geldi. Farklılığın olmadığı yerde sahtekarlığın  ve yalanın biri bin kıymet kazanıyor maalesef..
       Erk’in görevi insanı itaate zorlayan birey üretmek değil, insan dünyaya daha ilk adımını atar atmaz  ona  değer vermek ve saygı duymaktır. Değer verirsen işte o zaman bayrağına, ayına, yıldızına kurban olan Türkiye doğar.
      Jakobenler, Robespierre, Billaud Varennes, Sain-just, Le Pelletier vs.’lerin izledikleri yol yol değil, düpedüz korku salmaktı etrafa. Hepsi toplumu formatlamak için ömür tükettiler, fildişi kulelerden yöneltmek istediler kitleleri, tepeden baktılar zavallı diye insanlara. Peki, ellerine geçen kazanç ne oldu?  Ardından bıraktıkları sermayeleri; İçi boş kavramlar düşünceden yoksun insanlar, toplum bilinci yerine yığınlaşmış öbekler, boş kuleler, boş saraylar ve sadece elitistlerin ağırlandığı mekanlar vs...  Tabi eğer bu bir kazanç ise..
   Devlet insanileşmesi ya da  şefkat abidesi olması gerEkirken resmileşmeyi yeğledi, resmileştikçe de halkda devletleşti, böylece kuşkucu, herşeyden nem kapan halk oluştu en sonunda.. 
     Mevlanamız  ne olursan ol yine gel diyerek bireye saygı duyarken,  elitist oligarşik zümre birakın insanlığı,  halkımızı bile hep öteki gördü, ya da bir kullanımlık kağıt mendil. Kiminin vatansever duygularını kullanıp kandil dağlarına saldılar, işi bitince de acımadan hadi güle güle deyip ruhunu çöpe attılar, seninle buraya kadar yolumuz dediler adeta. Kimilerini de başka alanlarda değerlendirdiler. Erk’imiz İnsana insanca bakamadı birtürlü... Mahkum etmek en kolay olanı idi, öylede yapıldı. Böylece toplumla devlet arasında derin onarılmaz yaralar açarak  durduk yerde başımıza dert açtık. 
     İç barışı unutalı hayli bir zaman oldu, pembe şafakların doğmasını bekler olduk yeniden. Bir türlü yakalayamadık o eski ihtişamımızı. Örnek aldığımız Fransa bile Avrupa Birliğinde yer almamıza tahammül edemiyor. Kimbilir yeniden medeniyet oluruz kaygısından olsa gerek bu tavrını ısrarla sürdürüyor.. Üstelik içteki mekanizmalar yansız olmadığı için ideolojik gözlükle olaylara tek pencereden bakmayı adet haline getirdiler ve her türlü görüş ve düşünceyi peşin peşin zindana mahkum ettiler. Fransa bizi dış platformda ön yargılarla karalamaya çalıştı, iç platformda da elitistler öteki Türkiye’yi  mahkum etmeye çalışıyor. Totaliter ağlarla örülü etrafımız, dikte anlayışlarla beynimiz arındırılmak ve hızaya gelmemiz isteniyor hep, ya dediklerimizi yaparsınız, ya da kökünüze  kibrit suyu dökeriz tehdidine maruz kaldık adeta. Ruh kökümüz hep avcı misali haremilerce avlanıyor, çocuk muamelesine tabii tutuluyoruz, elimize tutuşturulan oyuncaklarla al oyalan bununla deniliyor. Dahası da var: Kendine çeki düzen vermeyenlere gözdağı veriliyor. Nasıl mı?
     İkna odalarında terapiyle işe başladılar YÖK örneğinde olduğu gibi. Olmadı acımasızca bir takım yazar çizerler karanlık mahvillerce andıçlandılar, daha da olmadı karaladılar hain ilan edildiler. Hala 28 şubatın yaraları sarılmış değil, zaman zaman yeni 28 şubat senaryoları sipariş verilmeye çalışılsa da boşa gayretler, artık o konjonktürel şartların oluşması zor görünüyor. Neyse ki;  bu sefer ne yaptığını bilen akıllı, hamasetten uzak bir iktidar Kopenhang kriterleri kartını kullanarak zinde güçlerin harekat alanlarını daraltıyor. 
     Avrupa  uyum yasaları bir bir devreye girdikçe rejim elden gidiyor diye avaz avaz nara atıyorlar, öteden beri Cumhuriyeti kuran iradeyi kendi emellerine göre kullanmayı huy edinmişler. Düşünceleri belli bir zaman dilimine hapsetmek sevdasından vazgeçemediler. Oysaki tüm bu çabalar hem o iradeye saygısızlık hemde onları sevimsiz göstermekten başka bir işe yaramıyor. Cumhuriyet kurulduğunda  o günün konjoktür şartları   gereği bir nebze otoriter olmak zorundaydı, belki geçiş sürecini sancısız geçirmek adına böyle düşünülmüş olabilir. Fakat gelinen noktada devamlı otoriter kalmak isteği toplumu çağın dışına ve kapalı toplum olmaya itmek demektir.
     Her değişim evresi zemzem suyuyla yıkanıp gerçekleşmez, mutlaka yeni bir sistem oturtmanın bir bedeli vardır.. 600 yıllık imparatorluktan daha çiçeği burnunda Türkiye’ye geçişte, yeni devletin Faşizmi örnek alması teklif edildiğinde, bunun bir zulüm, istibdat olacağını o gün bile reddedilmişti, bizatihi en yetkili ağızdan; öğreti istemem, yoksa dogmalaşırız denilerek demokrasi denemesine geçilmiş, ama bu engin anlayışın ömrü yetmemiş, anlaşıldı ki; demokratik Cumhuriyetin gerçekleşmesi sonraki kuşaklara bırakılmış. Belli ki,  şimdiki sözde Kuvayi milliyecileri 30’lu yıllara mıhlanmakta ısrarcılar, bu yüzden bir milim dahi mesafe kat edemiyorlar. Oysa düşün ama ifade etme diyen bir ülke olmak insanımıza en büyük zorbalıktır. Geleceğe gözümüzü çevirmeli, yeni ufuklara kanatlanmalı. 1930’lu yıllar sadece kuruluş mayamız, o mayanın  üzerine demokrasiyi inşa edebilirdik pekala. Nasrettin Hoca misali göle demokrasi maya çalma zamanı bugün değilse ne zaman?  Hoca’nın o meşhur espiri ile karışık; ‘ya tutarsa’ sözü, ileriye atılım yapılmasının gerekliliğine işarettir.
      Cumhuriyetimizi bize armağan edenler;  sakın ola bir adım ileri gitmeyin, bıraktığımız noktada çivilenip kalın diye devretmediler, modern uygarlığın en üst seviyesine sıçrayalım diye emaneti teslim ettiler, anlayana tabi.
       Evvela beyinleri özgürleştirerek işe başlamalı, zihinler gülüstana dönüştürmeli ki toplumsal mutabakat gerçekleşebilsin. Ferdin devlet gibi düşünme mecburiyetini rafa kaldırmalı, eğer düşünceye saygılı isek. Çünkü düşünceye saygı erdemliliktir. Düşünceyi devletin erdemi yapamamış ülkeler asla demokratik cumhuriyet olamazlar.
     Şöyle tarihe gözattığımızda gelişmelerin kaynağında hep mimlenen sakıncalı diye tabir edilen insanların varlığını görürüz. Sakıncalı insanlar yaşadıkları dönemlerde  çok ağır bedel ödeseler de birçok tabuların yıkılmasına vesile oldular. Sokrates Atina yasalarınIN tard ettiği filozof, onlar dışlasalarda  bugün o gönüllerde yaşıyor hala. Çünkü o düşünce adamı idi, ya diğerleri? Hani onu yargılayan yargıçların hiçbirinin ne adı var ortada,  ne de sanı, esameleri bile okunmuyor. Neden hafızalardan silindi acaba hiç düşündünüz mü? 
       Yasaklar hep maraz doğurmuştur,  ideolojiler bile karşıtı olan ideolojİyi eleştirerek boyveriyor, dal budak salıyor yeni sentezler üretebilirken, Devletin demoklasın kılıcı ile kitleleri hizaya getirmeye çabalamasını anlamış değiliz. Sade bir insanın bile  sahip olduğu düşüncesinİ veya fikrinden dolayı dışlamayı hangi mantık ve izan kabül edebilir ki? Her türlü fikrin gölgesinden dahi korkan aynı zamanda cezalandırıcı yasalar çıkarmakla hüneriz dünyada. Yansız, tarafsız idari mekanızma kuramadık, kurabilseydik esas o zaman laiklik güvencededir diyebilecektik. Ancak o fırsatı kaçırdık, hala da inadına inat diyor 28 şubat gbi  postmodern  anlayışlarına prim veriyoruz.
        28 Şubat bir kırılma, bir fay hattı oluşturdu, toplum mühendisliği uygulamaları  BÇG(Batı çalışma grubu) elinde  zirveye çıkması bunun en tipik örneği. Mevlana veYunusi çizgiden gelen topluma devlete başkaldıran muamelesi ve radikal misyon yüklenmek istendi,  hatta o gözle bakılmaya başlandı. Tüm bu post-modern uygulamalarına rağmen halkı sokağa dökemediler, halk büyük bir sabır örneği sergileyerek oyunlarını suya düşürdü. Üstelik ötekiler diye kategorize edilmelerine rağmen duruşuyla metanetiyle yıkılmadık ayaktayız dediler adeta. Hadi diyelimki Merve Kavakçı’yı sürgün edebilmek adına Hamas ajanı lanse etmenizi bir derece anladığımızı farz saysak bile, ya Eski Milli İstihbbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakçıoğluna CIA ajanı karalamınıza ne demeli? Sizin bu yaptıklarınıza kargalar bile güler.. Bunlarla yetinmediniz Cengiz Çandar, M.Ali Brand gibi usta yazarları andıçladınız. Türban türban diye yıllardır dilinize doladığınız kavram bile Fransadan ithal. Türbanın Türkçe karşılığı bone olduğunu  YÖK Başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın üniversiteye girsinler diye o gün için pratik çözüm diye sunduğu önerisi ile  öğrendik. Baktılar ki türbana alaka büyük,  Anadolunun yaylalarından beraberinde geleneksel özellikleri ile şehirlere gelen genç kızların sayısı çoğaldığını gören zinde güçler boneye  maksadının dışında anlam yüklemeyi yeğlediler. Artık bu noktadan sonra türban,  birzaman Ecevit’in dilinde de pekiştirilmiş haliyle devlete başkaldırmak simgesine dönüştürülmüş saik. Oysa 1974 yılında devletin temeline dinamit atmak isteyenler   ve başkaldıranlar  kamuoyunda Rahşan affı diye tanımlanan afla özgürlüklerine kavuşmuşlardı, hiç bunun muhasebesi yapılmadı bu ülkede maalesef.
     İstesenizde yüzde yüz başörtüsüz toplum oluştaramazsınız, işte bu konuda israrcı olmaya devam ederseniz bunun adı laiklik değil,  Eski Yargıtay Başkanı  Sami Selçuk’un dediği gibi laikçiliktir. Çünkü laiklik dinsizlik değil, bilakis dinlerin özgürce kendi kulvarında yaşamasına fırsat tanıyan kavramdır. Neyse bu mesele çok su götürür.
       Velhasıl, modern çağın ötesine sıçramak ancak demokratik cumhuriyet ve  demokratik toplum oluşturmakla mümkün.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>DEMOKRATİK TOPLUM</p>
