<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Çanakkale&#8217;yi Nasıl Anla(t)malı? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 17 May 2012 09:22:46 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>En çok okunan ve tartışılan 50 yazı : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-43842</link>
		<dc:creator>En çok okunan ve tartışılan 50 yazı : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 15:37:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-43842</guid>
		<description>[...] Çanakkale&#8217;yi Nasıl Anla(t)malı? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Çanakkale&#8217;yi Nasıl Anla(t)malı? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Kim bu sömürge valileri? : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-34895</link>
		<dc:creator>Kim bu sömürge valileri? : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2009 11:52:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-34895</guid>
		<description>[...] Çanakkale’yi Nasıl Anla(t)malı? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Çanakkale’yi Nasıl Anla(t)malı? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>101 bin kez okunan yazı için 101 bin kere teşekkür : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-32419</link>
		<dc:creator>101 bin kez okunan yazı için 101 bin kere teşekkür : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 11:21:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-32419</guid>
		<description>[...] Çanakkale&#8217;yi Nasıl Anla(t)malı? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Çanakkale&#8217;yi Nasıl Anla(t)malı? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>bajazet tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-28151</link>
		<dc:creator>bajazet</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2009 23:54:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-28151</guid>
		<description>Makale hayli eskidir ama ben yeni okudum.Çanakkale,Çanakkale..Nedir bu çanakkale tutkusu?
Kimilerine göre Islam dünyasinin kefereye karsi zaferi,kutsal cihad.Kimine göre "büyük türk ulusunun" emperyalizme karsi zaferi.
Bana göre hiçbiride degil.
Bir kere çanakkale bir zafer degil hezimettir.Ingiltere için yenilgi,Osmanli içinse hezimettir.

(Tarihcilere göre) 250 bin sehit verilmis bir savas nasil zafer oluyor? Yesil sariklilarin müdahelesini de sorgulamak gerekir.Tipki Akif'in "Bedir aslanlari ancak bu kadar.." benzetmesi gibi.
 
Veyahut baska bir soru:"Büyük türk ulusu" bu savasi ne ugruna yapti.Büyüklügünü kanitlamak içinmi?

Halbuki bu savas mecca yere bir katliamdan baska birsey degildir.250bin askerimiz Almanlarin keyfi için feda edilmistir.Yani müslüman bir devletin(halifelik) ordusu bir keferenin zaferi için diger kefereyle savasmis.Ayni Kore savasi gibi.Bizim Kore'de ne isimiz vardi mesela.

Çanakkale Islam'in zaferi olamaz.Ne zamandir islam askerleri kefere tarafindan (alman) komuta edildi?
Siz Islam tarihinde gögsünde hristiyanlarin haçini tasiyan bir kumandan gördünüzmü?
Oysa çanakkalede türk ordusunu almanlar yönetiyor,alt kademede olan Enver Pasa gögsünde gururla almanlarin Haç'ini tasiyordu.M.Kemal'in o zamanki resmini görmedim ama mutlaka onunda gögsünde haç vardi.

Çanakkale almanlari korumak için yapildigindan bir cihat olamaz.

Bu savasta mutlaka maneviyatin etkisi vardir.Türk askeri 'ölürsem sehit kalirsam gazi' düsturuyla canini vermekten korkmamis.Bu bir inanç meselesidir.
Ama çanakkalenin geçilmemesindeki esas etki türk askerini feda etmekten çekinmeyen,ne pahasina olursa olsun kazanacagiz diye 250 bin vatan evladini topraga veren generalller sayesinde(!) olmustur.Firavunlar Piramitleri nasil insa ettiler? Elbette insan gücüyle,belkide yüzbinlerce insanin canina mal ederek.Almanlar için bunun önemi yoktu tabi.Kendi davalari için mehmetcik canini verecekti.Ama türk generallere ne demeli? M.Kemal "ben size savasmayi degil ölmeyi emrediyorum" dedigini bilmeyen yoktur.

Düsunebiliyormusunuz 12 milyon nüfuslu bir devlet sadece bir cephede 250 bin sehit veriyor.Bu insanliga vicdana sigacak bir olay degil.
Yuvarlak bir hesap edelim.12 milyon nüfuslu Osmanli devleti.Diyelim yarisi kadin.Etti 6 milyon erkek(kadin asker olmadigina göre).Bu rakami orantiladigimizda erkeklerin %4 ü çanakkalede ölmüs demektir.

Yillardir herkes çanakkalede savasan askerimizin kahramanligindan bahsediyor,kitaplar yaziyor,menkilebeler anlatiyor ama bir Allah'in kuluda çikip "yahu biz bu savasi niye yaptik" demiyor.

Olaylarin nedenleriyle degilde sonuçlariyla ugrasiriz hep.Hiçbir zaman soru sormak aklimiza gelmez.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Makale hayli eskidir ama ben yeni okudum.Çanakkale,Çanakkale..Nedir bu çanakkale tutkusu?<br />
Kimilerine göre Islam dünyasinin kefereye karsi zaferi,kutsal cihad.Kimine göre &#8220;büyük türk ulusunun&#8221; emperyalizme karsi zaferi.<br />
Bana göre hiçbiride degil.<br />
Bir kere çanakkale bir zafer degil hezimettir.Ingiltere için yenilgi,Osmanli içinse hezimettir.</p>
<p>(Tarihcilere göre) 250 bin sehit verilmis bir savas nasil zafer oluyor? Yesil sariklilarin müdahelesini de sorgulamak gerekir.Tipki Akif&#8217;in &#8220;Bedir aslanlari ancak bu kadar..&#8221; benzetmesi gibi.</p>
<p>Veyahut baska bir soru:&#8221;Büyük türk ulusu&#8221; bu savasi ne ugruna yapti.Büyüklügünü kanitlamak içinmi?</p>
<p>Halbuki bu savas mecca yere bir katliamdan baska birsey degildir.250bin askerimiz Almanlarin keyfi için feda edilmistir.Yani müslüman bir devletin(halifelik) ordusu bir keferenin zaferi için diger kefereyle savasmis.Ayni Kore savasi gibi.Bizim Kore&#8217;de ne isimiz vardi mesela.</p>
<p>Çanakkale Islam&#8217;in zaferi olamaz.Ne zamandir islam askerleri kefere tarafindan (alman) komuta edildi?<br />
Siz Islam tarihinde gögsünde hristiyanlarin haçini tasiyan bir kumandan gördünüzmü?<br />
Oysa çanakkalede türk ordusunu almanlar yönetiyor,alt kademede olan Enver Pasa gögsünde gururla almanlarin Haç&#8217;ini tasiyordu.M.Kemal&#8217;in o zamanki resmini görmedim ama mutlaka onunda gögsünde haç vardi.</p>
<p>Çanakkale almanlari korumak için yapildigindan bir cihat olamaz.</p>
<p>Bu savasta mutlaka maneviyatin etkisi vardir.Türk askeri &#8216;ölürsem sehit kalirsam gazi&#8217; düsturuyla canini vermekten korkmamis.Bu bir inanç meselesidir.<br />
Ama çanakkalenin geçilmemesindeki esas etki türk askerini feda etmekten çekinmeyen,ne pahasina olursa olsun kazanacagiz diye 250 bin vatan evladini topraga veren generalller sayesinde(!) olmustur.Firavunlar Piramitleri nasil insa ettiler? Elbette insan gücüyle,belkide yüzbinlerce insanin canina mal ederek.Almanlar için bunun önemi yoktu tabi.Kendi davalari için mehmetcik canini verecekti.Ama türk generallere ne demeli? M.Kemal &#8220;ben size savasmayi degil ölmeyi emrediyorum&#8221; dedigini bilmeyen yoktur.</p>
<p>Düsunebiliyormusunuz 12 milyon nüfuslu bir devlet sadece bir cephede 250 bin sehit veriyor.Bu insanliga vicdana sigacak bir olay degil.<br />
Yuvarlak bir hesap edelim.12 milyon nüfuslu Osmanli devleti.Diyelim yarisi kadin.Etti 6 milyon erkek(kadin asker olmadigina göre).Bu rakami orantiladigimizda erkeklerin %4 ü çanakkalede ölmüs demektir.</p>
<p>Yillardir herkes çanakkalede savasan askerimizin kahramanligindan bahsediyor,kitaplar yaziyor,menkilebeler anlatiyor ama bir Allah&#8217;in kuluda çikip &#8220;yahu biz bu savasi niye yaptik&#8221; demiyor.</p>
<p>Olaylarin nedenleriyle degilde sonuçlariyla ugrasiriz hep.Hiçbir zaman soru sormak aklimiza gelmez.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>En çok okunan yazılar : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-19218</link>
		<dc:creator>En çok okunan yazılar : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2008 10:42:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-19218</guid>
		<description>[...] Çanakkale&#8217;yi Nasıl Anla(t)malı? [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] Çanakkale&#8217;yi Nasıl Anla(t)malı? [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Gazi Torun tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-13289</link>
		<dc:creator>Gazi Torun</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Mar 2008 21:32:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-13289</guid>
		<description>hiç kimsenin maddi, manevi, siyasi çıkar ve beklentileri falan yok.. ama bazı kesimler ( bunlar bu mücadeleyi verdiğimiz düşmanların torunları ) bu zaferi ve arkasındaki (yenemedikleri) manevi kuvveti ve bağlılığı anlatanlar çoğalmasın, anlatan olursa da kimse dinlemesin diye böyle safsatalar uyduruyor. İstiklal Marşımızın her kelimesi maneviyat kokar - şehadet kokar... o şavaşta bire karşı 10 kişi vardı karşımızda, teknik ve silahta ise çok üstündü düşman kuvvetleri... bunu matematikle, fizikle veya bilimle AÇIKLAYAMAZSINIZ!!!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hiç kimsenin maddi, manevi, siyasi çıkar ve beklentileri falan yok.. ama bazı kesimler ( bunlar bu mücadeleyi verdiğimiz düşmanların torunları ) bu zaferi ve arkasındaki (yenemedikleri) manevi kuvveti ve bağlılığı anlatanlar çoğalmasın, anlatan olursa da kimse dinlemesin diye böyle safsatalar uyduruyor. İstiklal Marşımızın her kelimesi maneviyat kokar - şehadet kokar&#8230; o şavaşta bire karşı 10 kişi vardı karşımızda, teknik ve silahta ise çok üstündü düşman kuvvetleri&#8230; bunu matematikle, fizikle veya bilimle AÇIKLAYAMAZSINIZ!!!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>fgxjfsg tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-12689</link>
		<dc:creator>fgxjfsg</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Feb 2008 18:07:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-12689</guid>
		<description>&#62;sssüüüüpppeeeerrrrrr&#60;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&gt;sssüüüüpppeeeerrrrrr&lt;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>blue tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2797</link>
		<dc:creator>blue</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Aug 2007 10:42:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2797</guid>
		<description>Sayın işcen,

Bilin bakalım şu güzel sözün sahibi kimdir:
"Dinsiz bilim kördür, bilimsiz din topaldır" 

Evveeet bildiniz, Einstein ! Karayip'lere 3 kişilik bilet kazandınız.İyi yolculuklar !</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın işcen,</p>
<p>Bilin bakalım şu güzel sözün sahibi kimdir:<br />
&#8220;Dinsiz bilim kördür, bilimsiz din topaldır&#8221; </p>
<p>Evveeet bildiniz, Einstein ! Karayip&#8217;lere 3 kişilik bilet kazandınız.İyi yolculuklar !</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>emito tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2794</link>
		<dc:creator>emito</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Aug 2007 09:37:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2794</guid>
		<description>Bizler Avrupa Birliğine girmek için elimizden geleni yapıyoruz.Avrupalı parlamenterler Türkiye'ye gelip ziyaret ettiklerinde 'Türkiye insan hakları bakımından gelişmemiş bir ülke' diyorlar.
Çanakkale savaşı maneviyatın doruğa çıktığı bir savaş olmasının yanında aynı zamanda insan hakları bakımından da bir ders olarak aktarılacak bir savaştır.
Şimdi hangi ülke insan haklarına sahip ülke?Bakalım.Aslında çok uzun yazmak isterim ama;bir iki madde yazacağım,
BİZ,Savaş yakın siperlerde devam ederken, bir İngiliz asker siperinden çıkıp,Türk siperine doğru koşmaya başlıyor.Türk askerleri siperinden çıkan İngiliz askerini ayaklarından vuruyor.Savaş devam ediyor.Bu sırada ayaklarından vurulan İngiliz asker ingilizce 'anne' diye feryat ediyor.Buna dayanamayan Türk askerleri beyaz bir bayrak çekiyorlar(ateşkes) ve yaralı ingiliz askerini alıp,kendi siperlerine götürüyorlar,sonra savaşa devam ediyorlar...
Ne büyük duygu bu...
Biz de ne yoktu insan hakları...
İnsan haklarına sahip olan ingilizler.Sargı yerlerini(hastane)bombaladılar...
İyi ki müslüman ve Türküm...
Ancak son zamanlarda inanılmaz bir maneviyat azalması var.Bence bunda da en büyük etken basın...
İki yıl önce yaptığımız çanakkale gezisinde öğrenciler şehitliğe geldiğimizde otobüsten inerken birbirini ezeceklerdi.Bizlerde çok sevinmiştik.Öğrencilerimiz dedelerine dua edecek diye ama öyle olmadı.Hepsi şehitliğin olduğu yerdeki alış veriş tezgahlarına gidip anne ve babalarına hediye almak için koşmuşlar.Tüm öğretmen arkadaşlar çok üzüldü.
Bu sene 18 Mart Çanakkale Şehitlerini anma programında çok duygusal bir konuşma yaptım ve hepsini ağlattım.
Arkadaşlar ,İtilaf devletleri bizim maneviyatımızla geçemedikleri Çanakkaleyi,acaba maneviyatımızı azaltıp tekrar geçmek isteyecekler mi?
Çocuklarımızda maneviyat malesef azalmakta...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bizler Avrupa Birliğine girmek için elimizden geleni yapıyoruz.Avrupalı parlamenterler Türkiye&#8217;ye gelip ziyaret ettiklerinde &#8216;Türkiye insan hakları bakımından gelişmemiş bir ülke&#8217; diyorlar.<br />
Çanakkale savaşı maneviyatın doruğa çıktığı bir savaş olmasının yanında aynı zamanda insan hakları bakımından da bir ders olarak aktarılacak bir savaştır.<br />
Şimdi hangi ülke insan haklarına sahip ülke?Bakalım.Aslında çok uzun yazmak isterim ama;bir iki madde yazacağım,<br />
BİZ,Savaş yakın siperlerde devam ederken, bir İngiliz asker siperinden çıkıp,Türk siperine doğru koşmaya başlıyor.Türk askerleri siperinden çıkan İngiliz askerini ayaklarından vuruyor.Savaş devam ediyor.Bu sırada ayaklarından vurulan İngiliz asker ingilizce &#8216;anne&#8217; diye feryat ediyor.Buna dayanamayan Türk askerleri beyaz bir bayrak çekiyorlar(ateşkes) ve yaralı ingiliz askerini alıp,kendi siperlerine götürüyorlar,sonra savaşa devam ediyorlar&#8230;<br />
Ne büyük duygu bu&#8230;<br />
Biz de ne yoktu insan hakları&#8230;<br />
İnsan haklarına sahip olan ingilizler.Sargı yerlerini(hastane)bombaladılar&#8230;<br />
İyi ki müslüman ve Türküm&#8230;<br />
Ancak son zamanlarda inanılmaz bir maneviyat azalması var.Bence bunda da en büyük etken basın&#8230;<br />
İki yıl önce yaptığımız çanakkale gezisinde öğrenciler şehitliğe geldiğimizde otobüsten inerken birbirini ezeceklerdi.Bizlerde çok sevinmiştik.Öğrencilerimiz dedelerine dua edecek diye ama öyle olmadı.Hepsi şehitliğin olduğu yerdeki alış veriş tezgahlarına gidip anne ve babalarına hediye almak için koşmuşlar.Tüm öğretmen arkadaşlar çok üzüldü.<br />
Bu sene 18 Mart Çanakkale Şehitlerini anma programında çok duygusal bir konuşma yaptım ve hepsini ağlattım.<br />
Arkadaşlar ,İtilaf devletleri bizim maneviyatımızla geçemedikleri Çanakkaleyi,acaba maneviyatımızı azaltıp tekrar geçmek isteyecekler mi?<br />
Çocuklarımızda maneviyat malesef azalmakta&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ece tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2745</link>
		<dc:creator>Ece</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Aug 2007 12:26:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2745</guid>
		<description>Sn İşçen,
&lt;blockquote&gt;Ben, yazdığım yazımda, bilimselliğin maneviyata ‘alternatif’ olduğunu ifade etmemiştim. Söylemek istediğim, “sadece maneviyatla bir halt yapılamayacağı” idi…

Bilmem bu kez anlatabildim mi?&lt;/blockquote&gt;

Tek başına maneviyatla bir halt yapılamaz, haklısınız, fakat, Çanakkale de destan yazdıran insanları, motive eden, dirayetli tutan, soğukkanlı bir şekilde şehadete koşmalarını sağlayan da, ölümün bilimsel tanımı yada tarifi değildi değil mi?

