RSS Feed for This Post

Erdoğan Cumhurbaşkanı olmalı mı?

T. Suat Demren
dusunceler.org

Herhalde hiçbir dönemde siyasi konjektür bu C.Başkanlığı seçimleri öncesinde olduğu kadar karmaşık olmamıştır.  Hem iktidarın hem de muhalefetin birbirlerini vurmak için yeterli cephaneleri mevcut.
 
Bu konuda aslında bazı çevrelerin höykürmeleri hariç oldukça normal günler yaşıyoruz. Görülen o ki piyasalar Erdoğan’ın da başka göstereceği herhangi bir ismin de C.Başkanlığını satın almış durumda.
 
Şu bir gerçek ki gerek şartlar gerekse muhalefetin çığırtganlığı Erdoğan’ı Köşke çıkmaya zorluyor. Çünkü Erdoğan, köşke çıkmaması durumunda muhalefetin “bak işte çıkarttırmadık” vb. söylemlerine muhatap olmak zorunda olacak. Bu durum ilk bakışta AKP’nin tabanına karşı bir mahcubiyeti ve genel seçmen kitlesi nezdinde Erdoğan’ın karizmayı çizdirmesi olarak görülse de Erdoğan bunu, gerek meydan performansı gerekse tecrübe ve liderliği ile tolere edebilir. Bu tolere edebilme gücü önemli oranda köşke kimi çıkartacağı ile de alakalı. Buna aşağıda değineceğim. Bu bakımdan Erdoğan muhalefete böyle bir koz vermemek amacıyla Çankaya’ya çıkmayı kesinlikle düşünmemeli.
 
Öte yandan merkez medyada  Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına ilişkin olarak kabullenişi de aşmış, yaygın bir destek görüyoruz. Bu desteği iyi okumak gerek. Zamanında “Muhtar bile olamaz” dedikleri Erdoğan’a verilen bu destek yüzlerde hoş bir demokratik tebessüm bıraksa da bunun ardında başka hesaplar olduğunu düşünmek için çok nedenimiz var.  Eğer Erdoğan C.Başkanı olursa hemen ardından AKP’ye yönelik, yıpratma amaçlı yeni yeni “kaset furyası” türü kampanyalar başlarsa hiç şaşırmayın derim.

Merkez medyanın genel siyasi görüşü ile örtüşen muhalefetin hesabı şu:  Erdoğan’sız bir AKP muhalefet için daha kolay mücadele edilebilir bir hale gelecek, bu aşikar. Bunun yanında meydanlara inen muhalefet “Cumhurbaşkanlığını kaptırdık, bari hükümeti kaptırmayalım” diyerek seçmeni etkileyebilecek ve kararsız seçmeni “devlet” eksenli bir refleksi de kullanarak biraraya toplayabilecektir. Bunu ve pek sağlam bir kökeni olmadığını düşündüğüm AKP’nin bu gibi zaaflarını da kullanarak seçimlerden kotarılacak bir koalisyon, Erdoğan’ın C.Başkanlığını pasifize edebilir. Zaten tarafsız kalması yönünde sürekli taciz edilecek Erdoğan’ın tüm bunlar olup biterken AKP için birşey yapabilmesi de mümkün olmayacaktır.
 
Benim düşünceme göre Baykal’ın hırçınlığının ve Erdoğan’ı bu şekilde Köşke çıkmaya zorlamasının ardında da bu hesap var. Eh buradan bakınca da mantıklı; Erdoğan’ın Çankaya’ya noterini çıkartıp partisinin başında seçime gitmesi ve oyları süpürmesi Baykal’ın uykusunu kaçırıyor olmalı.
 
Yukarıda Erdoğan’ın köşke çıkmaması durumunda “geri çekilme” imajı doğacağından ama Erdoğan’ın bunu rahatlıkla tolere edebileceğinden bahsetmişitim. Bu tolere etmenin en önemli ayağını ise yerine köşke çıkaracağı isim oluşturuyor.
 
Bilindiği gibi Çankaya konusundaki en büyük gerilim müstakbel Cumhurbaşkanının eşinin başörtülü olma ihtimalinden çıkıyor. Erdoğan’ın köşke eşinin başı açık birisini çıkartmasının taban ve genel seçmen nezdinde “geri çekilme” olarak algılanacağı kesin. Bu algıyı bozmak için Erdoğan köşke eşinin başı örtülü bir ismi çıkartmak zorunda. Bunu, sadece algı bozmak için de değil, anlamsız ve kanunsuz dayatmalarda bulunan, bunun üzerinden siyaset yapıp sopa gösteren bazı çevrelerin gazını almak ve ülkeye normalleşme eşiğini aşırtmak için de olmazsa olmaz olarak görüyorum.
 
O halde Erdoğan ne yapmalı?
 
Bir kere kesinlikle gaza gelerek, aktivist kişiliğini öldürecek ve partisini zayıflatacak C.Başkanlığı gibi pasif bir makama çıkmamalı.
 
Köşke; uyumlu kişiliği ile tanınmış, muhalefetin aleyhinde hiçbir yaygara yapamayacağı, devlet adamlığındaki ciddiyetini ve tecrübesini bildiğimiz, parti içinde de en küçük bir itirazla karşılaşmayacak birisi olan Abdullah Gül’ü çıkartmalı.
 
Bu olduğunda Erdoğan bir taşla pek çok kuş vuracak:
 
1. Partisinin başında kalacak ve daha uzun yıllar siyaset yapabilecek. Emanetçi algı ve sıkıntısına neden olmayacakk. Meydanlara inecek, ekonomik istikrarı ve liderlik yeteneğinin  getirdiği teşkilatçı yapısını ve karizmasını da kullanarak seçimlere daha güçlü girecek, yine tek başına iktidar olarak çıkacak. Parti içinde de Gül’e itiraz olmayacağı için hiçbir huzursuzluk olmayacak.

2. Muhalefetin ağzındaki sakızı alacak, Gül’e itiraz bile edemeyecekler. Dayandıkları tüm stratejileri çökecek. 367 gibi komik hukuk hokkabazlıklarına da başvurunca iyice rezil olacaklar.

3. Kimse “geri çekildi” de diyemeyecek; çünkü Gül’ün eşi de tıpkı Erdoğan gibi başörtülü. Gül de tıpkı Erdoğan gibi Milli Görüş kökeninden geliyor.

4. Gül metazori kabullenilince de malum çevrelerin gazı alınmış olacak. Ülke normalleşme sürecine girecek.
 
Evet, Erdoğan  belki bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının gelebileceği en yüksek makamdan feragat edecek; evet, Abdullah Gül gibi bir isimden daha fazla yararlanma imkanından olacak ama sonuçta  ülke kazanacak.
 
Buna değmez mi?
 
Haa “ya darbe olursa mı?” dediniz? Ne demişler: “Geçti borun pazarı, sür eşeği Niğdeye…”
 
Bütün bunlar benim kişisel yorumlarım. Ben kendimce gözlem ve düşüncelerimi yazdım. Kıyaslama yaptığımda da uygulanacak en doğru stratejinin bu olduğunu düşünüyorum. Halen kesin bir öngörüm yok ama büyük ihtimal tüm bu yukarıda yazdıklarımı ve başka benzeri ihtimalleri aylardır düşünen ve ekibinle değerlendirmeler yapan  Erdoğan, -bunlara rağmen- C.Başkanlığına çıkmaya karar vermiş gibi görünüyor. İnşallah yanılırım.
 
Kısa bir süre sonra kimin Çankaya’ya çıkacağı belli olacak. Her durumda “hayırlı olsun” diyelim; görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler..

5 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 18 Yorum

  2. Yazan:Mehmet Tarih: Nis 12, 2007 | Reply

    Erdogansiz bir AKP’nin zayiflayacagini hiç sanmam. AKP tabani ile yönetici kadrosu birbirine çok yakin. Diger hiç bir partide görülmeyecek bir iletisim var.

    Çünkü Erdogan Erbakan ile çalisirken en çok rahatsiz oldugu konu buydu. Yani lider ile taban arasindaki kopukluk. Erbakan kendisini adeta PADISAH gibi görüyordu. Tabana kendini sevdirmis kisileri degil tepeden inme filan cemaat liderinin oglunu seçtiriyordu. Simdi Erdogan’in dagittigi anket formlari filan göstermelik degil. Aslinda rakiplerinin örnek almasi lâzim ya biraz geç kaldilar galiba :)

    Oligarsinin çildirmasi konusuna gelince…Engin Ardiç’in yazisi çok matrak :

    Eee, bu kadar yetki vermeseydiniz!

    Evvelce de yazdık, cumhurbaşkanının eşinin “türbanlı” olup olmaması, meselenin süsüdür. İşin folklorudur. “Second lady”nin başı bağlı olabiliyorsa, “first lady”nin de olur, ne varmış bunda?

    Üstelik cumhurbaşkanı kadın olursa eşinin başı ayağı tartışma konusu yapılamayacağına göre, bu kavga abestir.

    Kadın ya da erkek, bekâr olsa ne haltedeceksiniz? Anayasada “cumhurbaşkanı evli vatandaşlar arasından seçilir” diye bir kural mı var? Kenan Evren evli miydi? Duldu. Büyük kızı “förstleydilik” ediyordu gerektikçe… Atatürk evli miydi? Yalnızca ilk iki yıl… Adı konulmamış first lady Afet Hanım değil miydi otuzlu yıllarda?

    Asıl kavga, cumhurbaşkanının elinde bulunan “olağanüstü yetkileri” kaptırıp kaptırmama kavgasıdır.

    Çünkü, bir yandan başkanlık sistemine geçilsin mi geçilmesin mi, halk mı seçsin meclis mi seçsin tartışmaları sürerken, kimsenin itiraf etmediği bir gerçek var: Türkiye, otuz yıla yakın bir süredir, ÇAKTIRMADAN YARI-BAŞKANLIK SİSTEMİYLE YÖNETİLMEKTEDİR!

    Bu sistem Kenan Evren için “dizayn” edilmiştir.

    Kenan Evren’in üç yıllık askeri diktatörlüğünü sivil dönemde de çaktırmadan sürdürebilmesi için… Ne olur ne olmaz, bürokrasinin kontrolu kaybetmemesi için…

    Anayasanın mimarı Profesör Doktor Orhan Aldıkaçtı’nın cesedine gerekli saygıları sunarken, cumhurbaşkanının yetkilerini de şöyle bir hatırlayalım: Yalnızca kanunları veto etmekle kalmıyor, genelkurmay başkanını, yüksek yargı üyelerini, rektörleri atamakla kalmıyor, yalnızca Milli Güvenlik Kurulu’nu yönetmekle kalmıyor, sıkıyönetimi onaylamak ya da reddetmekle kalmıyor, gerekli gördüğü zaman hükümet toplantılarına da başkanlık edebiliyor!

    Yani başbakanı bir kenara itiyor ve yalnız devleti değil, hükümeti de yönetiyor!

    Bugüne kadar kullanıldı ya da kullanılmadı, bu yetkisi var mı yok mu? Var. Kimse ağzını açabilir mi? Hayır.

    Bu yetmiyormuş gibi, istediği hükümlünün cezasını hafifletebiliyor ya da toptan affedebiliyor, yani fiilen yargı kararlarını iptal edebiliyor mu? Yani yargıya da karışmış oluyor mu? Oluyor.

    Eee, hani ne oldu kuvvetler ayrılığı, hani nerede “parlamenter” sistem? Çocuk mu kandırıyorsunuz?

    Üstelik aynı zamanda ordunun başkomutanı mı? Evet. Bu sıfatla, genelkurmay başkanına emir verebilir mi? Evet. Kimse ağzını açabilir mi? Anayasaya göre, hayır.

    Bütün bunları yapmaya gücü var ama herhangi bir sorumluluğu var mı? Yok. Yalnızca “vatana ihanetle” yargılanabilir, onun için de somut bir kanıt ve meclisin dörtte üçünün onayı gerekir, Emre Aköz kardeşimin hatırlattığı gibi.

    Sakın yanlış anlamayın, saygısızlık kabul etmeyin, faraziye yürütüyorum: Cumhurbaşkanı cinayet işlese, dilediğini çekip takır takır vursa, hiçkimse hiçbirşey yapamaz! Çankaya’dan indikten sonra da dokunamazsınız!

    Hani “sembolikti” bu makam bu sistemde?

    Bürokrasinin hakimiyeti için ısmarlama ve olağanüstü makam yetkisi oluşturacaksın ve sonra da “ya bu güç halkın eline geçerse” diye kıvranacaksın… Niçin başından düşünmedin böyle bir ihtimali? Oysa 1950 yılından beri bunun ipuçları vardı, “cahil ve kandırılmış” halk gidiyor gidiyor hep “onları” seçiyordu, niçin gözönüne almadın ileride de böyle olabileceğini?

    Aklıma gelmişken bir şey daha sorayım: Seçkinlerin bir tür denetim mekanizması olan, halkın tercihlerini frenlemeyi amaçlayan, yani sonuçta sizin işinize yarayan, size çalışan ikinci meclisi, yani senatoyu ne demeye kaldırdınız? Yaa, gördünüz mü şimdi hikmetini?

  3. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Nis 12, 2007 | Reply

    (PARANTEZ İÇİ İDEAL CUMHURBAŞKANI)

    Yatıp kalkıp durmadan konuştuğumuz bir konu oldu Cumhurbaşkanlığı seçimi…Atatürk’ten itibaren sürekli bir çekişme konusu… Şeriat devleti kurmak, irtica… “korkut-yönet” politikasının bayatlamış elemanları…. Son yıllardaki gelişmelerden sonra Türkiye’yi İran’a dönüşmekle tehdit etmek de pek fayda getirmiyor. Bir şiir okuduğu yargılandı, başbakanlık konusunda meşruiyet tartışmaları, anayasal engellerden bahsedildi, ama bütün bunlar Erdoğan’ın başbakanlığı ve AKP’nin tek başına iktidarına engel olamadı. Şimdi çaresizce çırpınan, askeri müdahaleden, öğrencileri meydana çağırmaya, anayasayı didikleyip meşruiyet tartışmaları yaratacak pasajlar aramaktan, Apo’ya “sayın” demek gibi pest konularla uğraşmaya kadar akıl almaz her yöntem deneniyor. Siyasetten oldum olası nefret etmişimdir. Kimse dürüst değil çünkü… Orwell’in ‘1984’ romanında çiftdüşün’ (oksimoron da diyebiliriz) diye bir kavramdan bahsedilir, zıt anlamlı kelimeleri birbirinin yerine kullanıp kavramın içini boşaltmak, bir kavramı sürekli zıttıyla anlamlandırıp algıyı tersine çevirmek… Demokrasiye, bireysel hak ve özgürlüklere , hukuka, laikliğe, cumhuriyete, bilime, aydınlanmaya, milliyetçiliğe, sosyalizme kendi içeriğine zıt anlamlar verilmesinin ve bu şekilde uygulanmasının amacı budur; Parantez içlerini, kastedileni okumayı iyi bilmek gerekir:
    Seçim hakkında konuşulanlara bir bakalım:
    Cumhurbaşkanı çağdaş değerlere sahip olmalı (kastedilen: rakı içmeli, tango bilmeli) ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olmalıdır (Serbest piyasa ekonomisi dünyasında devletçiliği savunabilmeli, ihracat yapalım ama mal ithal etmeyelim anlayışına sahip olmalı)…Tüm Türkiye’yi kucaklayabilmeli (Kapıcılarla sıkı bir istihbarat ağı oluşturarak kimin eşinin başı örtülü, kim namaz kılar öğrenmeli ve gereğini yapmalı)… Karısının başı örtülü olmamalı (karısının başı örtülü olmamalı), huzursuzluk kaynağı olmamalı (karısının başı örtülü olmamalı), diğer devlet kurumlarıyla barış içinde olmalı (karısının başı örtülü olmamalı)… tarafsız olmalıdır (AKP’li olmasın, sol tandanslı olsun) Erdoğan’ın seçilmesi anayasaya aykırıdır (Anayasa’yı biz darbeciler yapmış olduğumuza göre başımıza bunun geleceğini öngördüğümüz bir şeyleri mutlaka kitabın içinde bir yerlere koymuş olmalıyız, iyi bak Sabih abi, çünkü bizim anayasamızın diğerlerinden farkı bireysel hakları ön plana alan bir anayasa olmayıp, rejimi koruma anayasası olmasıdır… Bizim anayasada bireyin adı “vatandaş”tır, görevleri ve kısıtları anayasada anlatılmıştır, sorumluluklarını yerine getirmeli, hak, hukuk gibi gereksiz taleplerde bulunup asap bozmamalıdır) %65’in istemediği bir kişi Cumhurbaşkanı olamaz (istemediğimiz kişi odacı bile olamaz ! Biz devletiz, istediğimiz kişiyi seçeriz, barajı geçse yeter, geçmese bile olur, meşruiyet bizim rızamızdır, parti kapatırız, darbe yaparız, çaresine bir şekilde bakarız), 367 milletvekili olmazsa seçim geçersiz olur (367 sağlansa da bir şey değişmez, AKP’lilerin oyu geçersizdir, halkın %65’i AKP’li değildir…)

    Amacım Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını desteklemek değil. Aslına bakarsanız bence cumhurbaşkanı siyasetçi olmamalıdır, her kesimin saygı duyduğu akademisyen veya hukukçu bir isim olmalıdır (Favorim Atilla Yayla’ydı ama meşhur konuşmasından sonra üzerinde konsensüs sağlanması zor, Sami Selçuk’un demokrat, liberal ve hukukçu kimliğiyle o koltuğa en çok yakışacak isim olduğunu düşünüyorum). Zaten Erdoğan’ın da cumhurbaşkanlığı isteğinden vazgeçtiğini/vazgeçeceğini düşünüyorum. Çünkü o da biliyor ki bunca tartışmanın ardından üzerinde uzlaşılan bir ismin aday olarak sunulması muhalefete çok iyi bir cevap olacaktır ve AKP’nin elini güçlendirecektir.. Bunun yanında bu durumun Deniz Baykal’ın siyasi bir başarısı olarak kabul görmesi ihtimali de Erdoğan’ı tereddüte sevketmektedir kanımca. Sonuçta Erdoğan da, bir başkası da seçilse bu seçim ne ekonomik kriz, ne de başka bir kriz (darbe) getirecektir. Türk siyasetinde kavgasız gün vaki değildir, bundan sonra da bu kör dövüşü devam edecektir. “Vatandaş” olarak ne kadar çok parantez içi okuyabilirsek bu kısır tartışmaların oluşturduğu taraftarlık ve propoganda oyununda kukla olmaktan o kadar kurtuluruz.

  4. Yazan:murat koçak Tarih: Nis 12, 2007 | Reply

    Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olmalı, çünkü adayın kesinlikle O olacağını düşünüyorum. Liderlik vasfı ve tutkusu sağduyunun önüne geçer bu durumlarda. Gönlümden Bülent Arınç geçerdi ama bu pek olası görünmüyor.

    AKP’nin adayı kim olursa olsun muhalefetin tufan koparacağı mutlak görünüyor. Sağlam duruş tufanı bozar. Hatırlayınız başbakanlık dönemlerinde de olmuştu bunlar.

    Sayın Erdoğan cumhurbaşkanı olursa AKP oylarının %1 bile düşeceğini sanmıyorum.

    Bakalım, göreceğiz tahminlerim olursa ben demedim mi demesi kolay:)

  5. Yazan:Mehmet Edebali Tarih: Nis 12, 2007 | Reply

    http://www.pakvizyon.com/?p=153
    Yazımdaki görüşlerimde ısrarlı olmakla birlikte,
    Suat Bey’in güzel analizinin altına imzamı çekinmeden koyuyorum.
    Ama tekrar tekrar belirtmek istiyorum, kim çıkarsa çıksın, asıl olan demokratik reformların yapılabilmesidir.
    Yoksa bu kısır döngü sürer gider.
    Bugün Abdullah Gül/Tayyip Erdoğan oturur,
    Yarın bir Necdet Sezer daha bulunur.
    Elinize sağlık Suat Bey.

    Ekrem Bey yorumunuzun ilk bölümünü zevkle okudum:)

    Muhabbetle…

  6. Yazan:cenkunal Tarih: Nis 12, 2007 | Reply

    www.medyatenkitleri.com
    Aslında bu görüşleri makul buluyorum.
    Ve ben de şahsi kanaat olarak aynı düşünceyi savuyordum;hala savunuyorum.
    Tabii Tayyip Erdoğan’in yerine Abdullah Gül’ün partinin başına geçmesi durumunda,en azından bu seçimde oylarda azalma olacağını sanmıyorum ama,Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını her açıdan daha doğru buluyorum.
    Mamafih,Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak.
    Bunun temel anlaşmaları,devletin “ulu katları”nda ve diğer uluslararası politik organizasyonda imzalanmış vaziyettedir.
    Ki belli bir kesimin heyecanla beklediği bugünkü “Genelkurmay Başkanımızın basın toğlantısı” ndaki tavır ve yaklaşımı da bunu doğrular nitelikte görünmektedir.
    Arzu Hanım vasıtasıyla haberdar olduğum blogunuzda bulunmak,ayrı bir memnuniyet vesilesi oldu.

  7. Yazan:habil zaman Tarih: Nis 12, 2007 | Reply

    CUMHURBAŞKANI VE AKP’NIN GELECEĞİ
    Cevap kolay!

    Cumhur başkanı ihtimali ikdir ya R.Tayyip ERDOĞAN yada AKP den biri
    Burada biz halkın üzerinde duracağı kişden ziyade cumhur başkanlığı sonrası bize ne getireceği ne götüreceğidir.
    Birinci ihtimal R.Tayyip ERDOĞAN’ının olması durumu ki bu AKP nin disiplini konusunda zararlı bir durumdur.Başbaknın cumhurbaşkanı olması AKP renkli sima ve heterojen yapı itibariyle çatlaklar meydana geleceği partinin genel seçimlerde ikiye üçe bölünme dürümünü doğuracaktır ki buda AKP’nin bitmesi demektir.
    İkincisi ise AKP içinden birisinin cumhurbaşkanı olmasıdır.Bu durumda AKP hem hukumet olacak yeni seçimlerde hemde cumhurbaşkanı yetkilerine sahip olacaktır. ikinci olasılık birincisine göre (reel politika ) uygun olacaktır.Bunuda uzun sürede bazı çıkmazları olacak AKP’nın hukumet olmasından sonra halkın isteklerini ekonomi hariç yerine getiremediği bekle gör politisi izlemesi sona erecek CHP’nın kendi seçmenini kandırdığı gibi kandıramayacaktır. Çünkü hem hukkummet hemde cumhurbaşkanı makamına sahip olmuş olacaktır. Toplum hakk ve özgürlükler konusunda AKP’sıkıştıracaktır. işte ozaman AKP Toplum nezdinde ya var lacak yada yok olacaktır.

  8. Yazan:Haydar Tarih: Nis 13, 2007 | Reply

    Ferhat Kentel’in gazetem.net de yazdigi makalesinde onemli bir pasaj dikkatimi cekti:
    ———————————–
    “Devletin yarı resmi gazetesinin 1933 yılında attığı “Halk plajları doldurdu, vatandaş denize giremiyor” manşetinin ya da CHP’nin DP’ye karşı kullandığı “Reşolar, memolar iktidara geliyor” sloganı…”
    ———————————–
    Bu bir zihniyet meselesidir. Ve bu zihniyet Ali, Veli, Memo, Reso lardan olusan “Halk”i plajda gormek istemiyor.
    Goruntusu bozuluyor.
    ***

    Bir köye Kaymakam geliyor. Jip tozu dumana kata kata adeta “savulun” dercesine daliyor köyün icine coluk cocuk, insan varmis farketmez… “Halk”i yolunda gormek istemiyor.
    Cakasi bozuluyor.
    ***

    Hani birde “baba beni okula gonder” propagandalari yokmu… cileden cikmak isten degil.
    Köyünü binbir zorlukla terkedip sehrin bir kenarina ilismis fukara bir ailenin mutaasip kizi onca ozveri, caba ve engellemelerden sonra universiteye gidiyor. Daha ilk gunden basi ortulu diye okula sokulmuyor. “Halk”tan birinin kizini universitede gormek istemiyor.
    Havasi bozuluyor.
    ***

    Trilyonlari yutan yatiyla Bulgaristana kacarken yakalandiginda “yolunu sasirmis garip” yada “ishal olmus” yada “ay isigini syretmeye cikmis” filan olurken…
    Antepli isadami, Tokatli muteahhit, Konyali fabrikator, Denizlili yatirimci ihaleye girmek istediginde olmayan evraklar eksik olur, olaki o evraki bulup bulusturdu, her turlu nizamname karsisinda dag olur. Halk”tan birilerinin ihya oldugunu gormek istemiyor.
    Duzeni-duzenegi bozuluyor.
    ***

    Gun geldi coluk cocuk okudu, bankalara, devlet kurumlarina bas oldu. Feryat baslar “devletin kaleleri elden gidiyor”. Sanki dusmandan bahsediyor. “Halk”tan birinin yetkili oldugunu gormek istemiyor.
    Asabi bozuluyor.
    ***

    Ve gun geldi o “Halk” Cumhurbaskanligina talip oldu.
    Bozulan seylerin hatti hesabi yok.
    ***
    ***

    Mesele cumhurbaskani olup olmamakta degil. “Halk”i elitlerin -yongasi- olarak gorenlerin dank etme zamaninin gelmesidir.

    Aralik 2005 oncesindeki Erdogani Cankayada gormek istiyoruz.

  9. Yazan:Keskin Tarih: Nis 13, 2007 | Reply

    Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı önemli değil. Önemi olan Cumhurbaşkanlığı “koltuğunun”, oraya oturacak kişiyi kabul edip etmemesidir. Koltuk sizi kabul etmedikten sonra oraya oturamazsınız.

  10. Yazan:Mehmet Tarih: Nis 13, 2007 | Reply

    Haydar Bey Merhabalar,

    “Devletin yarı resmi gazetesinin 1933 yılında attığı “Halk plajları doldurdu, vatandaş denize giremiyor” manşetinin ya da CHP’nin DP’ye karşı kullandığı “Reşolar, memolar iktidara geliyor” sloganı…”

    seklinde aktardiginiz laf konuyu özetliyor. Bir kisim sözde elit hâlâ “kendilerine benzemeyen” insanlari iktidarda görmeyi hazmedemedi.

    Aslinda “Türkiye Iran olacak” diye korkanlarin T.Erdogan’a sarilip sarilip öpmeleri lazim :) Neden mi? Iran’in yakin tarihini bir parça arastiranlar elitist Iran Sah’inin halkin sefaletine nasil kulak tikadigini ve Humeyni’nin bundan nasil istifade edip sözde müslüman özde fasist bir düzen kurdugunu görürler.

    Keskin Bey,

    “Koltuk sizi kabul etmedikten sonra oraya oturamazsınız.” (KESKIN)

    Seklindeki sözünüze kesinlikle katilmiyorum. Makamlarin gücü yoktur.
    C.Baskanligi alti üstü dört duvar ile bir koltuktur. Makamlari makam yapan oturan insanlardir. Kisisel kapasiteleri, ileri görüslü olmalari ve vatan sevgileri dogrultusunda ya hizmet ederler ya da otururlar öylece.

    1970′lerde Fahri Korutürk sadece “temsil” rolünü oynadi. Kokteyllerde kakarakikiri.
    Anitkabir ziyaretleri…çelenk koymalar…

    1980′lerin basinda Kenan Evren asker mantigi ile bir kisla gibi yönetti memleketi,
    hasar tespitini bile yapmadik daha.

    Özal dis politikaya ve dis ticarete önem verdi, bir süper-Büyükelçi rolü oynamak
    istedi, yapti da.

    Sezer hiçbir vizyonu olmayan, kendisini hala 1930′larda sanan bir adam.(eyvah adam dedik!) Hayatta olsa Atatürk’ün bile uygulamayacagi ilkeler ugruna vetolar koydu, vakit kaybettirdi memlekete.

    Bir devlet adami önce birlestirici uzlastirici olmali. Sezer anayasa mahkemesi baskani gibi davrandi. Ona tavir, buna ceza, berikine küsme. Ecevit C.Baskani olsaydi ancak bu kadar olurdu (veya deniz baykal - ALLAH korusun!)

    tarafsizlik lafini ediyor ama Necdet Sezer bu makami AKP’ye karsi bir silah olarak kullandi. Türk Ekonomisinin ihtiyaci olan bir sürü kanunu geciktirdi mesela Ormanla ve madencilikle ilgili olanlar. Sadece birincisinden 26 milyar ek gelir bekleniyor. AKP’ye puan kazandirmasin diye Türkiye’nin gelirleri geciktiriliyor.

    T. Erdogan C.Baskani olunca (pardon olursa) tamamen tarafsi olur mu? Sanmam. Herhalde AKP’li arkadaslarinin numaralarini telefonun hafizasindan silmez :) Ama ileriyi gören bir insan ve bize de bu lâzim.

    Ilk defa bir basbakanin 2030′larin Türkiye’sinden konustuguna tanik oluyorum. Türkiye’yi bir süper güç yapmak istiyor. AKP içinde de bu vizyonu paylasan kisi çok. Bunu yapak için ise seçtigi yöntem çok akillica : Türkiye’nin güvenligini ve zenginligini diger ülkeler için de önemli ve gerekli hale getirmek. Yani N. Erbakan’in romantik Islam birligi rüyalarindan bir kaç isik yili uzaktayiz. Bu yönüyle Özal’i andiriyor T. Erdogan. ama ayaklari yere daha iyi basiyor, etrafinda yegen kuzen degil kuvvetli teknisyenleri topladi. Ispati mi? 4 yilda ikiye katlanan GSMH. Bu bir dünya rekoru. Ama türkiye’de yasayanlarin haberi yok çünkü TR’de gazeteciler askerlerin agzina bakmakla mesgul.

    Bütün dünya basini Türk ekonomisini övüyor. Bizim basin ise “orgeneral öksürdü, acaba ne demek istedi?” ile mesgul.

    dostlukla

  11. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Nis 13, 2007 | Reply

    Dün Tuncay Özkan, Mine Kırıkkırak (yoksa triktrak mıydı?) ve emekli paşamızın sohbeti vardı. Bazen eğlenceli oluyor, izliyorum. Baktım Histerik Mine, Büyüanıt’a verip veriştiriyor, sonra içinden “yaw ben napıyorum, kendi bindiğim dalı kesiyorum galiba” hissi gelivermiş olmalı ki, birden 180 derece döndü övmeye başladı Büyükanıt’ı. 10 dakika içinde bu kadar twist yapanını görmemiştim.
    Büyükanıt bazı gerçeklerin farkına varmış olmalı, üslubu ve konuşması gazetecilerin heveslerini kursaklarında bıraktı. Helal olsun.

  12. Yazan:Talha Can Tarih: Nis 13, 2007 | Reply

    Elinize sağlık Suat Bey,
    Çok güzel bir analiz olmuş. Tercihlerinizde hem fikirim. Gül’ün Erdoğan’ın jestiyle cb olmasıyla vuracağı kuşlara şunu da ekleyelim derim. Gül başbakanlığı Erdoğan vermişti. Erdoğan da cumhurbaşkanlığını Gül’e vermiş olur:) Çok basit bir yorum oldu neyse:)
    Muhabbetle…

  13. Yazan:H.Basri Tarih: Nis 18, 2007 | Reply

    Erdoğan’ın CB olması halindeki olumsuz seneryoları çok olası bulmamakla birlikte pek çok yönüyle Adullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını gerektiğini düşünüyorum.
    Ancak, yine Suat Beyin yorumunun sonuda belirttiği gibi ise gözüken Erdoğanın adaylığını koyacağı. Erdoğanın ve parti içindeki isimlerin işaretleri hep bu yönde.

    Tabi eğer bu Erdoğan’ın (ellerine çelik çokmak verdik oynasınlar tarzı) bir stratejisi ise ve de 25 Nisan’da Gül’ü aday gösterip herkesi şaşırtacaksa ayrıca takdir etmek lazım. :)

    Erdoğan yada Gülün dışında bir duruma ise hiç ihtimal vermiyorum. Tabi zaman gösterecek..

    Hayırlısı olsun efendim..

  14. Yazan:Bahar Pınar Tarih: Nis 18, 2007 | Reply

    Çok güzel bir analiz olmuş Suat Bey, elinize saglik. Yorumlari da okudum, yorumcu arkadaslara da tesekkurler. Guzel analizler yapmışsınız. Ekrem Bey’in yorumunu cok begendim bu arada.

    Açıkcası ben de Erdoğan’ın cumhurbaskani olmasindansa Başbakan kalmasını tercih ediyorum ama ne yazık ki cumhurbaşkanı olması için özel bir çaba var. Yandaşlarının (varsa) ısrarlarından bahsetmiyorum, olmaması için uğraşanları kastediyorum. O kadar çok “olmasın, olmamalı” dendi ki işin inada binmesinden korkuyorum. Suat Bey’in dediği gibi belki de amaçları bu. Suat Bey’in “Merkez medyanın genel siyasi görüşü ile örtüşen muhalefetin hesabı şu:” diyerek yaptığı öngürüler akla uzak değil. Öte yandan işin bir de ego ile ilgili kısmı var: Bir zamanlar “Artık muhtar bile olamayacak” diyenlere cevap olarak cumhurbaşkanı olmak istiyor da olabilir Erdoğan haklı olarak. Cumhurbaşkanlığının Türkiye’de bir insanın gelebileceği en üst makam olduğunu düşünürsek, bir insanın bu makamı reddetmesi duygusal ve psikolojik açıdan da zor. Tabii ki şu andaki “olmasın, olmamalı” çığırtkanlığı da bu isteğe tuz biber ekmiş, bu isteği körüklemiş olabilir. Duygusal değil de mantıklı davranmak gerek dersek, Erdoğan’ın partisinin başında kalması en doğrusu. Daha yolun başında sayılırlar, en azından tek başına iktidar olarak. Erdoğan cumhurbaşkanı olursa, onun ardından partide olabilecek çalkantılar ve olası oy kayıpları yeni bir kooalisyona sebep olabilir ki bu, ülke için hiç iyi olmaz. Bakalim Erdoğan mantığı ile mi duyguları ile mi hareket edecek? Insallah ulke için en hayırlısı olur.

    Ekrem Bey’in 2. paragrafinda tanimladigi cumhurbaskani, benim de aklima daha cok yatiyor, siyasetci olmayan bir aday daha mantikli. Hem şu anki çığırtkanlığın boşuna olduğu ortaya çıkar, hem de güzel bir cevap olur cümle aleme. Buradaki tek tereddüt, Suat Bey’in ve Ekrem Bey’in de söylediği gibi, kendisinden başka bir adayın seçilmesi durumunda, bunun Baykal’ın ve diğerlerinin başarısı gibi algılanması. Bu tartışmalı başarı algısı, doğru seçilmiş bir aday ile engellenebilir. Abdullah Gul doğru adayladan biri gerçekten. Zaten genel seçimlerde başarılı bir sonuç alınırsa bu algıdan iz de kalmaz.

    Mehmet Bey, Engin Ardıç ‘ın yazısı gerçekten kayda değer, teşekkürler. Herkese Engin Ardıç ‘ı bugünlerde yazdığı yazıları tavsiye ederim. .

    Bu konunun, ideolojik olarak saplantili olmadan, sloganları havalara savurmadan konusulması ne kadar güzel. Bunun tersine son gunlerde o kadar cok tanik oldum ki degil karsilikli konusmaktan, dinlemekten, duymaktan yorgun dustum. Bu guzel analizler için hepinize teşekkürler. Insallah ulkemiz için en hayırlısı gerçek olur.