<p>ALPEREN GÜRBÜZER</p>
<p>   Demokratik toplum baskılardan uzak özgürlük sever kitlelerdir. Düşmanına karşı bile son derece tahammüllü cömertkardır. Hasmını boğmak diye derdi yok, derdi davası fikri hür, vicdanı hür kalabilen toplum inşa edilmektir..<br />
    Demokrasinin devrim muhafızlarına ihtiyacı yoktur, emniyet sübabı özgür iradedir çünkü. Aşırı uçlardan söz etmez, tüm akımları serbest bırakıp umursamaz halde kendi hallerine terk edip çoğullaştırarak uysallaştırır.<br />
     Marjinallerin, değişik radikal grupların amaçları demokrasiyi yıkmak olsa bile, konuşmalarına izin vererek onları yapa yanlızlaştırır. Tek tip görüşlerle bir yere varılamayacağının tarihin sayfaları şahit zaten. Rakiplerine koku salmanın ya da gözdağı vermenin marjinal kalmış radikal grupların emellerine hizmet etmek olduğunun farkında bir şuurdur demokrasi. Berikiler-ötekiler, laik-anti-laik, ilerici-gerici vs. gibi şablonlar,  birliği baltalayan ayrılıkçı tasniflerdir.  Bırakınız her düşünce kendi ekseninde kalsın ki rekabet doğsun , böylece radikal akımlarda güç kaybetsin. Dayatmayla farklılığa zorlarsanız zayıflatamazsınız, aksine güçlendirirsiniz, yasaklarla popüler hale sokarsınız. Hiçbir düşünce kamçıyla, dipçikle yola gelmez,  yasakçılıkda çizmeyi aşarsanız ya da elinize balyoz alırsanız her akım silahlı eylem manyağı haline dönüştürürsünüz. Stalin, Mussoloni, Hitler ve Franco gibileri milyonların canına  hep böyle kıydılar.<br />
      İnsanlara zorla tek bir gömlek giydirmeye çalıştığınızın farkında mısınız? Oysa tek tip üniforma giydirmekle insanların herbiri bukalemuna dönüşüyor, yani  içi başka dışı başka fertler üretmiş oluyorsunuz. Nitekim yıllardır Türk insanına giydirilmeye çalışılan deli gömlek dar geldi. Farklılığın olmadığı yerde sahtekarlığın  ve yalanın biri bin kıymet kazanıyor maalesef..<br />
       Erk’in görevi insanı itaate zorlayan birey üretmek değil, insan dünyaya daha ilk adımını atar atmaz  ona  değer vermek ve saygı duymaktır. Değer verirsen işte o zaman bayrağına, ayına, yıldızına kurban olan Türkiye doğar.<br />
      Jakobenler, Robespierre, Billaud Varennes, Sain-just, Le Pelletier vs.’lerin izledikleri yol yol değil, düpedüz korku salmaktı etrafa. Hepsi toplumu formatlamak için ömür tükettiler, fildişi kulelerden yöneltmek istediler kitleleri, tepeden baktılar zavallı diye insanlara. Peki, ellerine geçen kazanç ne oldu?  Ardından bıraktıkları sermayeleri; İçi boş kavramlar düşünceden yoksun insanlar, toplum bilinci yerine yığınlaşmış öbekler, boş kuleler, boş saraylar ve sadece elitistlerin ağırlandığı mekanlar vs&#8230;  Tabi eğer bu bir kazanç ise..<br />
   Devlet insanileşmesi ya da  şefkat abidesi olması gerEkirken resmileşmeyi yeğledi, resmileştikçe de halkda devletleşti, böylece kuşkucu, herşeyden nem kapan halk oluştu en sonunda..<br />
     Mevlanamız  ne olursan ol yine gel diyerek bireye saygı duyarken,  elitist oligarşik zümre birakın insanlığı,  halkımızı bile hep öteki gördü, ya da bir kullanımlık kağıt mendil. Kiminin vatansever duygularını kullanıp kandil dağlarına saldılar, işi bitince de acımadan hadi güle güle deyip ruhunu çöpe attılar, seninle buraya kadar yolumuz dediler adeta. Kimilerini de başka alanlarda değerlendirdiler. Erk’imiz İnsana insanca bakamadı birtürlü&#8230; Mahkum etmek en kolay olanı idi, öylede yapıldı. Böylece toplumla devlet arasında derin onarılmaz yaralar açarak  durduk yerde başımıza dert açtık.<br />
     İç barışı unutalı hayli bir zaman oldu, pembe şafakların doğmasını bekler olduk yeniden. Bir türlü yakalayamadık o eski ihtişamımızı. Örnek aldığımız Fransa bile Avrupa Birliğinde yer almamıza tahammül edemiyor. Kimbilir yeniden medeniyet oluruz kaygısından olsa gerek bu tavrını ısrarla sürdürüyor.. Üstelik içteki mekanizmalar yansız olmadığı için ideolojik gözlükle olaylara tek pencereden bakmayı adet haline getirdiler ve her türlü görüş ve düşünceyi peşin peşin zindana mahkum ettiler. Fransa bizi dış platformda ön yargılarla karalamaya çalıştı, iç platformda da elitistler öteki Türkiye’yi  mahkum etmeye çalışıyor. Totaliter ağlarla örülü etrafımız, dikte anlayışlarla beynimiz arındırılmak ve hızaya gelmemiz isteniyor hep, ya dediklerimizi yaparsınız, ya da kökünüze  kibrit suyu dökeriz tehdidine maruz kaldık adeta. Ruh kökümüz hep avcı misali haremilerce avlanıyor, çocuk muamelesine tabii tutuluyoruz, elimize tutuşturulan oyuncaklarla al oyalan bununla deniliyor. Dahası da var: Kendine çeki düzen vermeyenlere gözdağı veriliyor. Nasıl mı?<br />
     İkna odalarında terapiyle işe başladılar YÖK örneğinde olduğu gibi. Olmadı acımasızca bir takım yazar çizerler karanlık mahvillerce andıçlandılar, daha da olmadı karaladılar hain ilan edildiler. Hala 28 şubatın yaraları sarılmış değil, zaman zaman yeni 28 şubat senaryoları sipariş verilmeye çalışılsa da boşa gayretler, artık o konjonktürel şartların oluşması zor görünüyor. Neyse ki;  bu sefer ne yaptığını bilen akıllı, hamasetten uzak bir iktidar Kopenhang kriterleri kartını kullanarak zinde güçlerin harekat alanlarını daraltıyor.<br />
     Avrupa  uyum yasaları bir bir devreye girdikçe rejim elden gidiyor diye avaz avaz nara atıyorlar, öteden beri Cumhuriyeti kuran iradeyi kendi emellerine göre kullanmayı huy edinmişler. Düşünceleri belli bir zaman dilimine hapsetmek sevdasından vazgeçemediler. Oysaki tüm bu çabalar hem o iradeye saygısızlık hemde onları sevimsiz göstermekten başka bir işe yaramıyor. Cumhuriyet kurulduğunda  o günün konjoktür şartları   gereği bir nebze otoriter olmak zorundaydı, belki geçiş sürecini sancısız geçirmek adına böyle düşünülmüş olabilir. Fakat gelinen noktada devamlı otoriter kalmak isteği toplumu çağın dışına ve kapalı toplum olmaya itmek demektir.<br />
     Her değişim evresi zemzem suyuyla yıkanıp gerçekleşmez, mutlaka yeni bir sistem oturtmanın bir bedeli vardır.. 600 yıllık imparatorluktan daha çiçeği burnunda Türkiye’ye geçişte, yeni devletin Faşizmi örnek alması teklif edildiğinde, bunun bir zulüm, istibdat olacağını o gün bile reddedilmişti, bizatihi en yetkili ağızdan; öğreti istemem, yoksa dogmalaşırız denilerek demokrasi denemesine geçilmiş, ama bu engin anlayışın ömrü yetmemiş, anlaşıldı ki; demokratik Cumhuriyetin gerçekleşmesi sonraki kuşaklara bırakılmış. Belli ki,  şimdiki sözde Kuvayi milliyecileri 30’lu yıllara mıhlanmakta ısrarcılar, bu yüzden bir milim dahi mesafe kat edemiyorlar. Oysa düşün ama ifade etme diyen bir ülke olmak insanımıza en büyük zorbalıktır. Geleceğe gözümüzü çevirmeli, yeni ufuklara kanatlanmalı. 1930’lu yıllar sadece kuruluş mayamız, o mayanın  üzerine demokrasiyi inşa edebilirdik pekala. Nasrettin Hoca misali göle demokrasi maya çalma zamanı bugün değilse ne zaman?  Hoca’nın o meşhur espiri ile karışık; ‘ya tutarsa’ sözü, ileriye atılım yapılmasının gerekliliğine işarettir.<br />
      Cumhuriyetimizi bize armağan edenler;  sakın ola bir adım ileri gitmeyin, bıraktığımız noktada çivilenip kalın diye devretmediler, modern uygarlığın en üst seviyesine sıçrayalım diye emaneti teslim ettiler, anlayana tabi.<br />
       Evvela beyinleri özgürleştirerek işe başlamalı, zihinler gülüstana dönüştürmeli ki toplumsal mutabakat gerçekleşebilsin. Ferdin devlet gibi düşünme mecburiyetini rafa kaldırmalı, eğer düşünceye saygılı isek. Çünkü düşünceye saygı erdemliliktir. Düşünceyi devletin erdemi yapamamış ülkeler asla demokratik cumhuriyet olamazlar.<br />
     Şöyle tarihe gözattığımızda gelişmelerin kaynağında hep mimlenen sakıncalı diye tabir edilen insanların varlığını görürüz. Sakıncalı insanlar yaşadıkları dönemlerde  çok ağır bedel ödeseler de birçok tabuların yıkılmasına vesile oldular. Sokrates Atina yasalarınIN tard ettiği filozof, onlar dışlasalarda  bugün o gönüllerde yaşıyor hala. Çünkü o düşünce adamı idi, ya diğerleri? Hani onu yargılayan yargıçların hiçbirinin ne adı var ortada,  ne de sanı, esameleri bile okunmuyor. Neden hafızalardan silindi acaba hiç düşündünüz mü?<br />
       Yasaklar hep maraz doğurmuştur,  ideolojiler bile karşıtı olan ideolojİyi eleştirerek boyveriyor, dal budak salıyor yeni sentezler üretebilirken, Devletin demoklasın kılıcı ile kitleleri hizaya getirmeye çabalamasını anlamış değiliz. Sade bir insanın bile  sahip olduğu düşüncesinİ veya fikrinden dolayı dışlamayı hangi mantık ve izan kabül edebilir ki? Her türlü fikrin gölgesinden dahi korkan aynı zamanda cezalandırıcı yasalar çıkarmakla hüneriz dünyada. Yansız, tarafsız idari mekanızma kuramadık, kurabilseydik esas o zaman laiklik güvencededir diyebilecektik. Ancak o fırsatı kaçırdık, hala da inadına inat diyor 28 şubat gbi  postmodern  anlayışlarına prim veriyoruz.<br />
        28 Şubat bir kırılma, bir fay hattı oluşturdu, toplum mühendisliği uygulamaları  BÇG(Batı çalışma grubu) elinde  zirveye çıkması bunun en tipik örneği. Mevlana veYunusi çizgiden gelen topluma devlete başkaldıran muamelesi ve radikal misyon yüklenmek istendi,  hatta o gözle bakılmaya başlandı. Tüm bu post-modern uygulamalarına rağmen halkı sokağa dökemediler, halk büyük bir sabır örneği sergileyerek oyunlarını suya düşürdü. Üstelik ötekiler diye kategorize edilmelerine rağmen duruşuyla metanetiyle yıkılmadık ayaktayız dediler adeta. Hadi diyelimki Merve Kavakçı’yı sürgün edebilmek adına Hamas ajanı lanse etmenizi bir derece anladığımızı farz saysak bile, ya Eski Milli İstihbbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakçıoğluna CIA ajanı karalamınıza ne demeli? Sizin bu yaptıklarınıza kargalar bile güler.. Bunlarla yetinmediniz Cengiz Çandar, M.Ali Brand gibi usta yazarları andıçladınız. Türban türban diye yıllardır dilinize doladığınız kavram bile Fransadan ithal. Türbanın Türkçe karşılığı bone olduğunu  YÖK Başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın üniversiteye girsinler diye o gün için pratik çözüm diye sunduğu önerisi ile  öğrendik. Baktılar ki türbana alaka büyük,  Anadolunun yaylalarından beraberinde geleneksel özellikleri ile şehirlere gelen genç kızların sayısı çoğaldığını gören zinde güçler boneye  maksadının dışında anlam yüklemeyi yeğlediler. Artık bu noktadan sonra türban,  birzaman Ecevit’in dilinde de pekiştirilmiş haliyle devlete başkaldırmak simgesine dönüştürülmüş saik. Oysa 1974 yılında devletin temeline dinamit atmak isteyenler   ve başkaldıranlar  kamuoyunda Rahşan affı diye tanımlanan afla özgürlüklerine kavuşmuşlardı, hiç bunun muhasebesi yapılmadı bu ülkede maalesef.<br />
     İstesenizde yüzde yüz başörtüsüz toplum oluştaramazsınız, işte bu konuda israrcı olmaya devam ederseniz bunun adı laiklik değil,  Eski Yargıtay Başkanı  Sami Selçuk’un dediği gibi laikçiliktir. Çünkü laiklik dinsizlik değil, bilakis dinlerin özgürce kendi kulvarında yaşamasına fırsat tanıyan kavramdır. Neyse bu mesele çok su götürür.<br />
       Velhasıl, modern çağın ötesine sıçramak ancak demokratik cumhuriyet ve  demokratik toplum oluşturmakla mümkün.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İzzet Kütükoğlu tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-3443</link>
		<dc:creator>İzzet Kütükoğlu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Sep 2007 22:27:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-3443</guid>
		<description>Sayın Alperen Gürbüzer, Türkiye gibi genelde düşünemeyen bir toplumda, sizin kadar düşünebilen bir insana rastlamak gelecek için ümitlerimi artırmıştır. 
   Bu elbette yazılanların tamamının doğru olduğu anlamına gelmez. Gelmese bile son derece anlamlı bir yazı, değerli tesbitlerde bulunmuşsunuz sizi kutlarım.
   Sayın Gürbüzer, sistem konusunda yazılması, konuşulması gereken çok şey var... Ve bizim toplumumuz tamamen sistem cahilidir. Önce sistem ne demektir bunu bilmemiz gerekiyor.
   Benim anlayışıma göre sistem: Kurgusal düzenek demektir. sistem kurgulamak, düzen kurgulamak demektir. İlahi yaratıcı kutsal kitabının bir ayetinde, " sizin için kainatı
 düzenledik diyor". İnsan suresinde ise, "biz insanı düzenledik" diyor. Anlamamız gereken şudur. Düzenlemekten maksat; sistematik hale getirmek kurgulamaktır. Anlamamız gereken şudur, kainat ve kainatta olup biten her şey, sistematik bir kurguya göre gelişmektedir.
   Ne acıdır ki, müslüman toplumlar ilahi kitaplarını anlamak için okumadıkları için, bu ifadelerin ne anlama geldiğini düşünmediklerinden sistemden anlamazlar.
   Bir örnek vermek gerekir ise; Bir kirazın çekirdeği sert bir maddedir. fakat, ıslanınca ayrışacak şekilde tasarlanmıştır. içine su temas edince filizlenecek, şekilde tasarlanmıştır. sonuçta filizin ağaç halinde gelmesi, yaprak çiçek açması, meyve haline gelmesi bir tasarımın sonucudur. şartlar buna göre sistematik hale getirilmiştir.
  Eğer sistem sistematik hakkında bir fikir sahibi olmak istiyor isek, tabiatı okumamız gözlemlememiz gerekiyor.
  Eğer iyi gözlemler, iyi düşünürsek sistem ne demek çok kolay anlayabiliriz.
  Maksadım din dersi vermek değil.
  Benim anladığım şudur: Sistemler unsurlardan meydana gelir. Bütün sistemlerde bu böyledir.
  Sistemler unsurları bir araya getirerek, bunların birbirlerini etkilemesi ile, kurgusal bir işleyiş sağlamak üzere tasarlanır.
  Sistemin işleyebilmesi için, yada işleyecek bir sistem kurgulayabilmek için, sistemi oluşturacak unsurların olması gereken özellikte olmaları gerekir.
  Ve siz sistemi kurgularken unsurları, olması gerektiği yerde olacak biçimde kurgulamanız gerekir, bu da yetmez, unsurların sistem çalışırken farklı yerlerde olmalarıda  gerekebilir. bunu da sağlamak için unsurları, olmaları gerektiği zaman, olmaları gerektiği yerde olacak şekilde kugulamanız gerekir.
   En önemliside şudur: "sistemlerde unsurlar zorunlu oldukları için işlev görürler ve siz bu zorunluluğu yaratmalısınız...
   Rejim konusuna dönecek olur isek, İlkel rejimler sistematik rejimler değildirler. cumhuriyet ise, sistematik bir rejimdir.
   Bu nedenle cumhuriyet anayasası yapmak sistem bilmeyi gerektirir.
   Dünya coğrafyasına bir bakacak olursanız, teknolojik sistemlerin üremediği ülkelerde, sistem üretemeyen ülkelerde, cumhuriyet rejiminin de işlemediğini görürsünüz bunun bir nedeni vardır. Teknoloji üretmekte, cumhuriyet anayasası yapmakta sistem bilmeyi gerektirdiği için, sistem bilgisine sahip olmayan toplumlar her ikisinide başaramazlar. Sistemden anlamayan toplumlar, otomobilleri çalışmayınca, dua ederler çalışsın diye, ülkeleri kötü yönetilince gene dua ederler! oysa bu dua ile olacak bir iş değildir. bilgi ile ilim ile olacak bir iştir.
   Gelelim Türkiyenin sistemine, Türkiye'nin rejimi cumhuriyet olarak ilan edilmiştir. fakat, sistem kurgulamayı bilmediğimiz için, bizzat anayasamızı yapanlar rejimi ters yüz edip saltanat rejimine dönüştürmüşlerdir!
   Nasıl yani?
   Dedik ya, sistemler unsurlardan meydana gelir. önce unsurları tanımak gerekir. Cumhuriyet yönetiminin temel unsurları, Yasama, yürütme, yargıdır. Bunların olmaları gerektiği yerde olmaları gerekir. Bunlar kendi hallerine bırakılacak olurlarsa, Bu sistem sistem olmaz. İllaki bunların sizin istediğiniz yerde olmaları gerekir. 
  Bunun böyle olması için sistemi kurgularken, sistematik tedbirleri almanız gerekir. 
  Bilhassa ülkemizde sistemin işlemeyişinin, bana göre sistematik bir cumhuriyetin olmayışının nedeni, siyaset unsurunun olması gerektiği yerde tutulamayışındandır.
  Bu ülke siyaset olmaması gerektiği halde devletin kurumlarında olmuştur! Başka bir değişle devletin kurumları siyasetin olduğu kurumlar olmuştur. Oysa devletin kurumlarında siyasetin kendisinin değil, yasalarının olması gerekir. Siyaset kurumların içinde olunca, yasları yapan siyasetçi aynı zamanda yasaları uygulayan durumuna geçmiştir! 
   Bu sistemin sistem olmaktan çıktığının resmidir!
   Velhasıl siyaset olması gerektiği yerde tutulamamıştır!
   Neden?
   Siyaset halkın oluştuduğu bir unsurdur.
   Yürütme, yani devlet işini yürüten kurumlardan oluşan unsur. Bu unsurun oluşması için anayasada birşeyler yapmanız, bu unsurun yeterince kuvvetli olması için, anayasanızda bir yapılanma sisteminizin olması gerekir ki, bu unsur kuvvet olsun, siyaseti olması gerektiği yerde tutabilsin...
   Bu kuvvetin kuvvet olması için, devlet kurumlarınızın üst makamlarında olacak kişlerin kuvvetli olması gerekir. ancak o zaman siyaseti olması gerektiği yerde tutabilirsiniz.
   TC anaysasında olmayan budur. bu olmadan, olması gerektiği şekilde bir devlete sahip olamazsınız!!!!
   Olması gerektiği özellikte olmayan bir unsurla, sistem oluşturursanız sisteminiz sistem olmayacaktır.
   Sistem bu olunca siyaset olmaması gerektiği alana taşmakta, devletin kurumlarında siyaset icra edilmektedir. Siyasetle devlet işi bir arada yürüyecek bir iş değildir. Siyaset yasalarını koyar, bürokrasi o çerçeve içinde vazivesini icra eder. 
   Aksi durumda, devlet kurumları ülkemizde olduğu gibi, siyasetin at oynattığı kimin ne yaptığının belli olmadığı kurumlar haline gelir!
    Çünkü bu ülkenin anayasasında üst düzey bürokratların atanmaları yok hükmünde bir madde ile düzenlenmiştir.
    Bir ülkenin anayasasını yapanların bu ülkenin genel müdürleri nasıl atanacak, valileri ansıl atanacak, ulusal kurumların başkanları nasıl atanacak diye düşünmemiş olması Vahimdir!!!
    Anayasamızı yapanlar, yürütme ile ilgili 128. maddeyi düzenlerken, rejimi saltana dönüştürmüşlerdir.
     nasıl yapmışlardır bunu?
     mealen şöyle: Devlet işleri memurlar ve diyer kamu çalışanları eliyle yürtülür. bunların atanmaları kanunla düzenlenir. üst düzey bürokratların atanmaları özel kanunla düzenlenir şeklideki 128 madde ile.
   Bu şu demektir; bu ülkenin üst düzey bürokratı, yani devleti oluşturan kurumların en üst makamında oturanların nasıl atanacağı benim umurumda değil, devleti kim yönetiyorsa, kanunları kim yapıyorsa bunu onlar düşünsün demektir BU!
  Anayasa yapan böyle derse, sonuç bu olur! kanunları kim yapar? siyasetçi. devleti kim yönetir siyasetçi, üst düzey bürokratın nasıl atanacağını da bunlar düşünürse, böyle düşünürler!
   Diledikleri adamları diledikleri makamlara oturtabilecekleri, diledikleri zaman görevden alabilecekleri, atamaları yaparken ehliyet, liyakat, adaletin olmadığı bir düzen kurup, devletin bürokratını emir kulu gibi yönetirler! onlarda  düzenin icaplarını çaresizce yerine getirirler. Asla ve asla sayın bakanım siz bilirsiniz, nasıl isterseniz, emredersiniz dışında söz kullanmazlar.
   sen gel böyle bir ülkede bir sistemin varlığından söz et!!!
   hangi sistem, kardeşim  hangi sistem?!
   Sistem üç unsurdan oluşuyor, üç unsurdan birisi ortada yok! sen sistemden bahsediyorsun!
   Bu kadar sistem cehaleti ile, cumhuriyet mümkün değildir!
    Yaz yaz bitmez. daha yazılacak çok şey var ama kim dinler kim anlar!
    Bu yazı ilk okul tahsilli bir düşünürün  yazısıdır. ilgi duyanlar. farkliturkiye@hotmail.com dan arayabilirler...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Alperen Gürbüzer, Türkiye gibi genelde düşünemeyen bir toplumda, sizin kadar düşünebilen bir insana rastlamak gelecek için ümitlerimi artırmıştır.<br />
   Bu elbette yazılanların tamamının doğru olduğu anlamına gelmez. Gelmese bile son derece anlamlı bir yazı, değerli tesbitlerde bulunmuşsunuz sizi kutlarım.<br />
   Sayın Gürbüzer, sistem konusunda yazılması, konuşulması gereken çok şey var&#8230; Ve bizim toplumumuz tamamen sistem cahilidir. Önce sistem ne demektir bunu bilmemiz gerekiyor.<br />
   Benim anlayışıma göre sistem: Kurgusal düzenek demektir. sistem kurgulamak, düzen kurgulamak demektir. İlahi yaratıcı kutsal kitabının bir ayetinde, &#8221; sizin için kainatı<br />
 düzenledik diyor&#8221;. İnsan suresinde ise, &#8220;biz insanı düzenledik&#8221; diyor. Anlamamız gereken şudur. Düzenlemekten maksat; sistematik hale getirmek kurgulamaktır. Anlamamız gereken şudur, kainat ve kainatta olup biten her şey, sistematik bir kurguya göre gelişmektedir.<br />
   Ne acıdır ki, müslüman toplumlar ilahi kitaplarını anlamak için okumadıkları için, bu ifadelerin ne anlama geldiğini düşünmediklerinden sistemden anlamazlar.<br />
   Bir örnek vermek gerekir ise; Bir kirazın çekirdeği sert bir maddedir. fakat, ıslanınca ayrışacak şekilde tasarlanmıştır. içine su temas edince filizlenecek, şekilde tasarlanmıştır. sonuçta filizin ağaç halinde gelmesi, yaprak çiçek açması, meyve haline gelmesi bir tasarımın sonucudur. şartlar buna göre sistematik hale getirilmiştir.<br />
  Eğer sistem sistematik hakkında bir fikir sahibi olmak istiyor isek, tabiatı okumamız gözlemlememiz gerekiyor.<br />
  Eğer iyi gözlemler, iyi düşünürsek sistem ne demek çok kolay anlayabiliriz.<br />
  Maksadım din dersi vermek değil.<br />
  Benim anladığım şudur: Sistemler unsurlardan meydana gelir. Bütün sistemlerde bu böyledir.<br />
  Sistemler unsurları bir araya getirerek, bunların birbirlerini etkilemesi ile, kurgusal bir işleyiş sağlamak üzere tasarlanır.<br />
  Sistemin işleyebilmesi için, yada işleyecek bir sistem kurgulayabilmek için, sistemi oluşturacak unsurların olması gereken özellikte olmaları gerekir.<br />
  Ve siz sistemi kurgularken unsurları, olması gerektiği yerde olacak biçimde kurgulamanız gerekir, bu da yetmez, unsurların sistem çalışırken farklı yerlerde olmalarıda  gerekebilir. bunu da sağlamak için unsurları, olmaları gerektiği zaman, olmaları gerektiği yerde olacak şekilde kugulamanız gerekir.<br />
   En önemliside şudur: &#8220;sistemlerde unsurlar zorunlu oldukları için işlev görürler ve siz bu zorunluluğu yaratmalısınız&#8230;<br />
   Rejim konusuna dönecek olur isek, İlkel rejimler sistematik rejimler değildirler. cumhuriyet ise, sistematik bir rejimdir.<br />
   Bu nedenle cumhuriyet anayasası yapmak sistem bilmeyi gerektirir.<br />
   Dünya coğrafyasına bir bakacak olursanız, teknolojik sistemlerin üremediği ülkelerde, sistem üretemeyen ülkelerde, cumhuriyet rejiminin de işlemediğini görürsünüz bunun bir nedeni vardır. Teknoloji üretmekte, cumhuriyet anayasası yapmakta sistem bilmeyi gerektirdiği için, sistem bilgisine sahip olmayan toplumlar her ikisinide başaramazlar. Sistemden anlamayan toplumlar, otomobilleri çalışmayınca, dua ederler çalışsın diye, ülkeleri kötü yönetilince gene dua ederler! oysa bu dua ile olacak bir iş değildir. bilgi ile ilim ile olacak bir iştir.<br />
   Gelelim Türkiyenin sistemine, Türkiye&#8217;nin rejimi cumhuriyet olarak ilan edilmiştir. fakat, sistem kurgulamayı bilmediğimiz için, bizzat anayasamızı yapanlar rejimi ters yüz edip saltanat rejimine dönüştürmüşlerdir!<br />
   Nasıl yani?<br />
   Dedik ya, sistemler unsurlardan meydana gelir. önce unsurları tanımak gerekir. Cumhuriyet yönetiminin temel unsurları, Yasama, yürütme, yargıdır. Bunların olmaları gerektiği yerde olmaları gerekir. Bunlar kendi hallerine bırakılacak olurlarsa, Bu sistem sistem olmaz. İllaki bunların sizin istediğiniz yerde olmaları gerekir.<br />
  Bunun böyle olması için sistemi kurgularken, sistematik tedbirleri almanız gerekir.<br />
  Bilhassa ülkemizde sistemin işlemeyişinin, bana göre sistematik bir cumhuriyetin olmayışının nedeni, siyaset unsurunun olması gerektiği yerde tutulamayışındandır.<br />
  Bu ülke siyaset olmaması gerektiği halde devletin kurumlarında olmuştur! Başka bir değişle devletin kurumları siyasetin olduğu kurumlar olmuştur. Oysa devletin kurumlarında siyasetin kendisinin değil, yasalarının olması gerekir. Siyaset kurumların içinde olunca, yasları yapan siyasetçi aynı zamanda yasaları uygulayan durumuna geçmiştir!<br />
   Bu sistemin sistem olmaktan çıktığının resmidir!<br />
   Velhasıl siyaset olması gerektiği yerde tutulamamıştır!<br />
   Neden?<br />
   Siyaset halkın oluştuduğu bir unsurdur.<br />
   Yürütme, yani devlet işini yürüten kurumlardan oluşan unsur. Bu unsurun oluşması için anayasada birşeyler yapmanız, bu unsurun yeterince kuvvetli olması için, anayasanızda bir yapılanma sisteminizin olması gerekir ki, bu unsur kuvvet olsun, siyaseti olması gerektiği yerde tutabilsin&#8230;<br />
   Bu kuvvetin kuvvet olması için, devlet kurumlarınızın üst makamlarında olacak kişlerin kuvvetli olması gerekir. ancak o zaman siyaseti olması gerektiği yerde tutabilirsiniz.<br />
   TC anaysasında olmayan budur. bu olmadan, olması gerektiği şekilde bir devlete sahip olamazsınız!!!!<br />
   Olması gerektiği özellikte olmayan bir unsurla, sistem oluşturursanız sisteminiz sistem olmayacaktır.<br />
   Sistem bu olunca siyaset olmaması gerektiği alana taşmakta, devletin kurumlarında siyaset icra edilmektedir. Siyasetle devlet işi bir arada yürüyecek bir iş değildir. Siyaset yasalarını koyar, bürokrasi o çerçeve içinde vazivesini icra eder.<br />
   Aksi durumda, devlet kurumları ülkemizde olduğu gibi, siyasetin at oynattığı kimin ne yaptığının belli olmadığı kurumlar haline gelir!<br />
    Çünkü bu ülkenin anayasasında üst düzey bürokratların atanmaları yok hükmünde bir madde ile düzenlenmiştir.<br />
    Bir ülkenin anayasasını yapanların bu ülkenin genel müdürleri nasıl atanacak, valileri ansıl atanacak, ulusal kurumların başkanları nasıl atanacak diye düşünmemiş olması Vahimdir!!!<br />
    Anayasamızı yapanlar, yürütme ile ilgili 128. maddeyi düzenlerken, rejimi saltana dönüştürmüşlerdir.<br />
     nasıl yapmışlardır bunu?<br />
     mealen şöyle: Devlet işleri memurlar ve diyer kamu çalışanları eliyle yürtülür. bunların atanmaları kanunla düzenlenir. üst düzey bürokratların atanmaları özel kanunla düzenlenir şeklideki 128 madde ile.<br />
   Bu şu demektir; bu ülkenin üst düzey bürokratı, yani devleti oluşturan kurumların en üst makamında oturanların nasıl atanacağı benim umurumda değil, devleti kim yönetiyorsa, kanunları kim yapıyorsa bunu onlar düşünsün demektir BU!<br />
  Anayasa yapan böyle derse, sonuç bu olur! kanunları kim yapar? siyasetçi. devleti kim yönetir siyasetçi, üst düzey bürokratın nasıl atanacağını da bunlar düşünürse, böyle düşünürler!<br />
   Diledikleri adamları diledikleri makamlara oturtabilecekleri, diledikleri zaman görevden alabilecekleri, atamaları yaparken ehliyet, liyakat, adaletin olmadığı bir düzen kurup, devletin bürokratını emir kulu gibi yönetirler! onlarda  düzenin icaplarını çaresizce yerine getirirler. Asla ve asla sayın bakanım siz bilirsiniz, nasıl isterseniz, emredersiniz dışında söz kullanmazlar.<br />
   sen gel böyle bir ülkede bir sistemin varlığından söz et!!!<br />
   hangi sistem, kardeşim  hangi sistem?!<br />
   Sistem üç unsurdan oluşuyor, üç unsurdan birisi ortada yok! sen sistemden bahsediyorsun!<br />
   Bu kadar sistem cehaleti ile, cumhuriyet mümkün değildir!<br />
    Yaz yaz bitmez. daha yazılacak çok şey var ama kim dinler kim anlar!<br />
    Bu yazı ilk okul tahsilli bir düşünürün  yazısıdır. ilgi duyanlar. <a href="mailto:farkliturkiye@hotmail.com">farkliturkiye@hotmail.com</a> dan arayabilirler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ecenaze tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1907</link>
		<dc:creator>Ecenaze</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jun 2007 09:36:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1907</guid>
		<description>Alperen bey,
açıkçası hüsrana uğradım:)
Tabi ki vaktiniz olmayabilir..Ama buraya konuk yazar olmaya teşebbüs ettiğinizde, yazınızı okuyanların, bazı cümlelerinize eleştirel yaklaşabileceklerini, ve sizden önde sürdüğünüz, savunduğunuz tezlerinize cevaplar isteyebileceklerini biliyor olmalıydınız..

Tüm yasakların birden kalkması gibi bir ütopya/temenniniz ise kaos doğurur..
Kırmızı ışıkta geçmenin özgür olduğunu bir düşünsenize:)

Bahar Hanım merhaba:)
Yazılarınızı beğenerek okuyorum..
selamlar, saygılar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Alperen bey,<br />
açıkçası hüsrana uğradım:)<br />
Tabi ki vaktiniz olmayabilir..Ama buraya konuk yazar olmaya teşebbüs ettiğinizde, yazınızı okuyanların, bazı cümlelerinize eleştirel yaklaşabileceklerini, ve sizden önde sürdüğünüz, savunduğunuz tezlerinize cevaplar isteyebileceklerini biliyor olmalıydınız..</p>
<p>Tüm yasakların birden kalkması gibi bir ütopya/temenniniz ise kaos doğurur..<br />
Kırmızı ışıkta geçmenin özgür olduğunu bir düşünsenize:)</p>
<p>Bahar Hanım merhaba:)<br />
Yazılarınızı beğenerek okuyorum..<br />
selamlar, saygılar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Bahar Pınar tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1900</link>
		<dc:creator>Bahar Pınar</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Jun 2007 20:30:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1900</guid>
		<description>Merhaba,
Detaylı bir yazı gerçekten. Elinize sağlık. Genel olarak yazının ana fikrine katılıyorum. Baskıcı, tepeden inme dayatılan sistemlerle, her türlü düşüncenin boğulduğu bir ülkede gelişme bir yere kadar olabiliyor. Sonrası muğlak. Alperen Bey ütopik görünse de olması gerekeni anlatmış. Ama Ecenâze Hanım da soruların da haklı. Sorular güzel ve zor. Alperen Bey yine de sorulara cevap vermenizi tercih ederdim açıkcası. 

Saygılarımla,</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,<br />
Detaylı bir yazı gerçekten. Elinize sağlık. Genel olarak yazının ana fikrine katılıyorum. Baskıcı, tepeden inme dayatılan sistemlerle, her türlü düşüncenin boğulduğu bir ülkede gelişme bir yere kadar olabiliyor. Sonrası muğlak. Alperen Bey ütopik görünse de olması gerekeni anlatmış. Ama Ecenâze Hanım da soruların da haklı. Sorular güzel ve zor. Alperen Bey yine de sorulara cevap vermenizi tercih ederdim açıkcası. </p>
<p>Saygılarımla,</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>alperen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1845</link>
		<dc:creator>alperen</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Jun 2007 17:36:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1845</guid>
		<description>Ece hanım birçoksorular sormuşsun,aynı zamanda soruların cevabı da verilmiş, yorum yapmayacağım,ama şunu bilmeni isterim bundan sonraki yazacağım her makalede düşüncelerimi paylaşacak,ya da paylaşmayacak satırlarla karşılaşcaksınız. Yazılarım genelde belli bir emek ve araştırma incelemeye dayalı olarak ortayaçıkan zihin jimnastiği. Elbetteki eleştirilerinde haklısın,benim yaptığım  sadece aydınlık yarınlar için temenni(siz ütopik desenizde), bir dilek. birgün o dileklerin zihinlerde değişime yol açcaksa o zaman ben kendimi mutlu hissedeceğim. İnanın eleştirilerinden çok faydalandım,fikirler tartışılarak anlam kazanır çünkü. Fakat ben tartışmayacağım,zamanım yok ancak bir sonra yazcağım yazılar için arştırmaya koyulacağım. Bu demekt değilki tartışmaya kapalı bir insanım.Sakın böyle algılanmayın. Allaha amanet olun.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ece hanım birçoksorular sormuşsun,aynı zamanda soruların cevabı da verilmiş, yorum yapmayacağım,ama şunu bilmeni isterim bundan sonraki yazacağım her makalede düşüncelerimi paylaşacak,ya da paylaşmayacak satırlarla karşılaşcaksınız. Yazılarım genelde belli bir emek ve araştırma incelemeye dayalı olarak ortayaçıkan zihin jimnastiği. Elbetteki eleştirilerinde haklısın,benim yaptığım  sadece aydınlık yarınlar için temenni(siz ütopik desenizde), bir dilek. birgün o dileklerin zihinlerde değişime yol açcaksa o zaman ben kendimi mutlu hissedeceğim. İnanın eleştirilerinden çok faydalandım,fikirler tartışılarak anlam kazanır çünkü. Fakat ben tartışmayacağım,zamanım yok ancak bir sonra yazcağım yazılar için arştırmaya koyulacağım. Bu demekt değilki tartışmaya kapalı bir insanım.Sakın böyle algılanmayın. Allaha amanet olun.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ekrem Senai tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1783</link>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 May 2007 07:05:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1783</guid>
		<description>Metin-the-poor rolü üsteleneyim biraz:

Alperen bey çok güzel ve detaylı yazmışsınız.

Ece hanım, çok iyi sorular sormuşsunuz. Cevapları sabırsızlıkla bekliyoruz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Metin-the-poor rolü üsteleneyim biraz:</p>
<p>Alperen bey çok güzel ve detaylı yazmışsınız.</p>
<p>Ece hanım, çok iyi sorular sormuşsunuz. Cevapları sabırsızlıkla bekliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ecenâze tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1775</link>
		<dc:creator>Ecenâze</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 May 2007 15:19:52 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1775</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Tanzimattan günümüze kadar denemediğimiz model kalmadı.&lt;/blockquote&gt;

Bence bu cümleniz hatalı..Yada kısır diyeyim..
Kaç model denendi sayar mısınız lütfen!
Tek partili ve çok partili demokrasi denemelerine başlayıp başlayıp tank paletleri ile molalar verdik..
Başka ne denedik?
Sosyal demokrasi?
Liberal demokrasi?
Adil düzen:)?


&lt;blockquote&gt;Tüm denemeler, toplum dinamikleriyle bağdaşmadığından dolayı, çoğu kez dayatma yöntemi ile kabulü cihetine gidildi. Tabii bu durum toplumla devlet arasında güvensizlik doğuruyor haliyle. Dayatmacı yöntemlerle yeniliği kitlelere sunmak isteği merkez-kenar çelişkisi meydana getirdiği bir vaka.&lt;/blockquote&gt;

Dayatan mekanizmaları başa getiren de aslında bizler değil miyiz?
Süleyman Demirel i bize kim dayattı mesela!


&lt;blockquote&gt;Doç. Dr. Hikmet Özdemir’in, ‘’devlet tarihi ile, İslâm’la, Bediüzzaman Said-i Nursi gibi alimlerle, Nazım Hikmet’le vs. barışmalı…’’ derken, bir önemli gerçeği vurgulamıştır.&lt;/blockquote&gt;

Hayattayken o kadar zulmedip, öldükten sonra barışsa ne farkeder ki!
Adnan Menderes le nasıl barışabilir artık devlet…
İade-i itibar gibi göstermelik barış çubukları, hafızaları silebilir mi…


&lt;blockquote&gt;Devlet, fikirler ve modeller karşısında dayatmacı ve ‘’hakim’’ rol üstlenmemeli idi, ‘’hadim’’ rol takip etmeliydi oysa. Hakim değil ‘’hakem’’ olmalıydı. O halde ne yapmalı? Evvela her türlü fikir akımı karşısında taraf olmamalı.&lt;/blockquote&gt;

Biz de 1923 miladı olduğu müddetçe dediğiniz şey mümkün değil malesef!
Atilla Yayla nın başına gelenleri hatırlayın..


&lt;blockquote&gt;Tabandan gelebilecek model üretme girişimlerini bastırmamalı. Çünkü Türkiye’de yenilik hareketleri ekseri üstten gelmiştir, tabandan gelen bir yapılanma hiçbirzaman sözkonusu olamadı. Batı’da alttan gelen değişmeler yaşanmıştır çoğu kere, bizde daha henüz taban gerçek gücünü gösteremedi..&lt;/blockquote&gt;

Tabandan ne tür yapılanmalar gelebilir sizce?
Farzedin ki ben şeriat istiyorum, bu modeli taban olarak nasıl sunabilirim?
Devletin anayasasında yönetim biçimi açıkça belirtilmişken…

&lt;blockquote&gt;Sürekli tepeden yönlendirmeler, sistem dayatmalar, halkta inisiyatifsizlik oluşturduğu gibi katılımcılık hamlesi köreltilerek güdülen duruma düşürülmüşüz.&lt;/blockquote&gt;

Güdülen olduğumuz doğru da bizi güdenleri de güdenler var..
28 Nisan-28 Şubat Zafer bayramlarımız kutlu olsun..:)

&lt;blockquote&gt;Sistemin biranda yasakları rafa kaldırıp, sivil katılımcılık mekanizmalarının önünü açmasıyla birlikte toplum katmanlarında büyük rahatlık getirecektir.&lt;/blockquote&gt;

Çok hoş bir Ütopya:)

saygılar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Tanzimattan günümüze kadar denemediğimiz model kalmadı.</p></blockquote>
<p>Bence bu cümleniz hatalı..Yada kısır diyeyim..<br />
Kaç model denendi sayar mısınız lütfen!<br />
Tek partili ve çok partili demokrasi denemelerine başlayıp başlayıp tank paletleri ile molalar verdik..<br />
Başka ne denedik?<br />
Sosyal demokrasi?<br />
Liberal demokrasi?<br />
Adil düzen:)?</p>
<blockquote><p>Tüm denemeler, toplum dinamikleriyle bağdaşmadığından dolayı, çoğu kez dayatma yöntemi ile kabulü cihetine gidildi. Tabii bu durum toplumla devlet arasında güvensizlik doğuruyor haliyle. Dayatmacı yöntemlerle yeniliği kitlelere sunmak isteği merkez-kenar çelişkisi meydana getirdiği bir vaka.</p></blockquote>
<p>Dayatan mekanizmaları başa getiren de aslında bizler değil miyiz?<br />
Süleyman Demirel i bize kim dayattı mesela!</p>
<blockquote><p>Doç. Dr. Hikmet Özdemir’in, ‘’devlet tarihi ile, İslâm’la, Bediüzzaman Said-i Nursi gibi alimlerle, Nazım Hikmet’le vs. barışmalı…’’ derken, bir önemli gerçeği vurgulamıştır.</p></blockquote>
<p>Hayattayken o kadar zulmedip, öldükten sonra barışsa ne farkeder ki!<br />
Adnan Menderes le nasıl barışabilir artık devlet…<br />
İade-i itibar gibi göstermelik barış çubukları, hafızaları silebilir mi…</p>
<blockquote><p>Devlet, fikirler ve modeller karşısında dayatmacı ve ‘’hakim’’ rol üstlenmemeli idi, ‘’hadim’’ rol takip etmeliydi oysa. Hakim değil ‘’hakem’’ olmalıydı. O halde ne yapmalı? Evvela her türlü fikir akımı karşısında taraf olmamalı.</p></blockquote>
<p>Biz de 1923 miladı olduğu müddetçe dediğiniz şey mümkün değil malesef!<br />
Atilla Yayla nın başına gelenleri hatırlayın..</p>
<blockquote><p>Tabandan gelebilecek model üretme girişimlerini bastırmamalı. Çünkü Türkiye’de yenilik hareketleri ekseri üstten gelmiştir, tabandan gelen bir yapılanma hiçbirzaman sözkonusu olamadı. Batı’da alttan gelen değişmeler yaşanmıştır çoğu kere, bizde daha henüz taban gerçek gücünü gösteremedi..</p></blockquote>
<p>Tabandan ne tür yapılanmalar gelebilir sizce?<br />
Farzedin ki ben şeriat istiyorum, bu modeli taban olarak nasıl sunabilirim?<br />
Devletin anayasasında yönetim biçimi açıkça belirtilmişken…</p>
<blockquote><p>Sürekli tepeden yönlendirmeler, sistem dayatmalar, halkta inisiyatifsizlik oluşturduğu gibi katılımcılık hamlesi köreltilerek güdülen duruma düşürülmüşüz.</p></blockquote>
<p>Güdülen olduğumuz doğru da bizi güdenleri de güdenler var..<br />
28 Nisan-28 Şubat Zafer bayramlarımız kutlu olsun..:)</p>
<blockquote><p>Sistemin biranda yasakları rafa kaldırıp, sivil katılımcılık mekanizmalarının önünü açmasıyla birlikte toplum katmanlarında büyük rahatlık getirecektir.</p></blockquote>
<p>Çok hoş bir Ütopya:)</p>
<p>saygılar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ecenâze tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1774</link>
		<dc:creator>Ecenâze</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 May 2007 15:16:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/05/27/sistem-ve-ideoloji-acmazi-konuk-yazar/#comment-1774</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Tanzimattan günümüze kadar denemediğimiz model kalmadı.&lt;/blockquote&gt;
Bence bu cümleniz hatalı..Yada kısır diyeyim..
Kaç model denendi sayar mısınız lütfen!
Tek partili ve çok partili demokrasi denemelerine başlayıp başlayıp tank paletleri ile molalar verdik..
Başka ne denedik?
Sosyal demokrasi?
Liberal demokrasi?
Adil düzen:)?
&lt;blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;Tüm denemeler, toplum dinamikleriyle bağdaşmadığından dolayı, çoğu kez dayatma yöntemi ile kabulü cihetine gidildi. Tabii bu durum toplumla devlet arasında güvensizlik doğuruyor haliyle. Dayatmacı yöntemlerle yeniliği kitlelere sunmak isteği merkez-kenar çelişkisi meydana getirdiği bir vaka.&lt;/blockquote&gt;
&lt;/blockquote&gt;
Dayatan mekanizmaları başa getiren de aslında bizler değil miyiz?
Süleyman Demirel i bize kim dayattı mesela!
&lt;blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;Doç. Dr. Hikmet Özdemir’in, ‘’devlet tarihi ile, İslâm’la, Bediüzzaman Said-i Nursi gibi alimlerle, Nazım Hikmet’le vs. barışmalı…'’ derken, bir önemli gerçeği vurgulamıştır.&lt;/blockquote&gt;
&lt;/blockquote&gt;
Hayattayken o kadar zulmedip, öldükten sonra barışsa ne farkeder ki!
Adnan Menderes le nasıl barışabilir artık devlet...
İade-i itibar gibi göstermelik barış çubukları, hafızaları silebilir mi...
&lt;blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;Devlet, fikirler ve modeller karşısında dayatmacı ve ‘’hakim'’ rol üstlenmemeli idi, ‘’hadim'’ rol takip etmeliydi oysa. Hakim değil ‘’hakem'’ olmalıydı. O halde ne yapmalı? Evvela her türlü fikir akımı karşısında taraf olmamalı.&lt;/blockquote&gt;
&lt;/blockquote&gt;
Biz de 1923 miladı olduğu müddetçe dediğiniz şey mümkün değil malesef!
Atilla Yayla nın başına gelenleri hatırlayın..
&lt;blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;Tabandan gelebilecek model üretme girişimlerini bastırmamalı. Çünkü Türkiye’de yenilik hareketleri ekseri üstten gelmiştir, tabandan gelen bir yapılanma hiçbirzaman sözkonusu olamadı. Batı’da alttan gelen değişmeler yaşanmıştır çoğu kere, bizde daha henüz taban gerçek gücünü gösteremedi..&lt;/blockquote&gt;
&lt;/blockquote&gt;
Tabandan ne tür yapılanmalar gelebilir sizce?
Farzedin ki ben şeriat istiyorum, bu modeli taban olarak nasıl sunabilirim?
Devletin anayasasında yönetim biçimi açıkça  belirtilmişken...
&lt;blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;Sürekli tepeden yönlendirmeler, sistem dayatmalar, halkta inisiyatifsizlik oluşturduğu gibi katılımcılık hamlesi köreltilerek güdülen duruma düşürülmüşüz.&lt;/blockquote&gt;
&lt;/blockquote&gt;
&lt;/blockquote&gt;
Güdülen olduğumuz doğru da bizi güdenleri de güdenler var..
&lt;a rel="nofollow" href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=237356" rel="nofollow"&gt;28 Nisan-28 Şubat  Zafer bayramlarımız&lt;/a&gt; kutlu olsun..:)
&lt;blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;Sistemin biranda yasakları rafa kaldırıp, sivil katılımcılık mekanizmalarının önünü açmasıyla birlikte toplum katmanlarında büyük rahatlık getirecektir.&lt;/blockquote&gt;
&lt;/blockquote&gt;
&lt;/blockquote&gt;
Çok hoş bir Ütopya:)

saygılar
&lt;blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;
&lt;/blockquote&gt;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Tanzimattan günümüze kadar denemediğimiz model kalmadı.</p></blockquote>
<p>Bence bu cümleniz hatalı..Yada kısır diyeyim..<br />
Kaç model denendi sayar mısınız lütfen!<br />
Tek partili ve çok partili demokrasi denemelerine başlayıp başlayıp tank paletleri ile molalar verdik..<br />
Başka ne denedik?<br />
Sosyal demokrasi?<br />
Liberal demokrasi?<br />
Adil düzen:)?</p>
<blockquote>
<blockquote><p>Tüm denemeler, toplum dinamikleriyle bağdaşmadığından dolayı, çoğu kez dayatma yöntemi ile kabulü cihetine gidildi. Tabii bu durum toplumla devlet arasında güvensizlik doğuruyor haliyle. Dayatmacı yöntemlerle yeniliği kitlelere sunmak isteği merkez-kenar çelişkisi meydana getirdiği bir vaka.</p></blockquote>
</blockquote>
<p>Dayatan mekanizmaları başa getiren de aslında bizler değil miyiz?<br />
Süleyman Demirel i bize kim dayattı mesela!</p>
<blockquote>
<blockquote><p>Doç. Dr. Hikmet Özdemir’in, ‘’devlet tarihi ile, İslâm’la, Bediüzzaman Said-i Nursi gibi alimlerle, Nazım Hikmet’le vs. barışmalı…&#8217;’ derken, bir önemli gerçeği vurgulamıştır.</p></blockquote>
</blockquote>
<p>Hayattayken o kadar zulmedip, öldükten sonra barışsa ne farkeder ki!<br />
Adnan Menderes le nasıl barışabilir artık devlet&#8230;<br />
İade-i itibar gibi göstermelik barış çubukları, hafızaları silebilir mi&#8230;</p>
<blockquote>
<blockquote><p>Devlet, fikirler ve modeller karşısında dayatmacı ve ‘’hakim&#8217;’ rol üstlenmemeli idi, ‘’hadim&#8217;’ rol takip etmeliydi oysa. Hakim değil ‘’hakem&#8217;’ olmalıydı. O halde ne yapmalı? Evvela her türlü fikir akımı karşısında taraf olmamalı.</p></blockquote>
</blockquote>
<p>Biz de 1923 miladı olduğu müddetçe dediğiniz şey mümkün değil malesef!<br />
Atilla Yayla nın başına gelenleri hatırlayın..</p>
<blockquote>
<blockquote><p>Tabandan gelebilecek model üretme girişimlerini bastırmamalı. Çünkü Türkiye’de yenilik hareketleri ekseri üstten gelmiştir, tabandan gelen bir yapılanma hiçbirzaman sözkonusu olamadı. Batı’da alttan gelen değişmeler yaşanmıştır çoğu kere, bizde daha henüz taban gerçek gücünü gösteremedi..</p></blockquote>
</blockquote>
<p>Tabandan ne tür yapılanmalar gelebilir sizce?<br />
Farzedin ki ben şeriat istiyorum, bu modeli taban olarak nasıl sunabilirim?<br />
Devletin anayasasında yönetim biçimi açıkça  belirtilmişken&#8230;</p>
<blockquote>
<blockquote>
<blockquote><p>Sürekli tepeden yönlendirmeler, sistem dayatmalar, halkta inisiyatifsizlik oluşturduğu gibi katılımcılık hamlesi köreltilerek güdülen duruma düşürülmüşüz.</p></blockquote>
</blockquote>
</blockquote>
<p>Güdülen olduğumuz doğru da bizi güdenleri de güdenler var..<br />
<a rel="nofollow" href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=237356" rel="nofollow">28 Nisan-28 Şubat  Zafer bayramlarımız</a> kutlu olsun..:)</p>
<blockquote>
<blockquote>
<blockquote><p>Sistemin biranda yasakları rafa kaldırıp, sivil katılımcılık mekanizmalarının önünü açmasıyla birlikte toplum katmanlarında büyük rahatlık getirecektir.</p></blockquote>
</blockquote>
</blockquote>
<p>Çok hoş bir Ütopya:)</p>
<p>saygılar</p>
<blockquote>
<blockquote></blockquote>
</blockquote>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