Einstein konusunda ise tartışmaya gerek yok, çünkü kendisi sıkı bir yahudi  teistti..
Heisenberge söylediği, 
"Tanrı zar atmaz" ifadesini nerde ve niçin söylemiş lütfen bir araştırın derim..

Bu arada, sitemize hoş geldiniz..
Biz sizin, diğer konulardaki görüşlerinizi de okumak isteriz..

saygılarımla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn İşçen,</p>
<blockquote><p>Ben, yazdığım yazımda, bilimselliğin maneviyata ‘alternatif’ olduğunu ifade etmemiştim. Söylemek istediğim, “sadece maneviyatla bir halt yapılamayacağı” idi…</p>
<p>Bilmem bu kez anlatabildim mi?</p></blockquote>
<p>Tek başına maneviyatla bir halt yapılamaz, haklısınız, fakat, Çanakkale de destan yazdıran insanları, motive eden, dirayetli tutan, soğukkanlı bir şekilde şehadete koşmalarını sağlayan da, ölümün bilimsel tanımı yada tarifi değildi değil mi?</p>
<p>Einstein konusunda ise tartışmaya gerek yok, çünkü kendisi sıkı bir yahudi  teistti..<br />
Heisenberge söylediği,<br />
&#8220;Tanrı zar atmaz&#8221; ifadesini nerde ve niçin söylemiş lütfen bir araştırın derim..</p>
<p>Bu arada, sitemize hoş geldiniz..<br />
Biz sizin, diğer konulardaki görüşlerinizi de okumak isteriz..</p>
<p>saygılarımla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>MY tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2743</link>
		<dc:creator>MY</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Aug 2007 12:20:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2743</guid>
		<description>Sayin Isçen,

Einstein'in "Dünyamiza Bakis" adli bir kitabini okumustum. Dünya ve insan üzerine denemeler içeren çok güzel ve incecik bir kitapti. Burada yazdiklarindan kendine özgü bir Tanri inanci oldugu kanisina varmistim. Belki su veya bu dine mensub degil ama ateist oldugunu sanmiyorum. Bilmiyorum elinizde kendisinin yaptigi bir açiklama vs var midir?

Dostlukla</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayin Isçen,</p>
<p>Einstein&#8217;in &#8220;Dünyamiza Bakis&#8221; adli bir kitabini okumustum. Dünya ve insan üzerine denemeler içeren çok güzel ve incecik bir kitapti. Burada yazdiklarindan kendine özgü bir Tanri inanci oldugu kanisina varmistim. Belki su veya bu dine mensub degil ama ateist oldugunu sanmiyorum. Bilmiyorum elinizde kendisinin yaptigi bir açiklama vs var midir?</p>
<p>Dostlukla</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>yetkin işcen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2741</link>
		<dc:creator>yetkin işcen</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Aug 2007 12:08:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2741</guid>
		<description>Ayrıca,

Birtakım kavramları da anlamlarını bilmeden kullanmamaya dikkat etmelisiniz. Örneğin; 'Einstein ateist miydi?"
Evet ateistti... Ama, maneviyatsız bir adam olduğunu ne siz ne de ben iddia edebiliriz. Yeryüzünde, "doğanın karşısındaki güçsüzlüğünü hisseden" her insan gibi, manevi olarak değer verdiği birşeyler vardı muhakkak... Bu 'birşeyler'in mensubu olduğu dinle veya bir başkasıyla ilgisi olması da gerekmiyor. Ama o, bunları dünyanın gerçeklerinin üzerine asla çıkarmadı, bilimsel gerçeklere gözünü yummadı. 

Maneviyata sarılıp bilime kapanmanın kimseye ve hiçbir millete yarar getirmediğini de tarihten biliyoruz. Bunu tartışmakta hiç yarar görmüyorum.

Yetkin İŞCEN</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ayrıca,</p>
<p>Birtakım kavramları da anlamlarını bilmeden kullanmamaya dikkat etmelisiniz. Örneğin; &#8216;Einstein ateist miydi?&#8221;<br />
Evet ateistti&#8230; Ama, maneviyatsız bir adam olduğunu ne siz ne de ben iddia edebiliriz. Yeryüzünde, &#8220;doğanın karşısındaki güçsüzlüğünü hisseden&#8221; her insan gibi, manevi olarak değer verdiği birşeyler vardı muhakkak&#8230; Bu &#8216;birşeyler&#8217;in mensubu olduğu dinle veya bir başkasıyla ilgisi olması da gerekmiyor. Ama o, bunları dünyanın gerçeklerinin üzerine asla çıkarmadı, bilimsel gerçeklere gözünü yummadı. </p>
<p>Maneviyata sarılıp bilime kapanmanın kimseye ve hiçbir millete yarar getirmediğini de tarihten biliyoruz. Bunu tartışmakta hiç yarar görmüyorum.</p>
<p>Yetkin İŞCEN</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>yetkin işcen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2739</link>
		<dc:creator>yetkin işcen</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Aug 2007 11:56:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2739</guid>
		<description>Sevgili Ece,

Bir yazı yazabilmek kadar, yazılanı anlayabilmek de zeka ister.

Ben, yazdığım yazımda, bilimselliğin maneviyata 'alternatif' olduğunu ifade etmemiştim. Söylemek istediğim, "sadece maneviyatla bir halt yapılamayacağı" idi...

Bilmem bu kez anlatabildim mi?

Yetkin İŞCEN</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Ece,</p>
<p>Bir yazı yazabilmek kadar, yazılanı anlayabilmek de zeka ister.</p>
<p>Ben, yazdığım yazımda, bilimselliğin maneviyata &#8216;alternatif&#8217; olduğunu ifade etmemiştim. Söylemek istediğim, &#8220;sadece maneviyatla bir halt yapılamayacağı&#8221; idi&#8230;</p>
<p>Bilmem bu kez anlatabildim mi?</p>
<p>Yetkin İŞCEN</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ece tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2733</link>
		<dc:creator>Ece</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Aug 2007 09:43:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2733</guid>
		<description>Sn İşçen,
&lt;blockquote&gt;Bu millet ve ülke, hep maneviyatla bu hale geldi. Ne zaman bilimselliğe dönerse o zaman adam olacak.&lt;/blockquote&gt;
Maneviyat ve bilimsellik ne zamandan beri birbirine alternatif oldular?
Einstein ateist miydi?

saygılar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn İşçen,</p>
<blockquote><p>Bu millet ve ülke, hep maneviyatla bu hale geldi. Ne zaman bilimselliğe dönerse o zaman adam olacak.</p></blockquote>
<p>Maneviyat ve bilimsellik ne zamandan beri birbirine alternatif oldular?<br />
Einstein ateist miydi?</p>
<p>saygılar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>yetkin işcen tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2721</link>
		<dc:creator>yetkin işcen</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Aug 2007 20:27:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-2721</guid>
		<description>Değerli moderatör,

Çanakkale savaşı hakkında bir dergide yayınlanmış yazıya yapılan eleştiriler arasında ismimin kullanıldığını ve bana danışılmadan yazılarımın yayınlandığını farkettim.
Birkaç sene içinde Çanakkale savaşı uzmanı kesilen onlarca kifayetsiz muhteristen bana bıkkınlık geldiğinden bu tür polemiklere bulaşmak hevesinde değilim.
Ancak, sizin aracılığınızla gerek bu nevzuhur Çanakkale araştırmacısına gerekse onun 'hınk' deyicilerine bir öneri yapmak istiyorum:
Sadece Çanakkale tarihine sizin gibi 'maneviyatla' baktığımız sürece geleceği doğru görmemiz mümkün olmayacak. Bu millet ve ülke, hep maneviyatla bu hale geldi. Ne zaman bilimselliğe dönerse o zaman adam olacak. 
Bu noktayı kavrayabilmeniz için de daha çok fırın ekmek yemeniz gerekiyor... 
Yetkin İŞCEN</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli moderatör,</p>
<p>Çanakkale savaşı hakkında bir dergide yayınlanmış yazıya yapılan eleştiriler arasında ismimin kullanıldığını ve bana danışılmadan yazılarımın yayınlandığını farkettim.<br />
Birkaç sene içinde Çanakkale savaşı uzmanı kesilen onlarca kifayetsiz muhteristen bana bıkkınlık geldiğinden bu tür polemiklere bulaşmak hevesinde değilim.<br />
Ancak, sizin aracılığınızla gerek bu nevzuhur Çanakkale araştırmacısına gerekse onun &#8216;hınk&#8217; deyicilerine bir öneri yapmak istiyorum:<br />
Sadece Çanakkale tarihine sizin gibi &#8216;maneviyatla&#8217; baktığımız sürece geleceği doğru görmemiz mümkün olmayacak. Bu millet ve ülke, hep maneviyatla bu hale geldi. Ne zaman bilimselliğe dönerse o zaman adam olacak.<br />
Bu noktayı kavrayabilmeniz için de daha çok fırın ekmek yemeniz gerekiyor&#8230;<br />
Yetkin İŞCEN</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mehmet Kut tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-1709</link>
		<dc:creator>Mehmet Kut</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2007 08:04:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-1709</guid>
		<description>Milli Gazete Yazarlarından Saliha Malhun Hanımefendi Safiye Hüseyin Elbi konusun da İsmail Bilgin'in kampanya başlattığını ve destek verilmesi yolunda çok çarpıcı bir yazı kaleme almış. Buraya alıntılıyorum Milli Gazeteden. İlgisiz kalmamalıyız milletçe.


YARAMIZI SARMAYA SAFİYE HÜSEYİN ELBİ HEMŞİREMİZ GELSİN...

“İş bu yazı, milletimize ve insanlık âlemine büyük hizmetleri geçmiş "Büyük Türk Hemşiresi Safiye Hüseyin (Elbi) Hanımefendi’nin isminin ülkemde, olmazsa başka bir ülkedeki bir sağlık kuruluşu veya hastaneye verilmesi için milletimiz ve insanlık âlemi içindeki kadirşinas ve hamiyet-perver bütün “münevver”,” film yönetmeni”, “devlet adamı” “sanatkârları” ve dahi “ aziz milletimizi” fert fert bu ulvi vazifeye davet etmek maksadıyla kaleme alınmıştır.”


Bismihû…
Milletleri millet yapan ve yaşatan unsurların başında onların dini ve milli bakımdan kıymet kazanmış inançlarına, değerlerine ve geçmişindeki milli ve manevi kıymeti büyük şahsiyetlerine sahip çıkmaları gelir. Bilhassa cemiyetin fertleri için daima kuvvet alma ve gurur duyma kaynağını teşkil eden büyük şahsiyetlerin isimleri, hizmetleri ve isimlerinin milletlerin hafızasında muhakkak surette muhafaza edilmesi şarttır. Her ne suretle olursa olsun bunların yıpratılması, unutulması, ihmal edilmesi cemiyeti çöküntüye sürükler. Tarihin engin derinliklerine doğru bakınca, devrinin maddi şahikasına çıkmış ve fakat manevi değerlerini, atalarını hiçe saydığı için çökmüş nice milletlerin enkazlarına rastlarız.

Bugün dahi millet ve insanlık âlemi olarak iki yüzyıldan beri süregelen kültürel, ahlaki, siyasi ve iktisadi manada büyük bir irtifa kaybının hafakanlarını yaşamaktayız. Bu irtifa kaybına sebebiyet veren tehlike ve arızaları sezmekle birlikte bunları bertaraf etme noktasında kimimiz zaman, kimimiz irade, kimimiz de medeni cesaretimiz olmadığından mütekabil girişimler yapamıyoruz. Yapsak bile bunlar münferit kaldığından muvaffak olamıyoruz. 

Buna misal olarak Sanat Âlemi. Net. Sitemizin kıymetli ediplerinden romancı ve bir gönül adamı olan İsmail Bilgin Beyefendi’nin uzun zamandır başlattığı "Büyük Türk Hemşiresi Safiye Hüseyin Elbi Hanımefendi’nin" isminin ülkemizdeki bir hastane yahut sağlık kuruluşuna verilmesi yolundaki gayretlerinin netice itibariyle “duyarsızlık ve alakasızlıkla” karşılanmış olmasıdır. Bu son derece düşündürücü ve esef verici bir neticedir. Bunun sebepleri üzerinde millet olarak ciddiyetle durup düşünmemiz iktiza etmektedir. 

Ben bunun sebebini “kolektif şuurumuzun” olmayışına bağlıyorum. İktisadi manada binlerce “kolektif şirket” kurmamıza rağmen özgürlüklerin, sorumlulukların paylaşılması noktasında millet olarak “kolektif bir şuurdan mahrum olduğumuzu düşünüyorum. Hâlbuki birlikte fikir teatisinde bulunma ve güç birliği ederek birçok büyük işlerin üstesinden gelmektir kolektif şuur. Daha nereye kadar zayıflıklarımızı, eli-kolu bağlı olma edebiyatını kutsallaştıracağız kıymetli münevverler? Daha nereye kadar başkalarının aklıyla düşünmeye devam edecek ve cemiyetimize empoze edilen yeteri kadar düşünme ve yeteri kadar hürriyetle aziz milletimizin gözüne ve gönlüne çekilmiş perdelerle cemiyet hayatımızın mahv u perişan olmasına, gelecek nesillerin geçmişlerinden ve tarihlerinden bî haber, yitik ve savruk yaşamalarına göz yumacağız? Ne zamana kadar ve nereye kadar? 

Bu şuurdan yoksun olmamız değil midir bizi millet olarak şuuraltımızın mahzenlerine kapatan? Geçen sene gösterime giren bir uzakdoğu yapımı olan “Hayalet Dünya” isimli film de yönetmen “kolektif şuurdan” mahrum milletlerin şuur altlarındaki hafakanları karabasanları, mahzenleri, hortlakları, korkuları ne de güzel beyazperdeye aksettirmişti. Kolektif şuurdan mahrum toplumların şuur altlarını istila eden korkular zamanla başarısızlıklara, başarısızlıklar da önce kendine sonra da başkalarına güvensizliği beraberinde getirmektedir. Filmin kahramanının sonunda kendisinin çok mel'un bir insan olduğuna inanması, kendini suçlaması cemiyetimizin gidişatına ne de çok benzemektedir. Kendisini bu şekilde suçlayabilen bir insan başkalarını da pek tabii ki hain, casus, katil, hırsız olarak algılamaktadır. Hayatın türlü tecrübeleri için de kimi zaman şuuru yerine gelmiş olsa da bunlarda geç kalmış bir tepkisellikten öteye geçmeyerek kahramanı başka hatalara sürükleyip durmuştur. 

Kolektif şuurdan mahrum bir cemiyetin geldiği nokta pek tabii ki "toplumsal karamsarlıkla” neticelenmektedir. İşte bizim millet ve cemiyet olarak geldiğimiz netice budur. Tıpkı Safiye Hüseyin Elbi gibi evrensel kıymete haiz bir hemşiremizin isminin yaşatılması ve gelecek nesillerin hafızasına aktarılması hususunda cemiyet olarak şuursuz bir tablo arz etmemiz, kendimizin yapacağı bir vazifeyi, kahramanlara ya da Allah’a havale etmeye sevk etmiştir bizleri. Bu hususta parmağımızı dahi oynatmadığımız halde “Efendim ülkemizde “Folarans Naytingel” adında bir ecnebinin ismi büyük bir hastahaneye veriliyor da bizim… vs.” şeklinde kendisi dışındaki her türlü unsuru suçlu kabul ve ilan eden “acuze kadın” psikozundan da toplum olarak bir an önce vazgeçmemiz gerekmektedir. Yapmadığımız işlerin sebeplerini kendi sınırlarımız dışındaki başka amillere atfederek Nesimi’nin deyişiyle “melanet hırkasını” her daim başımıza geçirmek midir hüner? Yetişir artık!... 

Hakkımızda adı konulmamış bir yabancılaşma hissi hâkimdir… Hamlet’in daha ilk sahnesin de ifade ettiği gibi, “Danimarka ülkesin de bir kokuşmuşluk var!” Bu kokuşmuşluk siyasetin maskeli balolarında belagat kozmetikleri sayesin de kapatılmış olsa da, bizler millet olarak bir an evvel kendimize dönmek, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmak zorundadır. “Bir şeyleri” yaparken de evvela “biz” olmalıyız. Çünkü “biz” olursak ancak “bir neticeye” varabiliriz.

İş bu nokta da İsmail Bilgin Beyefendi’nin adeta kendisini paraladığı Balkan Harbi sırasında başta Hilal-i Ahmer Cemiyeti olmak üzere birçok sağlık kuruluşunda gönüllü hemşirelik yapan, Avrupa’da dahi başarılarıyla isminden takdirle söz ettiren kıymetli hemşiremizin isminin bir hastanemize verilmesi hususun da fert fert üzerimize düşen vazife nedir? Necip Fazıl’ın ifadesiyle “Kim var?” diye sorulduğunda, fert fert “Ben varım diyecek şuurlu sanatkârlar, muharrirler, yönetmenler, tarihçiler, ilim adamları, milli ve mukaddesatına bağlı gençlik nerededir? Halkımızı bir mazoşistlik abidesine çeviren zincirleri kırmamızın zamanı değil midir? 

Türk ve dünya fikriyatına dair okuduğumuz bunca tarih, ilim ve felsefe kitapları, bunca “kültür” dahi bizi zilletten kurtulma çareleri yerine zillete mahkûm argumanlarını başımıza geçirerek mazoşist ve hinduist zihin girdaplarına itiyorsa hala, bu “kültür” dedikleri şey ne ola ki? Dedem Süleyman Şah ve Osman Gazi’ den beri bu türlü ceberutluğu el-hak kabul etmişliğimiz yoktur. “İçimizdeki ahmakların yüzünden bizi helak eder misin Rabbim?” sualine dahi deriz ki: sabrımız ipil ipil serilirken günlere ve gecelere, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenler, faiziyle, borsasıyla, kültür emperyalizmiyle bu aziz milleti vuranlar değil de biz niçin hem mağdur, hem mücrim olacakmışız? Yok böyle bir şey… Bizim Rabbimiz Yehova mı ki bize lanetler yağdırsın? Dedem Süleyman Şah'tan beri millet olarak bu topraklarda süfliyyetten insaniyete doğru bir şeref makamına yükselmişken, ne diye Ortaçağ cadıları gibi içimiz de şeytan kovalayacakmışız? 

Gayri kafalarımızı sığınak edindiğimiz kumların altından çıkarma vakti gelmiştir! Her gecenin bir gündüzü, her inişin bir yokuşu vardır. Ve hepsini kuşatan kâinatı ilmek ilmek dokuyan mutlak hakikattir. Dedem Fatih Sultan Mehmet Han, "Fatih"ti. Fatih; açan demek. Gözünü açan, gönlünü açan...

Lütfen bu "Fetih" ruhuyla açılan cihanın fanusundan yetişen abide şahsiyetlerimizden biri olan ilk hemşiremiz olmakla haiz Safiye Hüseyin (Elbi)Hanımefendi'nin ismini gelecek nesillere ulaştırma yolunda gayret sarf eden, bu yolda bize örneklik teşkil eden kıymetli ve kadirşinas edibimiz İsmail Bilgin Beyefendi’nin çağrısına millet ve insanlık âlemi olarak cavap vermek de gecikmeyelim.
Zira “Bir bayrak rüzgâr bekliyor…”

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) övgüsüne mazhar olmuş bir Fatih’in torunlarından olan, din ve milliyet farkı gözetmeden, bütün yaralıların yarasını sarmış kuvvetli ve şerefli bir kadın, Büyük Türk Hemşiresi Safiye Hüseyin Elbi Hanımefendi’nin muazzez hatırasını yaşatmak sadece bizim değil, bütün insanlık âleminin boynunun borcudur. 

Atamız Gazi Mustafa Kemal Paşa dahi "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz" diye sıkı sıkı tembih etmemiş midir? 
Biz dahi deriz ki; 
“Yaralarımızı Sarmaya da "Safiye Hüseyin Elbi Hemşiremiz Gelsin…”</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Gazete Yazarlarından Saliha Malhun Hanımefendi Safiye Hüseyin Elbi konusun da İsmail Bilgin&#8217;in kampanya başlattığını ve destek verilmesi yolunda çok çarpıcı bir yazı kaleme almış. Buraya alıntılıyorum Milli Gazeteden. İlgisiz kalmamalıyız milletçe.</p>
<p>YARAMIZI SARMAYA SAFİYE HÜSEYİN ELBİ HEMŞİREMİZ GELSİN&#8230;</p>
<p>“İş bu yazı, milletimize ve insanlık âlemine büyük hizmetleri geçmiş &#8220;Büyük Türk Hemşiresi Safiye Hüseyin (Elbi) Hanımefendi’nin isminin ülkemde, olmazsa başka bir ülkedeki bir sağlık kuruluşu veya hastaneye verilmesi için milletimiz ve insanlık âlemi içindeki kadirşinas ve hamiyet-perver bütün “münevver”,” film yönetmeni”, “devlet adamı” “sanatkârları” ve dahi “ aziz milletimizi” fert fert bu ulvi vazifeye davet etmek maksadıyla kaleme alınmıştır.”</p>
<p>Bismihû…<br />
Milletleri millet yapan ve yaşatan unsurların başında onların dini ve milli bakımdan kıymet kazanmış inançlarına, değerlerine ve geçmişindeki milli ve manevi kıymeti büyük şahsiyetlerine sahip çıkmaları gelir. Bilhassa cemiyetin fertleri için daima kuvvet alma ve gurur duyma kaynağını teşkil eden büyük şahsiyetlerin isimleri, hizmetleri ve isimlerinin milletlerin hafızasında muhakkak surette muhafaza edilmesi şarttır. Her ne suretle olursa olsun bunların yıpratılması, unutulması, ihmal edilmesi cemiyeti çöküntüye sürükler. Tarihin engin derinliklerine doğru bakınca, devrinin maddi şahikasına çıkmış ve fakat manevi değerlerini, atalarını hiçe saydığı için çökmüş nice milletlerin enkazlarına rastlarız.</p>
<p>Bugün dahi millet ve insanlık âlemi olarak iki yüzyıldan beri süregelen kültürel, ahlaki, siyasi ve iktisadi manada büyük bir irtifa kaybının hafakanlarını yaşamaktayız. Bu irtifa kaybına sebebiyet veren tehlike ve arızaları sezmekle birlikte bunları bertaraf etme noktasında kimimiz zaman, kimimiz irade, kimimiz de medeni cesaretimiz olmadığından mütekabil girişimler yapamıyoruz. Yapsak bile bunlar münferit kaldığından muvaffak olamıyoruz. </p>
<p>Buna misal olarak Sanat Âlemi. Net. Sitemizin kıymetli ediplerinden romancı ve bir gönül adamı olan İsmail Bilgin Beyefendi’nin uzun zamandır başlattığı &#8220;Büyük Türk Hemşiresi Safiye Hüseyin Elbi Hanımefendi’nin&#8221; isminin ülkemizdeki bir hastane yahut sağlık kuruluşuna verilmesi yolundaki gayretlerinin netice itibariyle “duyarsızlık ve alakasızlıkla” karşılanmış olmasıdır. Bu son derece düşündürücü ve esef verici bir neticedir. Bunun sebepleri üzerinde millet olarak ciddiyetle durup düşünmemiz iktiza etmektedir. </p>
<p>Ben bunun sebebini “kolektif şuurumuzun” olmayışına bağlıyorum. İktisadi manada binlerce “kolektif şirket” kurmamıza rağmen özgürlüklerin, sorumlulukların paylaşılması noktasında millet olarak “kolektif bir şuurdan mahrum olduğumuzu düşünüyorum. Hâlbuki birlikte fikir teatisinde bulunma ve güç birliği ederek birçok büyük işlerin üstesinden gelmektir kolektif şuur. Daha nereye kadar zayıflıklarımızı, eli-kolu bağlı olma edebiyatını kutsallaştıracağız kıymetli münevverler? Daha nereye kadar başkalarının aklıyla düşünmeye devam edecek ve cemiyetimize empoze edilen yeteri kadar düşünme ve yeteri kadar hürriyetle aziz milletimizin gözüne ve gönlüne çekilmiş perdelerle cemiyet hayatımızın mahv u perişan olmasına, gelecek nesillerin geçmişlerinden ve tarihlerinden bî haber, yitik ve savruk yaşamalarına göz yumacağız? Ne zamana kadar ve nereye kadar? </p>
<p>Bu şuurdan yoksun olmamız değil midir bizi millet olarak şuuraltımızın mahzenlerine kapatan? Geçen sene gösterime giren bir uzakdoğu yapımı olan “Hayalet Dünya” isimli film de yönetmen “kolektif şuurdan” mahrum milletlerin şuur altlarındaki hafakanları karabasanları, mahzenleri, hortlakları, korkuları ne de güzel beyazperdeye aksettirmişti. Kolektif şuurdan mahrum toplumların şuur altlarını istila eden korkular zamanla başarısızlıklara, başarısızlıklar da önce kendine sonra da başkalarına güvensizliği beraberinde getirmektedir. Filmin kahramanının sonunda kendisinin çok mel&#8217;un bir insan olduğuna inanması, kendini suçlaması cemiyetimizin gidişatına ne de çok benzemektedir. Kendisini bu şekilde suçlayabilen bir insan başkalarını da pek tabii ki hain, casus, katil, hırsız olarak algılamaktadır. Hayatın türlü tecrübeleri için de kimi zaman şuuru yerine gelmiş olsa da bunlarda geç kalmış bir tepkisellikten öteye geçmeyerek kahramanı başka hatalara sürükleyip durmuştur. </p>
<p>Kolektif şuurdan mahrum bir cemiyetin geldiği nokta pek tabii ki &#8220;toplumsal karamsarlıkla” neticelenmektedir. İşte bizim millet ve cemiyet olarak geldiğimiz netice budur. Tıpkı Safiye Hüseyin Elbi gibi evrensel kıymete haiz bir hemşiremizin isminin yaşatılması ve gelecek nesillerin hafızasına aktarılması hususunda cemiyet olarak şuursuz bir tablo arz etmemiz, kendimizin yapacağı bir vazifeyi, kahramanlara ya da Allah’a havale etmeye sevk etmiştir bizleri. Bu hususta parmağımızı dahi oynatmadığımız halde “Efendim ülkemizde “Folarans Naytingel” adında bir ecnebinin ismi büyük bir hastahaneye veriliyor da bizim… vs.” şeklinde kendisi dışındaki her türlü unsuru suçlu kabul ve ilan eden “acuze kadın” psikozundan da toplum olarak bir an önce vazgeçmemiz gerekmektedir. Yapmadığımız işlerin sebeplerini kendi sınırlarımız dışındaki başka amillere atfederek Nesimi’nin deyişiyle “melanet hırkasını” her daim başımıza geçirmek midir hüner? Yetişir artık!&#8230; </p>
<p>Hakkımızda adı konulmamış bir yabancılaşma hissi hâkimdir… Hamlet’in daha ilk sahnesin de ifade ettiği gibi, “Danimarka ülkesin de bir kokuşmuşluk var!” Bu kokuşmuşluk siyasetin maskeli balolarında belagat kozmetikleri sayesin de kapatılmış olsa da, bizler millet olarak bir an evvel kendimize dönmek, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmak zorundadır. “Bir şeyleri” yaparken de evvela “biz” olmalıyız. Çünkü “biz” olursak ancak “bir neticeye” varabiliriz.</p>
<p>İş bu nokta da İsmail Bilgin Beyefendi’nin adeta kendisini paraladığı Balkan Harbi sırasında başta Hilal-i Ahmer Cemiyeti olmak üzere birçok sağlık kuruluşunda gönüllü hemşirelik yapan, Avrupa’da dahi başarılarıyla isminden takdirle söz ettiren kıymetli hemşiremizin isminin bir hastanemize verilmesi hususun da fert fert üzerimize düşen vazife nedir? Necip Fazıl’ın ifadesiyle “Kim var?” diye sorulduğunda, fert fert “Ben varım diyecek şuurlu sanatkârlar, muharrirler, yönetmenler, tarihçiler, ilim adamları, milli ve mukaddesatına bağlı gençlik nerededir? Halkımızı bir mazoşistlik abidesine çeviren zincirleri kırmamızın zamanı değil midir? </p>
<p>Türk ve dünya fikriyatına dair okuduğumuz bunca tarih, ilim ve felsefe kitapları, bunca “kültür” dahi bizi zilletten kurtulma çareleri yerine zillete mahkûm argumanlarını başımıza geçirerek mazoşist ve hinduist zihin girdaplarına itiyorsa hala, bu “kültür” dedikleri şey ne ola ki? Dedem Süleyman Şah ve Osman Gazi’ den beri bu türlü ceberutluğu el-hak kabul etmişliğimiz yoktur. “İçimizdeki ahmakların yüzünden bizi helak eder misin Rabbim?” sualine dahi deriz ki: sabrımız ipil ipil serilirken günlere ve gecelere, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenler, faiziyle, borsasıyla, kültür emperyalizmiyle bu aziz milleti vuranlar değil de biz niçin hem mağdur, hem mücrim olacakmışız? Yok böyle bir şey… Bizim Rabbimiz Yehova mı ki bize lanetler yağdırsın? Dedem Süleyman Şah&#8217;tan beri millet olarak bu topraklarda süfliyyetten insaniyete doğru bir şeref makamına yükselmişken, ne diye Ortaçağ cadıları gibi içimiz de şeytan kovalayacakmışız? </p>
<p>Gayri kafalarımızı sığınak edindiğimiz kumların altından çıkarma vakti gelmiştir! Her gecenin bir gündüzü, her inişin bir yokuşu vardır. Ve hepsini kuşatan kâinatı ilmek ilmek dokuyan mutlak hakikattir. Dedem Fatih Sultan Mehmet Han, &#8220;Fatih&#8221;ti. Fatih; açan demek. Gözünü açan, gönlünü açan&#8230;</p>
<p>Lütfen bu &#8220;Fetih&#8221; ruhuyla açılan cihanın fanusundan yetişen abide şahsiyetlerimizden biri olan ilk hemşiremiz olmakla haiz Safiye Hüseyin (Elbi)Hanımefendi&#8217;nin ismini gelecek nesillere ulaştırma yolunda gayret sarf eden, bu yolda bize örneklik teşkil eden kıymetli ve kadirşinas edibimiz İsmail Bilgin Beyefendi’nin çağrısına millet ve insanlık âlemi olarak cavap vermek de gecikmeyelim.<br />
Zira “Bir bayrak rüzgâr bekliyor…”</p>
<p>Peygamber Efendimiz&#8217;in (s.a.v) övgüsüne mazhar olmuş bir Fatih’in torunlarından olan, din ve milliyet farkı gözetmeden, bütün yaralıların yarasını sarmış kuvvetli ve şerefli bir kadın, Büyük Türk Hemşiresi Safiye Hüseyin Elbi Hanımefendi’nin muazzez hatırasını yaşatmak sadece bizim değil, bütün insanlık âleminin boynunun borcudur. </p>
<p>Atamız Gazi Mustafa Kemal Paşa dahi &#8220;Beni Türk hekimlerine emanet ediniz&#8221; diye sıkı sıkı tembih etmemiş midir?<br />
Biz dahi deriz ki;<br />
“Yaralarımızı Sarmaya da &#8220;Safiye Hüseyin Elbi Hemşiremiz Gelsin…”</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>can tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-655</link>
		<dc:creator>can</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 13:49:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-655</guid>
		<description>bu siteyi yapan insanlar çok iyi düşünmüşler onlara benden aferim</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bu siteyi yapan insanlar çok iyi düşünmüşler onlara benden aferim</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Öncü Nesil tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-596</link>
		<dc:creator>Öncü Nesil</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2007 15:55:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-596</guid>
		<description>BUGÜNKÜ (5.3.2007 Tarihli )BİR GAZETENİN MANŞETİ:
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ LAİKLİK İÇİN Mİ ÖLDÜ?

Kurtuluş savaşının bitiş tarihine bakın birde 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanan Lozan antlaşmasına, (23 Ağustos 1923 tarihinde TBMM tarafından onaylandı) birde cumhuriyetin ilan (KURULMADI, ilan edildi) edildiği (29.10.1923), Laikliğin geldiği (5 Şubat 1937), dinin kaldırıldığı (1928) tarihine bakın. Yani 1928 e kadar devletin dini vardı islam dı. 1937 ye kadar laiklik yoktu.

* Burdan da anlıyoruz ki Kurtuluş savaşında savaşan insanlar islam için şehit oldu Hilafet için şehit oldu, ama sanki laiklik için savaşılmış gibi cumhuriyet için savaşılmış gibi lanse ediliyor bunlar için savaşılsa insanlar şehit olurmu bikere onu düşünün.

Ayrıca Lozan antlaşması yapıldığı yıllarda Türkiye henüz Cumhuriyet Değildi.
M.K. Kimi telkinlere kapılarak "Türkiye meşruti monarşi olsun, Yeni padişah benim,
Meclisde çalışmaya devam etsin" diyebilirdi. (Gerçi CHF nin başına geçip sonrada bu memlekette CHF dediği olur dedi ama ).

Lozan Türkiyenin rejimiyle ilgili bir antlaşma olmadığı gibi laiklikle ilgili bir kabulde değil.
Çünkü Laiklik Anayasaya 5 Şubat 1937 de girdi.
Tekrar söylüyorum 1928 e kadar da devletin dini vardı, anayasal noktada islamdı.

Lütfen Cumhuriyetten önce bizim için şehit olanların arkasından iftira atmayalım, AYDINLAR BİLE SÖYLESE</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>BUGÜNKÜ (5.3.2007 Tarihli )BİR GAZETENİN MANŞETİ:<br />
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ LAİKLİK İÇİN Mİ ÖLDÜ?</p>
<p>Kurtuluş savaşının bitiş tarihine bakın birde 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanan Lozan antlaşmasına, (23 Ağustos 1923 tarihinde TBMM tarafından onaylandı) birde cumhuriyetin ilan (KURULMADI, ilan edildi) edildiği (29.10.1923), Laikliğin geldiği (5 Şubat 1937), dinin kaldırıldığı (1928) tarihine bakın. Yani 1928 e kadar devletin dini vardı islam dı. 1937 ye kadar laiklik yoktu.</p>
<p>* Burdan da anlıyoruz ki Kurtuluş savaşında savaşan insanlar islam için şehit oldu Hilafet için şehit oldu, ama sanki laiklik için savaşılmış gibi cumhuriyet için savaşılmış gibi lanse ediliyor bunlar için savaşılsa insanlar şehit olurmu bikere onu düşünün.</p>
<p>Ayrıca Lozan antlaşması yapıldığı yıllarda Türkiye henüz Cumhuriyet Değildi.<br />
M.K. Kimi telkinlere kapılarak &#8220;Türkiye meşruti monarşi olsun, Yeni padişah benim,<br />
Meclisde çalışmaya devam etsin&#8221; diyebilirdi. (Gerçi CHF nin başına geçip sonrada bu memlekette CHF dediği olur dedi ama ).</p>
<p>Lozan Türkiyenin rejimiyle ilgili bir antlaşma olmadığı gibi laiklikle ilgili bir kabulde değil.<br />
Çünkü Laiklik Anayasaya 5 Şubat 1937 de girdi.<br />
Tekrar söylüyorum 1928 e kadar da devletin dini vardı, anayasal noktada islamdı.</p>
<p>Lütfen Cumhuriyetten önce bizim için şehit olanların arkasından iftira atmayalım, AYDINLAR BİLE SÖYLESE</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ali Osman Öztürk tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-520</link>
		<dc:creator>Ali Osman Öztürk</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Mar 2007 10:36:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-520</guid>
		<description>Sayın Dr. Tuncay Yılmazer,
Toplumsal Tarih Dergisi'nde çıkan makaleme ilişkin eleştirinizi okudum. Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim. 
Yazının tamamı yayımlanamadığı için, benim söylemek istediklerimin hepsini okuyamadınız. Ayrıca; tıp doktoru olduğunuz için "genetik" kavramı Sizi biraz yanıltmış. Oysa bu kavram sosyal bilimlerde de (özellikle karşılaştırmalı edebiyatta) kullanılır ve genetik, tipoloijik vb. benzerliklerden söz edilir.
Bu terimden daha da önemlisi Sizin "üstünkörü" diye nitelediğiniz sınıflamaya (dinsel görüş - bilimsel görüş) yönelttiğiniz eleştiri. Siz doktorsunuz ve ben sosyal bilimciyim. Öncelikle bu makalede ve sadece menkıbe bağlamında menkıbeyi benimseyenler ve benimsemeyenler, inananlar - inanmayanlar vb. ayrımını yapmak için "aşağıda" kaydıyla kullandım. Elbette maneviyatı, moral gücünü, motivasyonu her ne derseniz deyin, yadsımak olanaklı değil. Ama benim konum menkıbe. Olağan üstülük deyince ben Seyit Onbaşı'nın mermiyi kaldırmasındaki olağan üstülüğü kastetmiyorum, aksine "bir tas çorba ile eratı doyuran", "bir maşrapa suyla susuzluğu dindiren", "boğazı havadan geçen", "gökten nurlar indiren", "selvi ağaçlarını şehidin üstüne secde ettiren" söylemleri dile getirmeye çalışıyorum. 
Kısaca Sizin de "Bir Bulut Hikayesi: Norfolk" başlıklı yazınıza konu olan ve de inanmadığınız olağan üstülüklerden söz ediyorum. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok sanırım.
Dinsel ve bilimsel ayrımına dönersek, bu sınıflama insanları kategorize etmek amacıyla değil, daha çok bir durum tespiti yapmak ve yaklaşım farkını belirtmek için kullanılmıştır. Menkıbe anlatır, ama inanıp inanmama keyfiyeti dinleyene aittir. İnanıyorsanız dinsel inancınız vardır, inanmıyorsanız bilimsel bakıyorsunuzdur. Ama bilimsel olarak olamaz deyip, yine de dinsel açıdan "acaba olabilir mi?" kuşkusu taşıyorsanız, bunda da kanımca bir sakınca yok. O zaman bilim kültürü almış inançlı birisiniz demektir. Sonuçta inandığınız herşeyi kanıtlama olanağınız yok zaten.
Aslında benim makalemin ne amaçladığını anladığınızı düşünüyorum. Özetle; bu tür öyküleri anlatarak, Çanakkale gezilerinin gerçek amacı olması gereken "yurttaşlık, vatan, tarih bilinci" değil, "kulluk bilinci" geliştirilmeye çalışılıyor. Bazı kesimler de bunu özendiriyorlar. Talha Uğurluel'in adı geçen kitabının sarı sayfalarını okursanız durumu daha iyi anlarsınız! 
Sadece Çanakkale Savaşları'nda değil tüm savaşlarda maneviyat, moral, motivasyon vs. çok önemlidir ve bu Gelibolu'da zirveye çıkmıştır. Menkıbelerin kaynağı da bu zaten: "Dünya'nın uhrevileştiği yerde herşey menkıbedir!" (Hermann Bausinger)
Sizi alanınız dışında sosyal konulara da göstermiş olduğunuz bu ilgiden ötürü kutlarım. Tartışmak güzeldir, bu kültürü geliştirmeliyiz.
Saygılarımla...
Ali Osman ÖZTÜRK, Çanakkale</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Dr. Tuncay Yılmazer,<br />
Toplumsal Tarih Dergisi&#8217;nde çıkan makaleme ilişkin eleştirinizi okudum. Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim.<br />
Yazının tamamı yayımlanamadığı için, benim söylemek istediklerimin hepsini okuyamadınız. Ayrıca; tıp doktoru olduğunuz için &#8220;genetik&#8221; kavramı Sizi biraz yanıltmış. Oysa bu kavram sosyal bilimlerde de (özellikle karşılaştırmalı edebiyatta) kullanılır ve genetik, tipoloijik vb. benzerliklerden söz edilir.<br />
Bu terimden daha da önemlisi Sizin &#8220;üstünkörü&#8221; diye nitelediğiniz sınıflamaya (dinsel görüş - bilimsel görüş) yönelttiğiniz eleştiri. Siz doktorsunuz ve ben sosyal bilimciyim. Öncelikle bu makalede ve sadece menkıbe bağlamında menkıbeyi benimseyenler ve benimsemeyenler, inananlar - inanmayanlar vb. ayrımını yapmak için &#8220;aşağıda&#8221; kaydıyla kullandım. Elbette maneviyatı, moral gücünü, motivasyonu her ne derseniz deyin, yadsımak olanaklı değil. Ama benim konum menkıbe. Olağan üstülük deyince ben Seyit Onbaşı&#8217;nın mermiyi kaldırmasındaki olağan üstülüğü kastetmiyorum, aksine &#8220;bir tas çorba ile eratı doyuran&#8221;, &#8220;bir maşrapa suyla susuzluğu dindiren&#8221;, &#8220;boğazı havadan geçen&#8221;, &#8220;gökten nurlar indiren&#8221;, &#8220;selvi ağaçlarını şehidin üstüne secde ettiren&#8221; söylemleri dile getirmeye çalışıyorum.<br />
Kısaca Sizin de &#8220;Bir Bulut Hikayesi: Norfolk&#8221; başlıklı yazınıza konu olan ve de inanmadığınız olağan üstülüklerden söz ediyorum. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok sanırım.<br />
Dinsel ve bilimsel ayrımına dönersek, bu sınıflama insanları kategorize etmek amacıyla değil, daha çok bir durum tespiti yapmak ve yaklaşım farkını belirtmek için kullanılmıştır. Menkıbe anlatır, ama inanıp inanmama keyfiyeti dinleyene aittir. İnanıyorsanız dinsel inancınız vardır, inanmıyorsanız bilimsel bakıyorsunuzdur. Ama bilimsel olarak olamaz deyip, yine de dinsel açıdan &#8220;acaba olabilir mi?&#8221; kuşkusu taşıyorsanız, bunda da kanımca bir sakınca yok. O zaman bilim kültürü almış inançlı birisiniz demektir. Sonuçta inandığınız herşeyi kanıtlama olanağınız yok zaten.<br />
Aslında benim makalemin ne amaçladığını anladığınızı düşünüyorum. Özetle; bu tür öyküleri anlatarak, Çanakkale gezilerinin gerçek amacı olması gereken &#8220;yurttaşlık, vatan, tarih bilinci&#8221; değil, &#8220;kulluk bilinci&#8221; geliştirilmeye çalışılıyor. Bazı kesimler de bunu özendiriyorlar. Talha Uğurluel&#8217;in adı geçen kitabının sarı sayfalarını okursanız durumu daha iyi anlarsınız!<br />
Sadece Çanakkale Savaşları&#8217;nda değil tüm savaşlarda maneviyat, moral, motivasyon vs. çok önemlidir ve bu Gelibolu&#8217;da zirveye çıkmıştır. Menkıbelerin kaynağı da bu zaten: &#8220;Dünya&#8217;nın uhrevileştiği yerde herşey menkıbedir!&#8221; (Hermann Bausinger)<br />
Sizi alanınız dışında sosyal konulara da göstermiş olduğunuz bu ilgiden ötürü kutlarım. Tartışmak güzeldir, bu kültürü geliştirmeliyiz.<br />
Saygılarımla&#8230;<br />
Ali Osman ÖZTÜRK, Çanakkale</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>levent tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-435</link>
		<dc:creator>levent</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Feb 2007 13:50:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/19/canakkaleyi-nasil-anlatmali/#comment-435</guid>
		<description>Sn.Yılmazer, Çanakkale hatırasının önemini yansıtan yazı ve çalışmalarınız için içtenlikle kutlarım.
Son yıllarda bu konuda milletimizin duyarlığı daha bir artmış gibi ve
bu duyarlık medyada giderek daha fazla yer bulmakta.
İlgili bakanlıkların da alanda yaptıkları çalışmalar takdire şayan.
Tanıtım merkezi ve şehitliklerin düzenlenmiş hali, ilginin hükümet
düzeyinde de artmış olduğunu gösteriyor. Eski mezbele hal, bu aziz
hatıraya doğrusu hiç yakışmıyordu. İngiliz, Fransız mezarlarına bakıp
içimiz eziliyordu, emeği geçenlerden Allah razı olsun.
Siteniz içinde kutlarım, yazınızdaki adresten ziyaret ettim. Çanakkale
sıradan bir savaş değil, bir milletin değerlerine kararlılıkla sahip çıkması
destanı bence. Ve kurtuluş savaşı burada kazanılmıştır diyebiliriz.
Merhum Akif'in ve tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.
Devlet eliyle sekülerleşme çabası, Çanakkale önlerinde başka bir 
manada geçit bulamıyor bu kez. Hazımsızlık bu yüzden gibime geliyor,
yoksa her savaşta çeşitli insanüstü olaylar yaşanmıştır ve anlatılır.
Beşparmak dağlarındaki tank hala duruyor ve bunun hikayesi de hurafe
alanına girebilir. Ama gerçek, tankın dağın tepesinde duruyor olması.
Biz Çanakkale savaşının sonucunda elde ettiğimizi idrak edelim derim.
Önemli olan bu.
Saygılar. Levent.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn.Yılmazer, Çanakkale hatırasının önemini yansıtan yazı ve çalışmalarınız için içtenlikle kutlarım.<br />
Son yıllarda bu konuda milletimizin duyarlığı daha bir artmış gibi ve<br />
bu duyarlık medyada giderek daha fazla yer bulmakta.<br />
İlgili bakanlıkların da alanda yaptıkları çalışmalar takdire şayan.<br />
Tanıtım merkezi ve şehitliklerin düzenlenmiş hali, ilginin hükümet<br />
düzeyinde de artmış olduğunu gösteriyor. Eski mezbele hal, bu aziz<br />
hatıraya doğrusu hiç yakışmıyordu. İngiliz, Fransız mezarlarına bakıp<br />
içimiz eziliyordu, emeği geçenlerden Allah razı olsun.<br />
Siteniz içinde kutlarım, yazınızdaki adresten ziyaret ettim. Çanakkale<br />
sıradan bir savaş değil, bir milletin değerlerine kararlılıkla sahip çıkması<br />
destanı bence. Ve kurtuluş savaşı burada kazanılmıştır diyebiliriz.<br />
Merhum Akif&#8217;in ve tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.<br />
Devlet eliyle sekülerleşme çabası, Çanakkale önlerinde başka bir<br />
manada geçit bulamıyor bu kez. Hazımsızlık bu yüzden gibime geliyor,<br />
yoksa her savaşta çeşitli insanüstü olaylar yaşanmıştır ve anlatılır.<br />
Beşparmak dağlarındaki tank hala duruyor ve bunun hikayesi de hurafe<br />
alanına girebilir. Ama gerçek, tankın dağın tepesinde duruyor olması.<br />
Biz Çanakkale savaşının sonucunda elde ettiğimizi idrak edelim derim.<br />
Önemli olan bu.<br />
Saygılar. Levent.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