    Saygılarımla,

  15. Yazan:Cân Araf Tarih: Nis 22, 2007 | Reply

    Suat Bey yine çok güzel bir çalışma yapmışsınız tebrikler.
    Söylediklerinizde %100 mutabıkız.Yani Baykal’ın Erdoğan’ın CB olması için bu kadar uğraşması ve tahrik etmesi bence Erdoğan’ın bıçkın ve asabi delikanlı yanından kaynaklanıyor ancak kendiside CB koltuğunun pasif olduğunu,rahmetli Özal’ın -ömrü yetseydi- aktif siyasete geri dönüş yapacağını elbette ki biliyor.Bence Başbakan kendisine ve ülkesine yazık etmemeli ve Başbakan olarak aktif siyasette kalmalı.
    Erdoğan’ın CB olmaması durumunda kimin olacağı konusunda akla birçok isim geliyor.Bunların ilk sırasını Gül ve Arınç alıyor.Bülent Arınç yaptığı açıklamalar ile çok eleştiri aldı ve muhalefet ile çok uğraştı.İsmi çok yıprandı ayrıca Meclis Başkanlığı görevini layığı ile yerine getiriyor.
    Abdullah Gül bu koltuk için biçilmiş kaftan diyorum.Karizması,siyasi kişiliği,yaptığı açıklamaları ve TBMM’deki bütün siyasiler tarafından olumlu bakış açısına sahip olması bakımından AK Parti’nin tepki çekmeyecek adayı olabilir diye düşünüyorum.
    AK Parti iktidara gelmeden 2 yıl önce kurulması sebebiyle kendi içerisinde tam olarak sağlam temellere sahip değil.Bununla birlikte parti içerisinde istenmeyen olayların olduğunu medyadanda duymak mümkün.Bu sebeple Erdoğan’ın partinin başında kalması,seçim öncesinde temizlik yapması ve CB seçiminden sonra CB yetkilerinin sınırlandırılması AK Parti’nin oylarında düşüşe değil aksine yükselişe geçmesine sebep olacaktır.
    Herkesin dediği gibi ülkemize hayırlı olacak bir seçimin olması dileğiyle.
    Muhabbetle …

  16. Yazan:Suat Öztürk Tarih: Nis 24, 2007 | Reply

    Teşekkürler arkadaşlar yorumlarınız için.

    11. Cumhurbaşkanımız da belli oldu. Abdullah Gül. Yazımdaki temennimin gerçekleşmesinden dolayı çok mesutum.

    Hayırlı uğurlu olsun..

  17. Yazan:Tuncay Yılmazer Tarih: Nis 24, 2007 | Reply

    Yeni Cumhurbaşkanı adayımızın ( hadi daha net söyleyelim Cumhurbaşkanımızın !) Abdullah Gül olduğunu sevinçle öğrenmiş bulunuyorum.

    Kendisinden nacizane;

    1. Olur olmaz Anayasa kitapçığını sağa sola fırlatmamasını,
    2. Sürekli güleryüzlü olmasını
    3. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına karşı ayrımcı davranmamasını
    4. Suni gündemlerle bu ülkenin enerjisini boş yere harcayanlara fırsat vermemesini,
    5. Türkiye’yi 30 Yıllara geri götürmeyi amaçlamak yerine 21.yüzyıl vizyonunu içeren , ileriye dönük , vatandaşlarına ümit veren konuşmalar yapmasını,
    6. İnsan haklarına, hukuka, inançlara saygılı olmasını, vatandaşına tepeden bakan değil, onları kucaklayan bir Cumhurbaşkanı olmasını,

    diliyorum.

    Saygılarımla.

  18. Yazan:JaneDo Tarih: Nis 24, 2007 | Reply

    Hayırlı, uğurlu olsun. Fakt bu kadar saadet bize fazla hesabı içim pek rahat değil. Son anda bir aksilikle karşılaşmayız inşallah. Pek mesut iken bir anda insanın içine bir kurt düşüyor işte…

  19. Yazan:Habil Zaman Tarih: Nis 24, 2007 | Reply

    HAK VE ÖZGÜRLÜKLER ANCAK CERSARETLE OLUR

    Daha önce Erdoğan cumhurbaşkanı olmalımı sorusuna verdiğimim cevapta, olursa AKP’nin dağilabileceğini ifade etmiştim. Başbakanın da benim aynı gerçeği görmesi sonucu olarak Abdullah GÜL aday gösterildi doğru bir seçim AKP’nin dağilmaması için ancak bundan sonrası için düşünmek geretiğini tekrarlayarak AKP +Abdullah GÜL= Hak ve Adalet ve Özgürlükler olacak mı sorusudur.

    AKP hükümet olduktan sonra ülkede ekonomik anlamda bazı yenilikler yaptığı inkar edilemez bir gerçektir. Ancak Hah ve özgürlükler konusunda henüz üzerine düşeni yapmadığı bu konuda bir ileri iki geri poltikasını uygulayarak mutabakat sözcüğünü tekrarlyarak dört yılını bitirdiği ama bu dört yılda halkın nelinden alınmış tabii ve doğal hakların sonucu eğitim hakkını kulanamaması toplumsal bir yara dururken hayata dair yaşama sevinçlerinide yitirmektedirler.
    Halk hükümetin biz yaparsak birileri imzalamaz sözcuğu geride kalcaği artık bahanelerini olmayacağını, YÖK’ün bize bağlı bir kuruluş olmadığı bahanelri kalmayacağından AKP ya halkın elinden alınmış hak ve özgürlüklerini geri vercek yada seçimlered halkın desteğini kaybecektir.
    Her nimetin bir kulfeti vardır.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin