<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>İslâmî Düşünce ve Uygulamada Değişebilir ve Değişemez Olanlar(*) yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Wed, 07 Jan 2009 13:17:48 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
		<item>
		<title>Mustafa tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-19893</link>
		<dc:creator>Mustafa</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2008 15:11:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-19893</guid>
		<description>Saygideger fikir adamlarinin hitablarini okuduk. Bircok takdir ettigim ve zaman zaman kabullenemedigin noktalar pasajlar var idi. Eksiklerden bir tanesi Islam alimlerle bu konularin konusulmamasi onlara söz hakki verilmemesi. 20-30 yil islami ilimleri tahsil etmis insanlar pas gecilir cogu zaman. Filozoflari, sosyologlari, tarihciler ve din alimlerini bir masada bulusturup güzel sohbet ve tartismalar veya en azindan onlarada hitab firsati verilir. Diyalog eksikligi had safta malesef. Misela su adreste Islam alimlerinin bir takim zamane problemlerine görüslerini okuyabilirsiniz:
http://www.darulhikme.org.tr/?sf=haberler&#38;ktg=5&#38;mad=S%D6YLE%DE%DDLER</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Saygideger fikir adamlarinin hitablarini okuduk. Bircok takdir ettigim ve zaman zaman kabullenemedigin noktalar pasajlar var idi. Eksiklerden bir tanesi Islam alimlerle bu konularin konusulmamasi onlara söz hakki verilmemesi. 20-30 yil islami ilimleri tahsil etmis insanlar pas gecilir cogu zaman. Filozoflari, sosyologlari, tarihciler ve din alimlerini bir masada bulusturup güzel sohbet ve tartismalar veya en azindan onlarada hitab firsati verilir. Diyalog eksikligi had safta malesef. Misela su adreste Islam alimlerinin bir takim zamane problemlerine görüslerini okuyabilirsiniz:<br />
<a href="http://www.darulhikme.org.tr/?sf=haberler&amp;ktg=5&amp;mad=S%D6YLE%DE%DDLER" rel="nofollow">http://www.darulhikme.org.tr/?sf=haberler&amp;ktg=5&amp;mad=S%D6YLE%DE%DDLER</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>senem tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-13181</link>
		<dc:creator>senem</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Mar 2008 17:15:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-13181</guid>
		<description>çok    güzel   bir     site     ama     çok     uzun     oldugu    için     resim    tawsiye   ederim                                                                                                                                                                                                               saygılarımla   senem</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>çok    güzel   bir     site     ama     çok     uzun     oldugu    için     resim    tawsiye   ederim                                                                                                                                                                                                               saygılarımla   senem</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-10806</link>
		<dc:creator>İslam ve Liberalizm: Kısa Bir Bakış : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jan 2008 22:47:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-10806</guid>
		<description>[...] bir temeli de vardır: &#8220;İçtihad&#8221; (2). İçtihat ve rey müessesesi tarihsel olarak dinin değişken toplumsal ortamlara ve yeni ortaya çıkan sorunlara uyarlanmasını mümkün kılmış olan dinamik bir araçtır. Daha da önemlisi, &#8220;içtihat içtihat ile [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] bir temeli de vardır: &#8220;İçtihad&#8221; (2). İçtihat ve rey müessesesi tarihsel olarak dinin değişken toplumsal ortamlara ve yeni ortaya çıkan sorunlara uyarlanmasını mümkün kılmış olan dinamik bir araçtır. Daha da önemlisi, &#8220;içtihat içtihat ile [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Fikir otobanına doğru : Derin Düşünce tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-3665</link>
		<dc:creator>Fikir otobanına doğru : Derin Düşünce</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Sep 2007 21:07:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-3665</guid>
		<description>[...] İslâmî Düşünce ve Uygulamada Değişebilir ve Değişemez Olanlar , Sosyetenin İslâmîsi Olur mu? , Müslümanların iç hastalıkları bunlardan bazıları. İslâm’ın başka konularla olan kesişimleri de ele alındı. Meselâ yakın tarihimiz ile İslam arasındaki ilişkiye değinen Türk İslam’ı Nasıl Modernleşti? ve milliyetçilik ile İslam’ın uyumlu olup olmadığını sorgulayan Kurtlu Hilal de aynı kategoriden yazılar. [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] İslâmî Düşünce ve Uygulamada Değişebilir ve Değişemez Olanlar , Sosyetenin İslâmîsi Olur mu? , Müslümanların iç hastalıkları bunlardan bazıları. İslâm’ın başka konularla olan kesişimleri de ele alındı. Meselâ yakın tarihimiz ile İslam arasındaki ilişkiye değinen Türk İslam’ı Nasıl Modernleşti? ve milliyetçilik ile İslam’ın uyumlu olup olmadığını sorgulayan Kurtlu Hilal de aynı kategoriden yazılar. [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ahmet tunahan tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-409</link>
		<dc:creator>ahmet tunahan</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Feb 2007 16:15:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-409</guid>
		<description>Günümüzün İslam eksenli yorumlarında zaman zaman gelenek denilerek  asırlara damgasını vurmuş bir oluşumu küçümseyen ,yeni yorumlara ihtiyacı olduğunu söyleyen bir anlayış var.Oysa aynı insanların, eleştirdikleri geleneğin kaçta kaçının hayata tatbik edildiğini ve sonunda netice alınmadığını söylediklerini göremiyoruz.Evet yeni yorumlara,açınımlara ihtiyaç olacaktır. Ama bu geçmişin neredeyse silinecek derecede yok sayılmasını getirmez.En basiti islam hukukunun tam anlamı ile uygulandığı bir tane bile ülke bulamazsınız.Çağdaş kavramların arkasına sığınarak modern hukuk denilen hristiyan hatta ağırlıklı olarak yahudi kökenli bir hukuk anlayışının (dünya ekonomisini, siyasetini kimin yönlendirdiğine bakılabilir)İslamın hiç bir yarasına merhem olmadığını olamayacağını artık çok net biliyoruz.Şu memlekette dahi İmamı Azam(ra)i ortaokul öğrencisi kadar bile bilgis yok diyerek ağır bir şekilde eleştiren bir zevat var.Cevaplarıda hemen hazır :Canım onlarda eleştirilemez mi? Şimdi böyle bir ortamda 1400 yıllık bir birikimi kime nasıl anlatacaksınız? Televizyonuna göre yorumlar yapan bir anlayışın ,müesses nizama göre ayet yorumlayan bir ilim adamının hangi hukuka göre neye karar verdiğini nasıl anlayacaksınız.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzün İslam eksenli yorumlarında zaman zaman gelenek denilerek  asırlara damgasını vurmuş bir oluşumu küçümseyen ,yeni yorumlara ihtiyacı olduğunu söyleyen bir anlayış var.Oysa aynı insanların, eleştirdikleri geleneğin kaçta kaçının hayata tatbik edildiğini ve sonunda netice alınmadığını söylediklerini göremiyoruz.Evet yeni yorumlara,açınımlara ihtiyaç olacaktır. Ama bu geçmişin neredeyse silinecek derecede yok sayılmasını getirmez.En basiti islam hukukunun tam anlamı ile uygulandığı bir tane bile ülke bulamazsınız.Çağdaş kavramların arkasına sığınarak modern hukuk denilen hristiyan hatta ağırlıklı olarak yahudi kökenli bir hukuk anlayışının (dünya ekonomisini, siyasetini kimin yönlendirdiğine bakılabilir)İslamın hiç bir yarasına merhem olmadığını olamayacağını artık çok net biliyoruz.Şu memlekette dahi İmamı Azam(ra)i ortaokul öğrencisi kadar bile bilgis yok diyerek ağır bir şekilde eleştiren bir zevat var.Cevaplarıda hemen hazır :Canım onlarda eleştirilemez mi? Şimdi böyle bir ortamda 1400 yıllık bir birikimi kime nasıl anlatacaksınız? Televizyonuna göre yorumlar yapan bir anlayışın ,müesses nizama göre ayet yorumlayan bir ilim adamının hangi hukuka göre neye karar verdiğini nasıl anlayacaksınız.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Suat Öztürk tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-293</link>
		<dc:creator>Suat Öztürk</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2007 11:39:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-293</guid>
		<description>Sayın Geniş,

"İslamî söylem" derken geleneksel İslamî söylemi kasdettim. 

Ben şöyle yazmışım:

&lt;em&gt;"“Ama mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylem modern hukuku uzlaşılamaz görüyor.&lt;/em&gt;” 

Siz de cevaben şöyle demişsiniz:

&lt;em&gt;"Mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylemden ne kastettiğinizi tam anlayamadım. Geçmişten bugüne İslami anlayış açısından modern hukuk uzlaşılmaz olmamıştır. Bu konuda bir örnekleme yaparak bizleri aydınlatırsanız sevinirim. &lt;/em&gt;"

Son olarak da şöyle yazmışsınız:

&lt;em&gt;"Ben modern hukuk ile geleneksel İslami anlayış arasındaki uyumsuzluğa örnek sormadım. Dikkat ederseniz sorum; uyumsuzluğun, “İslami söylemin modern hukuku uzlaşılamaz gördüğüne”, ilişkin ileri sürmüş olduğunuz görüşe bir örnekleme yapmanıza yöneliktir. Sizin verdiğiniz örneklerde modern hukuk ile İslami hukuk ararsında bir uyum bulunmamaktadır.&lt;/em&gt;"

Sizin sorunuzla benim cevabım aynı kategoride. 

"İslami söylem modern hukuku uzlaşılamaz görüyor" görüşüme ilişkin örnek sorduğunuzda, klasik fıkhın "mantığının" işleyişine dair örnekler verdim.  

Burada "uyumsuzluğa dair" spesifik örnekler vermekten ziyade klasik fıkhın  mantığına ilişkin  spesifik ama "basit" örnekler verdim.  Buradan modern hukuk ile metazori olacak uyumsuzluğa dair çıkarım yapmak zor olmasa gerek.

İllaki spesifik örnek vermek gerekiyorsa onu da yapabilirim. Sadece miras, evlilik, şahidlik gibi konularda sayfalarca yazılabilir. Fakat pratikten ziyade teoriyi konuşmak daha mantıklı geliyor.  

Ayrıca modern hukuk ile uyumsuzluğu salt İslam'a asla ve asla yüklemiyorum. Modern hukuğun açmazlarının ve adaletsizlerinin olduğunu birçok kez ifade ettim. Ama değişime tepki duyan  İslami söylem müslümanları modern hukuğun kucağına itiyor. Bu kabul edilebilir birşey değil.

Şu sözlerinize aynen katılıyorum:

""&lt;em&gt;Fakat bu uyumsuzluk salt İslami anlayıştan, söylemden değil, belki öncelikle ve önemle modern hukuktan (dini olanı öteleyen, vicdanlara hapseden hukuki algılayıştan) kaynaklanmaktadır." &lt;/em&gt;"

Ben modern hukuğun zaaf ve açmazlarını İslam'ın düzeltebileceğine inanıyorum. Bunun için de etkileşim ile ilkelerin ve "vahyin" ruhunun dikkate alındığı değişim/intibak gerekiyor.

Bir modernist falan değilim. Garip gelebilir ama şaşılacak derecede gelenek savunucusuyum. (Sitemin eski ismi "gelenek"ti :-) Ama geleneğin tortusunu değil özünü ve kollektif aklını savunuyorum. 

 İslam'ın özüne önem veriyorum.  Yüzyılların tecrübesi ile süzülmüş fikirlere büyük saygı duyuyorum. Bunlardan istifade etmeliyiz diyorum ama  dönemlerinin tarihsel şartlarını ve "yanılabilir" olduklarını dikakte alalım diyorum.

İtikadi olarak birkaç nokta hariç Matudidiyim. 

Hanefi fıkhını gelişime en açık ekol olarak görüyorum. İ.Azam'ın fetvalarını incelediğimizde muazzam bir zeka, kıyas ve vahyin "ruhunun" öne alınmasını görüyoruz. Maalesef bugün Hanefi olduklarını iddia edenlerin İ.Azam'dan yüzyıllar sonra bile bundan çok uzak olduğunu görüyoruz. Donuklaşmış söylem bugün İslam'a zarar verme noktasına gelmiş durumda. Sitemdeki yazımda da belirttiğim gibi bu bir dönem içe kapanma makul görülse de artık bundan kurtulmalıyız. 

Daha akşam katıldığım bir sohbette son derece samimi ve donanımlı müslümanların akıl almaz dar kalıplarla hareket ettiklerini gördüm. Hoca kaplama meshin gerekliliğini ve bu meshi yapanların ateşte yanmayacağına dair bir hadisi delil gösterilerek fetvalar, değişik takva örnekleri, sünnete riayet dersleri veriyor ama Filistin'den Irak'tan, bahsederken müslüman kardeşleri için "cezalarını çekiyorlar" diyor. İran müslümanları için "kafir" tabirleri kullanıyor. Ve fıkha dair pekçok lafzi şey de cabası..  Hz.Peygamber sağ olsaydı bunlara ne derdi bilmem?

Bir zihniyet değişimi gerekiyor. Ahkamın lafzına  boğulmuş, ahlakı ihmal etmiş, artı bu ahkamı da ruhunu görmezden gelerek lafızda dondurmuş bir söylem var. Ve oldukça da dirençliler.

Şu ifadelerinize de tamamen katılıyorum:

&lt;em&gt;"İslami hükümlerin uygulanmasında, yalnızca “lafzın” değil bundan daha önemli ve öncelikli olarak, esasın (ruhun); yine, kurallar çok defa tedrici, aşama aşama getirilen kurallar olduğundan “esas”la birlikte “gidişat”ın da dikkate alınması gereklidir.&lt;/em&gt;"


Saygılar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Geniş,</p>
<p>&#8220;İslamî söylem&#8221; derken geleneksel İslamî söylemi kasdettim. </p>
<p>Ben şöyle yazmışım:</p>
<p><em>&#8220;“Ama mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylem modern hukuku uzlaşılamaz görüyor.</em>” </p>
<p>Siz de cevaben şöyle demişsiniz:</p>
<p><em>&#8220;Mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylemden ne kastettiğinizi tam anlayamadım. Geçmişten bugüne İslami anlayış açısından modern hukuk uzlaşılmaz olmamıştır. Bu konuda bir örnekleme yaparak bizleri aydınlatırsanız sevinirim. </em>&#8221;</p>
<p>Son olarak da şöyle yazmışsınız:</p>
<p><em>&#8220;Ben modern hukuk ile geleneksel İslami anlayış arasındaki uyumsuzluğa örnek sormadım. Dikkat ederseniz sorum; uyumsuzluğun, “İslami söylemin modern hukuku uzlaşılamaz gördüğüne”, ilişkin ileri sürmüş olduğunuz görüşe bir örnekleme yapmanıza yöneliktir. Sizin verdiğiniz örneklerde modern hukuk ile İslami hukuk ararsında bir uyum bulunmamaktadır.</em>&#8221;</p>
<p>Sizin sorunuzla benim cevabım aynı kategoride. </p>
<p>&#8220;İslami söylem modern hukuku uzlaşılamaz görüyor&#8221; görüşüme ilişkin örnek sorduğunuzda, klasik fıkhın &#8220;mantığının&#8221; işleyişine dair örnekler verdim.  </p>
<p>Burada &#8220;uyumsuzluğa dair&#8221; spesifik örnekler vermekten ziyade klasik fıkhın  mantığına ilişkin  spesifik ama &#8220;basit&#8221; örnekler verdim.  Buradan modern hukuk ile metazori olacak uyumsuzluğa dair çıkarım yapmak zor olmasa gerek.</p>
<p>İllaki spesifik örnek vermek gerekiyorsa onu da yapabilirim. Sadece miras, evlilik, şahidlik gibi konularda sayfalarca yazılabilir. Fakat pratikten ziyade teoriyi konuşmak daha mantıklı geliyor.  </p>
<p>Ayrıca modern hukuk ile uyumsuzluğu salt İslam&#8217;a asla ve asla yüklemiyorum. Modern hukuğun açmazlarının ve adaletsizlerinin olduğunu birçok kez ifade ettim. Ama değişime tepki duyan  İslami söylem müslümanları modern hukuğun kucağına itiyor. Bu kabul edilebilir birşey değil.</p>
<p>Şu sözlerinize aynen katılıyorum:</p>
<p>&#8220;&#8221;<em>Fakat bu uyumsuzluk salt İslami anlayıştan, söylemden değil, belki öncelikle ve önemle modern hukuktan (dini olanı öteleyen, vicdanlara hapseden hukuki algılayıştan) kaynaklanmaktadır.&#8221; </em>&#8221;</p>
<p>Ben modern hukuğun zaaf ve açmazlarını İslam&#8217;ın düzeltebileceğine inanıyorum. Bunun için de etkileşim ile ilkelerin ve &#8220;vahyin&#8221; ruhunun dikkate alındığı değişim/intibak gerekiyor.</p>
<p>Bir modernist falan değilim. Garip gelebilir ama şaşılacak derecede gelenek savunucusuyum. (Sitemin eski ismi &#8220;gelenek&#8221;ti :-) Ama geleneğin tortusunu değil özünü ve kollektif aklını savunuyorum. </p>
<p> İslam&#8217;ın özüne önem veriyorum.  Yüzyılların tecrübesi ile süzülmüş fikirlere büyük saygı duyuyorum. Bunlardan istifade etmeliyiz diyorum ama  dönemlerinin tarihsel şartlarını ve &#8220;yanılabilir&#8221; olduklarını dikakte alalım diyorum.</p>
<p>İtikadi olarak birkaç nokta hariç Matudidiyim. </p>
<p>Hanefi fıkhını gelişime en açık ekol olarak görüyorum. İ.Azam&#8217;ın fetvalarını incelediğimizde muazzam bir zeka, kıyas ve vahyin &#8220;ruhunun&#8221; öne alınmasını görüyoruz. Maalesef bugün Hanefi olduklarını iddia edenlerin İ.Azam&#8217;dan yüzyıllar sonra bile bundan çok uzak olduğunu görüyoruz. Donuklaşmış söylem bugün İslam&#8217;a zarar verme noktasına gelmiş durumda. Sitemdeki yazımda da belirttiğim gibi bu bir dönem içe kapanma makul görülse de artık bundan kurtulmalıyız. </p>
<p>Daha akşam katıldığım bir sohbette son derece samimi ve donanımlı müslümanların akıl almaz dar kalıplarla hareket ettiklerini gördüm. Hoca kaplama meshin gerekliliğini ve bu meshi yapanların ateşte yanmayacağına dair bir hadisi delil gösterilerek fetvalar, değişik takva örnekleri, sünnete riayet dersleri veriyor ama Filistin&#8217;den Irak&#8217;tan, bahsederken müslüman kardeşleri için &#8220;cezalarını çekiyorlar&#8221; diyor. İran müslümanları için &#8220;kafir&#8221; tabirleri kullanıyor. Ve fıkha dair pekçok lafzi şey de cabası..  Hz.Peygamber sağ olsaydı bunlara ne derdi bilmem?</p>
<p>Bir zihniyet değişimi gerekiyor. Ahkamın lafzına  boğulmuş, ahlakı ihmal etmiş, artı bu ahkamı da ruhunu görmezden gelerek lafızda dondurmuş bir söylem var. Ve oldukça da dirençliler.</p>
<p>Şu ifadelerinize de tamamen katılıyorum:</p>
<p><em>&#8220;İslami hükümlerin uygulanmasında, yalnızca “lafzın” değil bundan daha önemli ve öncelikli olarak, esasın (ruhun); yine, kurallar çok defa tedrici, aşama aşama getirilen kurallar olduğundan “esas”la birlikte “gidişat”ın da dikkate alınması gereklidir.</em>&#8221;</p>
<p>Saygılar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>hasan geniş tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-290</link>
		<dc:creator>hasan geniş</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2007 10:05:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-290</guid>
		<description>Sn. Öztürk,

&lt;blockquote&gt; “Ama mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylem modern hukuğu uzlaşılamaz görüyor.”
 
“Son olarak, geleneksel islami anlayış ile modern hukuk arasındaki uyumsuzluğa örnek sormuşsunuz. O kadar çok ki hangisini vereyim bilmem. Miras, çok evlilik, had cezaları, kadının şahidliği ve konumu vs.” &lt;/blockquote&gt;

Ben modern hukuk ile geleneksel İslami anlayış arasındaki uyumsuzluğa örnek sormadım. Dikkat ederseniz sorum; uyumsuzluğun, "İslami söylemin modern hukuku uzlaşılamaz gördüğüne", ilişkin ileri sürmüş olduğunuz görüşe bir örnekleme yapmanıza yöneliktir. Sizin verdiğiniz örneklerde modern hukuk ile İslami hukuk ararsında bir uyum bulunmamaktadır. &lt;b&gt; Fakat bu uyumsuzluk salt İslami anlayıştan, söylemden değil, belki öncelikle ve önemle modern hukuktan (dini olanı öteleyen, vicdanlara hapseden hukuki algılayıştan) kaynaklanmaktadır. &lt;/b&gt; 

Verdiğiniz örnekleri tek tek değerlendirmek zaman açısından uygun olmadığı gibi belki bu başlığın da sınırlarını aşan bir durum yaratacaktır. Bu nedenle hükümlerin uygulanmasına ilişkin temel yaklaşımımı ilke olarak belirtmekle iktifa edeceğim: &lt;b&gt;İslami hükümlerin uygulanmasında, yalnızca “lafzın” değil bundan daha önemli ve öncelikli olarak, esasın (ruhun); yine, kurallar çok defa tedrici, aşama aşama getirilen kurallar olduğundan “esas”la birlikte “gidişat”ın da dikkate alınması gereklidir.&lt;/b&gt;

Saygılar,</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. Öztürk,</p>
<blockquote><p> “Ama mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylem modern hukuğu uzlaşılamaz görüyor.”</p>
<p>“Son olarak, geleneksel islami anlayış ile modern hukuk arasındaki uyumsuzluğa örnek sormuşsunuz. O kadar çok ki hangisini vereyim bilmem. Miras, çok evlilik, had cezaları, kadının şahidliği ve konumu vs.” </p></blockquote>
<p>Ben modern hukuk ile geleneksel İslami anlayış arasındaki uyumsuzluğa örnek sormadım. Dikkat ederseniz sorum; uyumsuzluğun, &#8220;İslami söylemin modern hukuku uzlaşılamaz gördüğüne&#8221;, ilişkin ileri sürmüş olduğunuz görüşe bir örnekleme yapmanıza yöneliktir. Sizin verdiğiniz örneklerde modern hukuk ile İslami hukuk ararsında bir uyum bulunmamaktadır. <b> Fakat bu uyumsuzluk salt İslami anlayıştan, söylemden değil, belki öncelikle ve önemle modern hukuktan (dini olanı öteleyen, vicdanlara hapseden hukuki algılayıştan) kaynaklanmaktadır. </b> </p>
<p>Verdiğiniz örnekleri tek tek değerlendirmek zaman açısından uygun olmadığı gibi belki bu başlığın da sınırlarını aşan bir durum yaratacaktır. Bu nedenle hükümlerin uygulanmasına ilişkin temel yaklaşımımı ilke olarak belirtmekle iktifa edeceğim: <b>İslami hükümlerin uygulanmasında, yalnızca “lafzın” değil bundan daha önemli ve öncelikli olarak, esasın (ruhun); yine, kurallar çok defa tedrici, aşama aşama getirilen kurallar olduğundan “esas”la birlikte “gidişat”ın da dikkate alınması gereklidir.</b></p>
<p>Saygılar,</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Suat Öztürk tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-289</link>
		<dc:creator>Suat Öztürk</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2007 06:49:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-289</guid>
		<description>Sayın Geniş,

Diyaneti küçümsemiyorum sadece konumunu belirtiyorum.

"Yasak savma kabili" kısmını açıkladım. Bir siyesi erke bağlı hiçbir kurum bağımsız değildir. Bunları yeterince açıkladım.

Batı Medeniyetinin "yükselişi" derken hayat tarzı olarak modernizmin globelleşmesini kasdettim. Sitemdeki yazılarıma bakarsanız Batı medeniyeni sık sık yerin dibine soktuğum, bu medeniyetin çürüdüğünü, çökmekte olduğunu bir çok kez ifade ettiğim görülecektir.

Batı Medeniyetinin bir tasavvur olarak çökmesi başka. Fakat hayat tarzı bakımından bu medeniyetin ürünü olan modernizm hızla yayılmaya devam ediyor. Etfamıza şöyle bir baktığımızda kılık kıyafetten, kutlanan günlere ahlaki değerlerden alışkanlıklara, kullanılan aletlerden, bilim sanat ve felsefedeki kabul gören argümanlara kadar bunun izlerini görebiliriz.

Realite budur ve İslam ile bu realite arasında İslami ilkeler işığında uyum zorunludur.Yoksa hayatın dışında kalırsınız ve boşluğu birileri gelip doldurur.

Medeniyetlerin yekpare olarak çöktüğü görüşü de doğru değildir. Medeniyetler etkileşim içindedir ve dönüşüm geçirirler. Batı medeniyeti de bir dönüşüm arafesinde. Onu dönüştürecek tek şey de İslam.

Son olarak, geleneksel islami anlayış ile modern hukuk arasındaki uyumsuzluğa örnek sormuşsunuz. O kadar çok ki hangisini vereyim bilmem. Miras, çok evlilik, had cezaları, kadının şahidliği ve konumu vs.

Modern hukuğu problemli bulan birisi olarak "bunlar modern hukuğa uydurulmalı" demiyorum yanlış anlaşılmasın.

Benim söylediğim İslam'da zamanın şartları gereği "değişebilir" olan hükümlerin de donuklaştırıldığı ve bu suretle uygulanmasının imkansızlaştırıldığı yönünde. Burada yapılacak itirazı görür gibiyim, "ayetleri hükümsüz mu kılacaksınız?" şeklinde. Şu an pratiğe boğulmamak için yazmıyorum ama bu itirazı alırsam sadece Hz.Ömer zamanından vereceğim örneklerle "değişebilir hükümler" ifademin altını doldurabilirim.

Sorun sadece bu değil. Geleneksel yaklaşımın israiliyata da büyük bir hazine imiş gibi sahip çıkması var. Sadece kadın hakları bakımından uydurma hadisler üzerine kurulu bir tasavvur örneği bile bunun için yeterli olur sanırım.

Ravi zinciri yanında metin sağlaması yapılmayan hadisler bügün geleneksel İslami anlayışta halen yoğun bir biçimde "dinin kaynağı" olarak kullanılıyor. Bu da İslam'a büyük bir zarar veriyor.

İslamın hükümlerinin "ruhu" dikkate alınmıyor, şekle bakılıyor.

Mesela sitemdeki yorumculardan birisi bir örnek vermiş, kadınların yalnız başlarına bir yere gitmesine dair geleneksel hükümlerden bahisle. (Orada devam eden &lt;a href="http://www.dusunceler.org/2007/02/10/ictihad-uzerine/" rel="nofollow"&gt;tartışma&lt;/a&gt; da ilginizi çekebilir) Buraya alıntılıyorum:
&lt;blockquote&gt;"&lt;em&gt;Benzer şekilde örneğin bu zamanda 3 günlük yürüme mesafesini aşan uçak yolculuğu oldukça güvenli yapılabilmektedir. Bir kadın, New York’tan Paris’e tek başına güven içinde gidebilmektedir. Oysa aynı kadın kapısının önündeki markete giderken kaçırılıp tecavüze uğrayabilmektedir. Üç gün mesafesi kuralının nesi evrenseldir veya nasıl işe yarar olduğu düşünülüyor? Zamanın şartlarına göre getirilmiş mahallî ve sınırlı bir kural mıdır yoksa -uçak örneği temel alındığında top yekûn - anlamsız bir kural mıdır?&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;
Aynı şey seferilik için de geçerli. 90 km seferilik halen kabul gören birşey. Oysa 90 km.lik mesafe bugün çok az bir mesafedir ve yolcuya bir külfet yüklememektedir.

Sarıkla kılınan namazın sevabı konusunda büyük bir cömertlik var. O zamanlar sarığın o coğrafyanın yerel bir kıyafeti olduğu Ebu Cehilin de aynı sarığı kullandığı kimsenin aklına gelmiyor. (Fes'e helal deyip şapkaya haram diyen fetvaları hatırlayın. Fes nereden geldi sahi?)

Bunlar çok basit örnekler görülebilir. Örnekleri bilerek basitlerden veriyorum. Anlatmaya çalıştığım "yerellik-evrensellik" ayrımının yapılamadığı. Ve hükümlerin ruhunun ne kadar önem arzettiği.

Ama bu basit örneklerde bile "vahyin ruhu"na uygun açılımlar getiremiyor geleneksel söylem.

Modern hukuk bence de uzlaşılmaz değildir ama Mecelle'de geçen "Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz" (Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi kaçınılmazdır. ) hükmünü kabul edilebilir bulmayan gelenekselciler var. Resim yapmayı, hatta çektirmeyi günah sayan, uydurma olduğu bilinen hadisleri kaynak göstererek hükümler koyanlar var. (sırf bu uydurma hadisleri akılla mantıkla i'zanla bağdaştıramadığı için komple hadisleri reddetme noktasına gelmiş Kuraniyyun akımı gibi akımlar var.) Başörtüsü konusunda "tesettür" ün ruhunu değil kalıbını önemseyen bir zihniyet var. (Dini) nikahın bir "ilan" olduğunu ve ruhunun bu olduğunu atlayanlar var. Örnekler çoğaltılabilir.

Bir değişim var kuşkusuz zaten benim de belirttiğim değişimin olduğu ama geleneksel söylemin buna direndiği yönünde. Önümüzdeki 20 yılda daha fazklı bir noktada olacağımıza inanıyorum.

Zamanım çok kısıtlı, kısaca değinebiliyorum, umarım açıklayıcı olmuştur.

Saygılar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Geniş,</p>
<p>Diyaneti küçümsemiyorum sadece konumunu belirtiyorum.</p>
<p>&#8220;Yasak savma kabili&#8221; kısmını açıkladım. Bir siyesi erke bağlı hiçbir kurum bağımsız değildir. Bunları yeterince açıkladım.</p>
<p>Batı Medeniyetinin &#8220;yükselişi&#8221; derken hayat tarzı olarak modernizmin globelleşmesini kasdettim. Sitemdeki yazılarıma bakarsanız Batı medeniyeni sık sık yerin dibine soktuğum, bu medeniyetin çürüdüğünü, çökmekte olduğunu bir çok kez ifade ettiğim görülecektir.</p>
<p>Batı Medeniyetinin bir tasavvur olarak çökmesi başka. Fakat hayat tarzı bakımından bu medeniyetin ürünü olan modernizm hızla yayılmaya devam ediyor. Etfamıza şöyle bir baktığımızda kılık kıyafetten, kutlanan günlere ahlaki değerlerden alışkanlıklara, kullanılan aletlerden, bilim sanat ve felsefedeki kabul gören argümanlara kadar bunun izlerini görebiliriz.</p>
<p>Realite budur ve İslam ile bu realite arasında İslami ilkeler işığında uyum zorunludur.Yoksa hayatın dışında kalırsınız ve boşluğu birileri gelip doldurur.</p>
<p>Medeniyetlerin yekpare olarak çöktüğü görüşü de doğru değildir. Medeniyetler etkileşim içindedir ve dönüşüm geçirirler. Batı medeniyeti de bir dönüşüm arafesinde. Onu dönüştürecek tek şey de İslam.</p>
<p>Son olarak, geleneksel islami anlayış ile modern hukuk arasındaki uyumsuzluğa örnek sormuşsunuz. O kadar çok ki hangisini vereyim bilmem. Miras, çok evlilik, had cezaları, kadının şahidliği ve konumu vs.</p>
<p>Modern hukuğu problemli bulan birisi olarak &#8220;bunlar modern hukuğa uydurulmalı&#8221; demiyorum yanlış anlaşılmasın.</p>
<p>Benim söylediğim İslam&#8217;da zamanın şartları gereği &#8220;değişebilir&#8221; olan hükümlerin de donuklaştırıldığı ve bu suretle uygulanmasının imkansızlaştırıldığı yönünde. Burada yapılacak itirazı görür gibiyim, &#8220;ayetleri hükümsüz mu kılacaksınız?&#8221; şeklinde. Şu an pratiğe boğulmamak için yazmıyorum ama bu itirazı alırsam sadece Hz.Ömer zamanından vereceğim örneklerle &#8220;değişebilir hükümler&#8221; ifademin altını doldurabilirim.</p>
<p>Sorun sadece bu değil. Geleneksel yaklaşımın israiliyata da büyük bir hazine imiş gibi sahip çıkması var. Sadece kadın hakları bakımından uydurma hadisler üzerine kurulu bir tasavvur örneği bile bunun için yeterli olur sanırım.</p>
<p>Ravi zinciri yanında metin sağlaması yapılmayan hadisler bügün geleneksel İslami anlayışta halen yoğun bir biçimde &#8220;dinin kaynağı&#8221; olarak kullanılıyor. Bu da İslam&#8217;a büyük bir zarar veriyor.</p>
<p>İslamın hükümlerinin &#8220;ruhu&#8221; dikkate alınmıyor, şekle bakılıyor.</p>
<p>Mesela sitemdeki yorumculardan birisi bir örnek vermiş, kadınların yalnız başlarına bir yere gitmesine dair geleneksel hükümlerden bahisle. (Orada devam eden <a href="http://www.dusunceler.org/2007/02/10/ictihad-uzerine/" rel="nofollow">tartışma</a> da ilginizi çekebilir) Buraya alıntılıyorum:</p>
<blockquote><p>&#8220;<em>Benzer şekilde örneğin bu zamanda 3 günlük yürüme mesafesini aşan uçak yolculuğu oldukça güvenli yapılabilmektedir. Bir kadın, New York’tan Paris’e tek başına güven içinde gidebilmektedir. Oysa aynı kadın kapısının önündeki markete giderken kaçırılıp tecavüze uğrayabilmektedir. Üç gün mesafesi kuralının nesi evrenseldir veya nasıl işe yarar olduğu düşünülüyor? Zamanın şartlarına göre getirilmiş mahallî ve sınırlı bir kural mıdır yoksa -uçak örneği temel alındığında top yekûn - anlamsız bir kural mıdır?</em></p></blockquote>
<p>Aynı şey seferilik için de geçerli. 90 km seferilik halen kabul gören birşey. Oysa 90 km.lik mesafe bugün çok az bir mesafedir ve yolcuya bir külfet yüklememektedir.</p>
<p>Sarıkla kılınan namazın sevabı konusunda büyük bir cömertlik var. O zamanlar sarığın o coğrafyanın yerel bir kıyafeti olduğu Ebu Cehilin de aynı sarığı kullandığı kimsenin aklına gelmiyor. (Fes&#8217;e helal deyip şapkaya haram diyen fetvaları hatırlayın. Fes nereden geldi sahi?)</p>
<p>Bunlar çok basit örnekler görülebilir. Örnekleri bilerek basitlerden veriyorum. Anlatmaya çalıştığım &#8220;yerellik-evrensellik&#8221; ayrımının yapılamadığı. Ve hükümlerin ruhunun ne kadar önem arzettiği.</p>
<p>Ama bu basit örneklerde bile &#8220;vahyin ruhu&#8221;na uygun açılımlar getiremiyor geleneksel söylem.</p>
<p>Modern hukuk bence de uzlaşılmaz değildir ama Mecelle&#8217;de geçen &#8220;Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz&#8221; (Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi kaçınılmazdır. ) hükmünü kabul edilebilir bulmayan gelenekselciler var. Resim yapmayı, hatta çektirmeyi günah sayan, uydurma olduğu bilinen hadisleri kaynak göstererek hükümler koyanlar var. (sırf bu uydurma hadisleri akılla mantıkla i&#8217;zanla bağdaştıramadığı için komple hadisleri reddetme noktasına gelmiş Kuraniyyun akımı gibi akımlar var.) Başörtüsü konusunda &#8220;tesettür&#8221; ün ruhunu değil kalıbını önemseyen bir zihniyet var. (Dini) nikahın bir &#8220;ilan&#8221; olduğunu ve ruhunun bu olduğunu atlayanlar var. Örnekler çoğaltılabilir.</p>
<p>Bir değişim var kuşkusuz zaten benim de belirttiğim değişimin olduğu ama geleneksel söylemin buna direndiği yönünde. Önümüzdeki 20 yılda daha fazklı bir noktada olacağımıza inanıyorum.</p>
<p>Zamanım çok kısıtlı, kısaca değinebiliyorum, umarım açıklayıcı olmuştur.</p>
<p>Saygılar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>hasan geniş tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-286</link>
		<dc:creator>hasan geniş</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Feb 2007 22:58:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-286</guid>
		<description>Sn. Suat Öztürk; 

Düşüncelerimizde bazı farklılıklar mevcut;

&lt;blockquote&gt; “Bu mesele konuşulurken en baştan Diyanet’in yeterli olduğu imasını yapan sizdiniz.” &lt;/blockquote&gt;

Ben Diyanet’in yeterli olduğu imasını yapmadım. Sadece, Diyanet’in aklı karışıklar için güvenilir bir kaynak olduğunu belirttim. Diyanet’in tüm sorunlar karşısında yeterli olması, bunlara çözüm üretmesi ülkemizdeki mevcut konumu ile zaten mümkün değildir.

&lt;blockquote&gt; “…Ben de bu yüzden Diyanet’in neden yetersiz olduğunu/olacağını tabiatı icabı bu konunun diyanet gibi bir kurumu çok çok aştığını belirtmeye çalıştım.”&lt;/blockquote&gt;

Böyle diyorsunuz ama yazdıklarınız sadece Diyanet’in neden yetersiz olduğunu açıklamakla kalmıyor, bir küçümseme iması ve haksızlığı da içeriyor. 
…..

Diyanetin siyasal sistemler karşısında yukarıdaki yorumumda alıntıladığım bölüm, size göre yasak savma kabilinden, bana göre ise zaten olması gerekeni yansıtan bir görüştür. Diyanet veya benzeri bir kurumun serbest bir kurum dahi olsa sürekli bir değişim gösteren siyasal sistemlerden bir siyasal sistemi savunması ve bunun sözcülüğünü üstlenmesi, siyasal sistemlerin aksayan yönlerine çözümler üretmeye kalkışması olmayacak ve olmaması gereken bir durumdur. Şu halde mevcut siyasal sistemlerin aksayan yönlerine çözüm üretmek Diyanet gibi kurumların değil, siyaset kuramıyla ilgilenen bu alanda uzman olan kişilerin, sivil örgütlerin, kuruluşların görevidir.

Bu gibi faaliyetlerde bulunmak Diyanet sınırlarını aşan, alanında uzman kişilerin konusudur. Herkse göre ve zamanla değişebilen konulardır. Bu kişiler ister Diyanet çatısı altında olsun, ister olmasın bir önemi yoktur. Bahsettiğiniz üzere zaten bu tür faaliyetler de yapılmaktadır. Bu faaliyetlerin illa ki resmi bir çatı altında, bir kurumun şemsiyesi altında yapılmasına gerek yoktur. Bugün Türkiye’de yayınlanan onlarca, yüzlerce dergide fikir tartışmaları yapılmakta, makaleler yayınlanmaktadır.
…

Çöken, çökmekte olan bir Batı medeniyetine, yükselen Batı medeniyeti iltifatında bulunmanıza da katılmam mümkün değildir. 

&lt;blockquote&gt; “Ama mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylem modern hukuku uzlaşılamaz görüyor.” &lt;/blockquote&gt;

Mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylemden ne kastettiğinizi tam anlayamadım. Geçmişten bugüne İslami anlayış açısından modern hukuk uzlaşılmaz olmamıştır. Bu konuda bir örnekleme yaparak bizleri aydınlatırsanız sevinirim.   

Saygılar,</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. Suat Öztürk; </p>
<p>Düşüncelerimizde bazı farklılıklar mevcut;</p>
<blockquote><p> “Bu mesele konuşulurken en baştan Diyanet’in yeterli olduğu imasını yapan sizdiniz.” </p></blockquote>
<p>Ben Diyanet’in yeterli olduğu imasını yapmadım. Sadece, Diyanet’in aklı karışıklar için güvenilir bir kaynak olduğunu belirttim. Diyanet’in tüm sorunlar karşısında yeterli olması, bunlara çözüm üretmesi ülkemizdeki mevcut konumu ile zaten mümkün değildir.</p>
<blockquote><p> “…Ben de bu yüzden Diyanet’in neden yetersiz olduğunu/olacağını tabiatı icabı bu konunun diyanet gibi bir kurumu çok çok aştığını belirtmeye çalıştım.”</p></blockquote>
<p>Böyle diyorsunuz ama yazdıklarınız sadece Diyanet’in neden yetersiz olduğunu açıklamakla kalmıyor, bir küçümseme iması ve haksızlığı da içeriyor.<br />
…..</p>
<p>Diyanetin siyasal sistemler karşısında yukarıdaki yorumumda alıntıladığım bölüm, size göre yasak savma kabilinden, bana göre ise zaten olması gerekeni yansıtan bir görüştür. Diyanet veya benzeri bir kurumun serbest bir kurum dahi olsa sürekli bir değişim gösteren siyasal sistemlerden bir siyasal sistemi savunması ve bunun sözcülüğünü üstlenmesi, siyasal sistemlerin aksayan yönlerine çözümler üretmeye kalkışması olmayacak ve olmaması gereken bir durumdur. Şu halde mevcut siyasal sistemlerin aksayan yönlerine çözüm üretmek Diyanet gibi kurumların değil, siyaset kuramıyla ilgilenen bu alanda uzman olan kişilerin, sivil örgütlerin, kuruluşların görevidir.</p>
<p>Bu gibi faaliyetlerde bulunmak Diyanet sınırlarını aşan, alanında uzman kişilerin konusudur. Herkse göre ve zamanla değişebilen konulardır. Bu kişiler ister Diyanet çatısı altında olsun, ister olmasın bir önemi yoktur. Bahsettiğiniz üzere zaten bu tür faaliyetler de yapılmaktadır. Bu faaliyetlerin illa ki resmi bir çatı altında, bir kurumun şemsiyesi altında yapılmasına gerek yoktur. Bugün Türkiye’de yayınlanan onlarca, yüzlerce dergide fikir tartışmaları yapılmakta, makaleler yayınlanmaktadır.<br />
…</p>
<p>Çöken, çökmekte olan bir Batı medeniyetine, yükselen Batı medeniyeti iltifatında bulunmanıza da katılmam mümkün değildir. </p>
<blockquote><p> “Ama mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylem modern hukuku uzlaşılamaz görüyor.” </p></blockquote>
<p>Mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylemden ne kastettiğinizi tam anlayamadım. Geçmişten bugüne İslami anlayış açısından modern hukuk uzlaşılmaz olmamıştır. Bu konuda bir örnekleme yaparak bizleri aydınlatırsanız sevinirim.   </p>
<p>Saygılar,</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>murat koçak tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-241</link>
		<dc:creator>murat koçak</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2007 14:45:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-241</guid>
		<description>Suat Bey,
Açıklamanız için teşekkür ederim. Temel olarak sizden farklı düşünmüyorum. Ulemanın Osmanlı da kendine özgü bir hareket alanının olduğu bir gerçek. Bunun nedeni sarayın ulemayı desteklemesi değil, kendi içinde serbest bırakmasıdır ve bu da az şey değildir. İlk yorumunuzu yanlış algıladım özür dilerim. 

Hiçbir resmi ideolojinin kucağında özgür düşüncenin gelişemiyeceğini söylemek istedim ki; siz de açıklamışsınız.

Selam ve saygılar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Suat Bey,<br />
Açıklamanız için teşekkür ederim. Temel olarak sizden farklı düşünmüyorum. Ulemanın Osmanlı da kendine özgü bir hareket alanının olduğu bir gerçek. Bunun nedeni sarayın ulemayı desteklemesi değil, kendi içinde serbest bırakmasıdır ve bu da az şey değildir. İlk yorumunuzu yanlış algıladım özür dilerim. </p>
<p>Hiçbir resmi ideolojinin kucağında özgür düşüncenin gelişemiyeceğini söylemek istedim ki; siz de açıklamışsınız.</p>
<p>Selam ve saygılar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Suat Öztürk tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-239</link>
		<dc:creator>Suat Öztürk</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2007 13:23:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-239</guid>
		<description>Murat Bey,

Haklısınız, benim Osmanlı'daki "güç" dağılımı tanımımda da zaten şeyhulislam ulema sınıfında değil zaman zaman bürokrasi zaman zaman da padişah tarafındadır. Çünkü bağımsız alanından çıkıp bir siyasi erkle birlikte hareket eden şeyhulislam ulemayı temsil edemez. Teoride şeyhulislam ulemanın lideri gibi görünse de pratikte Osmanlı medrese geleneğinde  ulema bağımsız alanını uzun yıllar korumuşur.

Ulemanın etkisi isyanlarda çok görülür ve bu isyanlarda da ulema,  bürokrasi-ordu/yeniçeri ile işbirliği yaptığında şeyhulislama rağmen Padişahı tahttan indirmeyi başarmışlardır. Bu Osmanlı için denge unsuru olmuş, Padişahın ya da geniş anlamıyla saray bürokrasisinin "dediği dedik, astığı astık" tek hakim olmasını engellemiştir.

Selamlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Murat Bey,</p>
<p>Haklısınız, benim Osmanlı&#8217;daki &#8220;güç&#8221; dağılımı tanımımda da zaten şeyhulislam ulema sınıfında değil zaman zaman bürokrasi zaman zaman da padişah tarafındadır. Çünkü bağımsız alanından çıkıp bir siyasi erkle birlikte hareket eden şeyhulislam ulemayı temsil edemez. Teoride şeyhulislam ulemanın lideri gibi görünse de pratikte Osmanlı medrese geleneğinde  ulema bağımsız alanını uzun yıllar korumuşur.</p>
<p>Ulemanın etkisi isyanlarda çok görülür ve bu isyanlarda da ulema,  bürokrasi-ordu/yeniçeri ile işbirliği yaptığında şeyhulislama rağmen Padişahı tahttan indirmeyi başarmışlardır. Bu Osmanlı için denge unsuru olmuş, Padişahın ya da geniş anlamıyla saray bürokrasisinin &#8220;dediği dedik, astığı astık&#8221; tek hakim olmasını engellemiştir.</p>
<p>Selamlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>murat koçak tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-238</link>
		<dc:creator>murat koçak</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2007 12:06:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-238</guid>
		<description>Suat Bey,
"Abbasi ve Emevi zamanındaki siyasal çekişmelerden uzak duran ve birçok mevkiyi reddeden bu yüzden işkence edilerek öldürülen büyük imamlar hep bu sebeple bunu yapmışlardır" diyor katılıyorum. Kimler işkencelerle ömürlerini tamamlamadı ki kimler öldürülmedi;
İmamıazam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafi, İbni Teymiyye, İbni Kayyım el-Cevziyye, İbni Hazm vs. vs.

Ancak Osmanlı konusunda söylediklerinize tümüyle katılmıyorum. Dönemsel rahatlamalar olmuşsa da genel olarak şeyhülislamların padişahı ve sistemi karşısına alabildikleri ender görülür. Her ne kadar ulema bağımsız gibi görünsede özgür düşünen, sorgulayan, eleştirenler sarayın gözünde pek yer bulamazken, bunun aksi tavır takınanlar padişahların hep dizinin dibinde olmuştur.

Adı isterse İslam Devleti olsun, sistemin ideolojisinden kendisini kurtaramayan hiçbir kurum ve kişinin birşeyler üreteceğine ihtimal vermiyorum. Yukarıda ki imamların hayatları ibretlik birer örnek.

Bu anlamda diyanetten çok beklemek boşuna bir çaba olur. Resmi sisteme karşı hangi konuda diyanet karşı koyabilir ya da koymuştur. En çok konuşulan laiklik konusunda ne demiştir acaba bir bakmalı. Din işi ve devlet işi nasıl ayrılır? Hırsızlık din işimidir devlet mi? Ya başörtüsü kimin alanına girer?

İçtihad yapabilecek insanların kalmadığına inanmıyorum. Böyle düşünmenin şu an toplumda bulunan seçkin insanlara haksızlık olacağını, genel olarak tüm Müslümanlara haksızlık olacağını düşünüyorum.

Dar anlamda her insanın hakkıyla, kalbiyle, iyimserliği ile Kuran'a yaklaştığında her sorununu çözeceğine inanırım. Kitabımızı baştan sona üç kere, beş kere, on kere, otuz kere okudukta Allah hangi kapıyı açmadı. Gönlümüzü genişletmedi, işimizi kolaylaştırmadı?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Suat Bey,<br />
&#8220;Abbasi ve Emevi zamanındaki siyasal çekişmelerden uzak duran ve birçok mevkiyi reddeden bu yüzden işkence edilerek öldürülen büyük imamlar hep bu sebeple bunu yapmışlardır&#8221; diyor katılıyorum. Kimler işkencelerle ömürlerini tamamlamadı ki kimler öldürülmedi;<br />
İmamıazam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafi, İbni Teymiyye, İbni Kayyım el-Cevziyye, İbni Hazm vs. vs.</p>
<p>Ancak Osmanlı konusunda söylediklerinize tümüyle katılmıyorum. Dönemsel rahatlamalar olmuşsa da genel olarak şeyhülislamların padişahı ve sistemi karşısına alabildikleri ender görülür. Her ne kadar ulema bağımsız gibi görünsede özgür düşünen, sorgulayan, eleştirenler sarayın gözünde pek yer bulamazken, bunun aksi tavır takınanlar padişahların hep dizinin dibinde olmuştur.</p>
<p>Adı isterse İslam Devleti olsun, sistemin ideolojisinden kendisini kurtaramayan hiçbir kurum ve kişinin birşeyler üreteceğine ihtimal vermiyorum. Yukarıda ki imamların hayatları ibretlik birer örnek.</p>
<p>Bu anlamda diyanetten çok beklemek boşuna bir çaba olur. Resmi sisteme karşı hangi konuda diyanet karşı koyabilir ya da koymuştur. En çok konuşulan laiklik konusunda ne demiştir acaba bir bakmalı. Din işi ve devlet işi nasıl ayrılır? Hırsızlık din işimidir devlet mi? Ya başörtüsü kimin alanına girer?</p>
<p>İçtihad yapabilecek insanların kalmadığına inanmıyorum. Böyle düşünmenin şu an toplumda bulunan seçkin insanlara haksızlık olacağını, genel olarak tüm Müslümanlara haksızlık olacağını düşünüyorum.</p>
<p>Dar anlamda her insanın hakkıyla, kalbiyle, iyimserliği ile Kuran&#8217;a yaklaştığında her sorununu çözeceğine inanırım. Kitabımızı baştan sona üç kere, beş kere, on kere, otuz kere okudukta Allah hangi kapıyı açmadı. Gönlümüzü genişletmedi, işimizi kolaylaştırmadı?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Suat Öztürk tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-233</link>
		<dc:creator>Suat Öztürk</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2007 07:51:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-233</guid>
		<description>Sayın Geniş,
&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, Diyanet’in sözcüsü değilim.&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;
Est. Öylesiniz demedim. :-)

Düşüncelerimizde çok fazla fark yok ama sanırım meseleye bakış zaviyemiz değişiklik arzediyor.

Bu mesele konuşulurken en baştan Diyanet'in yeterli olduğu imasını yapan sizdiniz. Ben de bu yüzden Diyanet'in neden yetersiz olduğunu/olacağını tabiatı icabı bu konunun diyanet gibi bir kurumu çok çok aştığını belirtmeye çalıştım.
&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;Diyanet’in söylemlerinin “yasak savma kabilinden” olduğu görüşünüze katılmıyorum. Diyanet her alanda söz söyleyecek, sistem yaratacak bir kurum değildir. Diyanet’e bu konuda düşen vazife, ileri sürülen/yaratılan sistemlerde İslam’a aykırı yönlerin olup olmadığının danışılabileceği bir kurum olmaktır. &lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;
Bakın ben de bunu söylüyorum. Ve bu böyle olduğu/olacağı için de yeterli değildir diyorum.

Diyanet nihayetinde bir devlet kuruluşudur ve söyledikleri ve sizin yukarıda alıntıladığınız hususlar -benim açımdan- yasak savma kabilindendir. Bunlar çözüme yönelik birşey değildir, entelektüel bir zihin faaliyeti de değildir, belki mecbur kaldığı durumlarda verdiği yuvarlak cevaplardır. ( Ben orada yazılanlara katılıyorum, evet İslam'ın bir devlet tanımı yoktur, temel ilkeler vardır ve bu ilkelere yaşamın pratiği ile birlikte anlam kazandırılmalıdır. Bunlar zaten heryerde yazıyor. Bunlara katılmak ayrıdır ama sadece bunu söyleyip mevcut sorunların kıyısından geçmeyi eleştirmek ayrıdır. Benim yasak savmak dediğim budur. Suçlamıyorum ben ayrıca, çünkü Diyanet buna yapısı itibarı ile mecburdur. )

"İslamiyat" dergisini okuyor musunuz bilmiyorum. Mesela orada sizin yukarıda alıntıladığınız ifadeler teorik değil pratik açıdan tartışılıyor ve bunun nasıl olabilceğine dair fikirler yürütülüyor. Çünkü orada yazanların tamamı konu hakkında otorite olmuş kişier. Yine bir çoğu İlahiyat fakultelerinde görevliler, aralarında Diyanet'te görevli olanlar da var ama Diyanet etiketi/çatısı altında söyleyemediklerini bağımsız makalerle söyleyebiliyorlar. Bunu da açık bir biçimde ifade ediyorlar.

Bizim bu tür, bağımsız, aralarında çatışan, bu sayede fikir üreten entelektüel bir elite ihtiyacımız var. Toplumları elitler yönlendirir. Yukarıdan aşağıya bir etkidir bu. Bu elit bağımsız olmalı ve eski medrese geleneğinde bağımsız ulemanın yerini almalıdır. Bu -mevcut haliyle- diyanetin işi de değil yapabileceği bir şey de değil. Ben bunu söylüyorum.
&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;Bir önceki yorumda belirttiğim, diyanet faaliyetlerini -en azından eğitim faaliyetlerini- mikro alan olarak görüp, teferruattır demek olayı hafife almaktır. Oysa biz müslümanların en başta gelen sorunu, yönetim biçimlerini, ekonomik sistemleri tartışmak değil, dini alandaki en temel konulardaki bilgisizliktir.&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;
Teferruat hafife almak demek değildir. Bu tür faaliyetler avam için çok önemlidir ve gereklidir.

Yine avam müslümanların öncelikli ödevi temel konulardaki bilgisizliklerini gidermeleridir. Diyanette bu konuda çok güzel çalışmalar yapıyor. Buna itiraz yok.

Ancak ben burada avam müslümanlardan bahsetmiyorum. Topyekün medeniyet kavramından, yükselen Batı medeniyeti karşısındaki durumumuzdan ve olası cevaplarımızdan bahsediyorum. Bunlara da ancak yönetim biçimlerini, ekonomik sistemleri, ahlak teorilerimizi tartışarak varabiliriz.

Sizin "&lt;em&gt;İslam yalnızca ibadetler alanında hüküm süren bir din olmayıp, tüm hayatı çepeçevre kuşatır.&lt;/em&gt; dedikten sonra,

&lt;em&gt;"İslam’ın varoluşa verdiği cevapları, dünyaya bakışını, sosyal ve ekonomik düzen hakkında söylediklerini, insanlığın sorunlarını çözme iddiasını konuşmaktan önce müslümanlara asgari bir eğitimin verilmesi ve İslami bir bakış kazandırılması en temel sorunumuzdur.&lt;/em&gt;" demeniz benim baktığım yerden biraz çelişkilidir.

İzah edeyim.

Çünkü bu ikisini konuşacak, düşünecek kesim ayrıdır. Siyasi ve ekonomik sistemleri, dünyaya ve varoluşa bakışı herkes konuşmak durumunda değildir.

Müslümanlar kapasiteleri ve eğitimleri ölçüsünde İslam'ın ne dediğini bilmek, uygulamak ve bu sayede toplumu ve dünyayı İslamî tasavvur doğrultusunda dönüştürmekle yükümlüdür.

Tabii ki İslam yalnızca ahkam dini değildir. Avam bunu bilemez, o ahkamı ve temel ahlakî bakışı bilse yeter, daha fazlasını beklemek anlamsızdır. Ve elbette müslümanlara asgari eğitim verilmelidir ama tekrar söylüyorum bu avam içindir ve bizim zaten bu temel eğitimi almış, geniş çaplı düşünen bir ulema/elit/aydın ne derseniz deyin bir kesime ihtiyacımız var.

Burada çok önemli bir nokta var.

Mesele Ahmet Amca'nın kendisinin ya da çocuğunun dinini iyi öğrenmesi meselesinden çok fazladır. Çünkü zihniyet değişimini yapacak elit kitlenin etkileri din adı altında avamın öğrendiklerini de değiştirecektir. (Uydurma hadisler, israiliyyat, hurafeler vs. Hadis konusuna Diyanet daha yeni yeni elini atabiliyor. Hadis metodolojisinde ravi zinciri yanında metin sağlamasına da geçilmelidir. Bağımsız ilahiyatçılar çok uzun zamandır bunu söylüyorlar.)

Zaten dar kalıptan bahsederken de -ki en büyük sıkıntılardan birisi- bu dar kalıbın halen avama din eğitimi sırasında nakşedilmesi sorunsalından bahsediyoruz. Siz de biliyorsunuz ki ülkemizde çocuklara İslam eğitimini yalnızca Diyanet vermiyor. Verebilmesi de mümkün değil. Bu "dar kalıp" dediğimiz ve aslında İslam'ın ruhuna uymayan hususlar biteviye çocuklara öğretiliyor. (aile, çevre, hoca, bazı cemaatler vs vs)

Burada bir döngü var ve bu döngü de ancak Medeniyet tasavvurundaki köklü değişim ve intibak ile aşılır.(Biraz çelişkili dediğim husus yorumunuzda birbirini negatif besleyen bu döngüyü dikkate almamış olmanız)  İşte o zaman müslümanlar hem ahkamı doğru şekilde öğrenirler hem de genel bir İslamî tasavvura kavuşurlar. Bunun öncülüğünü yapacak olan da müslüman aydın kitledir.
&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;Modern hukuk çalışmalarının da tümden İslam’a aykırı görülmesi yanlış bir düşüncedir. Karşılaşılan sorunların, modern usullerle çözümlemesi yapılırken pekâlâ bunun İslam’a uygunluğu da değerlendirme konusu yapılıp, dini ahkâmın ilkeleri dikkate alınarak bir düzenleme yapılabilir.&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;
Ben bunun aksini iddia etmediğim gibi zaten aynını söylüyorum. Sanırım bunu ortaya söylediniz. :-) Modern hukuğun ciddi sorunları var ama bunu tümden reddetme anlamsız bir ütopyadır. Dediğiniz gibi çözümlemeler yapılırken ilkelere uygun bir düzenleme yapılabilir. Ama mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylem modern hukuğu uzlaşılamaz görüyor.
&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;Ama bu konuda Diyanetten işin başında belirleyici, söz sahibi olmasını beklemek, bu kurumun ülkemizdeki konumu itibariyle hayalcilikten öte bir anlam ifade etmeyecektir. &lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;
Bunu en baştan beri ben söylüyorum, o halde farklı düşündüğümüz yer neresi, neden sözlerime itiraz ettiniz doğrusu anlayamadım. :-)

Bir de şunu belirteyim ben ilahiyatçı değilim. İktisatçıyım. Her iktisatçı sosyalbilimci de sayılır. Ben meseleye sosyolojik olarak bakıyorum, benim bakışımın böyle değerlendirilmeli.

Diyanetin çalışmalarını da -özellikle son yıllarda- çok başarılı buluyorum. Ama Diyanet gibi bir kurumun yapısı itibarı ile de benim tasavvur ettiğim "bağımsız müslüman elit" kavramını karşılamaktan çok uzak olduğunu düşünüyorum. "Karşılaması gerekir " de demiyorum bakın, elit kitle, apayrı ve spontone oluşan, bağımsız ve birbirleriyle fikrî çatışmalarda bulunabilecek aydınlardan oluşur. Bir kurum olarak değil bir zihin olarak. Bu ortak zihin çatışmaları neticesinde ortaya çıkan düşüncelerle ve ittifak ettiği hususlarla zamanla Medeniyeti, toplumu, din tasavvurunu bir zorlama ve dayatma olmaksızın kendiliğinden değiştirecek, geliştirecek ve gerekli intibakı sağlayarak sıçratacaktır.

Ayrıca bir müslüman elit kitlenin de oluşmaya başladığını görüyorum. Değişim ve intibak bugünden yarına olacak birşey değil bu bir süreç ve evet sancılı bir süreç. Bunların konuşuluyor olması bile bu değişim sürecinin başladığını gösteriyor kanımca.

Aslında uzun uzun konuşulması gereken bir konu ama kısıtlı bir zamanıma denk geldiği için kısaca değinmeye çalıştım.

Selam ve hürmetlerimle..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Geniş,</p>
<blockquote><p><em>Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, Diyanet’in sözcüsü değilim.</em></p></blockquote>
<p>Est. Öylesiniz demedim. :-)</p>
<p>Düşüncelerimizde çok fazla fark yok ama sanırım meseleye bakış zaviyemiz değişiklik arzediyor.</p>
<p>Bu mesele konuşulurken en baştan Diyanet&#8217;in yeterli olduğu imasını yapan sizdiniz. Ben de bu yüzden Diyanet&#8217;in neden yetersiz olduğunu/olacağını tabiatı icabı bu konunun diyanet gibi bir kurumu çok çok aştığını belirtmeye çalıştım.</p>
<blockquote><p><em>Diyanet’in söylemlerinin “yasak savma kabilinden” olduğu görüşünüze katılmıyorum. Diyanet her alanda söz söyleyecek, sistem yaratacak bir kurum değildir. Diyanet’e bu konuda düşen vazife, ileri sürülen/yaratılan sistemlerde İslam’a aykırı yönlerin olup olmadığının danışılabileceği bir kurum olmaktır. </em></p></blockquote>
<p>Bakın ben de bunu söylüyorum. Ve bu böyle olduğu/olacağı için de yeterli değildir diyorum.</p>
<p>Diyanet nihayetinde bir devlet kuruluşudur ve söyledikleri ve sizin yukarıda alıntıladığınız hususlar -benim açımdan- yasak savma kabilindendir. Bunlar çözüme yönelik birşey değildir, entelektüel bir zihin faaliyeti de değildir, belki mecbur kaldığı durumlarda verdiği yuvarlak cevaplardır. ( Ben orada yazılanlara katılıyorum, evet İslam&#8217;ın bir devlet tanımı yoktur, temel ilkeler vardır ve bu ilkelere yaşamın pratiği ile birlikte anlam kazandırılmalıdır. Bunlar zaten heryerde yazıyor. Bunlara katılmak ayrıdır ama sadece bunu söyleyip mevcut sorunların kıyısından geçmeyi eleştirmek ayrıdır. Benim yasak savmak dediğim budur. Suçlamıyorum ben ayrıca, çünkü Diyanet buna yapısı itibarı ile mecburdur. )</p>
<p>&#8220;İslamiyat&#8221; dergisini okuyor musunuz bilmiyorum. Mesela orada sizin yukarıda alıntıladığınız ifadeler teorik değil pratik açıdan tartışılıyor ve bunun nasıl olabilceğine dair fikirler yürütülüyor. Çünkü orada yazanların tamamı konu hakkında otorite olmuş kişier. Yine bir çoğu İlahiyat fakultelerinde görevliler, aralarında Diyanet&#8217;te görevli olanlar da var ama Diyanet etiketi/çatısı altında söyleyemediklerini bağımsız makalerle söyleyebiliyorlar. Bunu da açık bir biçimde ifade ediyorlar.</p>
<p>Bizim bu tür, bağımsız, aralarında çatışan, bu sayede fikir üreten entelektüel bir elite ihtiyacımız var. Toplumları elitler yönlendirir. Yukarıdan aşağıya bir etkidir bu. Bu elit bağımsız olmalı ve eski medrese geleneğinde bağımsız ulemanın yerini almalıdır. Bu -mevcut haliyle- diyanetin işi de değil yapabileceği bir şey de değil. Ben bunu söylüyorum.</p>
<blockquote><p><em>Bir önceki yorumda belirttiğim, diyanet faaliyetlerini -en azından eğitim faaliyetlerini- mikro alan olarak görüp, teferruattır demek olayı hafife almaktır. Oysa biz müslümanların en başta gelen sorunu, yönetim biçimlerini, ekonomik sistemleri tartışmak değil, dini alandaki en temel konulardaki bilgisizliktir.</em></p></blockquote>
<p>Teferruat hafife almak demek değildir. Bu tür faaliyetler avam için çok önemlidir ve gereklidir.</p>
<p>Yine avam müslümanların öncelikli ödevi temel konulardaki bilgisizliklerini gidermeleridir. Diyanette bu konuda çok güzel çalışmalar yapıyor. Buna itiraz yok.</p>
<p>Ancak ben burada avam müslümanlardan bahsetmiyorum. Topyekün medeniyet kavramından, yükselen Batı medeniyeti karşısındaki durumumuzdan ve olası cevaplarımızdan bahsediyorum. Bunlara da ancak yönetim biçimlerini, ekonomik sistemleri, ahlak teorilerimizi tartışarak varabiliriz.</p>
<p>Sizin &#8220;<em>İslam yalnızca ibadetler alanında hüküm süren bir din olmayıp, tüm hayatı çepeçevre kuşatır.</em> dedikten sonra,</p>
<p><em>&#8220;İslam’ın varoluşa verdiği cevapları, dünyaya bakışını, sosyal ve ekonomik düzen hakkında söylediklerini, insanlığın sorunlarını çözme iddiasını konuşmaktan önce müslümanlara asgari bir eğitimin verilmesi ve İslami bir bakış kazandırılması en temel sorunumuzdur.</em>&#8221; demeniz benim baktığım yerden biraz çelişkilidir.</p>
<p>İzah edeyim.</p>
<p>Çünkü bu ikisini konuşacak, düşünecek kesim ayrıdır. Siyasi ve ekonomik sistemleri, dünyaya ve varoluşa bakışı herkes konuşmak durumunda değildir.</p>
<p>Müslümanlar kapasiteleri ve eğitimleri ölçüsünde İslam&#8217;ın ne dediğini bilmek, uygulamak ve bu sayede toplumu ve dünyayı İslamî tasavvur doğrultusunda dönüştürmekle yükümlüdür.</p>
<p>Tabii ki İslam yalnızca ahkam dini değildir. Avam bunu bilemez, o ahkamı ve temel ahlakî bakışı bilse yeter, daha fazlasını beklemek anlamsızdır. Ve elbette müslümanlara asgari eğitim verilmelidir ama tekrar söylüyorum bu avam içindir ve bizim zaten bu temel eğitimi almış, geniş çaplı düşünen bir ulema/elit/aydın ne derseniz deyin bir kesime ihtiyacımız var.</p>
<p>Burada çok önemli bir nokta var.</p>
<p>Mesele Ahmet Amca&#8217;nın kendisinin ya da çocuğunun dinini iyi öğrenmesi meselesinden çok fazladır. Çünkü zihniyet değişimini yapacak elit kitlenin etkileri din adı altında avamın öğrendiklerini de değiştirecektir. (Uydurma hadisler, israiliyyat, hurafeler vs. Hadis konusuna Diyanet daha yeni yeni elini atabiliyor. Hadis metodolojisinde ravi zinciri yanında metin sağlamasına da geçilmelidir. Bağımsız ilahiyatçılar çok uzun zamandır bunu söylüyorlar.)</p>
<p>Zaten dar kalıptan bahsederken de -ki en büyük sıkıntılardan birisi- bu dar kalıbın halen avama din eğitimi sırasında nakşedilmesi sorunsalından bahsediyoruz. Siz de biliyorsunuz ki ülkemizde çocuklara İslam eğitimini yalnızca Diyanet vermiyor. Verebilmesi de mümkün değil. Bu &#8220;dar kalıp&#8221; dediğimiz ve aslında İslam&#8217;ın ruhuna uymayan hususlar biteviye çocuklara öğretiliyor. (aile, çevre, hoca, bazı cemaatler vs vs)</p>
<p>Burada bir döngü var ve bu döngü de ancak Medeniyet tasavvurundaki köklü değişim ve intibak ile aşılır.(Biraz çelişkili dediğim husus yorumunuzda birbirini negatif besleyen bu döngüyü dikkate almamış olmanız)  İşte o zaman müslümanlar hem ahkamı doğru şekilde öğrenirler hem de genel bir İslamî tasavvura kavuşurlar. Bunun öncülüğünü yapacak olan da müslüman aydın kitledir.</p>
<blockquote><p><em>Modern hukuk çalışmalarının da tümden İslam’a aykırı görülmesi yanlış bir düşüncedir. Karşılaşılan sorunların, modern usullerle çözümlemesi yapılırken pekâlâ bunun İslam’a uygunluğu da değerlendirme konusu yapılıp, dini ahkâmın ilkeleri dikkate alınarak bir düzenleme yapılabilir.</em></p></blockquote>
<p>Ben bunun aksini iddia etmediğim gibi zaten aynını söylüyorum. Sanırım bunu ortaya söylediniz. :-) Modern hukuğun ciddi sorunları var ama bunu tümden reddetme anlamsız bir ütopyadır. Dediğiniz gibi çözümlemeler yapılırken ilkelere uygun bir düzenleme yapılabilir. Ama mevcut kalıplaşmış geleneksel İslami söylem modern hukuğu uzlaşılamaz görüyor.</p>
<blockquote><p><em>Ama bu konuda Diyanetten işin başında belirleyici, söz sahibi olmasını beklemek, bu kurumun ülkemizdeki konumu itibariyle hayalcilikten öte bir anlam ifade etmeyecektir. </em></p></blockquote>
<p>Bunu en baştan beri ben söylüyorum, o halde farklı düşündüğümüz yer neresi, neden sözlerime itiraz ettiniz doğrusu anlayamadım. :-)</p>
<p>Bir de şunu belirteyim ben ilahiyatçı değilim. İktisatçıyım. Her iktisatçı sosyalbilimci de sayılır. Ben meseleye sosyolojik olarak bakıyorum, benim bakışımın böyle değerlendirilmeli.</p>
<p>Diyanetin çalışmalarını da -özellikle son yıllarda- çok başarılı buluyorum. Ama Diyanet gibi bir kurumun yapısı itibarı ile de benim tasavvur ettiğim &#8220;bağımsız müslüman elit&#8221; kavramını karşılamaktan çok uzak olduğunu düşünüyorum. &#8220;Karşılaması gerekir &#8221; de demiyorum bakın, elit kitle, apayrı ve spontone oluşan, bağımsız ve birbirleriyle fikrî çatışmalarda bulunabilecek aydınlardan oluşur. Bir kurum olarak değil bir zihin olarak. Bu ortak zihin çatışmaları neticesinde ortaya çıkan düşüncelerle ve ittifak ettiği hususlarla zamanla Medeniyeti, toplumu, din tasavvurunu bir zorlama ve dayatma olmaksızın kendiliğinden değiştirecek, geliştirecek ve gerekli intibakı sağlayarak sıçratacaktır.</p>
<p>Ayrıca bir müslüman elit kitlenin de oluşmaya başladığını görüyorum. Değişim ve intibak bugünden yarına olacak birşey değil bu bir süreç ve evet sancılı bir süreç. Bunların konuşuluyor olması bile bu değişim sürecinin başladığını gösteriyor kanımca.</p>
<p>Aslında uzun uzun konuşulması gereken bir konu ama kısıtlı bir zamanıma denk geldiği için kısaca değinmeye çalıştım.</p>
<p>Selam ve hürmetlerimle..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>hasan geniş tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-231</link>
		<dc:creator>hasan geniş</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2007 01:41:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-231</guid>
		<description>Sn. Öztürk;
Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, Diyanet’in sözcüsü değilim. Yalnızca Diyanet’e haksız bir eleştirinin yapıldığını gördüm ve bunu eleştirdim. Bu sebeple başlangıçta sorduğunuz soruların doğrudan muhatabı değilim. Ancak, dolaylı olarak cevap verebilirim.

- Riba ile faiz arasında bir fark var mıdır? 

Bu konuda aydınlatıcı bir yazı kaleme alırsanız biz de naçizane görüşlerimizi yazarız. Ayrıca belirteyim ki, Diyanet tarafından faiz konusu cesaretle ele alınmıştır. Süreli yayınlarda bu konu işlendiği gibi, basılı kitaplarda da bu konu geniş anlatımlı olarak kendine yer bulmuştur. 

- Diyanet’in siyasal sistem olarak önerisi olması gerekmekte midir? 

Önemli olan yönetimin şu ya da bu şekilde belirlenmesi/olması değil yönetimin adil olmasıdır. Diyanet’in bu konudaki görüşü ise şu şekildedir; 

&lt;i&gt;“&lt;b&gt;İslam, bir din olarak devlet ve yönetim biçimlerine ilişkin bir belirleme yapmak yerine genel ilke ve amaçlar koymakla yetinmiş, insanlara da hem bu ilke ve amaçları hem de zamanın şartlarını dikkate alarak kendi yönetim biçimlerini belirleme ve düzenleme hak ve yetkisini bırakmıştır. &lt;/b&gt; İslam’ın bu yaklaşımı siyaset ve yönetim konusunda teori ve model belirlemenin değil ona da yön ve içerik kazandıracak olan zihniyet değişiminin ve dünya görüşünün önemli olduğunu vurgulamayı amaçlar. On dört asırlık tarihi süreçte İslam toplumları, Peygamber ve Hulafa-i Raşidin dönemleri hariç tutulacak olursa, saltanat ve hilafet adıyla, çeşitli renkleriyle bir monarşi (hükümdarlık, krallık) ile yönetilmişlerdir. &lt;b&gt;Devlet ve yönetim biçimleri amaç değil, insanların mutluluklarını sağlama yolunda araç oldukları düşünülünce, hükümdarlık yönetiminin İslam’a uygunluk ya da aykırılığından bahsetmek yerine, öngörülen veya herkesçe kabul edilen evrensel insani değerleri gerçekleştirmede, kendi şartları içinde ne ölçüde başarılı olduğundan bahsedilmesi daha doğru olur.&lt;/b&gt; Bugün gelinen noktada dünyada insan haklarının gerçekleşmesini objektif olarak sağlamaya en yakın yönetim biçiminin demokrasi olduğu kansı hâkimdir. &lt;b&gt;Öyle olunca –tarihi ve felsefi temeli bir yana bir yönetim biçimi olarak- demokrasinin İslam’da olduğunu ya da olmadığını ispatlamakla vakit geçirmek yerine dinin kazandırmaya çalıştığı zihniyet değişimi ve dünya görüşünü yakalamak, dinin hedefi olarak gösterdiği evrensel idealleri gerçekleştirmeye daha iyi hizmet edebilmesi için toplumumuzda ne gibi değişimlerin yaşanması veya hangi katkıların ve tadillerin yapılması gerektiği hususunda kafa yormak gerekir. &lt;/b&gt; Çünkü araçlardan ziyade ilkeler ve amaçlar önemlidir. Zaten düzlemleri, işlem ve mahiyetleri farklı olduğundan İslam’la klasik ve çağdaş yönetim biçimleri arasında bir karşılaştırma yapmak, onların meşruiyet ve adem-i meşruiyetlerini İslam’dan temellendirmek doğru olmadığı gibi anlamsızdır da. 

&lt;b&gt;Gerek Kur’an ve gerekse Hz. Peygamberin sünnetinde Müslümanların nasıl bir devlet teşkilatı kuracağı, devlet başkanını nasıl ve hangi şartlarla seçeceği ve toplumun hangi siyasal şekil ve yöntemlerle yönetileceği konusunda ayrıntı verilmemiş, hatta bu konulara neredeyse hiç temas edilmemiştir. Buna karşılık gerek insan ilişkilerinde gerekse devlet-fert ilişkisinde hakim olacak temel esas ve amaçlar üzerinde ısrarla durulmuş,, siyasi yapının daima ihtiyaç duyacağı sağlam bir zemin kurulmaya ve fertlere sahip oldukları yönetim biçimlerini sağlıklı ve adaletli bir şekilde işletecek bir anlayış ve ufuk kazandırılamaya çalışılmıştır.&lt;/b&gt; Böyle olunca demokrasinin İslam’a aykırı olduğunu da, İslam’ın gereği olduğunu da ispatlamaya çalışmak fazla anlamlı bulunmaz.

&lt;b&gt;İslam’ın iki asli kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’te herkes tarafından korunması gerekli temel hedefler, ilke ve esaslar gösterilmiş, bunları gözetmek şartıyla müslümanların sosyal sözleşmelerini diledikleri tarzda yapabilecekleri, dönemlerine ve şartlarına en uygun yönetim şeklini seçip gösterilen muhtevayı ve amaçları bununla yakalayabilecekleri anlatılmak istenmiştir.&lt;/b&gt; İnsanlığa tebliğ edildiği günden beri, farklı siyasal yapı, kültür, gelişmişlik ve geleneğe sahip her toplumda benimsenme ve canlılığını koruma iddiasındaki İslam dininin, toplumun yönetim şekli ve anayasal yapısı ile ilgili olarak ayrıntı vermemesi, böyle bir anlam taşır. &lt;b&gt; Bu itibarla, gerek İslam hukukunun klasik kaynaklarında ve gerekse çağımızda kaleme alınan eserlerde İslam anayasa hukuku ve yönetim şekli ile ilgili ileri sürülen görüşleri, İslam’ın alternatifsiz biçimde belirlenmiş hükümleri olarak değil, müslüman yazarların –İslam’ın genel ilkeleri ışığında ve kendilerini çevreleyen şartlar içinde- daha adil, düzenli ve dürüst bir yönetime ulaşma, daha huzurlu, faziletli, mutlu ve müreffeh bir toplumu kurma yönündeki düşüncelerinin ve samimi gayretlerinin ürünleri olarak değerlendirmek daha isabetli gözükmektedir. &lt;/b&gt;”&lt;/i&gt;

- Diyanet dünyada geçerli ekonomik sistemler hakkında ne düşünüyor? İslam ekonomisi olarak bir öngörüsü var mı? 

Bildiğim kadarıyla, Diyanet ekonomik sistemler konusunda da yukarıda bahsedilenden daha farklı bir düşünce içinde değildir. Belirli bir ekonomik sistemi red ya da kabul etmek yerine, siyasal sistem konusunda olduğu gibi, İslam’ın temel ana ilkeleri ışığında hareket etmeyi önermekte, ileri sürülen görüşleri de bu çerçevede ele almaktadır.

Diyanet’in söylemlerinin “yasak savma kabilinden” olduğu görüşünüze katılmıyorum. Diyanet her alanda söz söyleyecek, sistem yaratacak bir kurum değildir. Diyanet'e bu konuda düşen vazife, ileri sürülen/yaratılan sistemlerde İslam’a aykırı yönlerin olup olmadığının danışılabileceği bir kurum olmaktır. 

Bir önceki yorumda belirttiğim, diyanet faaliyetlerini -en azından eğitim faaliyetlerini- mikro alan olarak görüp, teferruattır demek olayı hafife almaktır. Oysa biz müslümanların en başta gelen sorunu, yönetim biçimlerini, ekonomik sistemleri tartışmak değil, dini alandaki en temel konulardaki bilgisizliktir. İslam yalnızca ibadetler alanında hüküm süren bir din olmayıp, tüm hayatı çepeçevre kuşatır. İslam’ın varoluşa verdiği cevapları, dünyaya bakışını, sosyal ve ekonomik düzen hakkında söylediklerini, insanlığın sorunlarını çözme iddiasını konuşmaktan önce müslümanlara asgari bir eğitimin verilmesi ve İslami bir bakış kazandırılması en temel sorunumuzdur.

Dar kalıplı söylemleri kırmak yalnız Diyanet’in vazifesi değildir. Her müslüman yaşadığı hayata dair sorumluluğunun bilincinde olarak, sorunlara çözümler üretmek görevini yükümlenmiştir. Modern hukuk çalışmalarının da tümden İslam’a aykırı görülmesi yanlış bir düşüncedir. Karşılaşılan sorunların, modern usullerle çözümlemesi yapılırken pekâlâ bunun İslam’a uygunluğu da değerlendirme konusu yapılıp, dini ahkâmın ilkeleri dikkate alınarak bir düzenleme yapılabilir. Ama bu konuda Diyanetten işin başında belirleyici, söz sahibi olmasını beklemek, bu kurumun ülkemizdeki konumu itibariyle hayalcilikten öte bir anlam ifade etmeyecektir.  

İslami olan ile realiteyi tam olarak uzlaştıramadığımızdan dolayı ikili bir yaşam sürmek zorunda kaldığımız tespitinizde haklısınız. Bu durum gücü elinde tutanların laiklik uygulamasından kaynaklanmaktadır. Sorunun çözümü de laikliğin evrensel değerler dikkate alınarak yeniden tanımlanması ve uygulanmasından geçmektedir. Bu sorun çözüldüğünde Diyanet de -şimdi dahi büyük bir cesaretle yürütmekte olduğu- vazifesini daha rahat yapma imkânına kavuşacaktır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. Öztürk;<br />
Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, Diyanet’in sözcüsü değilim. Yalnızca Diyanet’e haksız bir eleştirinin yapıldığını gördüm ve bunu eleştirdim. Bu sebeple başlangıçta sorduğunuz soruların doğrudan muhatabı değilim. Ancak, dolaylı olarak cevap verebilirim.</p>
<p>- Riba ile faiz arasında bir fark var mıdır? </p>
<p>Bu konuda aydınlatıcı bir yazı kaleme alırsanız biz de naçizane görüşlerimizi yazarız. Ayrıca belirteyim ki, Diyanet tarafından faiz konusu cesaretle ele alınmıştır. Süreli yayınlarda bu konu işlendiği gibi, basılı kitaplarda da bu konu geniş anlatımlı olarak kendine yer bulmuştur. </p>
<p>- Diyanet’in siyasal sistem olarak önerisi olması gerekmekte midir? </p>
<p>Önemli olan yönetimin şu ya da bu şekilde belirlenmesi/olması değil yönetimin adil olmasıdır. Diyanet’in bu konudaki görüşü ise şu şekildedir; </p>
<p><i>“<b>İslam, bir din olarak devlet ve yönetim biçimlerine ilişkin bir belirleme yapmak yerine genel ilke ve amaçlar koymakla yetinmiş, insanlara da hem bu ilke ve amaçları hem de zamanın şartlarını dikkate alarak kendi yönetim biçimlerini belirleme ve düzenleme hak ve yetkisini bırakmıştır. </b> İslam’ın bu yaklaşımı siyaset ve yönetim konusunda teori ve model belirlemenin değil ona da yön ve içerik kazandıracak olan zihniyet değişiminin ve dünya görüşünün önemli olduğunu vurgulamayı amaçlar. On dört asırlık tarihi süreçte İslam toplumları, Peygamber ve Hulafa-i Raşidin dönemleri hariç tutulacak olursa, saltanat ve hilafet adıyla, çeşitli renkleriyle bir monarşi (hükümdarlık, krallık) ile yönetilmişlerdir. <b>Devlet ve yönetim biçimleri amaç değil, insanların mutluluklarını sağlama yolunda araç oldukları düşünülünce, hükümdarlık yönetiminin İslam’a uygunluk ya da aykırılığından bahsetmek yerine, öngörülen veya herkesçe kabul edilen evrensel insani değerleri gerçekleştirmede, kendi şartları içinde ne ölçüde başarılı olduğundan bahsedilmesi daha doğru olur.</b> Bugün gelinen noktada dünyada insan haklarının gerçekleşmesini objektif olarak sağlamaya en yakın yönetim biçiminin demokrasi olduğu kansı hâkimdir. <b>Öyle olunca –tarihi ve felsefi temeli bir yana bir yönetim biçimi olarak- demokrasinin İslam’da olduğunu ya da olmadığını ispatlamakla vakit geçirmek yerine dinin kazandırmaya çalıştığı zihniyet değişimi ve dünya görüşünü yakalamak, dinin hedefi olarak gösterdiği evrensel idealleri gerçekleştirmeye daha iyi hizmet edebilmesi için toplumumuzda ne gibi değişimlerin yaşanması veya hangi katkıların ve tadillerin yapılması gerektiği hususunda kafa yormak gerekir. </b> Çünkü araçlardan ziyade ilkeler ve amaçlar önemlidir. Zaten düzlemleri, işlem ve mahiyetleri farklı olduğundan İslam’la klasik ve çağdaş yönetim biçimleri arasında bir karşılaştırma yapmak, onların meşruiyet ve adem-i meşruiyetlerini İslam’dan temellendirmek doğru olmadığı gibi anlamsızdır da. </p>
<p><b>Gerek Kur’an ve gerekse Hz. Peygamberin sünnetinde Müslümanların nasıl bir devlet teşkilatı kuracağı, devlet başkanını nasıl ve hangi şartlarla seçeceği ve toplumun hangi siyasal şekil ve yöntemlerle yönetileceği konusunda ayrıntı verilmemiş, hatta bu konulara neredeyse hiç temas edilmemiştir. Buna karşılık gerek insan ilişkilerinde gerekse devlet-fert ilişkisinde hakim olacak temel esas ve amaçlar üzerinde ısrarla durulmuş,, siyasi yapının daima ihtiyaç duyacağı sağlam bir zemin kurulmaya ve fertlere sahip oldukları yönetim biçimlerini sağlıklı ve adaletli bir şekilde işletecek bir anlayış ve ufuk kazandırılamaya çalışılmıştır.</b> Böyle olunca demokrasinin İslam’a aykırı olduğunu da, İslam’ın gereği olduğunu da ispatlamaya çalışmak fazla anlamlı bulunmaz.</p>
<p><b>İslam’ın iki asli kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’te herkes tarafından korunması gerekli temel hedefler, ilke ve esaslar gösterilmiş, bunları gözetmek şartıyla müslümanların sosyal sözleşmelerini diledikleri tarzda yapabilecekleri, dönemlerine ve şartlarına en uygun yönetim şeklini seçip gösterilen muhtevayı ve amaçları bununla yakalayabilecekleri anlatılmak istenmiştir.</b> İnsanlığa tebliğ edildiği günden beri, farklı siyasal yapı, kültür, gelişmişlik ve geleneğe sahip her toplumda benimsenme ve canlılığını koruma iddiasındaki İslam dininin, toplumun yönetim şekli ve anayasal yapısı ile ilgili olarak ayrıntı vermemesi, böyle bir anlam taşır. <b> Bu itibarla, gerek İslam hukukunun klasik kaynaklarında ve gerekse çağımızda kaleme alınan eserlerde İslam anayasa hukuku ve yönetim şekli ile ilgili ileri sürülen görüşleri, İslam’ın alternatifsiz biçimde belirlenmiş hükümleri olarak değil, müslüman yazarların –İslam’ın genel ilkeleri ışığında ve kendilerini çevreleyen şartlar içinde- daha adil, düzenli ve dürüst bir yönetime ulaşma, daha huzurlu, faziletli, mutlu ve müreffeh bir toplumu kurma yönündeki düşüncelerinin ve samimi gayretlerinin ürünleri olarak değerlendirmek daha isabetli gözükmektedir. </b>”</i></p>
<p>- Diyanet dünyada geçerli ekonomik sistemler hakkında ne düşünüyor? İslam ekonomisi olarak bir öngörüsü var mı? </p>
<p>Bildiğim kadarıyla, Diyanet ekonomik sistemler konusunda da yukarıda bahsedilenden daha farklı bir düşünce içinde değildir. Belirli bir ekonomik sistemi red ya da kabul etmek yerine, siyasal sistem konusunda olduğu gibi, İslam’ın temel ana ilkeleri ışığında hareket etmeyi önermekte, ileri sürülen görüşleri de bu çerçevede ele almaktadır.</p>
<p>Diyanet’in söylemlerinin “yasak savma kabilinden” olduğu görüşünüze katılmıyorum. Diyanet her alanda söz söyleyecek, sistem yaratacak bir kurum değildir. Diyanet&#8217;e bu konuda düşen vazife, ileri sürülen/yaratılan sistemlerde İslam’a aykırı yönlerin olup olmadığının danışılabileceği bir kurum olmaktır. </p>
<p>Bir önceki yorumda belirttiğim, diyanet faaliyetlerini -en azından eğitim faaliyetlerini- mikro alan olarak görüp, teferruattır demek olayı hafife almaktır. Oysa biz müslümanların en başta gelen sorunu, yönetim biçimlerini, ekonomik sistemleri tartışmak değil, dini alandaki en temel konulardaki bilgisizliktir. İslam yalnızca ibadetler alanında hüküm süren bir din olmayıp, tüm hayatı çepeçevre kuşatır. İslam’ın varoluşa verdiği cevapları, dünyaya bakışını, sosyal ve ekonomik düzen hakkında söylediklerini, insanlığın sorunlarını çözme iddiasını konuşmaktan önce müslümanlara asgari bir eğitimin verilmesi ve İslami bir bakış kazandırılması en temel sorunumuzdur.</p>
<p>Dar kalıplı söylemleri kırmak yalnız Diyanet’in vazifesi değildir. Her müslüman yaşadığı hayata dair sorumluluğunun bilincinde olarak, sorunlara çözümler üretmek görevini yükümlenmiştir. Modern hukuk çalışmalarının da tümden İslam’a aykırı görülmesi yanlış bir düşüncedir. Karşılaşılan sorunların, modern usullerle çözümlemesi yapılırken pekâlâ bunun İslam’a uygunluğu da değerlendirme konusu yapılıp, dini ahkâmın ilkeleri dikkate alınarak bir düzenleme yapılabilir. Ama bu konuda Diyanetten işin başında belirleyici, söz sahibi olmasını beklemek, bu kurumun ülkemizdeki konumu itibariyle hayalcilikten öte bir anlam ifade etmeyecektir.  </p>
<p>İslami olan ile realiteyi tam olarak uzlaştıramadığımızdan dolayı ikili bir yaşam sürmek zorunda kaldığımız tespitinizde haklısınız. Bu durum gücü elinde tutanların laiklik uygulamasından kaynaklanmaktadır. Sorunun çözümü de laikliğin evrensel değerler dikkate alınarak yeniden tanımlanması ve uygulanmasından geçmektedir. Bu sorun çözüldüğünde Diyanet de -şimdi dahi büyük bir cesaretle yürütmekte olduğu- vazifesini daha rahat yapma imkânına kavuşacaktır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Suat Öztürk tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-222</link>
		<dc:creator>Suat Öztürk</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2007 19:22:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-222</guid>
		<description>Sayın Geniş,

Diyanet faiz ile ribayı ayırabiliyor mu?

Diyanet'in siyasal sistem olarak önerisi nedir?

Diyanet dünyada geçerli ekonomik sistemler hakkında ne düşünüyor? İslam ekonomisi olarak bir öngörüsü var mı? 

Aslında bunlara cevap vermek de kolay değildir ünkn 100 yıldır ateşin müslüman zekaların kafa patlattığı da budur.

Makro alan bunlardır ve Diyanet bunlarla ilgili yasak savma babınan başka birşey diyememektedir. Diğer söyledikleri ise mikro alan fetvalardır bunlar  ise teferruattır.

Ayrıca bu yasak savma babından dedikleri de realite ile uzlaşmayan dar kalıplı söylemlerdir. "Doğrusu bu arkadaş" deyip dış dünyadaki realiteye ve sosyal değişimlere vahyin ruhuna uygun çözümleme ve intibaklar yapılamazsa İslamî söylem herkesin inandığı ama kimsenin  uygulama imkanı bulamadığı 
bir ütopyaya dönüşür. Ki günümüzde olan da budur. İslam coğrafyasında büyük bir hızla onca haksızlığı ve açmazlarına rağmen modern hukuğuğa geçilme çabası da bu sebepledir. Sosyolojik olarak bunun başka izahı yok.

Aslen Diyanetten çok şey beklemek de yanlıştır çünkü Diyanet devlete bağlı bir kuruluştur. Ancak sistemin müsade ettiği ölçüde birşeyler söyleyebilir.

Bir din devleti olan Osmanlı da üç hakimiyetin dengesi vardı. Ulema, bürokrasi ve Padişah. 

Ulema Padişahtan ve bürokrasiden bağımsızdı. Dini meseleler hakkında hüküm verenler  her zaman siyasi/devlet erkinin etkisi altından uzak durmalıdır. Ancak o zaman etkili olabilir. Bağımsız düşünmek  ve entelektüel bir zihne kavuşmek için bu şarttır.

Abbasi ve Emevi zamanındaki siyasal çekişmelerden uzak duran  ve birçok mevkiyi reddeden  bu yüzden işkence edilerek öldürülen büyük imamlar hep bu sebeple bunu yapmışlardır.

Türkiye'de diyanetin çok gayretli çalışmlar yaptığı görüşünüze katılıyoruım. Özellikle son yıllarda. Fakat bunlar bence teferruat kabilindedir.

Bizim bunlardan ziyade  İslam'ın  varoluşa verdiği cevapları, dünyaya bakışını, sosyal ve ekonomik düzen hakkında söylediklerini, insanlığın sorunlarını çözme iddiasını konuşmamız gerek.

Bunu yaparken de realiteyle ters düşerek ütopikleşmek yerine vahyin ruhuna uygun çözümlemeler getirmemiz gerek. 

Bunu yapmaz isek  İslam'a inanan ama ahkamını birtürlü realiteyle uzlaştıramadığı için sekülerizmle yaşamak zorunda kalan ve bunun da binbir sıkıntısını çeken yığınlar olmamız kaçınılmaz olur. Tıpkı bugünkü gibi.   

İçtihad kapısının açık olduğu, bunu yapacak ehil kişilerin bulunduğu ve panelin konusunun da bizatihi bununla alakalı olduğu görüşünüze ise katılıyorum. "Değişebilir ve değişemez" olanlar direk içtihadın konusudur. Bu konuda Ayşenur Hanım yanılıyor bence.

Laiklik konusunda ise Ayşenur Hanım "sistem" derken ülkemizde dayatılan sistemi kasdetti sanırım. Laikliğin kavram olarak oturduğu modeli değil.

Selamlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Geniş,</p>
<p>Diyanet faiz ile ribayı ayırabiliyor mu?</p>
<p>Diyanet&#8217;in siyasal sistem olarak önerisi nedir?</p>
<p>Diyanet dünyada geçerli ekonomik sistemler hakkında ne düşünüyor? İslam ekonomisi olarak bir öngörüsü var mı? </p>
<p>Aslında bunlara cevap vermek de kolay değildir ünkn 100 yıldır ateşin müslüman zekaların kafa patlattığı da budur.</p>
<p>Makro alan bunlardır ve Diyanet bunlarla ilgili yasak savma babınan başka birşey diyememektedir. Diğer söyledikleri ise mikro alan fetvalardır bunlar  ise teferruattır.</p>
<p>Ayrıca bu yasak savma babından dedikleri de realite ile uzlaşmayan dar kalıplı söylemlerdir. &#8220;Doğrusu bu arkadaş&#8221; deyip dış dünyadaki realiteye ve sosyal değişimlere vahyin ruhuna uygun çözümleme ve intibaklar yapılamazsa İslamî söylem herkesin inandığı ama kimsenin  uygulama imkanı bulamadığı<br />
bir ütopyaya dönüşür. Ki günümüzde olan da budur. İslam coğrafyasında büyük bir hızla onca haksızlığı ve açmazlarına rağmen modern hukuğuğa geçilme çabası da bu sebepledir. Sosyolojik olarak bunun başka izahı yok.</p>
<p>Aslen Diyanetten çok şey beklemek de yanlıştır çünkü Diyanet devlete bağlı bir kuruluştur. Ancak sistemin müsade ettiği ölçüde birşeyler söyleyebilir.</p>
<p>Bir din devleti olan Osmanlı da üç hakimiyetin dengesi vardı. Ulema, bürokrasi ve Padişah. </p>
<p>Ulema Padişahtan ve bürokrasiden bağımsızdı. Dini meseleler hakkında hüküm verenler  her zaman siyasi/devlet erkinin etkisi altından uzak durmalıdır. Ancak o zaman etkili olabilir. Bağımsız düşünmek  ve entelektüel bir zihne kavuşmek için bu şarttır.</p>
<p>Abbasi ve Emevi zamanındaki siyasal çekişmelerden uzak duran  ve birçok mevkiyi reddeden  bu yüzden işkence edilerek öldürülen büyük imamlar hep bu sebeple bunu yapmışlardır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de diyanetin çok gayretli çalışmlar yaptığı görüşünüze katılıyoruım. Özellikle son yıllarda. Fakat bunlar bence teferruat kabilindedir.</p>
<p>Bizim bunlardan ziyade  İslam&#8217;ın  varoluşa verdiği cevapları, dünyaya bakışını, sosyal ve ekonomik düzen hakkında söylediklerini, insanlığın sorunlarını çözme iddiasını konuşmamız gerek.</p>
<p>Bunu yaparken de realiteyle ters düşerek ütopikleşmek yerine vahyin ruhuna uygun çözümlemeler getirmemiz gerek. </p>
<p>Bunu yapmaz isek  İslam&#8217;a inanan ama ahkamını birtürlü realiteyle uzlaştıramadığı için sekülerizmle yaşamak zorunda kalan ve bunun da binbir sıkıntısını çeken yığınlar olmamız kaçınılmaz olur. Tıpkı bugünkü gibi.   </p>
<p>İçtihad kapısının açık olduğu, bunu yapacak ehil kişilerin bulunduğu ve panelin konusunun da bizatihi bununla alakalı olduğu görüşünüze ise katılıyorum. &#8220;Değişebilir ve değişemez&#8221; olanlar direk içtihadın konusudur. Bu konuda Ayşenur Hanım yanılıyor bence.</p>
<p>Laiklik konusunda ise Ayşenur Hanım &#8220;sistem&#8221; derken ülkemizde dayatılan sistemi kasdetti sanırım. Laikliğin kavram olarak oturduğu modeli değil.</p>
<p>Selamlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>hasan geniş tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-221</link>
		<dc:creator>hasan geniş</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2007 17:24:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-221</guid>
		<description>Sn. Bulut;

"Saatlerce süren panel boyunca “içtihad”kelimesi bir ya da iki kez geçti, şimdi yorumlara bakıyorum da bir içtihad meselesi zuhur etmiş. İctihad bu konudaki en geniş alandır, halbuki ondan önce konuşmamız gerekenler var." diyorsunuz.

Panelde, ictihad kelimesinin kaç kez geçtiğinin bir önemi yok. Zira “Rey ve ictihad, en genel anlamıyla, asli iki delil olan Kur’an ve Sünnet’i, diğer metotları ve benzerlerini kullanarak anlama, yorumlama ve metinle akıl ve toplum arasını buluşturma faaliyeti" olarak tarif edildiğine ve Panelin konusu da bu yazının başında da yazdığı üzere "İslâmî Düşünce ve Uygulamada Değişebilir ve Değişemez Olanlar" olduğuna göre bu alan doğrudan doğruya ictihadla ilgilidir. 

Bir diğer husus olan fıkha gelince; Fıkıh ilmi yalnız müslümanların sorunlarını çözen bir alan değildir. Fıkıh en kısa ve yaygın/meşhur tanımı ile, "kişinin kendi lehine ve aleyhine olanı bilmesi" olarak tarif edilmektedir. Tanımda dikkat edilirse "müslüman" kelimesi değil, "kişi" ibaresi geçmektedir. İslam dışı milletler ile bu dünyada ortak bir yaşam sürdürülmektedir. En azından, islam dışı olanlarla nihayetinde Hz. Adem'den kaynaklanan bir hukukumuz vardır. 

Bu sebeple, alıntı metodla makro ve mikro olarak ifade ettiğiniz fıkıh alanında elbette öncelik, manası ve ruhuyla fıkhı anlamayı ifade ettiğini düşündüğüm tüm insanlığın sorunlarını çözmeye yönelmiş genel bir fıkıh anlayışına tekabül eden makro alandır. Bu görüşünüze katılmamak mümkün değil.

Diyanet ve laiklik konusundaki görüşlerinize ise katılmıyorum. 

Diyanetin "suya sabuna dokunmaz bir hali" olduğu ifadesi ise çok acımasız, ağır bir ifadedir. Camilerin çok etkin olarak kullanılamadığı doğrudur. Ancak, bugün bir çok camide halkın bilinçlenmesi adına çok çeşitli faaliyetler yürütülmektedir. En basitinden, yaşamakta olduğum İstanbul'da, gitmiş olduğum hemen her camide, özellikle kadınlara yönelik panel, sohbet, konferans duyuruları görmekteyim (genel olanları da var tabi). Geçenlerde de bir ulusal kanalda (CNNTürk olabilir) Diyanetin bayan eğitmenlerinin anlatımıyla Beyoğlu'nda yürütülmekte olan örnek bir çalışma ekranlardan yansıtılmıştır.

Yine, Diyanet'in gerek cuma vaazları gerekse haftanın muhtelif günlerinde yürütmekte olduğu diğer faaliyetlerinin çok faydalı olduğunu da belirtmek isterim. Belki istihza ile karşılanan, belirli gün ve haftalara göre programlanan ve bunlar çerçevesinde aktarılan bilgiler de çok faydalı bilgilerdir. Ama bizler, hafta içi camilerden istifade etmediğimiz gibi cuma namazı için de ancak farzına yetişecek şekilde camiye koşturarak gittiğimizden yaklaşık bir saat evvelinden başlayan cuma vaazından da cuma hutbesinden de bir şey anlamayız. Bir zaman şahit olduğumuz bir cuma vaazında ya da hutbesinde bahsedilen "çiçek, böcek, ağaç, çevre" konusunda fikri sabit olarak acımasızca diyaneti eleştiririz esaslı konularda değil de hep "çiçekten, böcekten, ağaçtan" bahsediyor diye. Bari bu konuda anlatılana dikkat etsek de müslümana yakışır şekilde "çevreye, doğaya" sahip çıkabilsek.

İctihad kapası hiç tartışmasız açık olduğu gibi, ictihad yapacak ehil kişiler de vardır. Eğer bir ictihada gerek varsa bunu yapacak olan alanında en ehil kimselerdir. Seviye ne olursa olsun en ehil olanların yapacağı ictihad gerekli ve yeterlidir. Kimseleri ictihada layık görmemek ictihad kapısının kapalı olduğunu söylemekle aynı şeydir. Bir zaman sonra daha ehil insanlar yetişir de yapılan ictihadları hatalı, eksik görürlerse ictihadları değiştirebilirler. Buna da bir mani yoktur. 

Diyanet çok ciddi çalışmalara imza attığı gibi, halen dini alanda en yetkin olan yerdir.  Bünyesinde bulunan, Din İşleri Yüksek Kurulu, ehil kimselerden oluşmaktadır. Bugün fetva alma gereği duyacağınız hemen her konuda alanında uzman kişilerden oluşan bir şura kararı ile fetva verilmektedir. İz'an ölçülerinde, güvenimiz ve teslimiyetimiz bu sebepledir.

Laiklik konusunda ise, insanları şizofreniye sürükleyenin laik sistem değil, laikliğin din karşıtlığı olarak algılanması ve uygulanması olduğunu düşünüyorum. Sorun laiklikten değil uygulamadan kaynaklanmaktadır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn. Bulut;</p>
<p>&#8220;Saatlerce süren panel boyunca “içtihad”kelimesi bir ya da iki kez geçti, şimdi yorumlara bakıyorum da bir içtihad meselesi zuhur etmiş. İctihad bu konudaki en geniş alandır, halbuki ondan önce konuşmamız gerekenler var.&#8221; diyorsunuz.</p>
<p>Panelde, ictihad kelimesinin kaç kez geçtiğinin bir önemi yok. Zira “Rey ve ictihad, en genel anlamıyla, asli iki delil olan Kur’an ve Sünnet’i, diğer metotları ve benzerlerini kullanarak anlama, yorumlama ve metinle akıl ve toplum arasını buluşturma faaliyeti&#8221; olarak tarif edildiğine ve Panelin konusu da bu yazının başında da yazdığı üzere &#8220;İslâmî Düşünce ve Uygulamada Değişebilir ve Değişemez Olanlar&#8221; olduğuna göre bu alan doğrudan doğruya ictihadla ilgilidir. </p>
<p>Bir diğer husus olan fıkha gelince; Fıkıh ilmi yalnız müslümanların sorunlarını çözen bir alan değildir. Fıkıh en kısa ve yaygın/meşhur tanımı ile, &#8220;kişinin kendi lehine ve aleyhine olanı bilmesi&#8221; olarak tarif edilmektedir. Tanımda dikkat edilirse &#8220;müslüman&#8221; kelimesi değil, &#8220;kişi&#8221; ibaresi geçmektedir. İslam dışı milletler ile bu dünyada ortak bir yaşam sürdürülmektedir. En azından, islam dışı olanlarla nihayetinde Hz. Adem&#8217;den kaynaklanan bir hukukumuz vardır. </p>
<p>Bu sebeple, alıntı metodla makro ve mikro olarak ifade ettiğiniz fıkıh alanında elbette öncelik, manası ve ruhuyla fıkhı anlamayı ifade ettiğini düşündüğüm tüm insanlığın sorunlarını çözmeye yönelmiş genel bir fıkıh anlayışına tekabül eden makro alandır. Bu görüşünüze katılmamak mümkün değil.</p>
<p>Diyanet ve laiklik konusundaki görüşlerinize ise katılmıyorum. </p>
<p>Diyanetin &#8220;suya sabuna dokunmaz bir hali&#8221; olduğu ifadesi ise çok acımasız, ağır bir ifadedir. Camilerin çok etkin olarak kullanılamadığı doğrudur. Ancak, bugün bir çok camide halkın bilinçlenmesi adına çok çeşitli faaliyetler yürütülmektedir. En basitinden, yaşamakta olduğum İstanbul&#8217;da, gitmiş olduğum hemen her camide, özellikle kadınlara yönelik panel, sohbet, konferans duyuruları görmekteyim (genel olanları da var tabi). Geçenlerde de bir ulusal kanalda (CNNTürk olabilir) Diyanetin bayan eğitmenlerinin anlatımıyla Beyoğlu&#8217;nda yürütülmekte olan örnek bir çalışma ekranlardan yansıtılmıştır.</p>
<p>Yine, Diyanet&#8217;in gerek cuma vaazları gerekse haftanın muhtelif günlerinde yürütmekte olduğu diğer faaliyetlerinin çok faydalı olduğunu da belirtmek isterim. Belki istihza ile karşılanan, belirli gün ve haftalara göre programlanan ve bunlar çerçevesinde aktarılan bilgiler de çok faydalı bilgilerdir. Ama bizler, hafta içi camilerden istifade etmediğimiz gibi cuma namazı için de ancak farzına yetişecek şekilde camiye koşturarak gittiğimizden yaklaşık bir saat evvelinden başlayan cuma vaazından da cuma hutbesinden de bir şey anlamayız. Bir zaman şahit olduğumuz bir cuma vaazında ya da hutbesinde bahsedilen &#8220;çiçek, böcek, ağaç, çevre&#8221; konusunda fikri sabit olarak acımasızca diyaneti eleştiririz esaslı konularda değil de hep &#8220;çiçekten, böcekten, ağaçtan&#8221; bahsediyor diye. Bari bu konuda anlatılana dikkat etsek de müslümana yakışır şekilde &#8220;çevreye, doğaya&#8221; sahip çıkabilsek.</p>
<p>İctihad kapası hiç tartışmasız açık olduğu gibi, ictihad yapacak ehil kişiler de vardır. Eğer bir ictihada gerek varsa bunu yapacak olan alanında en ehil kimselerdir. Seviye ne olursa olsun en ehil olanların yapacağı ictihad gerekli ve yeterlidir. Kimseleri ictihada layık görmemek ictihad kapısının kapalı olduğunu söylemekle aynı şeydir. Bir zaman sonra daha ehil insanlar yetişir de yapılan ictihadları hatalı, eksik görürlerse ictihadları değiştirebilirler. Buna da bir mani yoktur. </p>
<p>Diyanet çok ciddi çalışmalara imza attığı gibi, halen dini alanda en yetkin olan yerdir.  Bünyesinde bulunan, Din İşleri Yüksek Kurulu, ehil kimselerden oluşmaktadır. Bugün fetva alma gereği duyacağınız hemen her konuda alanında uzman kişilerden oluşan bir şura kararı ile fetva verilmektedir. İz&#8217;an ölçülerinde, güvenimiz ve teslimiyetimiz bu sebepledir.</p>
<p>Laiklik konusunda ise, insanları şizofreniye sürükleyenin laik sistem değil, laikliğin din karşıtlığı olarak algılanması ve uygulanması olduğunu düşünüyorum. Sorun laiklikten değil uygulamadan kaynaklanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>murat koçak tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-220</link>
		<dc:creator>murat koçak</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2007 16:51:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-220</guid>
		<description>Ayşenur hanım, siz yapamıyormusunuz içtihad. Hangi konuyu çözümleyemiyorsunuz?:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ayşenur hanım, siz yapamıyormusunuz içtihad. Hangi konuyu çözümleyemiyorsunuz?:)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ayşenur Bulut tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-215</link>
		<dc:creator>Ayşenur Bulut</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2007 15:38:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-215</guid>
		<description>içtihad kapısı kapalı değildir ancak içtihad yapacak ehil bir kimse de yoktur.

Diyanet kurumuna teslimiyet doğru bir tavır değildir.Laik bir sistemde yaşayan müslüman bir milletiz. Zaten bu paradoks içerisinde şizofren olan halk, devletin dini bir kurum olan diyanete müdahele ederek cuma günler, belirli gün ve haftalara göre proglamladığı vaazlarla daha "cahil"ediliyor.Suat Bey'in dediği gbi suya sabuna dokunmaz bir hali var diyanet'imizin. 

Yiğidi öldür hakkınu yeme sözünce biz de Diyanet'e hakkını verelim :) Çok başarılı ve ciddi çalışmalara da imza atıyor. Bünyesinde çok iyi ve "sağlam" hocalar var.Dedim ya "teslimiyet" yok, "izan" var !</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>içtihad kapısı kapalı değildir ancak içtihad yapacak ehil bir kimse de yoktur.</p>
<p>Diyanet kurumuna teslimiyet doğru bir tavır değildir.Laik bir sistemde yaşayan müslüman bir milletiz. Zaten bu paradoks içerisinde şizofren olan halk, devletin dini bir kurum olan diyanete müdahele ederek cuma günler, belirli gün ve haftalara göre proglamladığı vaazlarla daha &#8220;cahil&#8221;ediliyor.Suat Bey&#8217;in dediği gbi suya sabuna dokunmaz bir hali var diyanet&#8217;imizin. </p>
<p>Yiğidi öldür hakkınu yeme sözünce biz de Diyanet&#8217;e hakkını verelim :) Çok başarılı ve ciddi çalışmalara da imza atıyor. Bünyesinde çok iyi ve &#8220;sağlam&#8221; hocalar var.Dedim ya &#8220;teslimiyet&#8221; yok, &#8220;izan&#8221; var !</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ayşenur Bulut tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-214</link>
		<dc:creator>Ayşenur Bulut</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2007 15:28:51 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-214</guid>
		<description>Sn.Pınar,

Konuşmacı Hüseyin,kadın hakları ve problemlerine değinirken çıkış yolunu feminizmde araması elbette ki bir Kur'an ve İslam hakkındaki değerleri çok referans göstermediğini söylemek mümkün.Kadın sorunlarını(bu bağlamda)ele alırken bence ilk olarak var olan bir gerçeği kabul etmek gerekir. Erkek kadına nisbeten daha güçlü yaratılmıştır(Nisa 34) ama bu demek değildir ki kadın daha değersiz ya da daha az hakka sahiptir.Bugün aynı zaman diliminde Ortadoğu,Türkiye ve BAtı coğrafyalarında kadına bakış ve verilen haklar değişebiliyor. İslam'da realite derken bunun kastetildiğini anlamak zor olmasa gerek. Bugün Afganistan'da örtünen kadın ile Batı'da örtünen kadın aynı giyinmez ancak her ikisi de Allah'ın tesettür emrine uyduğunu söyler. Ben de size derim ki Afganistan'da kadınlaırın giydiği elbiseyi siz İstanbul sokaklarında giyseniz tesettüre riayet etmezsiniz çünkü bir diğer anlamı da dikkat çekmemek olan tesettürün bu manası ihlal edilmiş olur. Aynı şekilde Afganistan'da da Tekbir firması bir pardesü ile yüzünüzde peçe olmadan dolaşamazsınız.Umarım ifade edebiliyorumdur. Kadının bu durumu onu ataerkil bir gücün "hegemonyasında" yaşamak zorunluluğu vermez.

Allahu alem...


Hürmetler...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn.Pınar,</p>
<p>Konuşmacı Hüseyin,kadın hakları ve problemlerine değinirken çıkış yolunu feminizmde araması elbette ki bir Kur&#8217;an ve İslam hakkındaki değerleri çok referans göstermediğini söylemek mümkün.Kadın sorunlarını(bu bağlamda)ele alırken bence ilk olarak var olan bir gerçeği kabul etmek gerekir. Erkek kadına nisbeten daha güçlü yaratılmıştır(Nisa 34) ama bu demek değildir ki kadın daha değersiz ya da daha az hakka sahiptir.Bugün aynı zaman diliminde Ortadoğu,Türkiye ve BAtı coğrafyalarında kadına bakış ve verilen haklar değişebiliyor. İslam&#8217;da realite derken bunun kastetildiğini anlamak zor olmasa gerek. Bugün Afganistan&#8217;da örtünen kadın ile Batı&#8217;da örtünen kadın aynı giyinmez ancak her ikisi de Allah&#8217;ın tesettür emrine uyduğunu söyler. Ben de size derim ki Afganistan&#8217;da kadınlaırın giydiği elbiseyi siz İstanbul sokaklarında giyseniz tesettüre riayet etmezsiniz çünkü bir diğer anlamı da dikkat çekmemek olan tesettürün bu manası ihlal edilmiş olur. Aynı şekilde Afganistan&#8217;da da Tekbir firması bir pardesü ile yüzünüzde peçe olmadan dolaşamazsınız.Umarım ifade edebiliyorumdur. Kadının bu durumu onu ataerkil bir gücün &#8220;hegemonyasında&#8221; yaşamak zorunluluğu vermez.</p>
<p>Allahu alem&#8230;</p>
<p>Hürmetler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ayşenur Bulut tarafından</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-212</link>
		<dc:creator>Ayşenur Bulut</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2007 15:13:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2007/02/07/islami-dusunce-ve-uygulamada-degisebilir-ve-degisemez-olanlar/#comment-212</guid>
		<description>Sn.Ceren ,

Saatlerce süren panel boyunca "içtihad"kelimesi bir ya da iki kez geçti,şimdi yorumlara bakıyorum da bir içtihad meselesi zuhur etmiş. İçtihad bu konudaki en geniş alandır,halbuki ondan önce konuşmamız gerekenler var. 

Konuşmamız gerekenler "fıkıh" çatısı altındaki konulardır. Biz fıkhı ne kadar biliyoruz,fıkıh bizim için ne ifade ediyor,fıkhın içine neler girer?Yemeği sal el ile yemek,suyu oturarak içmek,uyurken sağımıza yatıp uyumak birer Peygamber(s.a.v.)uygulamalırıdır yani sünnet evet ama sünnet dediğimiz kavram verdiim örnekler ile sınırlı mıdır? Allah Rasulu hayatını din'e adamış en büyük sünnet'i de bu mücadeleyi verirken görüyoruz. Fıkıh dediğimiz konu da bu şekilde ele alınmalıdır. "Efendim,sol elle yemek yemek günah mıdır" gibi fıkhın en alt ve çok cüz'i tabakasında yer alan meselelere külliyen fıkıh denemez. Recep Şentürk'ün de belirttiği gibi iki mikro ve makro olmak üzere iki fıkıh alanı vardır. Makro fıkhı anlamaya başladığımızda islam'da uygulanabilir olanları daha iyi anlarız.

ihtilaflar oluyor çünkü İslam zahirde Şii ve Sünni olarak iki gruba ve Sünni'lerde kendi içinde dört mezhebe ayrılmaktadır. Haliyle ihtilafın olması çok makul. Bize düşen de irademiz ile mukayese sonuçu bir karara varmak. Farzlar zaten Kur'an'da belirtilmiştir,diğer konularda da mukayese sonucu akla en yatkın olanı seçilir. Sizin belirttiğiniz kadınların özel günlerdeki durumuna ilşkin fetvalar da muhteliftir ve siz size uygun olanı seçebilirsiniz. Bunun için elbette ki samimiyet ve dürüstlük önemlidir. Günlerce eline Kur'an'ı almayan, ibadetlerini ihmal eden hanımların bu özel günlerde Kur'an okuma aşkını da ben anlamıyorum. Bu dürüstlük değil, bu yüzden bu duruma da bir feva araöayı doğru bulmam. Ama genel anlamda baktığımzda bunun doğru ya da yanlış olma kararı değişiyor. Sadece ilmihallere bakmak kanımca da doğru değil şüphey düştüğümüz konularda etraflı bir araştırma yapmanın önemine inanıyorum.

Panelle ilgili herhangi birşey dağıtmadılar,elime geçerse sizinle paylaşacağıma emin olabilirsiniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sn.Ceren ,</p>
<p>Saatlerce süren panel boyunca &#8220;içtihad&#8221;kelimesi bir ya da iki kez geçti,şimdi yorumlara bakıyorum da bir içtihad meselesi zuhur etmiş. İçtihad bu konudaki en geniş alandır,halbuki ondan önce konuşmamız gerekenler var. </p>
<p>Konuşmamız gerekenler &#8220;fıkıh&#8221; çatısı altındaki konulardır. Biz fıkhı ne kadar biliyoruz,fıkıh bizim için ne ifade ediyor,fıkhın içine neler girer?Yemeği sal el ile yemek,suyu oturarak içmek,uyurken sağımıza yatıp uyumak birer Peygamber(s.a.v.)uygulamalırıdır yani sünnet evet ama sünnet dediğimiz kavram verdiim örnekler ile sınırlı mıdır? Allah Rasulu hayatını din&#8217;e adamış en büyük sünnet&#8217;i de bu mücadeleyi verirken görüyoruz. Fıkıh dediğimiz konu da bu şekilde ele alınmalıdır. &#8220;Efendim,sol elle yemek yemek günah mıdır&#8221; gibi fıkhın en alt ve çok cüz&#8217;i tabakasında yer alan meselelere külliyen fıkıh denemez. Recep Şentürk&#8217;ün de belirttiği gibi iki mikro ve makro olmak üzere iki fıkıh alanı vardır. Makro fıkhı anlamaya başladığımızda islam&#8217;da uygulanabilir olanları daha iyi anlarız.</p>
<p>ihtilaflar oluyor çünkü İslam zahirde Şii ve Sünni olarak iki gruba ve Sünni&#8217;lerde kendi içinde dört mezhebe ayrılmaktadır. Haliyle ihtilafın olması çok makul. Bize düşen de irademiz ile mukayese sonuçu bir karara varmak. Farzlar zaten Kur&#8217;an&#8217;da belirtilmiştir,diğer konularda da mukayese sonucu akla en yatkın olanı seçilir. Sizin belirttiğiniz kadınların özel günlerdeki durumuna ilşkin fetvalar da muhteliftir ve siz size uygun olanı seçebilirsiniz. Bunun için elbette ki samimiyet ve dürüstlük önemlidir. Günlerce eline Kur&#8217;an&#8217;ı almayan, ibadetlerini ihmal eden hanımların bu özel günlerde Kur&#8217;an okuma aşkını da ben anlamıyorum. Bu dürüstlük değil, bu yüzden bu duruma da bir feva araöayı doğru bulmam. Ama genel anlamda baktığımzda bunun doğru ya da yanlış olma kararı değişiyor. Sadece ilmihallere bakmak kanımca da doğru değil şüphey düştüğümüz konularda etraflı bir araştırma yapmanın önemine inanıyorum.</p>
<p>Panelle ilgili herhangi birşey dağıtmadılar,elime geçerse sizinle paylaşacağıma emin olabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
