RSS Feed for This Post

Bir Ortaçağ Hitler’i: Cengiz Han

Cengiz Han, milyonların katiliMustafa Akyol
Mustafaakyol.org

İstanbul şu günlerde “Cengiz Han ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu” isimli bir sergiyi ağırlıyor. Evsahipliği yapan Sakıp Sabancı Müzesi’nin Müdürü Dr. Nazan Ölçer, “Sergi, dünya tarihine önemli bir damga vuran Cengiz Han’la Moğol İmparatorluğu’nun kültürler ve kıtalar arasında kurduğu bağı daha iyi anlamamıza yardımcı olacak” demiş. Umarım öyle olur. Bu “anlama”ya küçük bir katkı olarak da, Cengiz Han’ın tarihinin karanlık sayfalarını biraz açmakta yarar var.

Malum, asıl adı Timuçin olan Cengiz Han, 13. yüzyılda Çin’den Mezopotamya’ya kadar uzanan dev bir coğrafyayı istila etmişti. Bu istila hareketinin en çarpıcı yönü ise her ulaştığı yerde uyguladığı korkunç vahşetti. Ele geçirilen şehirlerin çoğunda, kadın-çocuk ayrımı yapılmaksızın herkes kılıçtan geçirilir, sadece zanaatkarlar gibi “işe yarar” görülen bir grup insan canlı bırakılırdı.

İngiliz tarihçi Justin Marozzi’nin ifadeleriyle;

“Şehirler topluca yok ediliyor, hayatta bırakılanların çoğu ise bir sonraki seferde ‘canlı kalkan’ olarak ordunun önünde yürütülüyordu. Moğollar ele geçirdikleri şehirlerdeki kedi ve köpekleri bile öldürüyorlardı. Termez kentinde bir kadın katliamdan kurtulabilmek için Moğol askerlere değerli bir inci yuttuğunu söylemiş, onlar da hemen kadının karnını parçalayıp mücevheri çıkarmışlardı. Zaten Cengiz Han’ın kurbanların karınlarının deşilmesi yönünde emri vardı.” (1)

Moğolların bu vahşeti askeri bir strateji uyarınca uyguladıkları söylenir: Korku yayarak düşmanlarını moral yönden yıkmak istemişlerdir. Bu açıklama doğru, ama eksiktir. Chicago Üniversitesi’nin ünlü tarihçisi Marshall Hodgson’a göre, “Çinli, Hıristiyan ve Müslümanlardan gelen bağımsız kayıtlar göstermektedir ki, Moğollar yok etmeyi başlı başına bir zevk olarak görmüşlerdir.” (2)

Bu “zevk için yok etme”, Cengiz Han’ın kişiliğine de uygundu. Kayıtlara göre, generallerine şöyle demişti: “İnsan için en büyük zevk, düşmanını kovalamak ve yenmektir. Onun her şeyini ele geçirmek, dul karısını ağlatıp sızlatmak, atlarına binmek ve kadınlarının vücutlarını gecenin zevkleri için kullanmaktır.” (3)

Nitekim Cengiz Han sistematik bir “ırz düşmanı”ydı; askerlerine ele geçirilen yerlerdeki en güzel kadınları seçip kendine getirmelerini emreder, hepsine tecavüz ederdi.

Cengiz Han’ın ordularının gerek strateji gerekse “zevk” gereği öldürdüğü insan sayısının 40 milyonu bulduğu tahmin edilmektedir. (4) Bu ise, 20. yüzyılın en büyük canisi sayılan Adolf Hitler’in bile, modern silahlar ve gaz odası gibi “teknik imkan”lara rağmen ulaşamadığı bir “skor”dur.

İslam medeniyetinin farkı

Elbette Cengiz Han’ı “dönemin normları”yla düşünmek gerek. Kuşkusuz Ortaçağ’ın tek istilacıları Moğollar değildi; hemen her imparatorluk kılıçla büyümeye çalışıyordu. Ancak Moğollar o dönemin standartları içinde dahi aşırı derece vahşiydiler. Özellikle de İslam medeniyeti ile karşılaştırıldığında…

O devirde İslam devletleri de “fetih” stratejisi güdüyordu, ancak Kuran’ın ve Peygamber’in sivillerin öldürülmemesi yönündeki açık uyarıları gereği, İslam ordularının fethettikleri ülkelerde kitle katiamlarına giriştiği pek görülmedi. Aksine İslam hukukundaki “zımmilik” statüsü gereği, ele geçirilen topraklardaki farklı cemaatlerin hakları tanındı. (Önce Yahudilik ve Hıristiyanlık için geçerli olan “zımmilik” statüsü, daha sonra Zerdüşt, Hindu ve Budistleri de içine alacak şekilde genişletildi.)

Rus tarihçi Abraham L. Udovitch, her ikisi de Orta Asya kökenli iki devlet olan Moğol İmparatorluğu ile Büyük Selçuklular’ı karşılaştırırken, İslam’ın söz konusu “hukukilik” yönüne dikkat çeker. Müslüman Selçukluların pagan (Şaman) Moğollara göre daha insancıl bir fetih stratejsi izlemiş olmalarının en büyük nedeni, Udovitch’e göre, İslam’dı. (5)

Bağdat’ın Yok Edilişi

Cengin Han’ın vahşeti, oğulları ve torunları tarafından da sürdürüldü. Torunu Hülagu Han, 1258 yılında o devirde dünyanın en göz kamaştırıcı bir kaç kentinden biri olan Bağdat’ın üzerine yürüdü. Aynı zamanda Hilafet merkezi olan Bağdat’ı korumak isteyen yöneticiler Hülagu’nun “teslim olun, kılınıza dokunmayacağım” sözüne güvendiler. Ama Moğol despot yalan söylemişti. Tarihçilerin kayıtlarına göre kentteki bir milyona yakın Müslüman, kadın-çocuk ayrımı yapılmaksını kılıçtan geçirildi. Günler süren katliam nedeniyle şehrin sokakları kanla kaplandı. İslam medeniyetinin altı yüzyıllık birikimini temsil eden dev Bağdat Kütüphanesi’ni ve şehirdeki diğer pek çok eseri yakan Moğollar, öldürdükleri insanların kesik kafalarından piramitler dizdiler. Bağdat’tan sonra daha bir çok İslam kentini yok eden Moğol orduları, İslam dünyasına Haçlı Seferleri’nden çok daha büyük yıkım getirdiler.

Tarihçi Prof. Osman Turan’a göre, “tarihte misli görülmemiş bu tahrip ve imha hareketi”, İslam medeniyetine vurulmuş en büyük ve kalıcı darbe oldu. (6) Sulama sistemlerinin ve dolayısıyla tarımın yok edilmesi, bölgenin sosyolojisini değiştirdi. Kürtlerin “makus talihi”nin de başlangıcıydı bu: Moğol barbarlığının hedefi olan Diyarbakır, Cizre, Mardin, Hakkari gibi kentler yüzyıllar boyu toparlanamadı.

İşte, “Cengiz Han ve mirasçıları”nın mirası böyle bir şeydi…

_____________________________

1) Marozzi, “Tamerlane”, s. 13-14
2) Hodgson, “The Venture of Islam”, cilt 2, s. 288
3) Marozzi, s. 13
4) International Herald Tribune, 10 Mayıs 2005
5) “The Islamic Middle East, 700-1900”, s. 300
6) Turan, “Selçuklular Tarihi ve Türk ve İslam Medeniyeti”,  s. 477

 

Tarih şaşırmaktır

Evet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

 

Kendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

 Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Share on Facebook

5 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 25 Yorum

  2. Yazan:Ç-Z Tarih: Mar 16, 2007 | Reply

    Adına anıt yapılıp neredeyse bir din temsilcisi gibi algılanıp,1995 de Washington Post gazetesinin “bin yılın en önemli adamı” ilan etmesi onun yaptıklarına rağmen Hitler gibi algılanmadığına delalettir.Belki bunun sebeplerinden biri, sadece “ırza geçme meraklısı “değil aynı zamanda da bir ırk yaratma meraklısı olduğundandır.
    http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=83655&session=28080006185102441755&LogID=
    John Man’ın kitabından alıntı;”Mart 2003 de American Journal Of Human Genetics dergisinde yayınlanan makalede yayınlandı.23 genetik bilimciden oluşan bir grup bilim adamı,Avrasya’da 2000 kadar erkekten alınan DNA örneklerini incelemişti.Onları hayrete düşüren şey;alınan örneklerden birkaç düzinesi üzerinde buldukları ortak genetik model.bu model önemsiz yerel farklılıklarla Hazar’dan Pasifik Okyanusu’na kadar uzanan bir alanda dağınık olarak yerleşmiş 16 nufus grubunun birinden diğerine uzanıyordu.Eğer bu ortak genetik modeli taşıyan erkeklerin oranı( ki bu,16 grubun % 8’i idi)bu bölgede yaşayan erkeklerin tamamına uygulanırsa ,16 milyon erkeğin,aslında tek bir tane çok büyük bir ailenin bireyleri olduğu şeklinde şaşırtucı bir sonuç ortaya çıkıyordu.Oxford Üniversitesi Biyokimya bölümünden Chris Tyler-Smith’e göre bu 16 milyon erkeğin ortak atası Cengiz’in yakın arabalarından biri olması akla yatkındır.”Kitabın yazarına göre bu genetik mirasın günümüze kadar gelebilmesindeki bir etken de geniş bir coğrafyada elde edilen katıksız siyasi güçtür”.
    Belirttiğiniz mirasın ne olduğunu tahayyül edebilmek açısından alıntıyı ekledim.

  3. Yazan:Mustafa Ajlan Abudak Tarih: Mar 16, 2007 | Reply

    Sayın C-Z nin aktarımı çok doğru hatta diğer bir araştırma bu bahsi geçen rakamın tüm dünya için uygulamış ve o daha da şaşırtıcı sonuçlar vermişti.Dünya üzerindeki her 100 erkekten 8 onun Y kromozonunu ve varyasyonunu taşıyordu.Bu Natiaonal geographic kanalının onun hakkında yaptığı belgeselde de kullanılmıştı.(NTV Türkçesi yayınlandı)birde kitabın yazarına yapılan atıfa katılmıyorum sadece Altınordu devleti siyasi olarak uzun soluklu olabildi. Diğerleri ilk 100-150 yıl içersinde tarih sahnesinden silindiler.Cengiz hanın ırz düşmanlığı o kadar büyük emellere sahip değildi.(bir şamandan çok büyük vizyon beklemek olur bu) Öle olsa yakındaki Çinden başlardı.

    Mustafa Akyol’un yazısına katılmamak mümkün değil.Moğolların yıkıcı gücünün en çok İslam toplumunu etkilediğide muhakkak.Yinede ben Haçlı seferleri ile karşılaştırırsam Moğolları çok suçlayamam.Birincisi Moğollar şamandı yani Cahilliye dönemi araplarından bile kötü durumda idiler.İkincisi Tıpkı İskandinav kökenli Teutonic halklar gibi (Vandallar,Vikingler,Danlar,Gothlar) talanın en kolay kazanç kapısı gören bir kültüre sahiptiler.Bu halkların kökenlerinindeki (Turkic,Moğol,Slav ve Teutonic) kültürü oluşturan bozkır ve uçsuz bucaksız kıraç topraklarda aslında sadece avcılığa veyahut hayvancılığın oluşturduğu toplayıcı kültüre beşiklik edebilirdi.Bu halkların bulundukları anayurtlarında medeniyet oluşturmasını beklememek tarih bilinçi ile çelişir.Sümerler bile Orta Asya kökenli olup ancak mezopotamyanın bereketli toprakları fırat ve diclenin getirdiği alüvyon ve su ile tarihin gördüğü ilk gerçek medeniyeti kurabilmişlerdi.Göç olmasa idi ne biz bugün Sümerleri ne Türkleri ne Serbleri ne Germenleri tarih sahnesinde görebilirdik.(hatta Avrupa diye bişeyde olmazdı)Tarihte herşey ekonomik temellidir.Kıtlık çıkmış ve büyük insan yığınları batıya akmıştır.Bu kadar yalındır. Fetihin amacı yaşam alanı sağlamaktır.Bunlar sadece İskandinavlar gibi talancı değil aslen kendilerine yeni vatan arayanlardır.Bu ”hinterland” bulmak içindir. Tıpkı Hitlerin Bohemya Prusya ve Balkanlar için düşündüğü gibi.

    Moğolların yıkıcılığının kökeninde Asya kavimlerinin askeri düzene sahip tek ”barbarlar” olması yatmaktadır.Bu tip düzene sahip tek yapı Romadır medeniyet ve askeri Düzende zaten bu sayede birleştiğinde Avrupa ve Akdenize binlerce yıl egemen olmuştur.(daha sonra bu Osmanlı-Türk kültüründe de görülen evrilmedir)

    Ben moğolları Mustafa Beyin linear yorumundan daha farklı holistic bir anlayışla daha farklı bir pencereden yorumlamak istiyorum.Moğolların İslam başkenti sayılan Bağdatı ve en önemlisi kütüphanesini yakması sadece yıkım olarak kabul edilebilir mi? Ben böyle düşünmeyenlerdenim.Birinci tek bir merkezin medeniyetin yükünü kaldırdığı uygarlıklar yok olmaya mahkumdur.İskenderiye kütüphanesi yandığında Yunan kültürü çok büyük yara ladığı halde yok olmadığına göre Bağdattaki kütüphanemizde yok olmuş ama Kahire,Şam,Halep,Hicazdaki merkezler ayakta kalmamısı kolayca sağlamıştır.İkincisi 1258′deki vahşetten sonraki yüzyıl içersinde Moğolistan dışındaki tüm moğol devletlerindeki göçer ahali(Altınordu,Kubilayhan etc) ve içersindeki askeri unsur İslamlaşmıştır.Buda yeni doğacak III.Roma yani Osmanlının katalizör gücü olacaktır.Denilebilir ki Bağdattaki İslam medeniyeti biraz İslam tarihi bilgimizi yenilersek Bağdattın ve İslam aleminin durumunun hiç iç acıcı olmadığı görürüz.Halifelerin ve dolayısıyla halkın yozlaştığı bir dünyadır.Bir nusibetin bin nasihatten iyi olması gibi moğollar bu topraklara yeniden İslam idrakinin sağlanmasını ve ahalinin bütünleşmesini gerçekleştirmişlerdir.Kendileride çok bilinen tabirler kültür postacıları olarak düşmanı oldukları medeniyetin azameti karşısında boyun eğmişler vede İslamla şereflenmişlerdir.Tıpkı kızlarını gömen cahiliye araplarının sahabe efendilerimize dönüşmesi gibi Moğollar ve Türkler şaman bozgunculardan medeniyet unsuruna dönüşmüşlerdir.Bu sayededir ki tarihin gördüğü son ve (en iyi) Roma olabilmişlerdir.

    Velhasıl her yıkım bir doğuşun müjdecisi ola gelmiş tarih boyunca.Belki insanlar zümrü anka kuşunu bu yüzden çok seviyorlar.Bu bana analojik olarak büyük yangın geçiren bir ormanın daha gür olarak yeşermesi gibi geliyor.Sanırım Cengiz hanında rolü buydu.

  4. Yazan:fatih demir Tarih: Mar 16, 2007 | Reply

    http://www.crees.ku.edu/teachers/Mongol_Lesson_Plan/Mongol_Lesson_Plan.shtml

    Anladigim kadariyla bu gazete her 5-6 yilda bir Cengiz Han’i yuzyilin en onemli adami secip durmus. Ilginctir ki bu en onemli adamlar listelerinde Hitler gibi bircok diktatorun olmasi… Zannedersem siz bu “en onemli” kelimesini yanlis degerlendiriyorsunuz.
    Mesela “most important virus in the history” diye bir yazi okusaniz ve “AIDS”i gorseniz “AIDS”e olan sayginiz sevginiz de artacak gibi duruyorsunuz…

    Ayrica saf kan Ingiliz ati yetistirir gibi insan yetistirmenin nesi onemli anlamadim?

  5. Yazan:Öncü Nesil Tarih: Mar 16, 2007 | Reply

    (ABD VE AB) İMPARATORLUKLARIN SONU

    Medeniyetler İntihar ederek yok olurlar, Cinayete kurban gitmezler.

    Bir medeniyet yok olurken dışardan değilde içerden yıkılır, yıkıma giden sebeb medeniyetin değerlerinin, bağlarının kendi içersinde kopmasıdır ve o medeniyetin insanlık için yapacak bir şeylerinin olmamasıdır.

    [Medeniyetimiz açısından önemli olan Tarih yazmak değil, haklı olmak olmalı; hatta bize zulmedenlerin bile kurtarıcısı olarak adaletli bir dünya ile ayetlerin şahitliğini yapmalıyız.]

    SİYONİST İSRAİL YAHUDİLERİ İNTİHAR KRİZİNDE!

    Terör rejimi İsrail’in işgalci halkının ruhi bir bunalım ve depresyon halinde oldukları ve son 3 sene içerisinde çoğu genç, 4 bin intihar girişiminin olduğu, Siyonist Üniversitesi’nin yaptığı araştırmanın çarpıcı sonucuyla gün yüzüne çıkmış oldu.

    Seyyid Hasan Nasrallah, haftalar öncesinde yaptığı konuşmasında “İsrail’de deprem olduğunu sadece Hizbullah söylemiyor. Tam aksine önceki dönemin ve şimdiki siyonist yetkililer, İsrail gazetelerindeki öncü isimler İsrail’in depremle, volkanik bir patlama ve büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu itiraf ediyorlar” demişti.

    Prof. Ilan After öncülüğünde yapılan bu araştırma da İsrail’deki krizin varlığını ispatlar nitelikte. Yani terör rehimi, “Ben, Ortadoğu’nun, hatta dünyanın en güçlü devletiyim” iddiasında bulunsa da yine Nasrallah’ın dediği gibi “İsrail, örümceğin evinden daha zayıftır.” gerçeği gün gibi ortaya çıkmış bulunuyor.

    Araştırmanın sonuçlarına göre, işgal topraklarında yaşayan her 25 siyonistten biri, kendisine her hangi bir şekilde acı vermek isterken, son üç sene içinde de 4000 bin yahudinin intihar girişiminde bulunmak istediği ve teşebbüs edenlerden 400′ünün de öldüğü belirtildi. İntihar edenlerin %30′u ise Siyonist gençler. Araştırmanın diğer bir sonucu ise bu depresyon ve intihar girişimlerinin son üç sene içinde çok hızlı bir artış gösterdiği.

    Bu çarpıcı araştırma sonuçlarının ardından terör rejimi ani ve gizli bir şekilde atağa geçti ve özellikle gençler, iş adamları ve askerler arasında sıkça rastlanılan bu intiharların nedenleri araştırmak üzere, Siyonist meclise bağlı bir heyet kurduruldu.

  6. Yazan:MY Tarih: Mar 17, 2007 | Reply

    ISRAIL’DEKI INTIHAR KRIZI

    Bu sasirtici haberi Jerusalem Post gazetesi de dogruluyor.

    http://www.jpost.com/servlet/Satellite?cid=1173879086787&pagename=JPost%2FJPArticle%2FShowFull

    Ancak intihar edenlerin 3′te biri escinsel israillier, askerler arasinda ise intiharlar azalmis (Ya da ordu bunlari “egitim zayiati” olarak göstermis olabilir) Gene Jerusalem Post’un haberine göre Rusya’dan gelen göçmen yahudiler arasinda intihar orani digerlerinden yüksek.ki bunun alkol tüketimi ile ilgili olmasi muhtemel.

    GERÇEK BIR KRIZDEN SÖZ EDILEBILIR MI? O KESIN DEGIL…

    Dünya Saglik Örgütü WHO’nun 2002 tarihli raporuna göre 1999′da Israil’de intihar edenlerin sayisi 379 ve bu rakamla Israil yüzbinde 8 sularinda bir skor elde etmis ki Dünya’nin en az intihar ile ölünen ülkeleri arasina giriyor. 400 ölümün bu skorda çok sey etkilemeyecegini saniyorum.
    (bkz. sayfa 186 : http://www.who.int/violence_injury_prevention/violence/world_report/en/full_en.pdf)

    Kazakistan ve Kirgizistan gibi müslüman ülkelerin ölümlü intihar oranlari Israil’den daha yüksek : Sirasiyla yüzbinde 37.4 ve yüzbinde 18.7. Bu alanda uzun yillardir “dünya sampiyonu” kabul edilen Macaristan’i bile geride birakan Kazakistan’in durumunun analiz edilmesi gerek : %40 civarinda rus asilli vatandasi olan bu ülkede bir ihtimal ortalamayi bu sinif arttirmis olabilir zira Rusya Federasyonu yüzbinde 43.1 ile en yüksekler arasinda.

    Ikinci dikkat edilecek nokta ise eski komünist ülkelerde, çok alkol tüketilen ve günes almayan bölgelerde belirgin bir yükseklik. Yanlis hatirlamiyorsam günes isinlari melatonin (veya benzeri) bir hormonun salgilanmasina, bu hormon da insanin kendini daha iyi hissetmesine imkân veriyor.

    MÜSLÜMAN ISRAILLILER

    Müslüman israillileri de unutmamakta fayda var. 2005’te sayilari 1.141.000’e ulasan müslüman israil vatandaslari bu ülke nüfusunun %16’sini olusturuyorlar. Milletvekilleri, akademisyenler ve is adamlari arasinda sayilari artan müslüman israilliler kanimca baris için ciddi bir umut teskil ediyorlar. Türkiye’nin aksine Israil’deki müslüman kizlarin üniversiteye bas örtüsü ile girebildiklerini de Mustafa Akyol’un sitesinde okumustum. Bu satirlari görürse belki benim arayip da bulamadigim makalesinin linkini verir.

    Bu bakimdan en azindan kendi adima Israil’in basina gelen her kötülüge sevinemiyorum.

    <b>Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allahtan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)</b>

    Dostlukla

  7. Yazan:Mehmet Edebali Tarih: Mar 17, 2007 | Reply

    “Denilebilir ki Bağdattaki İslam medeniyeti biraz İslam tarihi bilgimizi yenilersek Bağdattın ve İslam aleminin durumunun hiç iç acıcı olmadığı görürüz.Halifelerin ve dolayısıyla halkın yozlaştığı bir dünyadır.Bir nusibetin bin nasihatten iyi olması gibi moğollar bu topraklara yeniden İslam idrakinin sağlanmasını ve ahalinin bütünleşmesini gerçekleştirmişlerdir.Kendileride çok bilinen tabirler kültür postacıları olarak düşmanı oldukları medeniyetin azameti karşısında boyun eğmişler vede İslamla şereflenmişlerdir.Tıpkı kızlarını gömen cahiliye araplarının sahabe efendilerimize dönüşmesi gibi Moğollar ve Türkler şaman bozgunculardan medeniyet unsuruna dönüşmüşlerdir.Bu sayededir ki tarihin gördüğü son ve (en iyi) Roma olabilmişlerdir.

    Velhasıl her yıkım bir doğuşun müjdecisi ola gelmiş tarih boyunca.Belki insanlar zümrü anka kuşunu bu yüzden çok seviyorlar.Bu bana analojik olarak büyük yangın geçiren bir ormanın daha gür olarak yeşermesi gibi geliyor.Sanırım Cengiz hanında rolü buydu.”

    Ajlan Bey,
    Yorumunuza katılıyorum.
    Nitekim Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda Osman Bey’in devlet felsefesini açıklarken Moğol istilalarına(Cengizhan’a) atıf yapması da sizin bu görüşünüzü gayet destekler.
    “Bizim davamız kuru cihangirlik değil, i’la-yi kelimetullahtır.”
    Moğol istilaları Anadolu’daki büyük uyanışın vesilesi olmuştur.
    Kütüphane yangının İslam medeniyetinden alıp götürdüklerini elbette atlamak mümkün değil.
    Bununla birlikte orman örneğinde olduğu gibi traşlanan sakal daha gür çıkmıştır.
    Asr-ı saadet’i müteakip, Osmanlı’nın İslam dünyası adına ulaştığı zirve başka hiç bir devirde görülmedi.
    Osmanlı’nın kuruluşu risaletin 700. yılına denk geliyordu.
    Osmanlı’nın kuruluşunun 700. yılına denk gelen bu yıllara da hep beraber şahit oluyoruz.
    Dev dirilecek mi?
    Derin muhabbetlerimle…

  8. Yazan:H.Basri Tarih: Mar 17, 2007 | Reply

    Mustafa Beyin yazısına katılmakla birlikte, Mustafa Ajlan Abudak Bey’in yorumuna bir kaç itirazım olacak.

    Mustafa Ajlan Bey, Moğol istilasının sadece yıkım olarak kabul edilemeyeceğini, birici olarak İslam Medeniyetinin yok olmadığını, diğer merkezlerle kolayca ayakta kaldığını. İkinci olarak Altınordu ve İlhanlıların İslamlaştığını ve bunun da “Osmanlının katalizör gücü” olduğunu söylemişsiniz.

    İlk olarak, elbette İslam Medeniyetinin yok olması söz konusu değil ve “her yıkım bir yönüyle doğuştur” tabi ancak “sadece yıkım değil” denince bu ağır hasar-yıkım biraz küçümsenmiş gibi oluyor. İkinci olarak, Moğol Altınordu ve İlhanlılar İslamı kabul etmiş ancak bunun Osmanlının kurulmasına pek bir etkisi olmadığını biliyorum zira Osman gazi, “Oğuz Yabgu” devletinin yıkılmasıyla 11.yüzyıl öncesinde bir kısmı Horosan’a bir kısmı da Anadolu’ya göçen zaten Müslüman olan Kayı Türklerinden..

    Ancak tabi Moğol istilasından kaçan Horasan ve civarındaki Türkmenlerin (Türk-iman) Anadolu’ya göçmesinin Anadolu’nun Türkleşip, İslamlaşmasına katkısı olmuştur. (Yani bunlar sonradan İslamı kabul edip zamanla Türkleşen İlhanlılar değil bilakis Moğol’lardan kaçan Türkler)

    Ayrıca, “…Denilebilir ki Bağdat’taki İslam medeniyeti biraz İslam tarihi bilgimizi yenilersek Bağdat’ın ve İslam aleminin durumunun hiç iç acıcı olmadığı görürüz.Halifelerin ve dolayısıyla halkın yozlaştığı bir dünyadır.Bir nusibetin bin nasihatten iyi olması gibi moğollar bu topraklara yeniden İslam idrakinin sağlanmasını ve ahalinin bütünleşmesini gerçekleştirmişlerdir.” demişsiniz.

    Benim bildiğim kadarıyla o dönem Bağdatının durumunun “iç açıcı olmadığı” pek de söylenemez. Aksine pek çok açıdan çok parlak bir görüntüsü var. Avrupalıların hazırlamış olduğu “Görsel İslam Uygarlığı ve Tarihi” belgeselinde anlatıldığına göre, Abbasiler döneminde Avrupa’nın en büyük kenti olan Roma’nın nüfusu 30 bin iken, doğuda bir kültür ve bilgi kenti olarak sıfırdan tasarlanmış; Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman âlimleri, hocaları, bilginleri, filozofları toplayan ve onların beraber-bir arada çalışabilmelerini sağlayan İslam hoşgörüsüne dayanan bir bilgi ve kültür kenti olan Bağdat’ta nüfusun 1 milyonu bulduğu hesaplanıyordu. Bir kimse eğer Bağdat’ı görmediyse dünyayı görmemiş sayılıyordu.. Bilgin evleri, devlet kütüphaneleri, ve çok sayıda halk kütüphanesi kurulmuş.. Geometride, cebirde, astronomi’de, tıpta pek çok ilkler ortaya konmuş.. .. Bin bir gece masalları dilden dile dolaşmış.. Ta ki uzaklardan gelen ve pek tanımadık bir güç, MOĞOLLAR’ın gelip her şeyi yakıp yıkmasına kadar.. Bağdat ve dönemin en büyük kentleri tamamıyla harabedilmiş; âlimler, bilginler ve halkın büyük birçoğu katledilmiş, kütüphaneler ve cilt cilt kitaplar yakılmış..

    Moğol istilasını sadece Bağdat’a da indirgememek lazım. Horosan, Semerkand, Buhara Maveraunnehr ve yakın coğrafyadaki çoğu merkezin sonuı da pek farklı değil aslında…

    Zira “..moğollar bu topraklara yeniden İslam idrakinin sağlanmasını ve ahalinin bütünleşmesini gerçekleştirmişlerdir.” Sözü biraz fazla pozitif bir bakış açısı kanımca.. (Buradaki idrakin sağlanıp sağlanmadığı da ayrı bir konu tabi)

    Saygı ve muhabettlerimle..

  9. Yazan:H.Basri Tarih: Mar 17, 2007 | Reply

    Bu arada sergiye de henüz gidemedim ama sergi için hazılanmış 60 sayfalık kitapçık elime geçti. Sonderece iyi tasarımlı, kaliteli bir baskı ve son derece zengin görsel malzemeyle hazırlanmış bir kitapçık.

    Ancak bir şey dikkatimi çekti. Moğolların Avrupa seferlerini “Batıya Yönelen Kasırga” adlı ayrı bir başlıkla, “..Moğol itilası Avrupa’ya dehşet saldı. Moğollar 1937′de Moskovayı ele geçirip, 1940′ta Kiyevi aldılar. Krakov yakınlarında bir Polonya ordusunu yendikten ve Breslau’ı yakıp yıktıktan sonra, Alman şovalyelerinden oluşan bir orduyu da Silezya’daki Liegnitz kenti yakınında, 9 Nisan 1241′de kesin bir yenilgiye uğratıp, Aralık 1241′de de Budapeşteyi yerle bir etti…. Moğol istilasında doğu ve güneydoğu Avrupa’da yüzbinlerce insan öldü, uçsuz bucaksız topraklar ekilemez hale geldi.”(sy.30) şeklinde ele almış.

    İslam Medeniyeti üzerine olan sadırılar içinse sadece “Hulagu ağabeyinin buyruğuyla 1256′da büyük bir orduyla İrana saldırmış, bir daha da ülkeden çıkmamıştı.” ile “1258′de Bağdat’ı fethedip halifeyi öldürmesi, 750′den beri ‘Allah’ın izniyle’ Müslümanların başında olan Abbasi halifeliğinin sonunu getirdi.”(sy.34) gibi doğrusu garipsenebilecek bir ifade kullanılmış.

  10. Yazan:Mustafa Ajlan Abudak Tarih: Mar 17, 2007 | Reply

    Sayın H.Basri Bey Antropolojik olarak bakıldığında Moğol-Türk ayrımı yapmak çok zordur.Kültürel olarakta bir okadar zor olan bir mevzu bu.İslamlaşmamış göçerler yada İslamlaşmış göçerler dersek daha akli olur.Dilerseniz Mogolların ve Türklerin Y kromozon ve mdtdna sonuçlarına bakın.Orada göreceğiniz iki kavmin iç içe geçmiş olduğudur.Anadoluya akan göçlerde de salt Türkmen salt Moğol ayrımı yapılamaz.Zatengerekte yoktur.İslam yada değildir yada İslamlaşmış yada şaman kalmıştır.Bizi ilgilendiren tarafı budur.Bu halkında Oğuz selçuklularıyla Anadoluya akın akın geldiği açıktır.İlhanlı yada Altınordu devletlerinin yönetici kısımları sadece Moğol-Türk tür.Tıpkı Memlüklülerde Çerkez-Türk olduğu gibi halk ise yereldir.Yani Serb yada Pers-Farsidir.Göçerler ister Türk,Moğol yada Afgan olsun daima birliktelik içinde olmuştur.Bu adamlar yurt arayan insanlardır.Yurt denilebilecek kesimde kısmen kendi polülasyonlarının yerel popülasyondan fazla olabileceği bir yer demektir.Orta doğuda Anadoludan başka bir bölgede bu ozamanlar için mümkün değildir. Bağdatın binbir gecelerinden bahsetmişsiniz.Bunu bilipte nasıl olurda Avrupanın hayranlığından bahsedersiniz sizin kaynaklarınızı bilmiyorum ama Tasavvuf sözü ettiğiniz zamanlarda ”o bölgelerde” iyice köklenen bir kurum oldu.(İran-kabbala ortak yapımı)ve hala o bölge Allahın lanetinden kurtulabilmiş değil!Halifelerin bozukluklarını anlatmaya kalksam burada yorum yazanlar küçük dillerini yutar.Fakat yorum yeri kısıtlı ayrıca sonuçlar ortada basit bir mantıklı çıkarımda yeter;madem o kadar ”ileri seviye ”uygarlıkları vardı Şaman bozgunculara nasıl boyun eğdiler.Askeri zaferler teknolojik üstünlük ve askeri deha ile kazanılır.Fatih İstanbulu topları olmadan nasıl feth edecekti?Birde nüfus çoksa metropolit olunmuşsa diyorsunuz gelişmiştir.Eywallah öyle olsun ama düşünün nüfusun çevreye oranla bu kadar yoğun olduğu yerlerde çöküşte kontrol edilemez,yozlaşma alır başını gider.Zenginlik Romanın neron yada Agustus devrindeki kadar olabilir, hatta aşabilir ama kültürel yozlaşmada ondan geri kalmamıştır.İslam aydınlanması diyebileceğimiz sürecin asıl merkezleri Endelüs,Kahire,Kudüs ve Şamdır.Bağdat onlara göre bebek sayılabilecek kadar genç bir yerleşimdir ama güzelliği ile hepsini geçmiş olabilir.Fakat ilim ve medeniyet olarak asla rakip bile olamaz.Alimler bilginler demişsiniz yorumunuzda. Bağdat Okulu adını alan oluşum; temsilcilerinin temel faaliyetlerinin mantık olması sebebiyle de Bağdat Mantık Okulu da denilen ilim çevresidir.Yani bunu dışında (islami sanatlar dışında) ben önemli katkısını bilmiyorum varsa katkısı tasavvuf içindedir.Onunda zararını anlatmakla bitiremeyiz işte kardeş kardeşe silah sıkıyor hala o topraklarda.Tarihin göreceli sularında bu konuda anlaşamayacağımız muhakkak.Tarihte abartıya hep karşıyımdır.Soğukanlılığın kaybı aklın yanlış çalışmasına neden oluyor.Nasıl Binbir gece masalları Fars edebiyatı ile ”fake”halife zevkü sefalarının kodlanmış oryantalist metinleri ise, Cengiz Hanın kendiside Batı tarafından ikonlaştırılmış bir şaman liderdir.Dünyanın en büyük kara imparatorluğunu kurmuş ama bu imparatorluk yarım asır bile dayanamamış,hiç bir insani-medeni kurum bırakmamıştır.Sadece büyük insan topluluklarının göcüne ,yıkıma,kaynaşmasına,yeniden yapılanmasına katkısı olmuştur.Bundan öte bir değer biçmek bir şamandan çok büyük vizyon sahibi olmasını beklemektir.

    Not:Sayın M.Edebali Beye teşekkür ediyorum.Kendimi bu konuda anlatamadım zannetmeye başlamıştım.Kendisi yüreğime su serpti…

  11. Yazan:Öncü Nesil Tarih: Mar 17, 2007 | Reply

    İSRAİL VE YAHUDİPERVERLER ACİZLİĞİNİZİN FARKINA VARIN

    Mesela; İzmirde ana caddeden bir devlet büyüğü geçecekse Trafik polisi diğer
    araçlari tali yola döndürüyor. Yolu boşaltıyorki devlet büyüğü geçsin. Biri diye bilirmi ” bak adamda (trafik polisinde) nasıl güç var, kas var, bir işaret yapıyor Arabalar başka yöne dönüyor”. O trafik polisinin, adamın gücünden dolayı dönmüyor araçlar !
    Trafik polisinin arkasındaki kanundan, devlet gücünden dolayı dönüyor.

    Mesela Aisd mikrobu: Dev gibi adamı yıkıyor. Sanki arslan kadar mikrop mu yıkıyor, yere seriyor. Hayır. O gözle görünmeyen mikrop emri yerine getiriyor.
    Aisd mikrobunda güç yok onun arkasındakin de güç var. O mikroba verilen kanun
    gücünden dolayı insanlar yıkılıyor, ölüyor. Allah’ın gücünden, kanunundan dolayı. Allah zina yapanları, sapıklık yapanları, İsrailli aşırılar gibi kafirleri gözle görülmeyen küçük bir mikropla cezalandırıyor.

    Şimdi aşağıdaki bakteriye bakın, nemrudun burnundan içeri giren sinek gibi…
    Bakalım bu yazıma hangi nemrud savunucusu, yahudisever cevap yazacak, benim bir iki tahminim var ama…

    ***/***

    İSRAİLDE VİRÜS DEHŞETİ BÜYÜYOR.

    İsrail’de tüm antibyotiklere dirençli bir bakteri nedeni ölenlerin sayısı 200′e ulaştı. 400 kişinin hastalanmasına neden olan bakteri hakkında hükümetten açıklama yok.

    İsrail’de bilinen tüm antibiyotiklere dirençli bir bakterinin 200 kişinin ölümüne neden olduğu kaydedildi.

    Yaklaşık 1 hafta önce, İsrail gazetelerinde kısa bir şekilde yer verilen bir haber, ülkede her geçen gün daha önemli bir hal almaya başladı. Tıbbın bildiği tüm antibiyotiklere dirençli olduğu açıklanan bir bakteri türünün, şuana kadar 200 kişinin ölümüne neden olduğu belirtiliyor.

    İsrail Sağlık Bakanlığı’ndan konu hakkında yeterince açıklama yapılmazken, bakanlık yetkilileri bu bakteri fenomeninin yeni olmadığını ve tıptaki tüm antibiyotiklere dirençli olan bakteri türlerinin dünyada örnekleri olduğunu ifade ediyor.

    Bakteriyle mücadele kapsamında herhangi bir bölgenin karantinaya alınıp alınmayacağı ile ilgili bir açıklama da yapılmadı. Konu hakkında yeterli açıklamanın yapılmamasının, halk arasında paniğe yol açmamak için olduğu sanılıyor.

    Öte yandan Sağlık Bakanı Yakov Ben Yizri, bakteriden şuana kadar 400 kişinin hastalandığını doğruladı.

  12. Yazan:Cengiz Tarih: Mar 18, 2007 | Reply

    Cengiz Han’ın ordusu Türk, Moğol ve Tatarlardan oluşuyordu. Suçlar sadece Moğollara ait değil. Sistematik tecavüzlere gelince,düşmanının karısını kızını ele geçirmek Müslüman Türkler için de bir başarı göstergesiydi.(Roux)

  13. Yazan:MY Tarih: Mar 20, 2007 | Reply

    TECAVÜZ KÜLTÜRÜ

    Acaba mogollar veya Cengiz Han çagdaslarindan daha mi barbardi?
    Bu tartisilir. Baskalari onun kadar insan öldürmediyse veya tecavüz etmediyse acaba istemediklerinden mi yoksa vicdan sahibi olduklarindan mi? Onun kadar insan <b>öldürEmemis</b> olan baska halklari daha az saldirgan ilan edemeyiz bu hizla.

    Meselâ Orta Çag avrupasinda adina <b>”kalça hakki”</b> (http://en.wikipedia.org/wiki/Droit_de_seigneur) denen ve yüz yillarca uygulanan bir gelenek vardi : Toprak sahibi zengin soylular yeni evlenen bakire kizlarlarla eslerinden önce birlikte olabiliyorlardi.

    Haçli seferleri sirasinda ise Hatay civarinda açlikla karsi karsiya kalan franklarin öldürdükleri müslümanlari pisirip yediklerini gene frank komutanlarin günlüklerinden ögrenmek mümkün. (Bkz. Araplarin gözüyle Haçli seferleri, Amin Maalouf http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=HPD3TCUINA8NYKHFETLG)

    DÜSMANIN KARISI

    Jean-Paul Roux’nun yazdiginia göre Orta Asya’da yasayan topluluklarda zaferden sonra yapilan bir tür seramoni vardi :

    Muzaffer komutan/hakan maglup komutanin karisini maglup kabilenin gözü önünde gögsüne bastirirdi. Bu bizim bugün bir tepeye veya kaleye bayrak dikmemize karsilik geliyor. Benzer sekilde meselâ bati avrupa’da uzun saçin hükümdarlik simgesi sayilmasi, savasta yenilen kirallarin kafa derilerinin bir daha saç çikmayacak sekilde kazinmasi hatirlanabilir.

    HITLER KARSILASTIRMASI

    Cengiz Han çok büyük bir askeri gücü bir araya getirdi ve elde ettigi zaferlerle gitgide daha kibirli ve saldirgan bir insan olmus olabilir. Hitler karsilastirmasi ne kadar yerinde? O da tartisilir. Versailles anlasmasi ile alman halkinin bogazina bu denli çökülmeseydi almanlar bu denli fanatiklesmez, Hitler gibi bir deliyi de asla seçmezlerdi. Ayrica savasin daha ikinci yilinda Ingiltere’nin eline bir çok firsat geçti Hitler’i durdurmak için. Ama Churchill Avrupa’da güçlü bir Almanya ve güçlü bir Rusya degil bunlarin yerine perisan olmus iki devlet istiyordu.

    Cengiz Han’in yildizinin parlamaya basladigi yillarda Orta Asya insanlari ne haldeydi, buna bakmak gerek. O kadar erkek neden evlerini, ailelerini terk ederek böyle bir maceraya atildilar?

    Dostlukla

  14. Yazan:Tarik Tarih: Şub 23, 2009 | Reply

    Meselâ Orta Çag avrupasinda adina ”kalça hakki” (http://en.wikipedia.org/wiki/Droit_de_seigneur) denen ve yüz yillarca uygulanan bir gelenek vardi : Toprak sahibi zengin soylular yeni evlenen bakire kizlarlarla eslerinden önce birlikte olabiliyorlardi.

    MY bey, biliyorsunuzdur. Aslında, bu meseleyle ilgili hiçbir tarihsel döküman ya da hukuki kayıt yoktur. Günümüz tarihçileri tarafından, folklorik bir söylence gözüyle bakılır. Özellikle aydınlanma döneminde, “karanlık ortaçağ” propagandası için gerçekmiş gibi yazılan bir dezenformasyondur.

    Aslında konuyu şunun için yazdım.

    Mitin anlatıldığı ingilizce wiki maddesinin en sonunda şöyle bir pasaj var:

    The droit de seigneur was also practiced in the Ottoman Empire. As late as the early 20th century, Kurdish chieftains (khafirs) in Western Armenia reserved the right to bed Armenian brides on the their wedding night.[5](Barsoumian, Hagop. “The Eastern Question and the Tanzimat Era” in The Armenian People From Ancient to Modern Times, Volume II

    )
    http://en.wikipedia.org/wiki/Droit_de_seigneur

    İddia: Bu olay Osmanlı İmparatorluğun’da da vardı. “Batı ermenistan” dedikleri bölgede, 20nci yüzyıl başlarına kadar Kürt aşiret reisleri, ermeni gelinleriyle gerdek gecelerinde birlikte olma hakkına sahiptiler.

    Milliyetçilik, nasıl ucuz propaganda doğuruyor. İnanılır gibi değil. Ben bunun gerçek olduğuna inanmıyorum. Wiki hesabı olan birisi ilgilenirse iyi olur.

  15. Yazan:cengizhan2forum Tarih: Oca 15, 2012 | Reply

    güzel bir makale olmuş çok teşekkürler.

  16. Yazan:Naira Margaryan Tarih: Oca 17, 2012 | Reply

    “İslam’da şiddet yokmuş” Ya da “diğerlerine kıyaslandığında daha azmış” falan filan… Peki orta çağı geçtim, 20. yy’da yüzbinlerce Ermeni’nin yalnızca müslüman olmamalarından dolayı öldürülmeleri, ondan önceki yüzyıllarda Ermeni ve Rumların zorla asimile edilmeye ve müslümanlaştırılmaya çalışılması nedir? “E biz size İslam’ı güzelce tebliğ ettik, anlamadınız, bize de başka seçenek bırakmadınız?” mıdır bunun cevabı acaba? Herkes müslüman olmak zorunda mı?

    Geçtiğimiz yüzyıllar ve bilhassa son 30-40 yıl göstermiştir ki, dünyadaki en tehlikeli fikir akımı İslam’dır. İslam’ın olduğu bir yerde barış ve huzurdan söz etmek mümkün değildir. Bana islamla yönetilen ya da müslümanların çoğunlukta olduğu ama halkın mutlu olduğu, şiddet ve nefretin olmadığı bir ülke gösterebilir misiniz?

    Daha fazla güce, nüfuza sahip olmak, peşinde daha fazla koyunu sürüklemek, daha fazla kadına sahip olmak, cinsel dürtülerini daha iyi tatmin edebilmek için “insan üstü bir gücün elçisiyim” diye halkını kandıran ve kendi imkanlarıyla, zekasıyla, emeğiyle asla elde edemeyeceği bir çok ayrıcalığa bu sayede ulaşan bir yalancının peşinde sorgulamadan koşan enayiler yeri geldiğinde çok da tehlikeli militanlara dönüşebilirler. Kıyamet kopsa, hukuk, adalet ayaklar altına alınsa kılını kıpırdatmayacak, diktatörlere boyun eğip koyun gibi yaşayan kalabalıklar, hür düşüncenin yansıması olan bir karikatür için kıyametleri koparabilirler. Muhakkak onları yönlendiren bir islami lider vardır.

    Biraz akıl kırıntısı olanlara bir sorum olacak:
    Arkadaşlarınızdan biri bir gün bir tepeye çıksa, bir mağaraya girse, orada uyusa, “bir fizik ötesi varlık geldi, bana mesajlar getirdi. Sonra bir gün yatarken gözüme bir ışık göründü, üstümü örtün falan” dese bu adama şizofren demez misiniz? Modern tıpta bunun teşhisi şizofrenidir. Ama 6. yy’da psikoloji diye bir bilim yoktu. Psikolog, psikiyatrist yoktu. Deliler, şizofrenler peygamber oluyordu. İnsanlık artık bazı şeyleri aştı.

    Bugün Avrupa’nın çoğu herhangi bir dine inanmıyor. Kiliseler bomboş, müze gibi bir şey oldu. Kiliseye gidenlerin çoğu da “adettendir” diye gidiyor. Ama bugün “demokratik Türkiye” de dahil bir çok müslüman ülkede hala insanlar İslam’a inanmadığını söylemekten korkuyorlar. “Avrupa ekonomisi şöyleymiş, batmışlar, Türkiye daha iyi durumdaymış” falan diye kendinizi de kandırmayın boştan yere. Hala AB’den aldığınız fonlarla ayaktasınız. AB’nin ölüsü bile Türkiye’nin şu andaki halinden iyidir. Yunanistan gibi hükümetleri sorumsuzca davranan, har vurup harman savuran ülkeleri bile ayakta tutabiliyorlar. Ama bugün Türkiye’de sigortasız, asgari ücretin altında Cumartesi’leri de ekstra ücret almadan çalışan, virane gibi evde yaşayan ama pırıl pırıl duble yollarla, hiç bir katma değer yaratmayan, çuvalla para harcanmış parklarla, bahçelerle, fıskiyelerle, kılla tüyle, zenginlerin alışveriş yaptığı, kendisinin ancak gezebildiği “modern” alışveriş merkezleriyle gurur duyup, “Allah hokumetimize zeval vermesin” deyip, paçaları sıvayıp, abdestini alıp, koyun koyun camiye gidenler sayesinde ülkenizde göreceli bir “huzur ve istikrar” ortamı var. Aman Allah huzurunuzu bozmasın!

    İslami teröre gelince…
    Bıktık artık bu islami terörden. Kendinizi kandırmayın, islam dünyası hariç hiç bir yerde şiddete bu kadar meyil göremezsiniz. Ya da şiddeti kontrol altında tutmak için yapılan darbeler, polisiye tedbirler… Müslüman olmayan ülkelerde (Kuzey Kore gibi bir kaç örnek hariç) insanlar daha özgürdür ama bu özgürlüğü kullanarak şiddete meyletmezler. Hayattan keyif alırlar. Mutluluklarını, başkalarının mutsuzlukları üzerine inşa etmezler.

    Ayrıca, bu kadar yardım kampanyalarıyla, davulla zurnayla yardım toplamalarına rağmen yaptığı yardımın şhowunu yapmayan ülkelerin yaptığı yardımın 10′da 1′ini fakir, ihtiyacı olan ülkelere, insanlara yapamazlar.

    İslam ülkelerindeki gösteriş merakı hiç bir ülkede yoktur. Parası olanın, parası olmayan üzerindeki tahakkümü en fazla müslüman ya da diğer dinlerin yoğun olarak yaşandığı ülkelerdedir. Kimse kimseden “zekat” istemez. İnsanlar onurlu, kimseye muhtaç olmadıkları bir hayat istiyorlar. Batılı, zihniyet olarak gelişmiş ülkelere bakın da biraz örnek alın.

    Türkiye’deki olumsuzluklardan kaçıp, Avrupa’da yaşayan Türkler de başlarını kumdan çıkarıp, kabuklarını kırıp, biraz içinde yaşadıkları toplumlara (Almanya vb.) entegre olmaya çalışsınlar, dünyayla bütünleşsinler. “Yok o günah, yok bu haram” diye diye kendi doğalarıyla çatışıyorlar. Kendine düşman insanlar yarattılar. İnsanın kendine düşman olmasına da “nefsini dizginlemek” diye bir kılıf uydurmuşlar. Hayatları demagoji. Kaçamazsınız gerçeklerden. Yemek yediğiniz çanağa pislemeyin.

    “Efendim, yani milyarlarca müslüman aptal mı da yüzyıllardır aynı şeye inanıyor?”
    Gayet de inanır. İnsanoğlu binlerce yıl kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmadı mı? İnsanoğlu kendine güç katan şeylere tapar tabi. Ya da adaletin olmadığı, zulmün olduğu bir yerde elinden her şeyi alınan zavallının “Allah’ına sığınması” da söz konusu olabilir. O zavallının Allah’ına sığınıp, düzene (bkz. düzmek) isyan etmemesi de birilerinin öylesine işine gelmektedir ki, her köşeye bir cami yapıp, kafalarına vurup, ekmeklerini aldıkları halkı camiye gitmeye teşvik ederler. Böylece kafalarını devekuşu gibi kuma sokup, gerçeklerden uzaklaşırlar. Kafa yaparlar orada, tribe girerler. Bir nevi uyuşturucudur, afyondur din.

    Not: Hristyan değilim, herhangi bir dine inanmıyorum

  17. Yazan:MY Tarih: Oca 17, 2012 | Reply

    Naira Hanim Hosgeldiniz,

    Sordugunuz sorularin büyük kismi su asagidaki kitapta tartismaya açilmisti. “Fizik ötesi” diyorsunuz ya bir cümlenizde, hani “var” desek bir türlü, “yok” desek baska türlü. Ama asagidaki cümlelerin her birindeki “VAR” kelimesi ayni anlami tasimiyor. Bazisi “bilimsel” bir varolus” sayilir, ölçülür. Bazisi degil:
    1) Cebimde bir anahtar var, (ya kilit? kilit yoksa neyleyim anahtari?)
    2) Kalbimde sana karsi bir sevgi var, (ben görmüyorum, ne renk o sevgi? kaç kilo?)
    3) Beni böyle terk edemezsin, yasanmis bir ömür var, (yasanip bittiyse artik YOK… degil mi?)
    4) Cebimde çok para var, (Frigyalilardan kalma bir para ise konvertibil degil, helâya bile gidemezsin!)
    5) Benden yapmami istedigin fiil büyük günah, Ahiret’te cezasi var! (inananlar için öyle, ölelim de görelim)

    6) Bir Müslüman “O’nadan baska ilâh yok” diyorsa (yani ALLAH var diyorsa) bunun da bir sebebi var :)

    Özetle bazi seyler bilimsel / nesnel / objektif /ampirik olarak VARdir. Baska bazi seyler ise sübjektif / öznel olarak VARdir. Bu varoluslarin arasina bir hiyerarsi, bir öncelik/üstünlük kurup halka dayatmaya kalkarsaniz totalitarizm olur. Pacal efendi’nin bu mealde bir lafi var (Pensées) tam hatirlamiyorum ama 3 tür VARlik’tan bahsediyor:
    a) Tensel,
    b) Aklî,
    c) Kalbî.

    Pascal amcam “bunlarin hepsi gerçek ve birbirinin yerini tutmaz” diyor. Bence çok hakli :)

    Maymunist imanla nereye kadar? (Tartışma)

    Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki… Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

  18. Yazan:Özlem Tarih: Oca 17, 2012 | Reply

    Naira Hanım,

    Arkadaşlarınızdan biri bir gün bir tepeye çıksa, bir mağaraya girse, orada uyusa, “bir fizik ötesi varlık geldi, bana mesajlar getirdi. Sonra bir gün yatarken gözüme bir ışık göründü, üstümü örtün falan” dese bu adama şizofren demez misiniz? Modern tıpta bunun teşhisi şizofrenidir. Ama 6. yy’da psikoloji diye bir bilim yoktu. Psikolog, psikiyatrist yoktu. Deliler, şizofrenler peygamber oluyordu. İnsanlık artık bazı şeyleri aştı.

    demişsiniz. Hayır şizofren demem. Öncelikle bu adamın gelmişine geçmişine, o güne kadar olan davranışlarının tutarlı ya da mantıklı olup olmadığına bakarım. Zalim mi adil mi, iyi mi kötü mü, yalancı mı, o güne kadar kulağını kesip sevgilisine yollamış mı vs.:) Eğer bu insan o güne kadar şizofreni belirtileri göstermemişse ki şizofreni 12-13 yaşlarında başlar, 20 li yaşlarda iş bitmiştir, 40 lı yaşlara geldiğinde tamamen dünyadan kopmuş işlerini yürütemez bir insan olmuştur, sazını sözünü kimliğini de önemsediğim biriyse bu ne diyor bakalım diye bir oturup dinlerim. Söylediklerinde makul, mantıklı, ve en önemlisi beni ikna edecek şeyler varsa ikna olup inanıp inanmamak benim için bir sonraki adımdır. Yoksa ve zararsız bir insansa nasıl yeryüzünde yüzbinlerce insan ineğe tapıyor, milyonlarcası ağaçlardan çaputlardan medet umuyor ve bana mantıksız geldiği halde zalim olmadıkları sürece onları bir yere kapatmayı, düşmanlık hisleri taşımayı düşünmüyorsam onun için de her hangi bir art niyet taşımam. Eğer modern tıp (ki o bile böyle işlemiyor) selamun aleyküm gaybdan bahseden her insanı kapatmayı, ilaçlamayı düşünüyor toplumdan tecrit ediyorsa öncelikle modern tıbbın sağlığını sorgularım ki sorgulayanlar da var. Bknz. Deliliğin tarihi. Onun ötesinde yer yüzünde İslamdan daha şöyle böyle şeklinde başlayan cümleler son derece sübjektif ve sadece muhatabın kendisini dolduruşa getiren güçlü olduğu izlenimi vermeye çalışıp altı kof olan cümleleler. Aynı cümleleri Hristiyanlık tarihinden tutun ateist ideolojilere kadar bir çok inanç ve düşünce sistemi için kurar benim gibi düşünenlerden alkış alabilirim ama anlamlı olmaz. Bu topraklarda Ermenilere yapılan zulmü de Rumlara reva görülen tehcir hareketlerini de sadece götürüp İslama bağlayan adam ne bu toprakların tarihini ne de bu meseleyi bilmiyor demektir. Ayrıca yok o günah bu haram diyen adam mı koyver gitsin her şey hak mübah diyen adam mı doğaları ile çatışıyor o da son derece sorgulanır bir bakış açısı. Bence doğaları ile çatışan her türlü ölçüyü fazlasıyla kaçıranlar. Günahın da günahsızlığın da. Uzatmama gerek yok birazcık Hollanda’ya bakmanız yeterli.

  19. Yazan:Özlem Tarih: Oca 17, 2012 | Reply

    Ayrıca Naira(!) Hanım ben sizin üslubunuzdan daha önce farklı Türk ve erkek kimlikleri ile yazan bir kişi olduğunuzu biliyorum. Neden acaba böyle bir Ermeni ismi ile yazmayı şu anda tercih ettiğinizi de merak ettim. Umarım belli bir etnik grup üzerine tepki toplamak gibi bir derdiniz yoktur.

  20. Yazan:Ahmet Tarih: Oca 18, 2012 | Reply

    Naira hanıma gülmeden edemedim

    İslami teröre gelince…
    ”Bıktık artık bu islami terörden. Kendinizi kandırmayın, islam dünyası hariç hiç bir yerde şiddete bu kadar meyil göremezsiniz. Ya da şiddeti kontrol altında tutmak için yapılan darbeler, polisiye tedbirler… Müslüman olmayan ülkelerde (Kuzey Kore gibi bir kaç örnek hariç) insanlar daha özgürdür ama bu özgürlüğü kullanarak şiddete meyletmezler. Hayattan keyif alırlar. Mutluluklarını, başkalarının mutsuzlukları üzerine inşa etmezler”

    demişsiniz.Fransa’nın yanlış biliyorsam düzeltin;%31′i ateisttir.Kalan kısım da hayatında bir kere kliseye gitmiştir ya da hiç gitmemiştir.Ama Fransa’nın dünyanın en büyük sömürge devletlerinden biri olması,mutluluğu,başkalarının mutsuzluğu üzerine inşa etmek değil midir?

  21. Yazan:Naira Margaryan Tarih: Oca 18, 2012 | Reply

    Belli bir etnik grup üzerine tepki toplamak gibi bir derdi olan bir Türk erkeğine cevap verdiğinizi düşünüyorsanız neden zahmet edip, 30 satır cevap yazdınız ki?

    Bir de, bir fikri içeriğinden çok, kimin öne sürdüğüne bakarak mı yargılıyorsunuz?

    Hollanda’ya bakın demişsiniz. Hollanda’ya bakınca dini baskılardan, ekonomik adaletsizliklerden, diktatöryadan uzak bir ülkeye yandım anam diye kaçmış müslüman Arapları, Kuzey Afrika’lıları, Türkleri görüyorum.

    Kimseye ispatlayacak bir şeyim yok. Konuyu sulandırmaya da gerek yok. Esasen, bu kaçamak cevaplardan sonra, daha fazla tartışmaya da gerek yok. Belki bu siteye daha önce yazmış birilerini tanıyor, onların tavsiyeleriyle sitenizi takip ediyor olabilirim. Belki o birileri çok da iyi olmayan Türkçe’mi daha düzgün bir hale getirmeme ve burada fikirlerimi paylaşmama yardımcı oluyor olabilir. Olmayadabilir. Siz her ihtimale karşı şüpheci bakmaya devam edin.

    Neyse Özlem hanım ya da her kimseniz… İyi günler…

  22. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oca 18, 2012 | Reply

    Naira hanımın yazdığı metinde Müslüman yerine Yahudi; İslam yerine Yahudilik koyun; ve sonra Holokost öncesi Avrupa’daki anti-semitik söylemlerle karşılaştırın, çok büyük paralellikler göreceksiniz. Bununla ilgili bir metin paylaşacağım.
    Dünyada giderek İslamofobi yaygınlaşıyor ve güçleniyor. İslam’la ilgili hiçbir bilgi sahibi olmayan insanlar copy/paste önyargılarını fütursuzca sergilemekten geri durmuyor. Türkiye’de müslümanların arasında yaşayan ve hala İslam şiddet dinidir, müslümanlar şiddet seven insanlardır diyenleri görünce çok şaşırıyorum.
    Hrant Dink’i öldüren bunu müslüman diye mi yaptı, yolda trafikte bana nasıl selektör yaparsın diye levyeyle adam döven, karım beni aldatıyor diye yüzüne kezzap atan adamın motivasyonu nedir? Bu insanlar çok dindar olduğu için mi böyle oluyor yoksa tam tersi, ruh derinliğinden yoksun oldukları için mi?
    Ernest Gellner’in Şerif Mardin’e söylediği şey önemli. Diyor ki Gellner, ‘türk erkeğinin cumhuriyet öncesi iki özelliği vardı. biri maçoluk, diğeri sufi eğitim neticesinde kazanmış olduğu zengin bir derviş kalbi. tıpkı bir şovalye gibi. modern dönemle beraber, o sufi eğitim kesilince ortada türk erkeğinin sadece maço özelliği kaldı’
    Bugün İslam dünyasındaki temel problem, şiddetin kaynağı, fakirlik, on yıllardır süren diktatörya, zulüm ve cehalettir. İsrail sorununu, Arap baharına kadar bu insanların sömürge valileri tarafından totaliter rejimler altında fakr u zaruret içinde yaşadığını, soğuk savaş dönemi komünizm ve sosyalizm etkisini ve daha onlarca sosyolojik faktörü değerlendirmeden peşin hükümlü bir şekilde suçu dine atmak tek kelimeyle zihin tembelliğidir, ucuzluktur.
    Artık böyle şeylere cevap bile yazmamak gerek belki. Çünkü saflar giderek kalın çizgilerle ayrılmaya başlıyor. Herkes pozisyonunu net olarak ifade etmeye başladı. Bu olumlu bir şey gibi gözükse de, diyaloğu engellemeye başlıyor. Yani ben size ne anlatırsam anlatayım siz kendi önyargılarınızdan hoşnutsunuz ve gerçeği bulmak yerine o konfor alanında yaşamak istiyorsunuz. Korkarım bir süre sonra kınadığınız şeyi yapacak, yani müslümanlara karşı şiddeti alkışlayacak olan siz olacaksınız. Nitekim öyle olmadı mı? 11 Eylül’de bu müslümanlar barbar, İslam kılıç dini, Saddam’ın elinde kitle imha silahları var, patlatabilir korkusuyla Irak’a girildi, Bağdat yerle bir edildi. Pompalanan İslamofobik propogandayla dünya kamuoyu yapılan şiddeti, işgali, işkenceyi meşrulaştırdı. Sizin zihninizi G.W.Bush oya gibi işledi, farkında bile olmadınız.
    Bu yüzden kendinize, acaba ben müslümanların yaşadığı bir ülkede neden müslümanlardan nefret ediyorum, zihnim özgür mü gerçekten diye sormalısınız.

  23. Yazan:Özlem Tarih: Oca 18, 2012 | Reply

    Daha önce bu siteye yazmış bir Türk erkeğine cevap verdiğimi düşünüyorum. Hatta eminim. Ama yine de sorulan soruları tartışılan şeyleri tartışmaya değer buldum. Eğer belli bir etnik grubun üzerine tepki toplayacak bir kimlikle değil de daha anonim bir kimlikle yazsanız 130 satır da cevap verebilirdim. Ve ben Özlem’im soyadım Yağız. Hiçbir zaman da başka isimler arkasına sığınma gereği duymadım yorumlarımı yazarken. Dürüstlük olmayınca zekice sorulan sorular, tartışmaların da kıymeti olmuyor.

  24. Yazan:Özlem Tarih: Oca 18, 2012 | Reply

    Şunu da eklemek isterim. Yukarıdaki eleştirileri benim için gerçek bir Ermeni, Yahudi, Hindu ya da bir başka etnik dinsel grubun yapmasında hiçbir sakınca yoktur. Gayet de mutlu olurum böyle bir tartışmadan. Defalarca da yaptım böyle tartışmalar. Ama birilerinin onlar adına çıkıp tiyatro oynaması hiç iyi niyetli bir şey değil. Tepkim buna.

  25. Yazan:Ahmet Tarih: Oca 18, 2012 | Reply

    Ekrem bey yazdıklarınız duygulara tercüman,kalplere su serpen cinsten.

    Tamamen aynı fikirdeyim,teşekkür etmek istiyorum yazınıza

  26. Yazan:Selami Çetin Tarih: Oca 18, 2012 | Reply

    Bir insan nasıl yok olup gideceğini bilerek hala bu hayattan lezzet alabilir bunu benim aklım almıyor? Bunu yapabilmek için herhalde hayvan gibi gafil olmak lazım. Bir şeye inan kardeşim. İslam, Hrıstiyanlık, Musevilik olsun, Budizm olsun, ama birşey olsun. Yok olup gideceğine inanıp da kendini içkide, sexte, patlayıncaya kadar tıkınmakta, uyuşturucularda bitirme. Yazık ya. Evet Hollanda bütün dünya nimetlerini zirvede yaşıyor (sex, legalize uyuşturucu vs). Ama acaba ne kadarı huzurlu? yoksa sadece beynini uyuşturmak peşinde mi? Yok olacağına inanıp da çıldırmayan insan ahmaktır veya yalan söylüyordur.

  1. 1 Trackback(s)

  2. Eki 5, 2007: Yapay gündem – Gerçek gündem : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin